| |
SÖMÜRÜLEN DOĞU TÜRKİSTAN
Dr. Ahmet Türköz
Dünyadaki en çok insan hakları
ihlallerinin olduğu bölgelerden biri olan Doğu Türkistan'ın Çin
ekonomisi için çok önemli olduğunu biliyoruz. Bu yazıyı ele almamızın
esas gayesi, Doğu Türkistan'daki insan hakları ihlallerinin sebebinin
ekonomik kaynaklı olduğunu göstermektir.
Sovyet Mucizesi Türk Kaynaklarından
beslendi, Ya Çin?
Konuya girerken Çin lideri
Mao'nun bir analizini vermek yerinde olacaktır. "Çin'in kaynakları ve
nüfusu kalabalık bir ülke olduğunu söylüyoruz. Gerçekte nüfusu kalabalık
olan Han (Çin) milliyeti, toprağı geniş ve kaynakları zengin olan ise
azınlık milletlerdir."1 Mao'nun bu tespiti ve Doğu Türkistan'ın yeraltı
ve yerüstü zenginliklerinin özellikle petrolün çokluğu aklımızda şöyle
bir soru uyandırmaktadır: Çin'in 80'li yıllardan itibaren dünyada hatırı
sayılır bir ekonomik güç olmasının 2 sebebi, Doğu Türkistan'daki bu
zenginlikleri sömürmekten mi kaynaklanmaktadır? Aslında bu konu üzerinde
durulmasının gerektiğini düşünüyoruz. Ancak bunun kapsamlı bir araştırma
konusu olduğu muhakkaktır.
Bize yukarıdaki soruyu sorduran
Azerbaycan petrolleriyle ilgili yapılan bir araştırmadır. Sovyetler
Birliği dağıldıktan sonra, petrol kaynakları zengin olan Azerbaycan'da
Azeri bir bilim adamının yaptığı bu yönde bir araştırma, Sovyetler
Birliği'nin güçlü bir ülke olmasının sebebini gayet güzel bir şekilde
açıklamaktadır. Aynı zamanda Azerbaycan Cumhuriyeti eski Parlemento
Başkanı olan Rasul Gouliev'in Oil and Politics 3 adlı
araştırmasının vardığı sonuç, Azerbaycan petrollerinin Sovyet
ekonomisindeki önemini ortaya çıkarmakta ve Rusların sömürge
politikalarını açığa vurmaktadır. Buna göre, "Sovyet mucizesi" biçiminde
sunulan sanayileşme olayının temelinde, Marksizm veya bir ideolojik
dürtü değil, doğrudan petrol varmış. Nitekim 1872-1913 arasında, dünya
petrol üretiminin % 50'si Rusya'daymış ve bunun % 95-97'si de Bakü
bölgesinden çıkartılmış. Keza, II. Dünya Savaşı'nda Sovyet ordusunun
kullandığı petrolün % 90'ı yılda 22-23 milyon ton üretim yapılan Bakü
bölgesinden gelmiş. 4
Sömürgecilik ve Medeniyet Götürme
Bahanesi
İngiltere'nin Hindistan'da
yapmış olduğu sömürgecilik faaliyetlerine bakarak bu olguyu açıklayalım.
Hint halkı fakir ve geri bırakılmış, okuyabilen aydınları ya dilencilik
yapmakta ya da yol inşaatlarında taş kırmaktadırlar. Buna rağmen İngiliz
yöneticiler, Hintlilere medeniyet, teknoloji, okul ve demokrasi
götürdüklerini iddia etmektedirler. Oysa, onların bu iddialarının aksine
Hindistan'da yeterli kalifiye eleman ve uzman yetişmemiştir. 5
Çin Halk Cumhuriyeti
idarecilerinin de benzer şekilde, otonom bölgelerin (işgal ettiği
yerlerin) halklarına eğitim, okul ve medeniyet götürdükleri iddiaları
söz konusudur. Hatta 1982 Anayasası ve 1984 özerklik kanununda yerel
milliyetlerin kendi kalifiye eleman ve uzman kadrolarının
yetiştirilmesine devletin yardımcı olacağı 6 bildirilmektedir. Fakat,
bütün bu kağıt üzerinde verilen haklar sömürge-sömüren ilişkisine
uymamaktadır. Sömürgelerde halkların sosyal, kültürel ve ekonomik
alanda, kendi kendine yeterlilik, kendi kültürünü ve sosyal değerlerini
geliştirme, ilerletme faaliyetlerine kesinlikle izin verilmemektedir.
Mesela İngiltere'nin Mısır'ı işgal etmesinden sonra, burada
sanayileşmeyi önleme politikası ve Rusya'nın kontrolü elde tutmak için
Türkistan'da iktisadi ve siyasi geri kalmışlığı uygulama politikası. 7
Çin Devlet Başkanı Zhao Ziyang'ın 1980'li yılların başında yaptığı,
"Doğu Türkistan ve kuzey batı bölgelerinin kıyı ve iç bölgeler
arasındaki farka katlanmak zorundadır" şeklindeki açıklaması geri
bırakılmışlığı resmen teyit eder gözükmektedir. Buna göre Doğu
Türkistan'ın kalkınması için yatırımlar en erken 1990'lara kadar ve
hatta büyük ihtimalle Doğu Türkistan'ın petrolüne ihtiyaç duyacağı 21.
yüzyıla kadar mümkün olmayacaktır. 8 Her ne kadar Çinli yetkililer, Doğu
Türkistan'ın ekonomik bakımdan çok geliştiğini söyleyerek övünselerde 9,
Doğu Türkistan'da Çin hegemonyasına karşı ayrılıkçı protesto
gösterilerinin yapılması durumuna açıklık getirmekte zorlanmışlardır.
Fakat son zamanlarda, Deng döneminden itibaren Çinlilerin Doğu
Türkistan'ın bağlılığını kazanmak için farklı yollar aramaya başladığını
görmekteyiz. Sıkı iç güvenlik ve siyasi baskı devam etmesine rağmen,
Doğu Türkistan'ın merkez tarafından uygulanan ekonomik sömürü
derecesinde bir azalma sözkonusudur. İlk kez olarak merkezi Çin
otoriteleri, eğer Doğu Türkistan'dan birşey isterlerse, karşılığında
birşeyler vermeye hazır olmaları gerektiğini farketmiş gibidirler. 10
Çin'in Dışa Açılması ve Doğu
Türkistan
Gerçekten de, Pekin Doğu
Türkistan'daki istikrarın anahtarı olarak ekonomik tedbirlere karar
vermiştir. Ekonomik ilerleme hükümetin bugün en yüksek önceliği olarak
kayda geçmiştir. Doğu Türkistan'da yaşam standartını yükseltme amaçlı
peşi sıra gayretli çabalarla Çin, Orta Asya ile ekonomik bağlarını
güçlendirme eğilimindedir. Bunun ekonomik kalkınma ve Çin'in etkisinin
teyidi yönünde istikrarın geliştirilmesini içereceğini Çinli yetkililer
ummaktadır. Bu şekilde Çin, tüketim malları için pazarlar bulmayı ve
Doğu Türkistan içinde "modernleşmeyi" geliştirmeyi amaçlamakta ve yaşam
standartlarını yükselterek hoşnutsuzluk düzeyini azaltmayı
amaçlamaktadır. Umulan diğer yararlar ise, islami yönetim taraftarı
gruplara karşı Orta Asya'nın laik zihniyetli hükümetlerini güçlendirmek
ve Cumhuriyetleri Rusya'ya daha önceki ekonomik bağlılıklarından
alıkoymak veya daha kötüsü Pan-turanizmin cazibesine kapılmalarından
alıkoymaktır.11
Bütün bu ekonomik yumuşamanın
sebebi belki de Çin'in son on yılda "dünyaya açılması"ndan
kaynaklanmaktadır. Ekonomik açıdan gittikçe güçlenen Çin, Doğu
Türkistan'ı uyguladığı "Açık Kapı" politikasında önemli bir faktör
olarak kabul etmektedir. Gerçekten Doğu Türkistan, Çin'in Açık Kapı
politikasında iki potansiyel role sahip gibi görünmektedir. Kıyı
bölgesinin endüstrileşmesinde kullanılmak üzere veyahutta ihraç etmek
üzere hammadde tedarikçisi olarak ve Büyük İslami Daire içinde bir İpek
Yolu ekonomisinin bağlantısı olarak. Birinci bağlantı yani kıyı
bölgelerinin endüstrileşmesinde kullanılması veya ihraç edilmesi için
hammadde tedarikçisi olma durumu iç ekonomiye kuvvetli bağları
gerektirirken, ikinci özelliği yani büyük İslami Daire içinde bir İpek
Yolu ekonomisi bağlantısı oluşturması da, Orta Asya ekonomisine Doğu
Türkistan için çifte bir açılışı (iç ve dış) gerektiriyor. 20. yüzyılda
Sovyet ve Çin millet oluşturma çabalarıyla kesintiye uğrayan eski Orta
Asya İpek Yolu ekonomisi, Çin'in adem-i merkeziyetçileşmesi ve eski
Sovyetler Birliği'nin parçalanmasıyla şimdi yeniden canlanmaktadır. 12
Diğer yandan uluslararası petrol endüstrisinin Doğu Türkistan'ı ortak
arama çalışmalarına açması için Çin'e baskı yapması ve Çin'in artan
petrol ihtiyacı da bunda rol oynamaktadır.
Doğal Kaynaklar Doğu
Türkistanlılara Aittir.
Doğu Türkistan'daki müslüman
azınlık ile Han Çinlileri arasındaki etnik gerginlik dış gözlemcilerce
genellikle iyi bilinmektedir. Fakat, bu gerginliğin temel sebebinin Doğu
Türkistan'ın doğal kaynakları için mücadele olduğu dış gözlemciler
tarafından daha az bilinmektedir. Nisan 1990'da Kaşgar'daki etnik
ayaklanmadan dolayı Mayıs 1990'da Urumçi televizyonunda yapılan bir
yayında seyircilere şu hatırlatılmıştır. Etnik gerginliğin bir nedeninin
de kaynak sorunları olduğuna değinilmiştir. Bu yayında "kaynakların
devlet ve tüm ülkedeki halkın olduğu, sadece belli bir bölge veya belli
bir milliyete ait olmadığı; 1953-1988 arasında Doğu Türkistan'daki yeni
yatırımlar için Pekin'in tam olarak 24.6 milyar yuan mali yardımda
bulunduğu" 13 söylenmiştir.
Doğu Türkistan'daki yaygın bir
kanı da şudur: Pekin Doğu Türkistan'ın petrolünü, kömür, alümünyum, yün
ve pamuğunu yeterli karşılık vermeksizin, özellikle kıyı bölgesi için
sömürmektedir. Bu inanış Pekin'in ekonomik siyasetlerine karşı yerel
halkın direnişinde önemli bir sebep olmaktadır. Bu hassas merkez-yerel
ilişkileri 1980 sonlarında yeni baskı unsurları ortaya çıkarmıştır.
Bölgenin uluslarötesi ekonomik bağlantılarının yoğunlaşması, Sovyetlerin
Doğu Türkistan'a girmesi ve ülkeyi kalkındırmada uluslararası petrol
endüstrisinin ilgisi merkezi hükümeti Doğu Türkistan'daki ekonomik
rolünü genişletmeye ve güçlendirmeye mecbur bırakmıştır. Doğu
Türkistan'ın diğer bölgeleri ham madde tedarikçisi olmasının yanısıra,
resmen net bir hükümet yardımları alıcısı olmuştur. Harcamaların %
50'den fazlası merkezi yardımlardan karşılanmıştır. Bu durum merkezi
hükümetten daha az siyasi otonomiye sahip olmasında bir bahane teşkil
etmiştir. 14 Merkezi hükümetin siyasetleri Doğu Türkistan için daha
otonom bir kalkınma modelini imkansız kılan bir "iç koloni" bağımlılığı
modelini öngörmektedir. O zaman tarihi model Pekin'in Doğu Türkistan'a
hem yardım edip hem de sömürdüğü bir model olmaktadır.
Geri Kalmış Azınlıklar
Kıyı bölgelerle iç bölgeler
arasındaki tüketim farklılıkları, 1980'lerde Doğu Türkistan iç
ticaretini kötüleştirmiştir. Doğu Türkistan ekonomistlerine göre, kıyı
bölgelerine ihraç ettikleri petrol kaynaklarından elde ettikleri
gelirlere rağmen, iç ticaretleri 1989'da çeşitli çelişki ve problemlerle
karşılaşmıştır. Tüm Batı bölgeleri kendi ham maddelerini devletin
belirlediği fiatlardan satıyorlar, fakat kıyı bölgelerinden gelen
endüstri tüketim mallarını yüksek piyasa fiatlarından satın alıyorlar.
Dolayısıyla bu fiat farklılıkları Batı bölgelerindeki her eyalet için
milyarlarca yuan kayba yol açmıştır ki, bu miktar eyaletlerin Pekin'den
aldıkları devlet yardımlarından çok daha büyük bir oranı teşkil
ediyordu. 15 Bu bölgesel ticaret dengesizliği 1989'da ülke çapında bir
durgunluğa yol açmış, Doğu Türkistan'daki piyasaları nerdeyse
çökertmiştir.
Bu da, daha önce bahsettiğimiz
sömürgelerdeki halkların ekonomik ve sosyal ilerlemelerine imkan
tanımayan sömürgeci tutumun Çin versiyonu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu şekilde, "ver ve al" siyasetiyle Çinli yetkililer Doğu Türkistan'da
kontrolü büyük ölçüde sürdürebilmektedirler.
Ancak 1980-1990 ekonomik
reformlarından azınlık bölgelerin en az yararlandığı düşünülürse,
sömüren bir ülke olarak Çin'in diğer güney ve kıyı bölgelerini ekonomik
bakımdan kayırmasına şaşmamak gerekir. Gerçekten rakamlara baktığımızda,
Çin genelinde özerk bölgelerin ekonomik kalkınma durumları hiç te iç
açıcı değildir. Çin Sosyal Bilimler Akademisi'nin ülkenin durumu
hakkındaki 1995-96 Beyaz Kitabı'ndaki bir bölüm sorunun boyutunu oldukça
iyi belgelenmiş olarak verir. "Azınlıklar: Ilımlı Ekonomik Büyüme ve
Temel Sosyal İstikrar" başlıklı rapor milli azınlıkların çeşitli
problemlerine, fakirlikleri, gelişmemiş ekonomileri ve etnik gerginliğe
değinmektedir. 16
Devlet İstatistik Bürosu
rakamları Çin nüfusunun 70 milyonunun yoksulluk sınırının altında (ayda
300 yuan) ve diğer 70 milyonunun bu sınırın hemen üstünde yaşadığını
göstermektedir. Milli azınlıklar bir bütün olarak nüfusun sadece % 8'ini
oluşturdukları halde bu rakamın (fakirlik sınırı altında yaşayanların) %
43.75'ine tekabül eder. 1993 taramasında tanımlanan 592 alanın 257'si
otonom bölgelerde bulunuyordu.
Ayrıca bölgeler arası
eşitsizliklerde artmaktadır. 1981'de batıdaki ekonomik büyüme oranı %
90'ken, doğudaki büyüme oranı ve kişi başına üretim % 68'di. Kırsal
alanlardaki kişi başına gelir 1994'deki 1.220 Yuanlık milli ortalamanın
oldukça altındaydı. En az gelişmiş bölgeler Guangxi (1.107 Yuan), İç
Moğolistan (1.062 Yuan), Doğu Türkistan (935 Yuan) 17 ve Ningxia (910
Yuan). Milli ortalamanın % 30 altında olanlar Qinghai (869 Yuan), Yunnan
(803 Yuan) ve Guangxi (768 Yuan)'dır. Tibet'te ise durum daha da
kötüdür. Ayda kişi başına 550 Yuan'dır. Fakat bu rakamlar şaşırtıcı
değildir. 1964'de otonom bölgelerde ekilebilir arazi 40 milyonluk bir
nüfus için 16.72 milyon hektardı. 1990'da bu rakam iki katına çıkmış, 86
milyon bir nüfus için 17.63 milyon hektara çıkmıştır. Bu şartlar altında
arazi üzerindeki baskı yoğundur. 18
Bu karanlık rakamlara karşın,
yetkililer son birkaç yılda ilerleme sağladıklarını iddia etmekteler.
İlk olarak otonom bölgelerde yaşam standartlarındaki sürekli gelişmeye
yer veriyorlar. 1993-94 büyümesini % 16.4 olduğunu iddia ediyorlar.
Fakat övgülerinin büyük kısmı tomurcuklanan piyasa ekonomisine bağlıdır;
sınırötesi ticaret artmış, Doğu Türkistan'da petrol üretimi artıyor, İç
Moğolistan'da kömür çıkarılmakta ve tüketim mamülleri piyasalarda bolca
dolaşmaktadır. 1994'de Ningxia, Qinghai ve Tibet'te üretim % 8'den fazla
büyümüş, İç Moğolistan ve Doğu Türkistan'da % 10 artmıştır. Fakat milli
büyüme oranıyla (% 11.8) ve üzerine eklenen enflasyon unsuruyla
kıyaslandığında otonom bölgelerin ülkenin kalan bölümüyle paralel
gelişmekten çok geriye gidiyor görünmektedir. Son birkaç yılda merkezi
hükümet bölgelere yoğun endüstri projeleri için büyük miktarlarda nakit
göndermiştir. Bu büyüme rakamlarını yukarı çıkarırken yerli halkın yaşam
standartlarında az etkili olmuştur. Buna Doğu Türkistan somut bir
örnektir. Tarım Havzası'nda yeni petrol yataklarını geliştiren 40 bin
işçinin büyük çoğunluğu Doğu Çin'den getirilen Hanlılardır. 19
Sözkonusu raporda "Batı
bölgeleriyle Doğu arasında daha yakın bağların gelişmekte olduğu"
açıklanmaktadır. "Piyasa ekonomisi gelişir ve rekabet şiddetlenirken,
doğudaki daha gelişmiş bölgeler ham madde ve enerji eksikliği, çok daha
yüksek işgücü maliyeti, yüksek üretim maliyetleri ve zayıflamış rekabet
edilebilirlikle karşılaşmaktadır. Batı bölgelerinde bol doğal kaynak
vardır. İşgücü ve arazi maliyetleri nispeten ucuzdur ve sermaye ve
knowhow eksiktir. Öyleyse Doğu-Batı işbirliği ve karşılıklı yararlar her
iki tarafında çıkarınadır." İşbirliği teması bir süredir etrafta
konuşulmaktadır. Ve yetkililer gelişmemiş bölgelere kadro ve uzman
göndererek "yardım etmeye" her zaman istekli olmuşlardır. Bu, iş gücü
durumuna katkıda bulunmuş ve Han kontrolünün daha etkin bir biçimde
yayılmasını sağlamıştır. Çok daha yakın bir gelişme, azınlık
bölgelerindeki sosyal rahatsızlığı, kıyı ve iç bölgeler arasındaki
giderek genişleyen farklılıkla açıklama girişimi olmuştur. 20
1995-96 raporunda Han-azınlık
ilişkilerinde önemli bir faktör olarak "milli azınlıklar arasındaki
hoşnutsuzluk kaynağı olarak doğu ve batı arasında artan farklılıkları"
dikkati çekmektedir. Eğer "geri kalmışlık" Halk Cumhuriyeti'nin ilk
zamanlarında olduğu gibi hala azınlıkları tanımlamak için kullanılan
terimse, bunun Liderlik için anlamı değişmiştir. Bu terim 1980'lerin
sonuna kadar, ağabey Hanın desteğini ve sosyalizmin uygulanmasını
meşrulaştırmaya hizmet etmiştir. 1990 başlarından bu yana ise,
azınlıkların memnuniyetsizliklerini ve ekonomik kalkınmanın neden bu
problemli bölgeler için doğru çare olduğunu açıklamaya hizmet etmiştir.
Halk arasındaki çelişkileri ele almadaki bu klasik reçete -etnik
kadroları eğitme ve eğitim sistemine biraz etnik içerik katma- şimdi
olması beklenen bir krizin en son göstergelerini gözönüne alan diğer
yaklaşımlar yerini almaktadır. 21
Doğu Türkistan Sömürülüyor.
Çin için Doğu Türkistan'ın
ekonomik bakımından sömürülmesine sayısal olarak örnekler vermeye devam
edelim. 1949'da Kızıl Çin geldiği zaman 11.500.000 baş koyun, 1.600.000
baş sığır, 780.000 baş at, 68.000 baş merkep ve 20.000 baş deve vardı.
Kızıl Çin halka et yemeyi yasak ederek on sene içinde koyun adedini
22.000.000'a çıkarttı. Uzun ve ince yünlü koyunlardan elde edilen yün
1960'da Amerika'dan, 1962'de Avustralya'dan fazla idi. 1950-58 arasında
Doğu Türkistan'da üretilip Çin'e sevkedilen hayvani istihsal
maddelerinden bazıları ve miktarı şöyledir: 1.759.000 baş koyun, 128.000
baş at, 6.405.000 adet koyun derisi, 2.600.000 takım deri elbise,
4.600.800 çift ayakkabı, 5.199 ton yün, 985 ton süt mamulü. Yine aynı
yıllar içinde Doğu Türkistan'da üretilip Çin'e götürülen tarım
ürünlerinden bazıları ve miktarları ise şöyledir: 71.640 ton buğday,
22.424 ton fasulye, 345 ton kurutulmuş kavun, 215 ton kuru üzüm. 1959'da
ihraç edilen meyva 1.130.000 tondur. Ve geliri tamamen Çin'e gitmiştir.
22
Yakın zamanlarla ilgili birkaç
net rakam daha verelim. Çinliler, 1989 yılının ilk 3 ayında Doğu
Türkistan'dan Çin'e 8 milyon varil ham petrol, 906 bin ton kömür ve 444
bin ton tuz taşımışlardır. 1990 yılında ise, üretilen pamuğun yüzde 70'i
Şanghay, Şian ve Pekin'e taşınmıştır. 23
Çinli Göçmenler mi, Çinli
Sömürgeciler mi?
Öte yandan Rusya'nın
Türkistan'da, İngiltere'nin Hindistan'da yaptığı gibi, Çin de Doğu
Türkistan ve diğer azınlık bölgelerin doğal kaynaklarını sömürürken,
kontrolü daima elinde tutmak için Han Çinlileri buralarda yoğun olarak
bulundurmuşlardır.24 İdare etme ve karar verme mevkileri hep Çinli
yöneticilerin elinde olmuştur.25 Zaten geçmişte de, milli azınlık
bölgelerinin ilk Çinli yerleşimcileri olan ordu mensupları Pekin'in
kontrol politikasının temel direğini oluşturmuşlardır. Zaten halkın
gözünde Çinli göçmenler daima sömürgeci olarak algılanmaktadır.
Çin'in milli çıkarları
bakımından milli azınlık bölgeleri iki kat öneme sahiptir. Stratejik
bakımdan hassas sınır bölgelerinin % 86'sını işgal ederler ve ülkenin
geri kalan kısımlarının ihtiyaç duyduğu doğal kaynaklar bakımından
zengindir. 1949'dan itibaren 3 açıklanmamış ilke bu bölgelerde Pekin'in
siyasetinde etkili olmuştur: Etnik açıdan Hanlarla ilişkili veya sayıca
asimilasyona dayanamayacak kadar zayıf halkların asimilasyonları;
kuzeybatı bölgelerini Han Çinlileriyle yerleştirme; bölgenin doğal
kaynaklarının kullanımını geliştirme ve bunları doğuya vermek için
ulaşım koridorları yapma.26
Demiryolları ve Sömürgecilik İlişkisi
Bu bağlamda, sayıları 10 olan
Doğu Türkistan'daki demiryolu hatlarının istikametleri Pekin ve diğer
kıyı bölgelerine doğrudur. Ayrıca 18 büyük kargo hattı çalışmaktadır.
Yük taşımacılığının toplam hacmi, 1994 yılı itibariyle 21.602.000 tona
ulaşmıştır. Ayrıca Lonjou-Doğu Türkistan hattı 1995 yılının ilk
yarısında çift yönlü olarak işlemeye başlamıştır.27 XIX. yüzyılda Avrupa
devletlerinin sömürge politikalarında önemli bir yere sahip olan
demiryolu yapımının, o ülkeyi sahiplenme anlamına geldiği düşünülürse
28, Pekin'in neden bu kadar çok demiryolunu yaptığı anlaşılır.
Diğer yandan, demiryollarıyla
ilgili aşağıdaki vereceğimiz örnek de Çin'in sömürgecilik anlayışını bir
kez daha ortaya çıkarmaktadır. Sovyet Orta Asyası ve Urumçi'yi birbirine
bağlayan demiryolu projesi Sovyetler Birliği'nin Çin'e verdiği 80 milyon
dolarlık bir borçla mümkün olmuştur. Demiryolu Eylül 1990'da tamamlanmış
ve yılda 10 milyon ton yük taşıması beklenmektedir. Demir yolu hattının
ardında çeşitli sebepler yatmaktadır. Moskova, sınırlarındaki ve
stratejik üçgen içindeki gerginliği azaltmak yönündeki genel
stratejisinin bir parçası olarak Çin'le siyasi bağlarını arttırmayı
düşünmüştür. Urumçi ve Pekindeki reformcu kuruluşlar demiryolunu kuzey
batı bölgesinin ekonomik kalkınmasında önemli bir altyapısal ihtiyaç
olarak görmüşlerdir. Doğu Türkistan'daki müslüman azınlıklar ise,
demiryolunu aile ziyaretleri, sınır ticareti, Mekke'ye ziyaret ve Çin'in
müslüman halklarını Sovyetler Birliği'ne ve Orta Doğu'ya yani büyük
islami daireye bağlayan bir hat olarak görmüşlerdir. Doğu Türkistan boru
hattının yönü büyük bir merkez-yerel sorunudur. Doğu Türkistan Sovyet
Orta Asyasından Batıya doğru giden yeni demiryolu hattını Avrupa'ya
petrol ihraç etmek amacıyla kullanmak istemektedir. Pekin ise boru ve
demiryolu hattını doğudaki Şanghay'ın ve kıyı bölgesinin sanayi
ihtiyaçlarını desteklemek amacıyla kullanmak istemektedir. Bu çatışma
Doğu Türkistan'ın Açık Kapı politikasının yönü üzerindeki mücadelede
başka bir sorunu oluşturmaktadır.29
Ancak, demiryollarıyla ilgili
şu ince noktayı açıklamak yararlı olacaktır. Bağımsız bir devletin kendi
çıkarları doğrultusunda ülkenin her yanını demiryolu ağı ile
kaplamasının normal ve hatta zorunlu olduğunu gözden uzak tutmamalıyız.
İç Sömürge Doğu Türkistan
Bütün bu anlattıklarımızı
destekleyen önemli bir araştırma geçen sene, 6-7 Nisan günlerinde,
Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü tarafından İstanbul'da yapılan
"20. Yüzyılda Uygurlar" konulu panelde, Hawai Üniversitesi'nden Prof.
Dr. Dru C. Gladney tarafından verilmiştir.30 Gladney sunduğu tebliğde,
özetle Doğu Türkistan'ı tarih, etnik, dil, ekonomi, ülke toprağı ve
inanç başlıkları altında altı konuda inceleyerek, bölgenin artık Çin'in
"iç sömürge" bölgesine dönüşmüş olduğunu 31 izah etmektedir.
İç sömürge terimini ilk defa
Amerikalı sosyolog M. Hetcher 1975 yılında, İngiltere'de yaşayan Keltler
üzerine yaptığı araştırması sonrasında ortaya atmıştır. Buna göre iç
sömürgecilik, merkezi yönetimin sınır bölgesini siyasi bakımdan
yönetmesi ve ekonomik açıdan da sömürmesidir. Tıpkı Batılı devletlerin
koloni bölgelerinde uyguladıkları sömürge politikası gibi. Ancak iç
sömürgenin farklılığı, sömürülen bölgenin sömüren devletin hakimiyeti
altındaki sınır bölgesi veya bölgeleri olması ve orada yaşayan halkların
da azınlık olarak kabul edilmesidir. Gerçi azınlıkların yaşadığı sınır
bölgelerinde bazen bir dizi sanayi ve taş ocağı açma gibi ekonomiyi
geliştirici faaliyetler yapılmaktadır, fakat bu faaliyetlerin gerçek
maksadı merkezi bölgelere hammadde veya ihraç mallarını sağlamaktan
ibarettir.32
Sonuç olarak Doğu Türkistan'la
ilgili Çin sömürüsünün belli başlı cepheleri ortaya çıkmış
bulunmaktadır. Birinci olarak, Konfüçyus medeniyetinden gelen kültürel
üstünlük, medenileştirme misyonu ve yardımsever idare Çin'in Doğu
Türkistan'daki egemenlik bahaneleri olmuştur. İkinci olarak, zengin
doğal kaynakları ve ziraat alanları. Bu Çin'in hırslı ekonomik
gelişmesinin devamı için ve gelecekteki Orta Doğu petrollerine
bağlılıktan kaçınmak için bir anahtardır. Üçüncü olarak, nüfus
yerleştirmesi bakımından Doğu Türkistan önemlidir. Göçeden Çinliler
yerli halk tarafından emperyalist olarak görülmektedir. Dördüncü olarak,
Çin'in Orta Doğu ve Orta Asya'da etkisini göstermede Doğu Türkistan
yegane potansiyeldir. ÇHC'nin bölgesel otoritesi bir Orta Asya gücü
olarak pozisyonunu arttırmaktadır. Pekin Sovyetler Birliğinin dağılışını
Çin'in Orta Asya liderliğini genişletme fırsatı olarak görmektedir. Doğu
Türkistan'ın çevresindeki devletlerle etnik, dini ve ailevi bağlarını bu
amaca varmada araç olarak görmektedir.
-----------------------------------------------------
DİPNOTLAR:
[1]Nicolas
Becquelin, "Trouble on the Marches", China Perspectives, No: 10,
March-April 1997, s. 19'dan Selected Works of Mao Tse-tung, Vol.
5. Beijing, Foreign Language Press, 1977, s. 295-296
2 "Dünyanın en
önemli hedef pazarı" olan Çin'in Dokuzuncu Beş Yıllık (1996-2000)
Kalkınma Planı hedeflerine göre, toplam dış ticaret hacmi 400 milyar
dolara ulaşacak. Bkz. Mehmet Öğütçü, Yükselen Asya, İst. İmge
Yay., 1998, s. 81-83.
3 Rasul Gouliev,
Oil and Politics, Liberty Publishing, Newyork, 1997; zikreden Mehmet
Barlas, "Gözlem", Sabah, 7 Temmuz 1997.
4 Aynı yerde
5 Alaeddin
Yalçınkaya, Sömürgecilik ve Panislamizm Işığında Türkistan(1856'dan
Günümüze), İst., 1997, s. 137'den Dadabhai Naoroji, "The Moral
Poverty of India and Native Thoughts on the Present British-Indian
Policy", Nationalism in Asia and Africa, Yay. Elie Kedourie(Londra,
Frank Cass, 1971), s. 353-371; Sömürdükleri ülkelere medeniyet
götürdükleri iddiası bütün sömürgeci ülkelerin vazgeçemedikleri bir
argüman olmuştur. Rusya'da Türkistan Hanlıklarını işgal ederken aynı
iddiayı ileri sürmüştü. Rusya Hariciye Vekili Prens Gorçakof'un 3 Aralık
1864'de yayınladığı deklarasyon için bkz. Mehmet Saray, "Rusya'nın
Asya'da Yayılması", Tarih Enstitüsü Dergisi, İÜ-Ed. Fak., Sayı:
10-11, 1979-1980, s. 299
6 1982 ÇHC
Anayasası, Madde 122 ve 1984 Milli Bölgesel Otonomi Kanunu, Madde 22 ve
23; bu iki hukuki belgenin tam metni için bkz. Ahmet Türköz, Doğu
Türkistan'da İnsan Hakları, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), İÜ.,
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, İst. 1998, s. 225-280.
7 A. Yalçınkaya,
a.g.e., s. 139
8 G.
Christoffersen, "Xinjiang and Great Islamic Circle: The Impact of
Transnational Forces on Chinese Regional Economic Planning", The
China Quarterly, No. 133, March 1993, s. 133'den Dali Yang,
"Patterns of China's Regional Development Strategy", The China
Quarterly, No: 122, June 1990, s. 245
9 bkz. ÇHC Türkiye
Büyükelçiliği, Sincian'ın Şimdiki Durumu, Aralık 1997, s. 18-19.
Çin Halk Cumhuriyeti'nin Türkiye'de bastığı, Doğu Türkistan'ı tanıtıcı
ilk resmi kitapçığı olan bu eserin yayınlanmasını, Türkiye'deki Doğu
Türkistanlılar, Çin'e karşı yaptıkları faaliyetlerin olumlu bir sonucu
olarak görmektedirler.
10 Lillian Craig
Harris, "Xinjiang, Central Asia and the Implications for China's Policy
in the Islamic World", The China Quarterly, No: 133, March 1993,
s. 123
11 L. C. Harris,
a.k., s. 123
12 G.
Christoffersen, "Xinjiang and the Great Islamic Circle: The Impact of
Transnational Forces on Chinese Regional Ecenomic Planning", s. 136
13 G.
Christoffersen, a.g.m., s. 138'den "Exploit Xinjiang's resources
to benefit the people of All Nationalities", Urumçi Xinjiang TV
Network, 22 May 1990
14 G.
Christoffersen, a.g.m., s. 138'den David S. G. Goodman(Editör),
China's Regional Development, (London: Routledge, 1989) içinde
Peter Ferdinand, "The Ecomomic and Financial Dimension", s. 42
15 G.
Christoffersen, a.k., s. 140'dan Gu Zongzhang, "Economic
Improvement and Rectification and Regional Coordinated ecomomic
Development", Renmin ribao, 11 June 1990, s. 6
16 N. Becquelin,
"Trouble on the Marches", s. 22
17Doğu Türkistan
ile Çin'in kişi başına gelirlerinin daha tafsilatlı karşılaştırmaları
için bkz. İ. Şemseddin, Doğu Türkistan'da Demografik Yapı ve Tarım,
İzmir: İrfan Kültür ve Eğitim Merkezi, 1997, s. 87-88.
18 N. Becquelin,
a.g.m., s. 22
19 Aynı yerde;
Otonom bölgelerdeki sanayi ve yatırımlara istihdamda Çinli uzmanların
çok sayıda kullanılması, gerek 1982 Anayasası 122. Madde'de verilen
güvencelerin ve gerekse ÇHC Milli Bölgesel Otonomi Kanunu 22. ve 23.
Maddelerde belirtilen hakların gözardı edildiğini göstermektedir.
20 N. Becquelin,
a.k., s. 22
21 a.k.,
s. 23
22 Yılmaz Altuğ,
Çin Sorunu(Tarihte ve Bugünkü Çin), İst., 1995, s. 101-102
23 Foreign
Broadcast Information Service (FBIS), 20.04.1989'dan zikreden Erkin
Alptekin, "Son Siyasi Gelişmeler Işığında Doğu Türkistan", Türk
Kültürü, S. 344, Yıl. XXIX, Aralık 1991, s. 720.
24 Sovyet
emperyalizmi Rus olmayan bölgelerde kontrolü sağlamak için buralara çok
sayıda Rus muhacir göndermiştir. Mesela, Kruşçev'in Kazakistan'da
uyguladığı "Bakir Topraklar" kampanyası sonucu, Kazaklar kendi
ülkelerinde azınlık durumuna düşmüşlerdir. Bkz. Yılmaz Altuğ, Biraz
Hürriyet-Sovyet Rusya'da Aydınların İnsan İnsan Haklarının İhlaline
Karşı Mücadelesi, İst. Boğaziçi Yay., 1974, s. 154.
25 Ahmet Türköz,
"Milletlerarası Hükümet-Dışı Kuruluşlar ve Doğu Türkistan", Türk
Dünyası Araştırmaları, TÜDAV, Sayı 86, Ekim 1993, s. 45, "Çin'in
belli başlı beş otonom bölgesinde yerel hükümet başkanları(devlet
organları ve Halk Kongresi başkanları) her halükarda yerel milliyete
aitken, mevcut parti şekreterlerinden hiçbiri - bölgelerde gerçek
karar-vericiliği uygulayanlar - yerel milliyetlerden değildir. Askeri
kumandanlar ve siyasi komiserlerde keza yerel milliyetlerden değildir."
26 N. Becquelin,
a.g.m., s. 20
27 Sincian'ın
Şimdiki Durumu, s. 20
28 İlhan Akın,
Siyasi Tarih 1870-1914, İst., 1983, s. 208
29 G.
Christoffersen, a.g.m., s. 148
30 Dru C. Gladney,
"Internal Colonization and the Uighur", "20. Yüzyılda Uygurlar"
Paneli, 6-7 Nisan 1997, İst., Düzenleyen: Fransız Anadolu
Araştırmaları Enstitüsü; Birçok ülkeden bilim adamının katıldığı bu
uluslararası panele sunulan tebliğler Türkçe olarak basıma
hazırlanmaktadır.
31 Gladney'den
zikreden Erkin Ekrem, "Günümüzde Doğu Türkistan'ı İlgilendiren
Meseleler", Doğu Türkistan ve Çin'in Sömürge Siyaseti Paneli, 28
Şubat 1998, Ankara, Düzenleyen: Türk Ocakları Ankara Şubesi; Makalenin
tam metni için bkz. Doğu Türkistan (Doğu Türkistan Göçmenler
Derneği Yayını), Sayı. 177, Nisan-Mayıs 1998, s. 27-30.
32 M. Hetcher,
Internal Colonialism, Berkeley, 1975, s. 6-8'den zikreden Erkin
Ekrem, a.k.
|
|