| |
GULCA KATLİAMI
AHMET ŞANAL
Ahmet
Şanal HATAY ÜLKÜ OCAKLARI MUSTAFA KEMAL ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ
TEŞKİLAT BAŞKANI
“Yaşasın Doğu Türkistan Milli İstiklal Hareketi“
Soğuk bir kış gecesiydi.Azatlık adına ne varsa Atayurdun bünyesinde
doğada yankılanmaktaydı.Belli ki gece tüm kutluluğu ile her yana Hakkı
fısıldıyor ve haklılığı haykırıyordu. Karla karışık yağan yağmur gecenin
soğukluğunun zıddına yüreği manevi ateş ile kaplı insanların sıcaklığını
bırakın soğutmayı, azaltmaya bile yetmiyordu. Kazakistan sınırındaki
Doğu Türkistan’da İliderya vadisinde kurulu Gülca’daki Müslüman Türkler
tarafından o an için her şey yolunda gidiyordu.Müslümanların yaşadığı
her Türk beldesinde olduğu gibi, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine açılan
önemli ticaret merkezi konumundaki Gülca şehrinde de Müslüman Türkler
için İslamiyet’in en önemli günlerinden biri eda edilmekteydi. Bir
kandil gecesiydi ki, bu kandil apayrı bir önemi olan kandildi. Nitekim,
bu gece Kuran-ı Kerim’in, indirilmeye başlandığı ‘Kadir Gecesi’ idi.
Gülca’daki Müslüman Türkler, gecenin özelliğine yakışır bir şekilde
hazırlıklar yapmaktaydılar.Bu hazırlık çabasında olan isimlerden biri de
“Nur Ahmet Tigin” di. Nur Ahmet Tigin, abdestini almış yatsı namazını
eda etmiş ve biraz dinlendikten sonra nafile namazlar kılmaya başlamış
bu arada da yer yer Kuran-ı Kerim okumaya başlamıştı. Ama o gecenin daha
sıra dışı geçmesi için çeşitli hazırlıklar yapıyor; komşularına oğluyla
haber yolluyor, onlarla bir araya gelip, sohbet etmek için can
atıyordu.Böylesine muhteşem geceyi soydaşlarıyla ve dindaşlarıyla
geçirmek istiyordu.O ara ağabeyi Hasan, eşi ve çocuklarıyla içeri girdi.
Nur Ahmet’in eşinin bayanların ibadet yapmak üzere toplandığı bir eve
gittiğini öğrenince o da kızıyla oraya gitmek istedi. Nur Ahmet onları
bayanların toplandığı eve götürmesi için oğlu Kasım’ı çağırdı.Kasım
yengelerini alıp, annesinin bulunduğu eve doğru dışarıya çıktı.Hava
oldukça soğuk ve yağışlıydı.Toplanılan eve yaklaşan Kasım evin olduğu
caddede ilerlerken 4-5 el silah sesi duydu. Daha sonra yoluna devam eden
Kasım, bayanların toplandığı evin önünde çin polisinin ve polis
araçlarının olduğunu görünce yengesini ve amcasının kızını orada güvenli
bir yerde bekletip, neler olduğunu öğrenmek üzere binanın önüne doğru
ilerlemeye başladı.Araçların yanına gelmişti ki toplanılan evden zorla
çıkarılan kadınların olduğunu gördü.Bunun üzerine hemen yengelerinin
yanına dönüp, olanları babasına ve amcalarına anlatmaları için onları
yolladı.Yeniden olay yerine dönen Kasım hiç biri suçu olmayan bayanların
kiminin çığlıklar atıp polisle gitmemek için direndiğini kiminin de
çaresiz hıçkırıklar içinde polis aracına bindirildiğini gördü.O ara
çığlık atanlardan birinin polis aracına zorla bindirilmek istenen
annesini olduğunu görünce bağıra çağıra hemen oraya doğru yönelen
Kasım’ı bir polis engellemeye çalıştı ama Kasım o polisi aşıp annesinin
bindirilmek üzere olduğu araca tam yakınlaşmıştı ki bir polis onu ayak
darbeleriyle yere düşürdü. Kendisi gibi orada olan birkaç Uygur gencinin
yardımına yetişmesi Kasım’ın çamurlar içinde tekmeler yemesine engel
olamadı. Ağzı burnu kan içinde kalan Kasımla birlikte diğer gençlerde
Çin polislerinden nasibini almıştı.O arada bütün bayanlar araçlara
bindirilmiş ve polis merkezine götürülmeye başlanmıştı.Polisler kan
içinde kalan Kasım ı ve çaresizlik içindeki diğer gençleri orada bırakıp
ayrıldılar.
Bu arada tek tek Ahmet Tigin’in akrabaları ve arkadaşları olan
bitenlerden habersiz, erkeklerin geceyi eda etmek için toplandığı bu eve
gelmeye başlamıştı bile.Herkes birbirinin kandilini kutluyor ve
birbirine ikramlarda bulunuyordu.Bulundukları ortamda bir bayram havası
vardı. Manevi soluklu bu havadan etkilenen insanlar o an dışarıda neler
olduğundan habersiz ibadetlerine başlamışlardı ki o ara kapı hızlıca
çalınmaya başlandı.Merakla kapıya yönelen ev sahibi Nur Ahmet daha
kapıyı açmadan gelenin oğlu Kasım olduğunu sanmıştı ama kapıyı açınca
yanıldığını fark etti ve gelenlerin az önce Kasımla yolladığı yeğeni ve
yengesi olduğunu görünce onların yüzündeki endişe belirtilerinden az da
olsa tedirgin oldu.Bu arada hıçkırıklar içinde kalan eşinin sesini duyan
Nurahmet’in ağabeyi de kapıya gelmiş ve telaşla eşine neler olduğunu
sormuştu.Kadın anlatmaya başladıkça içeride namaz kılanların dışındaki
herkes tek tek kapıya yönelmeye başladı.Bu arada hemen dışarı çıkmaya
başladılar. Kadınların toplandığı binanın önüne geldiklerinde ortalık
ana baba günü gibiydi. O ara Nurahmet, oğlu Kasım’ı yerde yarı baygın
halde gördü etrafında birkaç genç onunla ilgileniyor yaralarını
sarıyordu.Nurahmet oğlunun yanına yaklaştığında oğlu onların hemen polis
merkezine gitmesini söyledi.Polislerin annesiyle birlikte bütün
kadınları aldıklarını söylediğinde de gözlerinden inen yaşlara hakim
olamayan babası Nur Ahmet’i gören Kasım hıçkırıklara boğuldu.Küçük
kardeşi Ömercan’ı Kasımla ilgilenmesi için orada gençlerin yanında
bırakan Nurahmet ağabeyi ile birlikte polis merkezine doğru yol almaya
başladı ki bu ara büyük bir kalabalığın da kendileriyle gelmeye
başladıklarını fark ettiler.Polis merkezi önüne geldiklerinde şehrin
dört bir yanından insanların oraya akın ettiğine şahit oldular ki,
hepsinin içinde öfke vardı. Nurahmet hemen kapıya yöneldi.Ancak olası
bir ayaklanmaya karşı kapının kapatıldığını anlayınca kapıya vurmaya
başladı.Bilinçsizce bağırmaya başlayan Nurahmet’i abisi biraz
sakinleştirmeye çalıştı.Abisi aklından o kadar da kötü şeyler
geçirmiyordu.Sonra bekleyişe koyuldular.bu arada Kasım’ı eve bırakan
Ömercan da dönmüştü.Tam bu sırada içeriden otomatik silah sesleri
geldi.Bunun üzerine nihayet kapı açıldı açılmasına ama o ara hengame
koptu.Çünkü 3-4 Çin polisi bedeni kurşunla doldurulmuş iki tane Türk
kadını kapıya bırakıp geri içeri dönmeye çalıştı ki o ara Ömercan ve
beraberindeki on onbeş kişi o polislerin elindeki silahlara aldırmadan
saldırmaya başladı.O ara içeriden otomatik silahlarla 4-5 Çin Polisi
daha dışarıya çıkmayı başardı.Ne olduysa o an oldu. Orada toplanan
silahsız insanlara yaylım ateşi açan bu polisler özellikle baş sırada
bulunan Ömercan ve yanındakilerin can vermesine neden oldular.Bu durumu
gören Nurahmed ve ağabeyi tekbirlerle daha da büyük bir hiddete kapılıp
etrafındaki insanların da desteği ile o polislerin elindeki silahı
kapmayı başardı.Ancak bu arada onlarca Türk insanı şehit edildi.
Olaylar bu şekilde devam ederken ertesi gün Doğu Türkistan’ın bir çok
şehrinden gelen Uygur Türkleri büyük bir İstiklal Hareketi başlattı. Çin
güçleri tarafından resmen tahrik edilmiş olunan Doğu Türkistanlıların
tepkisi gitgide büyümüş ve kısa zamanda Doğu Türkistan’ın 80 ayrı
bölgesinde Çinli işgalcilere karşı bir özgürlük savaşı başlatılmıştır.
Bu durumdan giderek kaygı ve korkuya kapılan işgalci Çin hükûmeti
Çin’den Doğu Türkistan’a takviye askerî güçler getirmek zorunda
kalmıştır. Çinliler, Doğu Türkistan halkına karşı tank ve benzeri ağır
silahlarda kullanmışlardır. Çinli cellâtlar tarafından katledilen
insanlar arasında çocuklar, yaşlılar, kadınlar büyük çoğunluktaydı.
Yüzlerce, hatta binlerce Doğu Türkistanlı hunharca şehit edilmiş evler,
yerleşim bölgeleri tanklarla yıkılmış yerle bir edilmiş, Doğu
Türkistanlılar için artık silahsız olmanın hiçbir ehemmiyeti kalmamıştı.
Ellerine geçirebildikleri ilkel silahlarla ve çeşitli yollarla rüşvet
yahut tehditle Çin güçlerinden elde ettikleri silahlarla haftalarca
çatışmalar devam etti. Bu çatışmalar o günlerde, Türkiye ve dünya
basınında geniş bir şekilde ye almasına rağmen, dünya kamuoyu tarafından
işgalci Çin hükûmetine resmî yollarla bir tepki, bir kınama söz konusu
olmamıştır. Elbette ki; Bağımsızlığa teşne durumdaki Doğu Türkistan
halkı sözde hür olduklarını zanneden dünya devletleri tarafından yalnız
bırakılsalar bile kalplerindeki özgür olma duygusunu asla
köreltmeyecekti. Kendi kaderi ile baş başa bırakılan Doğu Türkistan
halkı millî mücadelesini yok denecek imkânlarla günümüze kadar sürdüre
gelmektedir. Sürdürmeye de devam edecektir. Bir milletin bağımsızlığının
yalnızca başka devletlerin yardımlarına muhtaç olarak ayakta durmayacağı
da bilinen bir gerçektir. Bunun bilincinde olan kahraman Doğu Türkistan
halkı sayısız şehitler vermek pahasına yarım asırdır millî mücadelesini
dünyanın en fazla nüfusuna sahip en vahşi ordularını besleyen ve dünyada
silah yatırımı en fazla olan Çin gibi bir emperyalist devlete karşı
devam ettirmektedir. Bir gün mutlaka bağımsız olacaklarına olan
inançlarını kalplerinden bir gün olsun çıkartmayan Doğu Türkistanlıların
sahip olduğu dinî, millî, kültürel ve ırkî yönden mukavemet göstermesi
Çin hükûmetini her geçen gün daha fazla tedirgin etmekte ve bu sebeple
de ellerine geçirdikleri her fırsatta yüzlerce, binlerce Müslüman Türk’ü
çeşitli bahanelerle katletmektedirler. 5 Şubat 1997 Gulca olaylarının
kanlı bir şekilde bastırılmasından sonra Habibullah , Abdusattar (Gulca)
ve Nuriddin (Aksu Shayar) nahiyesinden 3 Uygur genci Kazakistan’a
sığınmışlardır. Bu ayaklanmalarda bizzat bulunan bu insanlar büyük bir
mücadeleye imza atanlar arasındaydı.Bu gençlerden biri de NurAhmed’in
oğlu Kasım’dı.Kasım Kazakistan’da akrabalarıyla iletişim kurmuş ve
özellikle Yusuf Yabgu Tiginle görüşmeye başlamıştı.Kazakistan’ın Almata
şehrinde yaşayan kendileri gibi Uygur Türk’ü olan bayanlarla evlenerek
ikamet imkanı elde eden Kasım ve iki arkadaşları bu ülkede bir nebzecik
de olsa rahatı bulmuştu ki Çin hükümetinin baskısı sonucunda Kazakistan
hükümetince iade edilmeleri isteğini takiben Kasım’ın ailesiyle birlikte
3 aile can güvenliklerinin olmadığı gerekçesiyle 1998 yılında Pakistan’a
sığındılar, bu ülkede 1998 -2005 yılına kadar çeşitli vilayetlerde
sığınmacı olarak yaşadılar. Bu 3 aile 1998 yılından itibaren BM
teşkilatının Pakistan Mülteciler idaresi ve batı devletlerinin
elçiliklerine siyasi iltica talebinde bulunduysalar da 7 yıl boyunca
isteklerine cevap gelmedi.En son ise, 2004 yılında bu 3 aile Pakistan’ın
Weziristan vilayeti Miranshang ilçesine yerleşmişlerdir.2004 yılının
sonbahar aylarında bu vilayette yaşama imkanlarının olmadıklarını
anlayınca tekrar başka bir yere göç kararı almışlardı. 2005 yılı Temmuz
ayı içerisinde adı geçen bu 3 aile 23 kişilik bir kafile ile yeni bir
güvenli yer aramak maksadıyla tekrar yola çıktılar.Aralarında 60
yaşlarında bir yaşlı bayan ve 70 yaşını geçmiş bir bayan da vardı.5
erkek 6 bayan,6 aylık bir bebek ve 15 yaşını henüz bitirmiş 6 kız 5
erkek çocuk’ tan oluşan kafilede Gülca olaylarından dolayı aranan
fertlerinden dolayı il il dolaşan 3 aile vardı.Bu 3 aile, Pakistan’ın
Mirashan vilayetinden yeni bir umut için yola çıkmışlardı. Mirashan-Weziristan
kara yolunda bilinmeyen bir sebeple Pakistan güvenlik güçlerince
durduruldu.Yolda niçin durdurulduğunu sormak için güvenlik güçlerinden
bilgi almak isterlerken yaşları 60 ve 70 civarında olan bayanlar
güvenlik güçlerince hakaret ve dipçik darbesi ile tartaklandı.Bu
olaylara seyirci kalamayan aile fertlerinin araya girmesi ile olay
büyümüş Pakistan güvenlik güçleri olayı yatıştıracağına bu 3 ailenin
üzerine ateş açmışlar, en son kullandıkları araca roket atarak aile
fertlerinden kimsenin sağ kurtulmasını istememişler ve aile fertlerinin
hepsinin can vermesine sebep olmuşlardır. Olay yerine gelen halk feci
tablo karşısında şaşırmış bu masum ailelerin vahşice katledilme olayına
seyirci kalmayarak yerel halk güvenlik güçlerine saldırmışlardır.
Bu olay sonrası Pakistan yönetiminden üst düzey bir yetkili halktan özür
dileyerek olayın yanlış bir anlama sonucu meydana geldiğini
söylemiştir.Hükümet yetkilileri ölen 23 kişinin cesedini toplayarak
bilinmeyen bir yerde defin işlemini gerçekleştirmiştir.
Pakistan hükümetinin Çin devleti ile olan suçluları iadesi anlaşması
gereği her yıl yüzlerce Doğu Türkistanlı Uygur suçlu veya suçsuz olsun
Çin’e iade edilmekte veya böyle vahşice kendi dindaşları tarafından
katledilmektedir.Bu gibi olaylar uluslar arası Af Örgütünün yıllık
raporlarında belirtilmektedir.”
|
|