|
DOĞU
TÜRKİSTAN
Yüzölçümü
1.828.800 kara genişliğinde olan Doğu Türkistan, batıdan doğuya doğru
Cungarya, Tanrı Dağları ve Tarım Havzası olmak üzere üç bölgeye
ayrılmaktadır. Tarım havzasında yer alan Taklamakan çölü, 300.000 km
genişliğindedir. Doğuyu batıya bağlayan tarihî İpek Yolu da Doğu
Türkistan'dan geçmektedir.
Türklerin
en eski yerleşme alanlarından biri olan ve Türk - İslam kültürünün en
önemli hatıralarını sinesinde barındıran Doğu Türkistan, Makedonyalı
İskender'in M.Ö. 326'da mağlup edilmesini takiben M.Ö. 300 yıllarından
itibaren Türk birliğini kurma çabaları içine giren Hun Devletine
bağlanmıştır. Bu tarihten beri Hun Devleti (M.Ö. 220-M.S. 386), Tabgaç
Devleti (386-534), Göktürk Devleti (550-840), Uygur Devleti (744-840),
Kara Hoca Uygur Devleti (846-1347), Karahanli Devleti (840-1218),
Cengiz İmparatorluğu (1218-1347), Timurlular Devleti (1347-1507)
Seyidiye Hanlığı (1514-1678) ve Hocalar İktidarı (1678-1750)
dönemlerinde Türklerin yaşadığı ve hâkim olduğu bir ülke olma vasfını
sürdürmüştür.
745 yılında
Göktürk Devletinin yerine kurulan Uygur Devleti döneminde Doğu Türkistan
bilim, sanat, kültür ve uygarlık alanında en parlak devrini yaşamıştır.
840 yılında
Kırgız Türklerinin baskısıyla Uygur Devleti dağılınca Uygurlardan bir
kısmı Doğu Türkistan'ın Turfan ve BeşBalık bölgesine yerleşmişler, Mani
dinine bağlı bir grup Uygur ise Kansu'ya göçmüş ve burada Budizme
geçerek Sarı Uygur adını almıştır.
Altay Dağlarının
batısındaki Kara İrtiş ve Tarbagatay havalisinde üç kabile hâlinde
yaşayan ve Çin kaynaklarının Ko-lo-lu (Kalaluk) şeklinde kaydettiği,
ancak Türkler arasında Türkçe "kar yığını" anlamına gelen Karluk adıyla
anılan Türk topluluğunun yabgusu, Uygur Devletinin dağılmasının ardından
kurulan
Kırgız
hanedanını tanımayarak Büyük Türk Hakanlığı'nın meşru halefi sıfatıyla
kendini bozkırların kanunî hükümdarı ilân etmiştir.
Karluk yabgusu Bilge Kül
Kadir Kağan, Kara Han unvanını almış ve Balasagun'un yanındaki Kara Ordu
(veya Kuz Ordu)'yu devletine başkent yapmıştır. Karlukların kurduğu bu
devlet ilk defa V.V. Grigorev (1816 -1817) tarafından Karahanlı
adıyla anılmış ve bu adlandırma daha sonra yaygınlaşmıştır. Karahanlı
Devletinin asıl bünyesini Karluklar ve Uygurlar meydana getirmekle
birlikte Argu, Türgiş, Yağma, Oğuz ve Kıpçak boylari da önemli bir
ağırlığa sahiptir.
Karluklar, 945'te Satuk Buğra
Han zamanında İslâmiyeti kabul eden ilk Türk topluluğu olmakla kalmamış,
ayrıca Gazneliler hanedanına kaynaklık etmişler ve Karahanlı Devleti
döneminde ortaya koydukları ilmî ve fikrî zenginliklerle Müşterek Orta
Asya Türkçesinin ve kültürünün kurucusu olmuşlardır.
13. yüzyılın
başlarında Moğol hâkimiyetine giren Doğu Türkistan, Timurlular ve
Çağatay devletleri döneminde de önemli bir yere sahip olmuş, Seyidiye
Hanlığı döneminde başlayan dağınıklık Hocalar İktidarı döneminde
kökleşince eski gücünü kaybetmiştir.
Çin, Doğu Türkistan'ın hemen yanı başında bulunan bir yayılmacı güç
olarak defalarca bu bölgeye saldırmış, ancak uzun süre sonuç
alamamıştır. Sonunda, Çin'de büyük bir devlet kuran Mançular, 1750'de
Doğu Türkistan topraklarına girmişlerdir. Doğu Türkistan Türkleri, Çin
işgaline uzun süre direnmiş, Büyük-Küçük Hocalar isyanı (1757-1759),
Üçturfan isyanı (1765), Ziyavdin Hoca isyanı (1815), Cihangir Hoca
isyanı (1824-1828), Yusuf Hoca isyanı (1830), Yedi Hoca isyanı (1847),
Velihan Töre isyanı (1857), Kuçar ve Dön-genler isyanı (1864) gibi büyük
isyanlarla birlikte 115 yılda 42 defa silaha sarılmışlar, ancak kesin
bir başarıya ulaşamamışlardır.
En sonunda 1865'te Mehmed Yakup Bey, Kâşgar
merkez olmak üzere bağımsız bir devlet kurmayı başarmıştır. Mehmed
Yakup Bey, Çin ve Rus tehdidine karşı Abdulaziz'den destek istemiş,
Abdulaziz'den ve daha sonra tahta çıkan II. Abdulhamid'den gerekli
desteği almıştır. Ancak Mehmed Yakup Beyin iç karışıklıkları ve dış
dengeleri iyi kontrol edememesinden dolayı Rus destekli Çin ordusu
1878'de Doğu Türkistan'ı yeniden işgal etmiştir.
Yarım
asrı geçen bir dönemden sonra 1931'de Doğu Türkistan'da tekrar başlayan
ayaklanmalar 1933 yılına kadar sürmüş ve 12 Kasım 1933'te
Kâşgar'da
Hoca Niyaz Hacı'nın başkanlığında Şarkî Türkistan İslâm Cumhuriyeti
kurulmuştur. Ancak Çin'in Rusya'dan yardım istemesi üzerine Doğu
Türkistan topraklarına giren Kızıl Ordu'nun baskısıyla bu devlet Ocak
1934'e kadar sürmüştür.
1937 yılında
mücadele yeniden başlamış ve 1944'te başlayan İli ayaklanmasının
ardından 12 Kasım 1944'te Ali Han Töre'nin liderliğinde Şarkî
Türkistan Cumhuriyeti yeniden ilân edilmiştir. Çin ve Rusya tehdidi
arasında kalan yeni cumhuriyet, Çin yönetimiyle anlaşarak varlığını
korumaya çalışmışsa da 1949''da komünist Çin yönetimine teslim olmaktan
kurtulamamışlardır.
Doğu
Türkistan Türkleri, 1933 yılındaki gelişmelerin ardından vatan için
vatandan göç etmeye başlamışlardır. Göçler, Hindistan, Pakistan,
Afganistan gibi ülkelere oralardan da Türkiye ve Arabistan'a
yapılmıştır. Göç edenlerin sayısı bu gün 75 bine ulaşmıştır. Türkiye'ye
gelenler Kayseri, İstanbul, Kahramanmaraş, Ankara, Konya, Niğde, Adana
ve İzmir'e yerleşmişlerdir.
Çin yönetimi, 18 Kasım 1884'ten itibaren Doğu Türkistan'a "yeni
kazanılmış toprak" anlamına gelen Sinkiang=Şincang adını vermiş,
1955'te de Sinkiang Uygur Özerk Bölgesi adıyla Çin'e bağlı bir bölge
hâline getirmiştir.
Özerklik uygulaması Doğu Türkistan'da sükûneti sağlamaya yetmemiş,
özellikle son yıllarda ayaklanmalar daha da artmıştır. Türklerin
elindeki toprakların Çinlilere verilmesi, Doğu Türkistan'daki tabiî
zenginliklerin büyük çoğunluğunun Çin'e götürülmesi ve Türk nüfusunun
yoksulluğa ve açlığa mahkum edilmesi gerekçesiyle, 15 Mayıs -12 Haziran
1991 tarihleri arasında Çöğçek, Altay ve Tarbağatay vilâyetlerinde
mahallî Çin yöneticilerine karşı bir isyan patlak vermiştir. Ardından
Barin ilçesinde buna benzer bir direniş daha gerçekleşmiştir. Bu
çatışmalarda 10.000 kişi yaralanmış, 1500 Türk ve 600 Çinli hayatını
kaybetmiş ve 9 köy tahrip edilmiştir. Son olarak Doğu Türkistan'da 25
Nisan 1996 ve 5-6 Şubat 1997 tarihlerinde iki ayrı isyan daha
yaşanmıştır. Bu isyanlar ve Çin'in bu gelişmeler karşısındaki tutumu
hem uluslar arası kurumlar hem de ABD ve AB nezdinde tepkilere yol
açmıştır.
Tarihî
ve coğrafî bakımdan Batı Türkistan'daki Türk cumhuriyetlerinin tabiî
bir uzantısı olan Doğu Türkistan'da Uygurlar dışında, Kazak, Özbek,
Kırgız ve Tatar Türkleri de yaşamaktadır. Ancak dil ve kültür bakımından
bütün Doğu Türkistan Türkleri Uygur Türkçesi ve kültürü etrafında
bütünleşmiş görünmektedir.
UYGUR TÜRKLERİ
Uygur adının
anlamı ve kökeni konusunda birbirinden farklı görüşler öne
sürülmektedir. Kâşgarlı Mahmud, Uygur adını bir efsaneye dayalı olarak
bir yer adı şeklinde açıklamakta ve bu adın inen hozhorend "kendi
kendini besleyebilen" sözünün hozhor ve uygur şeklinde
değişmesiyle ortaya çıktığını söylemektedir (DLT I, 111-112).
Zeki Velidî
Togan, Uygur adının Fu-fu-la sözünün Çin işaretleriyle
yazılmasından veya Tiyanşan'ın doğusundaki Oykhardis adlı bir
nehrin adından geldiğini düşünmektedir.
Rıza
Nur ise, uymak fiilinden getirdiği Uygur adının "medeni" anlamına
eldiğini düşünmektedir. Uygur adını, Rabguzî "itaat edici", Bacot,
"şahin ibi hızlı hücum eden orman halkı", Nemeth "akraba, müttefik",
Radloff, ise uyanlar, uyuşanlar, işbirliği yapanlar" şeklinde
açıklamaktadırlar.
Uygur adı,
ilk olarak 744-840 yılları arasında hüküm süren Uygur Devleti döneminde bir devlet adı
hâline gelmiştir. Ancak bu hanlığın kuruluşunda aslî unsur Tokuz
Oğuzlardan meydana gelmekteydi. Tokuz sayısı dokuz boyun
birliğini
ifade etmektedir. Bu birlikte Uygur, Buhu, Hun, Bayırku, Tongra
boy-larşyla, Çin kaynaklarında Sı-cye (Ssu-chieh), Çi-bi (Ch'i-pi),
A-bu-sı (A-pussu) Ve Gu-lun-vu-gu (Ku-Jun-wu-ku) olarak adlandırılan
boylar yer almaktadır. 744'te Uygur Devleti kurulunca yönetim
Uygurlardan Yağlakar uruğuna geçmiş ve
soy teşkilâtı
10 bölüğe ayrılan Uygurlar da On Uygurlar olarak anılmışlardır913 Uygur adına
müttefik anlamı yükleyen araştırmacılar, On Uygur adını da
On kabilenin birliğini
ifade eden bir adlandırma olarak "on müttefik" şeklinderdır.
Çin kaynakları Uygurların Göktürkler gibi Hunlarin neslinden olduğunu
bildirirken Arap kaynakları Uygurları Tokuz Oğuzlardan getirmişlerdir.
Uygur tarihçisi
Turgun Almaş, Uygur Türklerinin, 8 bin yıl önce Güney Sibirya, Altay
Dağlarının etekleri, Moğol ve Cungarya bozkırları, Yedisu bölgesiyle
çevrelenen geniş araziye dağıldıklarını söylemektedir. Bu
görüşünü efsaneler, mağara resimleri ve arkeolojik kazı
verileriyle kuvvetlendirmeye çalışırken, yazılı belgelere dayalı Uygur
tarihini M. Ö. 240-M.S. 216 yılları arasında hüküm süren Asya Hunları ve
Oğuz Kağan'la başlatmaktadır.
Nüfus
ve sosyal yapı
Tarih boyunca
Çin'in sosyal değerlerine yakınlık göstermeyen ve tamamına yakını
Müslüman olan Uygur Türkleri, çok zengin bir tarihî geçmişten
gelmelerine rağmen, bugünkü Çin yönetimi altında büyük sıkıntılarla
boğuşmaktadırlar. Uygurlar, hem sosyal şartları hem de ekonomik
durumları itibariyle Çin'in genel görüntüsünün de altında bir hayat
standardına sahiptirler.
Çin'de Çinli nüfusun hızlı artışını durdurmak için 1981'de çıkartılan
evlilik yasasına göre kadınlar 23, erkekler 25 yaşında evlenebilmekte
ve birden fazla çocuğu olan aileler para cezası ödemek zorunda
kalmaktadır. Bu yasa başlangıçta Türkler arasında kadınlar için 20,
erkekler için 23 yaşında evlenebilme zorunluluğunu getirmiş, çocuk
sayısında ise her hangi bir sınırlama öngörmemiştir. Bu sebeple Türk
ailelerinin pek çoğunun son yıllara kadar 5-6 çocuğu bulunmaktaydı.918
Ancak son yıllarda Türk nüfusunun gelişmesinden rahatsız olan Çinliler,
Türklere de doğum kontrolü uygulamaya ve Çinli kadınlarla Türklerin
evlenmesini teşvik etmeye başlamışlardır.
Doğu
Türkistan'da sağlık hizmetleri ve insanî şartlar oldukça kötü
durumdadır. Aşırı yüksek vergiler de hayat standardını düşüren önemli
unsurlardan
biridir. Vergisini
ödeyemediği için pek çok toprak sahibi malını elinden düşük fiyatlarla
çıkarmak zorunda kalmaktadır. Bu durum Çin hükümetinin işine gelmekte,
boşalan arazilere hızla Çin'den getirdiği göçmenleri
yerleştirmektedir.920 Bu göçlere rağmen Türk toplulukları
Çinlilerden gelenek, görenek, değer yargıları, yiyecek kültürü,
giyim-kuşam ve dinî inançlar bakımından hiç etkilenmemiş görünmektedir.
1982'de kabul
edilen
Çin Anayasası'nın 36. maddesinde devlet normal dinî faaliyetleri korur
denilmektedir. Buna bağlı olarak Müslümanlar için 14 bin cami açılmış,
15 bin kişiye imamlık hakkı verilmiş, yaklaşık 150 bin Kur'an-ı Kerim
basılmıştır.
Doğu
Türkistan'ın ve bu bölgede yaşayan Türklerin nüfusu, bu ülke ile
ilgisine ve takip ettiği siyasete göre farklı ülkelerin kaynaklarında
çok değişik şekillerde aktarılmaktadır.
Çin'de yapılan 1993 nüfus sayımına göre Doğu Türkistan'ın nüfusu
16.052.648 kişidir. Bu nüfusun % 62'sini oluşturan 10.015.948'i Türk
topluluklarından meydana gelmektedir. Uygur Türkleri 7.589.468'i bulan
nüfuslarıyla Doğu Türkistan nüfusunun % 47'sini Çinliler ise
6.036.700 kişilik nüfuslarıyla % 37'sini oluşturmaktadırlar. Doğu
Türkistan'da diğer Türk topluluklarından Kazak Türklerinin
1.196.416, Kırgız Türklerinin 154.282, Özbek Türklerinin 12.782,
Tatar Türklerinin 4.440 nüfusu bulunmaktadır. Ayrıca Doğu Türkistan'da
732.294 Hui (Çinli Müslüman), 149.198 Moğol, 36.785 Şibe, 36.108 Tacik,
18.856 Mançu, 8.563 Rus, 5.827 Dagur yaşamaktadır.
Doğu
Türkistan'da 1949 yılında 200 bin Çinli yaşıyordu. Resmî istatistiklere
göre 2000 yılında nüfusu 19,5 milyona ulaşan Doğu Türkistan'da
Çinlilerin sayısı 7,5 milyonu bulmuştur. Ayrıca her yıl Doğu
Türkistan'a 250 - 300 bin arasında Çinli göçmen yerleştirilmektedir. |