Doğu Türkistan’da
Kültürel Soy Kırımı
Dr. Erkin Emet
Sayın Divan Başkanı,
sayın misafirler, aziz hemşehrilerim hepinizi saygıyla selamlar ve bu
güzel toplantıyı tertipleyen Doğu Türkistan Göçmenler Derneği yönetimine
teşekkürlerimi sunarım.
Muhterem
misafirler çok değil daha 8-9 yıl önce Asya’nın dörtte üçü iki
devletin: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ile Çin Halk
Cumhuriyeti dahilinde idi. Yani bu iki devlet Asya'nın doğusuna bakan
alanda bir boydan bir boya sınırdaş idiler. Buna karşılık pek iyi
bilinmektedir ki, tarihin erken çağlarından bu yana Türklerin vatan
olarak yayılma alanı batıda Balkanların uçlarından başlayıp doğuda Saha
Yerine, güneyde de Tibet’e kadar uzanmaktadır. Ancak 8- yıl önce Türkiye
Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine Azerbaycan,
Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan Cumhuriyetleri
eklenmiştir. Hepimizin bildiği gibi saydığım beş Cumhuriyet Sovyet
Sosyalist Cumhuriyetler Birliği içinden çıkmış devletlerdir. Ancak pek
iyi bilinmektedir ki Asya Türklüğünün bir kısmı Rusya Federasyonu
toprakları içinde yaşarken, büyük bir kısmı da Çin Halk Cumhuriyeti
sınırları içinde yer almaktadır.
Kültür
kelimesi Fransızca culture kelimesinden gelmiş alıntı kelimedir.
Anlamı ise, 1. Tarihî, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün
maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere
iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğin
ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin. 2. Bir topluma veya halk
topluluğuna özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütünü.
Bilindiği
üzere hem yıkılan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve hala Çin
Halk Cumhuriyetinin devlet siyasetleri fikri temelini komünist düşünce
sisteminden almışlardır. Bu bakımdan her iki devletin de sınırları
içindeki Rus ve Çinli olmayan milletlere uyguladıkları siyasetler, bu
bağlamda milliyetler siyaseti ile bunun peşinden gelen kültür siyaseti
büyük ölçüde uygunluk gösterir. Bu gün Çin’de resmi olarak,
“milliyetleri belirlenemeyenler” ile “yabancı kökenden Çinli
vatandaşlar” bir tarafa ayrıldığında esas olarak 56 millet vardır ve
nüfusun %94’ünü teşkil eden “Han Milliyeti” yani asıl Çinliler dışında
kalanların tamamı “azınlık milliyet” statüsündedir. Bu ayrım, Çin Halk
Cumhuriyetinde hakim millet statüsüyle Çinlileri ülke içindeki diğer
topluluklardan keskin bir şekilde ayırmaktadır. Devlet kültür
politikasını buna göre uygulamış ve uygulamaktadır.
Bildiğimiz
gibi ülkenin işgalinden 6 yıl sonra 1955 yılında Doğu Türkistan’a “Şin
Jiang Uygur Otonom Bölgesi’’ adıyla bugünkü idari statü tanınmış,
bilahare yeni anayasa metinlerine “diğer milliyetlere diskriminasyon ve
zulümler yasaklanmaktadır” ibaresi ilave edilmiştir. Ancak bu ve benzeri
tanınan haklar sadece kağıt üzerinde kalmıştır.
Gerçekte Çin
Halk Cumhuriyeti’nin 1982 Anayasası, azınlıkların haklarına dair geniş
çaplı garantiler açıklamaktadır. Daha önceki Çin Anayasaları’na kıyasla,
azınlıklara ve özerk bölgelere bazı haklar tanımakta. Bu da azınlık
haklarına ilişkin olarak yeni Anayasanın eskileri üzerinde “hukuki
açıdan” ilerlemesini göstermektedir.
1982 Çin
Anayasası uygulamaya konduktan sonra, 1992 yılına kadar Doğu
Türkistan’daki kültürel hayatta kısmen de olsa rahatlama görmekteyiz.
Ancak 1992’den sonra özellikle son 4-5 yıldır Doğu Türkistan’da diğer
alanda olduğu gibi kültürel alanda da bir kültürel soy kırımı
uygulanmaktadır. Açıkça Anayasa Çin yönetimince çiğnenmekte, Özerk statü
hakkı verilen Doğu Türkistan’a ve diğer özerk bölgelere (Tibet,
Moğolistan) tanınan siyasi, ekonomik, kültürel haklar uygulamada
verilmemekte, böylece “anayasal bir suç” işlenmektedir. Tüm dikta
rejiminde olduğu gibi Çin Halk Cumhuriyetinde de “yasa” ile “uygulama”
arasında net farklılıklar vardır. Daha doğrusu özerk bölgeler de yasa
hiç uygulanmamaktadır. Bölge hükümetleri tarafından Çin’in sindirme
politikası için hizmet etmek amacıyla çıkarılan genelgelerle
yönetilmekte ve soy kırımı yapılmaktadır.
Eğitim
Çin
Anayasasının 4. Maddesi son paragrafında, 121. ve 119. maddelerinde;
“kendi yazı dillerini koruma, geliştirme, kendi gelenek ve göreneklerini
koruma yenileme hakki” (md:121) ile “milli ve kültürel mirasları koruma
ve tanzim etme de, milli kültürü devam ve geliştirme de özerk yönetimin
bağımsız hareket edeceği” (md:119) hususu belirtilmiştir. Ancak verilen
bu kültürel haklar Çin Komünist Partisi tarafından dış dünyaya karşı
propaganda malzemesi olarak kullanılmıştır. Çünkü parti programlarında
azınlıkların kendi kültür ve dillerine geliştirmelerine lüzum ve gerekçe
yoktur”
yazılıdır. Nitekim defalarca alfabe değiştirilerek milli kültürü büyük
darbe vurulmuştur. Milyonlarca kişi bir gecede okuma yazma bilmeyen kişi
durumuna düşürülmüştür. Aydın kesim yeni alfabeyi öğrenmiş, esnaf ve
çiftçiler gazete kitap okumadan mahrum bırakılmıştır. Bu da Çin’in
“cahil bırak yönet” taktiğinin tipik bir örneğidir.
Doğu Türkistan
bölgesinde 800 anaokulu, 7100 ilkokul, 1900 ortaöğretim okulu, 100
meslekî ortaöğretim okulu, sağır dilsiz ve görme özürlü çocuklar
için 20 özel okul, 21 yükseköğretim enstitüsü ve çeşitli branşlarda
100 fakülte vardır. Günümüzde 40 üniversite ve 90 lisansüstü uzmanlık
okulu vardır. Endüstri, tarım, ormancılık, tıp ve halk sağlığı,
finansman, hukuk ve siyasal bilimler, kültürfizik, sanat eğitimi,
öğretmen okulları ve okul öncesi eğitim uzmanlığı gibi branşlarda
yaygın eğitim verilmektedir. Günümüzde Doğu Türkistan eğitim
kurumlarından yararlanan çocuk, ergen, yetişkin, sağır-dilsiz ve görme
özürlü kişilerin toplamı dört milyon civarındadır ve sayılan eğitim
kurumlarında 180.000 öğretmen çalışmaktadır.
Eğitim alanında da bu
eşitsizlik sürmektedir. Uygur ve diğer Türk kökenli halkların
çocuklarının üniversite kazanma oranı oldukça düşüktür. Yukarıda
bahsettiğimiz okulların çoğunda Han milletinden öğrenciler eğitim
görmektedir. Çin Hükümetinin eskiden beri Uygur Türklerini cahil
bırak-yönet siyasetiyle eğitim kalitesini yükseltmeye yönelik hiçbir
girişim yoktur. Kâğıt üzerinde eğitimde eşitlikten bahsedilmesine rağmen
Doğu Türkistan’daki Türk kökenli toplulukların eğitim hakkı her zaman
engellenmiştir. Hanlılar bakımlı ve bilgisayarla donatılmış okullarda
eğitim görürken, Uygur Türkleri ilkel okullarda eğitimini
sürdürmektedirler.
Doğu Türkistan yer
altı ve yer üstü doğal zenginlikleriyle dünyanın en zengin ülkelerinden
biri olmasına rağmen, belki en fakir olan ülkedir... çünkü yerli halk bu
zenginliklerden hiç yararlanamamaktadır. Çinli göçmenlere sağlık ve
ekonomik bakımdan devlet yardım etmekte. Çocukları ücretsiz eğitim
almaktadır. Fakat son dönemde yürürlüğe konulan paralı eğitim yine yerli
halkları vurmuştur. Zar zor üniversiteyi kazanmayı başaran binlerce
Uygur, Kazak ve Kırgız gençleri okul parasını ödeyemediğinden dolayı
boşta dolaşmaktalar.
Eskiden okullarda
Çince ağırlıklı eğitim yapılırken, 1998 yılında alınan bir kararla
üniversitelerde eğitim Çince ağırlıklı yapılmaya başlanmıştır. Yavaş
yavaş bütün okullarda Çince eğitime geçilmesi plânlanmaktadır.
Basın Yayın ve Medya
Devlet
politikalarının yönetilen kesime intikali ve benimsetilmesinde
basın-yayın organlarının vazgeçilmez araç oldukları tartışmasızdır.
“Politika
kansız savaştır. Savaş ise kanlı politikadır” öz deyişinin sahibinin
kurduğu devlette, basın-yayın organları marifetiyle yürüttükleri
faaliyetleri devletin Çinliler de dahil olmak üzere yönetilen halklara
uyguladığı “kansız savaş”larında asli propaganda unsurlarının ilk
sıralarında gelmektedir.
Bugün Doğu
Türkistan’da düzenli olarak yayımlanan 80 kadar günlük gazetenin 30’u
azınlık dillerinde çıkmaktadır. Sanat, felsefe bilim ve teknoloji, tıp
halk sağlığı gibi konularda yayımlanan 100’ün üzerindeki düzenli yayının
60’ı azınlık dillerinde çıkmaktadır. Uygur Özerk Bölgesi (Doğu
Türkistan) yönetimi bugüne kadar 10’un üzerinde büyük yayın evi
kurmuştur. 1994 yılında, 0.23 milyar adet günlük gazete basılıp
dağıtılmıştır ve bunların 70 milyonu azınlık dillerinde çıkmıştır;
yayımlanan 10,1 milyon derginin 6.8 milyonu azınlık dillerindedir.
Doğu
Türkistan’da basın-yayın hayatının durumu ile ilgili olarak F. Sema
Barutcu-Özönder’in “Doğu Türkistan’da Basın-Yayın Hayatı: Milletler
Neşriyatı’nın Edebi Neşriyatı” adlı çalışması da bir fikir verebilir. Bu
makalede Çin’in en büyük azınlıklar neşriyatı olan Milletler
Neşriyatının Uygurca kitap kataloğunu incelemiş ve Kurum’un neşriyatı
Merkezi Hükümetin azınlık topluma karşı yürüttüğü siyasetle birebir
uygunluk gösterdiği tespit edilmiştir. Yayınevinin 1953-1980 yılları
edebi yayın faaliyeti birkaç istisna dışında tamamen parti ideolojisine
dönük propaganda eserleridir ve çok az Rusça’dan tercümeyi saymazsak,
hemen hepsi Çince’den tercümedir.
Bunların
dışında bölgede çok sayıda kısa ve orta dalga radyo merkezi
bulunmaktadır. Bütün bölgeyi kapsayan 30 yayın merkezi ile 41 kısa dalga
ve orta dalga radyo merkezi düzenli olarak çalışmaktadır. Günlük yayın
süresi 300 saati bulan 20 ayrı kanalda Uygur, Han (Çin) Kazak, Moğol ve
Kırgız dillerinde çeşitli programlar yayınlanmaktadır. Bölgede bölgesel
ve yöresel kanallar olmak üzere 30 televizyon istasyonu, 348 TV aktarma
istasyonu ve 971 uydu yer istasyonu bulunmaktadır.
Bu güçlü
medyayı eskiden beri Çinliler komünizm ideolojisini yerleştirmek ve Doğu
Türkistan’ın asli sahipleri olan Uygur, Kazak ve Kırgız Türklerini
sindirmek amacıyla kullana gelmektedirler. Doğu Türkistan’da Çince
yayın yapan TV’lerde canlı yayın yapılırken, Uygurca programların %99’u
banttan yayın yapmaktadırlar. Görünüş itibarıyla azınlıkların bazı
kültürel hakları verilmiş gibi gözükse de, bunların hepsi Uygur
kültürünü yok etmeye yönelik kullanılmaktadır. Yayınlar içerik
bakımından hepsi Çin kültürünü komünist Partisinin propagandasını
yapmaktan ötürü gidememektedir. Uygur, Kazak ve Kırgız kültürlerini, bu
halkların milli değerlerini halka tanıtmaya yönelik program yapmak
yasaklanmıştır. Çinlilerin uzun vadede Uygurları yok etme politikası
gitgide daha net şekilde kendini göstermektedir. Son dönemlerde
özellikle 1992 yılından sonra basın-yayın medya kuruluşlarını halkı
korkutma, sindirme silahı olarak kullanmaktadır. Her gün saatlerce idam
infaz görüntülerini göstererek gençleri korkutmaya yönelik programlar
yapmaktadır.
Doğu Türkistan’ın
dinî yapısı
Doğu Türkistan bugün
de birçok dinin yaşandığı bir bölgedir. Bölgede en yaygın dinler
İslâmiyet, Lamaizm (Tibet Budizmi), Budizm, Taoizm, Hristiyanlık
(Katoliklik, Doğu Ortodoks Kilisesi) ve Şamanizmdir. Uygur, Kazak, Huy
(Döngen), Kırgız, Tacik, Özbek, Tatar, Salar, Dong Şiang ve Baoan
milliyetlerinden halklar İslâm dinindendir. Dolayısıyla Doğu
Türkistan’ın toplumsal yaşamında en etkin din İslâmiyet’tir. Doğu
Türkistan’da 23.000 cami, Lamaist tapınağı ve Katolik kilisesi
bulunmaktadır. Çin, tarihten beri uyguladığı ikili dinî siyaseti
günümüzde de uygulamaktadır. Mao’nun ölümünden sonra dinî siyasette
kısmen de olsa yumuşama olmasına rağmen, dinî baskı günümüzde de devam
etmektedir.
Çin komünist Partisi
Doğu Türkistan’ı işgal ettiğinden buyana İslam’a karşı savaş açmıştır.
Özellikle kültür Devrimi döneminde ateizm siyasetini yoğunlaştırmış,
bütün camilere kilit vurmuş ve daha ileriye giderek camilerde domuz
besletmişlerdir. Mao’un ölümünden sonra, özellikle Hu Yaobang döneminden
başlayarak camiyi yıkmakla halkın gönlündeki camiyi yıkamayacağını
anlamışlardır. 1982 anayasasıyla dini özgürlüklere kısmen de olsa hak
tanınmış, camiler yeniden açılmaya başlanmıştır. Çin’de ticaretin
serbest bırakılması, sınır ticaretlerinin gelişmesiyle Doğu Türkistan’da
kısmen ekonomik rahatlama olmuştur. Eli para görmüş zenginler ilk olarak
tahribata uğrayan kültürel değerleri yeniden onamaya başlamışlardır.
Halkın bağışlarıyla binlerce cami ve okullar yapılmıştır. Hatta Kaşgar,
Hoten, Kagilik gibi bölgelerde dini eğitim veren okullar açılmıştır.
1992 Barın olayından sonra, batıya hoş görünmek amacıyla, Doğu
Türkistanlıların bağımsızlık hareketini “kökten dinci” suçlamalarıyla
yok etmeye çalıştı. Son 8 yıldır 10 binlerce din görevlisi hapse
atılmış, işkenceyle ölmüştür. Bir kısmını ise idam cezasına
çarptırılmıştır. Bugün Doğu Türkistan halkı dini vecibeleri yerine
getirememenin acısını çekmektedirler. Hatta namaz kılan emekli memurları
tespit ederek, maaşını kesmektedir.
Doğu Türkistan’da
bunlar yapılırken, Çinlileri dine teşvik edici uygulamalarda
bulunmaktadır. Bu tip ikili siyaset tarihten beri uygulana gelmektedir.
Kültüre Saldırı
Çin Komünist
Partisinin şu anki uygulamaları gösteriyor ki, Çinlilerin amacı Doğu
Türkistan’daki Türk kökenli toplulukları ve onların kültürel izlerini o
topraklardan silmektir. Bu amacı sinsi bir şekilde gerçekleştirmeyi
planlayan Çin, bugün hızlandırmıştır. Geçen sene sonunda Kaşgar’a tren
yolunun açılması bunun tipik örneklerinden biridir. Türk tarihinde çok
önemli yere sahip, açık hava müzesi niteliğindeki Kaşgar şehri son 4
yılda %50 Çin şehrine dönüşmüştür. İlk Türk İslam devleti Karahanlı
devletine başkentlik yapmış Kaşgar şehrindeki tarihi eserler çeşitli
bahanelerle tek tek kaldırılmakta. Kaşgar halk Parkının önüne bütün
mimari özelliği Çin mimarını yansıtan bir park yapılmıştır. Bu bahaneyle
de çevredeki tarihi Kaşgar evleri kaldırılmıştır, bir de parkın içinde
Çin’de çöpe atılmış Mao’un heykeli bulunmaktadır. Kaşgar’daki eski
surlar da teker teker kaldırılmakta. 80’lı yıllarda yapılan mimari
yapılarda genelde Uygur mimari özellikleri kısmen de olsa yansıtan
binalar imar edilirken, 90’lı yılların başından itibaren, bütün yapıtlar
Çin mimarı özelliğine göre imar edilmektedir. Dikkat çekici olan şu ki,
büyük alış veriş merkezlerinin içine Çin klasiklerinden “Batıya Seyahat”
(Xi Yü Ji) adlı eserin içindeki Tang Seng, Zhu Ba Jie, Sun Wu Kong gibi
tiplemelerin heykelleri dikilmektedir. Bunun tipik örneklerinden biri de
Turfan’ın Doğusundaki Yalkun Dağ yamaçlarına yerleştirdikleri Sung Wu
kong, Tang Seng ve Zhu Ba Jienin heykelleridir. Çinli tarihçiler tarihi
siyasete alet etmek suratıyla sürekli ‘Doğu Türkistan Eskiden beri
Çin’in toprağıdır’ safsatasını ileri sürmektedir. Bu tezi pekiştirmek
maksadıyla bugün Doğu Türkistan’daki Türk kültürünün ürünlerini silip
yerine kendi kültürünü yansıtan eserleri dikmeye çalışmakta. Bunu
yaparken Doğu Türkistan halkının komünist sistemine işgalci güçlere olan
kin ve nefreti artmakta.
Bildiğimiz gibi Uygur
Türkleri göçebe hayattan yerleşik hayata ilk geçen Türk halkıdır.
Dolaysıyla Doğu Türkistan’da el sanatları gelişmişti. Ancak son 20
yıllık Çin göçü ve kültürel soy kırımı neticesinde pek çok el sanatları
unutulmuş bazı dallar ise unutulmak üzeredir. El sanatları,
kunduracılık, kuyumculuk, halıcılık sektörleri Çin Hükümetinin kasıtlı
uygulamakta olduğu yok etme siyasetinden dolayı yok olmak üzeredir.
Komünizmin çökmesiyle
Çinliler kendi milli değerlerini, araştırıyor ve canlandırmak için çok
miktarda bütçeler ayırılmakta. Fakat Doğu Türkistan’da ise onlarca milli
neşriyatlar, sanat toplulukları, tiyatrolar parasızlıktan çalışamaz
duruma düşmüştür. Azınlıkların kültürel etkinliklerine bütçe ayırmak
değil, toplu etkinlikler yasaklanmıştır. 4 senedir Nevruz bayramı,
meşrep gibi milli etkinliklerin yapılmasına izin verilmemektedir.
Bugün Doğu Türkistan
diğer bir vahim olay Kazak ve Kırgız Türklerine yönelik yapılmakta olan
asimile politikasıdır. Kazak ve Kırgız Türkleri çok eski tarihten beri,
hayvancılıkla uğraşan halklardır. Bunları asimile etmek ve kültürel
değerlerini yok etmek amacıyla, asırlardan buyana yaşamakta olduğu
yaylaklarından çeşitli baskı ve bahanelerle kovmaktadır. Yayla turizmini
geliştirme adı altında, yaylaları Çin’den gelen göçmenlere peşkes
çekmekte. Dışarıdan turist gelmemesine rağmen, devlet dairelerinden
Çinli memurları toplayıp, yaylalara götürüp gezdirerek turizm süsü
vermektedir. Asırlardan buyana ekmek teknesi olan hayvancılık sektörü
büyük zarara uğramış Kazak Kırgız Türkleri perişan durumdalardır.
Bir milliyeti
milliyet yapan onun kültürüdür. Biz kendi kültürümüzü muhafaza etmek,
Çinlilerin insanlık dışı bu kültürel soy kırımını dur dememiz şarttır.
Bunu da böyle toplantılar aracılığıyla dünya kamu oyuna anlatarak
kamuoyu oluşturmalıyız.
Sabırla dinlediğiniz
için teşekkür eder saygılar sunarım!
|