English

Türkçe

 

عربي

ئۇيغۇرچە

 

Çin Hükümeti'nin Yayımladığı “Xinjiang’ın Tarihi ve Bugünü” Başlıklı Beyaz Kapaklı Kitap Hakkında Kısaca Mülahaza

 Abdulcelil TURAN

 

11 Eylül olaylarından sonra, dünyanın değişik yerlerinde bağımsızlık faaliyetleri yürüten, kendi haklarını savunmaya çalışan, amacı ve eylem yöntemleri açık olan bazı yasal faaliyetler, bir takım diktatör güçler tarafından terörist diye adlandırılmaya başlandı. Kızıl Çin Hükümeti de bu fırsatı ganimet bilerek,kendisinin gerçek "terörist" kimliğini gizlemek amacıyla, Doğu Türkistan’da yaşamakta olan on binlerce Uygur Türkünü terörist iddiasıyla kanlı bastırdı ve hapishanelere attı. Ayrıca yurt dışında yaşamakta olan ve terörizm ile hiçbir ilgisi olmayan, sadece Kızıl Çin Hükümeti tarafından tecavüze uğrayan insani haklarını korumaya çalışan bazı şahıs ve teşkilatları, dünya kamuoyuna terörist olarak göstermek ve Uygur’ların yurt dışındaki siyasi faaliyetlerini durdurmak amacıyla, dünyanın değişik ülkelerindeki konsoloslukları aracılığıyla yasadışı broşürleri ve kitapları dağıttı. Sonra daha da güçlü siyasi yankı uyandırmak amacıyla “Beyaz Kapaklı Kitap”ı yayımladı.

Geçtiğimiz günlerde, Çin’in Internet siteleri aracılığıyla ve kitapçık şeklinde dağıttığı  “Beyaz Kapaklı Kitap” hakkında, yurt dışında yaşamakta olan Uygurlar arasında bir hayli tartışmalar ve mülahazalar yaşandı.Söz konusu kitabı zamanında okuma şansım olamamıştı,ama yakında elime geçen, Ürümçi şehrinde Uygur dilinde yayınlanan “Pazar Rehberi” gazetesinin bu yılın 30 Mayıs tarihinde yayınlanan (565- 566. sayı) gazete yazılarını okuduktan sonra, bu kitabı okuma fırsatım oldu.

       Söz konusu kitapta Kızıl Çin Hükümeti tarafından ileri sürülen iddialar,  yeni bir şey olmayıp aksine 50 yıldan beri kızıl Çin hükümetinin savunmaya çalıştığı, Doğu Türkistan’ın Uygurların anavatanı olmadığı ve Doğu Türkistan topraklarının “Çin’in bölünmez bir parçası” olduğu gibi propagandalarına  tarihi bir zemin hazırlamak amacıyla değişik medya vasıtalarıyla sürekli yayımladığı yanıltıcı görüşlerden başka bir şey değildir. Bu mesele, yani Kızıl Çin’in Doğu Türkistan topraklarını sonsuza dek işgal etmek, Uygurları yer yüzünden yok etmekten ibaret olan rezil niyeti, bu kitap yayınlanmadan önce, 1950’li yıllardan beri bir takım medya kurumları aracılığıyla geniş çapta teşvik ettiği bir meseledir. Esas olarak “Xinjiang Uygur Otonum Bölgesinin Genel Durumu”(Xinjiang Halk Neşriyatı 1985.yıl neşri), “Uygurların Kısaca Tarihi”(1990), “Xinjiang’ın Kısaca Tarihi” ( 1991), 1991 yılında Xinjiang Üniversitesi Parti Komitesi Medya Bürosunun yayınlattığı “Üç Kitap Meseleleri Toplantısında Görüşülen Araştırmalardan Seçmeler”, Xinjiang Üniversitesi Yayınevi tarafından 1992’den 1999’a kadar ardı ardına yayınlanan “Xinjiang’ın Yerli Tarihi”, “Panislamizm ve Pantürkizm Hakkında Araştırmalar” (1994), Xinjiang Halk Neşriyatı tarafından 1997 yılında tekrar yayınlanan “ Vatanın Birliğini Korumak Hakkında Kısaca Bir Görüş”, “Milletler Dostluk Eğitimi Dersliği”, Jian Buquan’ın yazdığı ve 1999 yılında Xinjiang Halk Neşriyatı tarafından yayınlanan “Xinjiang’daki Ulusların Kısaca Tarihi”, Jian Buquan ve Wang Binghua’ların yazdığı, 1999 yılında Xinjiang Halk Neşriyatı tarafından yayınlanan “ Xinjiang’ın Yerli Tarihi Hakkında” konulu kitapçık, “Xinjiang’ın Bölücü Güçlere Karşı Verdiği Mücadele Tarihi” (1999), “ Çin Uygur Tarihi ve Kültür Araştırmaları” (2 cilt, 1998-2000), “Pantürkizm Medeniyeti Hakkında Araştırmalar” (2000), “ Bağımsızlık Davası mı veya Bölücülük Faaliyetlerimi” (2001), 2002 yılında yurt dışındaki konsoloslukları aracılığıyla dağıttığı “Doğu Türkistan Terörist Güçleri Kanun Cezasından Kaçamaz” konulu kitapçık, 1985 yılından bu yana her yılı bir cilt olarak yayınlanmakta olan “Xinjiang Yıllığı” gibi kitap ve dergilerde geniş çapta yayınlanmakta olan bir meseleydi. Yukarıda bahsettiğimiz kitaplar ile bu Beyaz Kapaklı kitaptaki en önemli mesele, Tarih bakımından Uygurlar ve diğer Türk boylarının Doğu Türkistan’ın yerli halkı olmayıp aksince yakın bir tarihte bu topraklara göç eden halk olduğunu ispatlama meselesidir, yani Uygur tarihi tamamıyla inkar edilmiş ve değiştirilmiştir. Uygurların tarihte kurdukları devletler inkar edilmiş veya küçültülmüş, hatta bölücü hakimiyet diye adlandırılarak iftira edilmiştir. Bu meseleye ayrıntılı ve ilmi cevap verme işini tarihçilerimize bırakalım. Ama asla unutmamamız gereken konu ise, Doğu Türkistan tarihte birkaç kere Çinlilerin tecavüzüne uğradığından başka hiçbir zamanda Çinlilerin sınırları dahilinde olmamıştır. Kadim zamanlardan beri Uygur toprağıdır ve öylede kalacaktır.

Siyasi açıdan, Çin Komünistlerinin elli yılı aşkın bir süredir Doğu Türkistan halkı üzerinde yürüttüğü kanlı baskı ve yağmalama politikalarını masum Uygur halkına Çin hükümetinin şefkat ve rahmeti olarak göstermeye çalışmıştır.  Ama vatanımız Şarkı Türkistan Ekim 1949 tarihinde Çin Komünist hakimiyeti tarafından işgal edildiğinden beri, Doğu Türkistan halkının başına gelen türlü işkence ve zulümler bir dakika bile durmamıştır. Sadece “Kültür Devrimi”nde değil, günümüzde kendini medeni göstermeye çalışan Çin Komünist hakimiyetinin Uygurlar üzerinde uyguladığı faşist politikalarının bir benzerini dünyanın diğer bölgelerinde bulmak asla mümkün değildir. Çin hükümetinin, Mart 1950 yılında idam ettiği Osman Batur liderliğindeki inkılapçılardan ve Aralık 1954 tarihinde kanlı bir biçimde bastırdığı Abdulhamit Damollam, Fethittin Mahsum’lardan başlayan ve 1990 yılında ortaya çıkan Barin İnkılabı, 1997 yılında ortaya çıkan Gulca halk ayaklanmalarını kanlı  bastırmaları, ayrıca her gün çeşitli bahanelerle tutuklayarak masum insanları öldürdüğü gerçeğini sadece Doğu  Türkistan halkı değil tüm dünya biliyor.

Dünyada işgal altında kalan hiçbir halk, Şarkı Türkistan halkının uğradığı gibi zulüm ve işkenceye maruz kalmamıştır.

Söz konusu kitapta ayrıca “ azınlık milletlere Han (Çin) milletine göre daha da geniş doğum politikaları uygulandı” denilmiştir. Çin hükümeti 1980 yılından bu yana tek çocukluk aile yapısı sistemini uygulamaya geçirdi ve gebe kadınları zorla kürtaj yaparak yüz binlerce masum bebeğin dünyaya göz açmasına engel oldu. Sonuçta on binlerce kadın öldü veya ağır hastalıklara mazruz kaldı.Bir çok kadın  daha genç yaşta çocuk yapma iktidarından mahrum bırakıldı. Dolaysıyla Doğu Türkistan halkının sayısında hızlı bir azalma ortaya çıktı. Bu konuda Çin kaynaklarında şöyle denilmektedir; “Doğum kontrolü: çalışmalarında büyük ilerlemeler sağlandı. 1975 yılından itibaren Xinjiang bölgesinde merkezin doğum kontrol politikası zor güçle uygulamaya geçirildi. Esas olarak 1982 yılında azınlık milletler arasında doğum kontrolü çalışmalarını tanıtma ve eğitme çalışmalarının başlatılmasından bu yana, ıslahattan önceki doğum işlerindeki kontrolsüz duruma son verildi. Islahattan önceki dönemlerde yani 1955’ten 1977’ye kadar geçen yirmi yılda bölge nüfusu 5 milyon 580 bin 100’den çok hızlı bir surette çoğalarak 12 milyon 89 bin 700’e ulaşmış ve yılda ortalama %3.94  yükselme göstermiştir. Islahattan sonra bölge nüfusu 1978 yılındaki 12 milyon 330 bin 100’den 1999 yılındaki 17 milyon 750 bine olaşarak, yıllık ortalama %1.75 yükselmeyi sağlamıştır. Doğum kontrolü politikası uygulandıktan sonra Xinjiang’da 8 milyon 500 bin bebek az doğrulmuştur.1   Bu Çin hükümetinin kendi ağzıyla  itirafı olup, bundan da  anlaşıldığı gibi Çin hükümeti 10 yıl içinde Doğu Türkistan bölgesinde 8 milyon 500 bin masum Müslüman bebeği öldürmüştür. Başka bir deyişle Kuveyt nüfusunun beş katı veya Finlandiya nüfusunun bir buçuk katı insanın öldürülmesi anlamına gelmektedir.Bu ise apaçık bir soykırımdır.

Çin’in, doğum kontrolü adı altında yürüttüğü cellatlık siyasetinin, Uygurları yavaş yavaş yok olmaya sürüklediğini, ayrıca insanlığa ve İslam’a da tamamen karşı olan bir uygulama olduğunu tüm dünya bilmektedir.

Kitapta “Azınlık milletlerin kendi dil ve yazılarını kullanmalarına ve onu geliştirmelerine önem verildi.” denilmiştir. Gerçekte 30 yıl içinde üç defa yazı değişikliğine gidilmiştir. Bununla kalmayıp okulların tüm kademelerinde Çince   zorunlu eğitime geçilmiştir. “Kültür Devrimi”nde tüm tarihi kitaplarımızı ve yazma eserleri yok ettiler ve bununla kalmayıp 2002 tarihinde, dünya kamuoyunun gözleri ününde 100 bini aşkın Uygurca kitabı yakarak yok ettiler.

Söz konusu  kitapta “Azınlık milletlerin geleneksel kültürü korundu ve geliştirildi” başlığı altında 11.yüzyıl Karahanlilar dönemindeki “Kutadgu Bilig ve Divanü Lugati’t Türk’ten ibaret iki kitap, hükümetin büyük desteği ve her millet ilim adamlarını uzun süreli çalışmaları sonucu 1980'li yıllarda tercüme edilerek yayınlandı.” denilmiştir. Bu kitaplar Çinlilerin  büyük desteğini kazanmadan yüz yıl önce Avrupa dillerine tercüme edilerek yayınlanmıştı. Türkiye Türkçe’sindeki yayını de 1930'lu yıllarda yapılmıştı. 21. yüzyıla kadar kendi sahiplerinin okumasına nasip olmayan, 2 asır hüküm süren Seidiye Hanlığı’nın yegane tarihi olan “ Tarihi Reşidi” de bundan 110 yıl önce İngilizce’ye tercüme edilerek Londra’da yayınlanmıştır.

Din konusunda ise, “Din özgürlüğüne saygı gösterildi.Din adamları, hakimiyet işlerine iştirak etme ve fikir yürütme hakkından yararlandı” denilmiştir. Evet, Çin hükümeti din özgürlüğümüze saygı gösterdi!O yüzden “Kültür Devrimi”nde Kur’an başta olmak üzere tüm dini kitaplarımızı yaktılar ve camilerimizin bir kısmını yıktı , bir kısmında ise domuz beslediler. Din adamlarımızı domuz eti yemeye, Allah’ın varlığını inkar etmeye zorladılar. Hapse atarak uzak yerlere sürgüne gönderdiler, yüzlerine kara sürerek sokaklarda sürüklediler. Ölene kadar hapse mahkum ederek hepsini yok ettiler. Doğu Türkistan halkı tüm bu yaşananları daha unutmadı ve asla unutmayacaktır. Burada söylenen hakimiyet işlerine iştirak edenler kimlerdir? Onlar az sayıdaki hükümete sadık olan mollalardan ibarettir. Söz konusu kitapta söylenene bakılırsa şuan Doğu Türkistan’da toplam 26 bin 500 Müslüman din adamı var imiş. Bunlardan devletin hakimiyet işlerine iştirak eden , Milli Halk Meclisi vekili bir kişi, Yerel Siyasi Dayanışma Meclisi üyesi olan dört kişi var imiş. Yani Doğu Türkistan’daki tüm Uygur halkına, Çin hükümetine sadık olan bu beş kişi vekillik ediyormuş. Aslına bakılırsa  bu beş mollayı bile halk seçmiş değildir. Hükümet kendi beğendiklerini seçerek vekil olarak göndermektedir. Bu tür insanlar Çin Milli Halk Meclisi'nde ne kadar söz sahibi olabilirler ki? Halkının istek ve arzularını kendi patronlarına nasıl iletiyor, bunların o sözleri ne kadar itibar görüyor? Günümüzdeki Uygur halkının acınası durumu, bunun tam bir cevabıdır. Bunlar sadece, Çin hükümetinin dini kılıktaki kişileri dünya kamyonunun önüne gösteriş olarak çıkarma politikasıdır.

Söz konusu kitapta, “Normal dini faaliyetler kanun tarafından korundu” denilmiştir. Öyleyse bu faaliyetler nasıl korundu?

Çin Hükümeti Ekim 1999 tarihinde sadece Hoten vilayetinde bir gün içinde, “kendi ana dilinde hutbe söylediği suçundan” Abdulhekim, Ahmettohti Karı, Ababekri Haci ve Ömercan’ dan ibaret 36 imamı tutuklayarak 7 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırdı.

Hoten şehri hükümetin 1999 yıl 88. numaralı yönetmeliğinde: “Dini misyonerlik faaliyetlerini yürüten düşman radyolarını dinleyenler. O tür şeyleri çoğaltarak yayınlayanlar, din değiştirenler ve bu tür faaliyetlerle meşgul olanlar,  asgari 10 bin Yuan para cezasına çarptırılacaktır. Yurt dışındaki dini örgütlerle ilişki kuranlar, onların dini faaliyetlerine katılanlar 3000 Yuan ile 5000 Yuan arası para cezasına çarptırılacaktır. Davranışlarından ağır sonuçlar ortaya çıkanlar ayrıca kanuni cezaya çarptırılacaktır. Kendi dairelerine insanları toplayarak Kur’an eğitimi verenler 3000 Yuan ile 5000 Yuan arasında  para cezasına çarptırılacaktır. Devlet memurları, öğrenci ve öğretmenlerin dine inanma ve dini faaliyetlere iştirak etme hakları yoktur. Öğrencilerin namaz kılmasına, oruç tutmasına izin veren öğretmenler cezalandırılacak ve görevlerinden uzaklaştırılacaktır” denilmiştir.

Fransa’da yayınlanan “Libreyşin” gazetesinin Kasım 2001 tarihli sayısında “ Çin Müslümanları avlamak için fırsatı ganimet bildi” başlığı altında verilen haberde, “ Çin, Afganistan’da yaşanmakta olan savaşı fırsat bilerek dünya kamuoyundan çekinmez hale geldi. Müslümanların üzerinde korkunç işkence ve terör siyaseti yürütmekte. Bu şekilde Müslüman vatandaşlara özellikle 17 milyon Müslüman’ın yaşadığı Doğu Türkistan’daki Uygur, Kazak, Kırgız’dan ibaret Müslüman halkı kanlı bir şekilde bastırmaya başladı. Geçtiğimiz günlerde Doğu Türkistanlı beş Uygur idam cezasına çarptırıldı.” diye yazmıştır.

Çin İslam Vakfı başkanı Qin Guangyuan, bazı camilerde söylenen hutbelerin Çin’in gerçeğiyle örtüşmediğini söylemiştir. Ona göre dini ayetleri komünist ideolojisine uydurarak izah etmek gerekiyormuş. Bu,Çin hükümetinin normal dini faaliyetleri koruma politikası ve Şarkı Türkistan halkına dini açıdan gösterdiği şefkat ve merhametin bir parçasıdır!

Söz konusu kitapta ayrıca, “ Xinjiang’da İslam Enstitü kuruldu, yüksek seviyeli din adamlerı yetiştirildi” denilmiştir. Evet doğrudur Çin hükümeti, Şarkı Türkistan halkını ve dünya kamuoyunu  kandırmak için 1987 yılında Xinjiang İslam Enstitünü kurdu ve söz konusu kitapta kendini överek bu yaptıklarını Uygurlar için büyük bir iyilik yapmış gibi göstermeye çalışmıştır. Gerçekte bu okula beş senede sadece bir sınıf öğrenci alınmaktadır. Okulda nasıl bir eğitim verildiği, dini derslerin ne kadar esas alındığı, Marksizm ideolojisinin ne derecede esas alındığını, oradan mezun olanların ne kadarının dini faaliyetlerle meşgul olduğunu, ne kadarının sokaklarda işsiz dolaştığını, ne kadarının ceza evlerinde mahkum olarak tutulduğunu vb. Bunları Doğu Türkistan halkı çok iyi biliyor. Bu enstitünün görevi, Uygurlara dini eğitim vermek değil aksince yurt dışından gelen liderlere gösteriş yapmaktadır.

11 Eylül olayından sonra, Çin hükümeti Doğu Türkistan’daki Uygur halkını dünya kamuoyuna, özellikle Amerika hükümetine terörist olarak göstermek ve yurt dışında faaliyet göstermekte olan Uygur teşkilatlarının faaliyetlerini de terörist hareketler olarak göstermek, yurt dışında yaşamakta olan Uygurların yaşam imkanlarını daha da kısıtlamak amacıyla, konsoloslukları aracılığıyla broşür, kitap ve resimli dergiler dağıtarak dünyadaki Uygur teşkilatlarının yasal davalarını durdurmaya ve yok etmeye çalışmaktadır. Buna karşın dünya kamuoyu Çin’in bu rezil maksadını gün geçtikçe daha da iyi anlamaktadır.

“El Hayat” gazetesinde yayınlanan bir makalede: “ Günümüzdeki güçlü siyasi güçler terör kelimesini, kendi iktidarlarına muhalif gelenleri bastırmada kullanmakta. Kendi iktidarına karşı gelen tüm faaliyetleri terör diye adlandırmakta ve istediği kişiye terörist adını takmaktadır.

Bağımsızlığı için mücadele vermekte olan özgürlük faaliyetleri müstebit güçlere karşı kendi haklarını korumayı devam etmelidir. Günümüzde dünyanın her yerinde bağımsızlık faaliyetlerinin devam ettiğini görmekteyiz. Bu faaliyetleri terör diye adlandırmak olanaksızdır. Gerçek teröristler bu tür faaliyetlerin ortaya çıkmasına sebep olan istibdat hükümetlerdir. Günümüzde bir takım diktatör güçler masum halk üzerinde yürüttüğü zulümleri devam ettirmektedir. Zulme uğrayan ve baskı altında olan halk karşılık gösterme hakkına sahiptir. Bu tür faaliyetlerin terör veya başka suç teşkil eden faaliyetlerle hiçbir ilgisi yoktur. Mesela,İngiliz hükümranlığına karşı bağımsızlık mücadelesi veren İrlanda halkının faaliyetleri, İspanya’daki Basklar, Sırplara karşı mücadele veren  Balkan Müslümanları, Ruslara karşı savaşmakta olan Çeçenler, Makedonya’daki Albanlar, Hindistan zulmüne karşı mücadele veren Keşmir Müslümanları, Çin zulmüne karşı mücadele vermekte olan Uygur Müslümanları vb. Bunların hepsinin verdiği mücadeleler hak ve adıl bir davranıştır.

Dini ve milli açıdan doğru olan, amacı ve faaliyet yöntemleri açık olan bağımsızlık hareketleri, düşmanları tarafından terör diye adlandırılmalarına rağmen bunlar bir yasal korunma mücadelesinden başka bir şey değildir. Zulme ve haksızlığa uğrayan insanlar, özgürlük ve adalete kavuşmayı isterler, eşitlik ve barış isterler.”

Türkiye’de yayınlanan Radikal gazetesinin yayınladığı bir haberinde “ Kendi halkına  ölüm çeki dağıtan Çin hükümeti, 2001 yılında bir hafta içinde 40 kişiyi idama hükmetti. Türkçe konuşan Müslüman Uygurların yaşadığı Şarkı Türkistan’da geçen gün 11 kişi basit suçlar nedeniyle idama çarptırıldı. 2001 yılında onlarca Uygur’u idam eden ve onlarcasını hapse atan Pekin hükümeti idam cezasının uygulanmasında rekor yarattı. 2001 yılı resmi rakamlarına göre Çin’in idam ettiği insanların sayısı toplam  2000 olarak gözükse de gerçekte 5000’den fazla insanın idam edildiği tahmin edilmekte…”2 

Milliyet gazetesinin diğer bir haberinde “ Çin,Uygurlar üzerinde uyguladığı yok etme politikasını hızlandırdı. Sünnet şöleni, düğün merasimleri, cenaze namazları yasaklandı.” diye yazıldı.

Dolayısıyla yukarıda ifade etmeye çalıştığım gibi, Kızıl Çin hükümeti mübarek vatanımız Doğu Türkistan’ı işgal ettikten bu yana yüzlerce kitap, binlerce makale yayınladı ve dağıttı. Bu faaliyetini bir dakika bile durdurmadı. Bu tür kitap ve yazılarının gerçekte bir kuruşluk ilmi değeri yoktur. Bunlar Çin hükümetinin, sadece kendi siyası gücüne dayanarak, yeniden yetişmekte olan evlatlarımızın kafasını yıkamak, dünya kamuoyu önünde kendi yürütmekte olduğu tecavüzcü, baskıcı, öldürücü politikalarını gizlemek amacıyla, yayınladığı bir takım çöp yığınağından başka bir şey değildir. Çin’in bu tür davranışlarına vatan içinde doğru ve ilmi bir cevap vermek mümkün değildir. Buna karşın yurt dışında faaliyet göstermekte olan bir sürü teşkilatlarımız, profesör ilim adamlarımız, paralı inkılapçılarımız yeterli sayıda  olmasına rağmen merhum Haci Yakup’un yazdığı birkaç parça araştırma ve Mehmet Emin BATUR’UN yazdığı bir kitap haricinde sistemli bir çalışma günümüze dek ortaya çıkmadı. Ben, yurt dışında ikamet etmekte olan Uygurlar arasında tanılan alim veya tarihçi profesör olmamama, Çin’in yakında yayınladığı Beyaz Kapaklı Kitabi ile ilgili ayrıntılı araştırmalara dayalı bir çalışma gerçekleştirme imkanım olmamasına rağmen,o tür çalışmaları tarihçilerimize bırakmayı düşünerek bu basit yazıyı kaleme aldım. Yakın bir zaman içinde Çin’in yayınladığı bu Beyaz Kapaklı Kitabı esas alarak  Çin Komünistlerinin 50 yılı aşkın süredir dağıtmaya çalıştığı zehirli yayınlarına cevap verebilecek bir ilmi çalışmanın gün ışığına çıkacağından eminim.

                                                                                                          Temmuz 2003  İSTANBUL                      

                                                                                                                                                                                       

1 Xinjiang Yıllığı 2000. Xinjiang Halk  Neşriyatı 2000 yılı, Uygurca yayını, sf.111-112.

2 Radikal gazetesi 2 Şubat 2002 tarihli sayısı.

 

 

 
 

Ana Sayfa

aturan2003@yahoo.com

Taklamakan Uygur Neşriyat Tüm Hakliri Saklıdır

 All Rights Reserved Taklamakan Uyghur Publishing 2007 --- 2009 http://www.uyghurweb.net