DOĞU TÜRKİSTAN
“ÇİN MÜSTEMLEKESİ”
Hazırlayan:
AMAÇ KARAHOCA
İSTANBUL - 2002
I- KISACA TARİHÇESİ
Hunlar, Gök Türkler ve Karahanlılar
Eski Çin tarihleri, atalarımız
olan
Hunlar’ın Doğu Türkistan'da Altay ve
Tanrı dağlarını merkez edinerek Çin'in batısında Milattan önce 210
senesinde
büyük bir imparatorluk kurduklarını, o zaman Doğu Türkistan'ın dahilinde
bulunan 30 dan fazla şehir devletlerinin bu imparatorluğun batı kısmını
teşkil ettiğini ve halefleri olan Gök Türklerin de Hunlar’la aynı lisanı
konuştuklarını
mufassal olarak kaydetmektedir. Hun İmparatorluğunun kuzey, kısmı
93 ve güney kısmı ise 221 senesine kadar devam etmiştir.
Hun İmparatorluğunun sukutundan sonra Doğu Türkistan hudutları içinde
kalan Yarkent, Lop, Hoten, Kaşğar, Kuça ve Turfan gibi şehir devletleri
545 senesine kadar birer müstakil devlet olarak yaşamıştır.
Hunları teşkil eden topluluğun bir kolu olan Gök Türkler, Doğu Türkistan'da
Altay dağlarını üs edinerek 545 te Orta Asya'da Büyük Gök Türk devletini
tesis ettiler. Bu imparatorluğun ikiye bölünmesinden sonra Doğu Türkistan'da
merkezi Akdağ olmak üzere Batı Gök Türk Devleti Vücuda geldi
ve 658 senesine kadar hükümran oldu.
658’
den 952’ ye kadar bu ülkede yine Gök Türk ulusuna mensup kabilelerden
Türkeş ve Karluklar Devleti mevcut bulunuyordu.
932’
de Karluk, Türkeş, Yağma ve sair Türk kabilelerinin ittihadiyle
merkezi Kaşğar olmak üzere Büyük Karahanlılar Devleti meydana geldi. Her
iki Türkistan’ı bir bayrak altında birleştiren bu Karahanlılar Devletini
1130’
da diğer bir Türk kabilesi olan Karahıtayların hakimiyeti takip etti.
Karahanlılar devletinin Buğra Han unvanı taşıyan hükümdarları:
Barhan, Isinhan, Satuk
Tekin, Musa, Harun ve Yusuf Kıdırhandır.
Milattan önce 210 dan Milattan sonra 1218 senesine kadar süren bu
1428 sene zarfında Doğu Türkistan'da hakimiyet tesis edenler, bilâ
istisna
Türk oldukları gibi bunların kurdukları devletler de tam manasıyla
müstakildi.
Çağatay ve Türk Doğlat Hakimiyeti
840’
dan sonra Turfan'ı merkez edinerek Doğu Türkistan'ın kuzey bölgesinde
bir devlet kuran Uygurlar 1209’ da Karahıtaylar’a karşı Cengiz Han
ile birlik tesis ettiler. Zira Cengiz Han Uygurlarla daha sıkı yakınlık
temin
etmek maksadıyla kendi kızlarından birini Turfan Uygur hükümdarına zevce
olarak takdim etmişti. 1218’ de Moğollar, Uygurlar ve Karluklar müşterek
bir cephe kurarak Karahıtay Devletini ortadan kaldırdılar ve bunun
yerine
kuzeyde Uygur ve güneyde Doğlat ismiyle iki müstakil devlet teşkil
edildi. Aslında Cengiz Han’nın müttefiki olan bu iki Türk devleti,
Moğolların Batı
dünyası ve Çin'e yaptıkları fütuhat seferlerinde çok mühim rol
oynamışlardır.
Cengiz'in ölümünden sonra, bu iki devlet Çağatay idaresine bağlı kaldı.
O zaman bütün Türkistan ahalisi Türk ve Müslüman idi. Bundan ötürü
memlekete hakim olan Çağatay Han sülâlesi ve çok az sayıdaki Moğollar
1322’
senesine doğru kendi ana lisan, örf ve âdetlerini terk ederek Türkleşmiş
ve İslâmiyet’i kabul etmişlerdi.
Türkistan’ın Batı kısmında hakimiyet tedrici surette Çağatay prenslerinin
elinden Barlas Türklerine geçti ve bu suretle 1365’ te Batı Türkistan’da
meşhur Emir Timur, Devleti meydana geldi.
Doğu Türkistan esasen Cengiz imparatorluğuna bir müttefik olarak katılmış
olduğu için Çağataylılar devrinde dahi Uygur ve Doğlat hükümdarları
idare mekanizmasını kendi ellerinde bulunduruyor, Çağatay prensleri sadece
sembolik olarak hanlık unvanı taşıyorlardı. Doğu Türkistan'da hakimiyet
1514’te Doğlat sülâlesinin elinden Saidiye namiyle maruf ikinci bir Türk
hükümetine intikal etti ve bu devleti 1679’a kadar devam eden Hocalar
saltanatı
takip etti.
Doğlat hükümdarları: Manglay Soya, Baydarhan, Polaçi Beg, Hudadad
Han, Sait Ahmet Han, Sait Ali Mirza, Muhammed Haydar Mirza, Cihangir
Mirza, Saidiye Devletinin hükümdarları: Sait Han, Abdurreşit Han, Ahmet
Han, Abdulkerim Han, Muhammed Han, Abdullatif Han, Abdullah Han,
Yolbarıs Han, İsmail Han ve Hocalar Saltanatının hükümdarları:
Hidayetullah
Hoca, Mohammed Emin Han, Ahmet Hoca., Danyal Hoca, Paşa Han, Yunus
Han, Burhaneddin Hoca ve Cehangir Hoca'lardır.
1218’
den 1679’ a kadar süren 461 sene zarfında Doğu Türkistan önceleri
Cengiz Han'ın müttefiki, sonraları Çağatay sülâlesine ismen bağlı ve nihayet
tamamen müstakil olarak kendi varlığını muhafaza etmiştir.
Kalmuk, Mançur ve Çin İstilâları
Monğollar’ın Uyrat kabilesi olan Kalmaklar 1659 senesinde Doğu Türkistan'daki
Saidiye devletinin hükümdarı Abdullah Han' a tecavüz ederek
Turfan, Ürümçi ve İli bölgelerini istilâ etti ve 1674’ de İli
vadisini üs edinerek, istilâ ettiği bu bölgede Cunğariye isminde bir
devlet kurdular.
Doğu Türkistan’ın müstakil kalan güney kısmı da dahili ihtilaflardan
dolayı 1679’ dan itibaren 18 sene Kalmak devletinin idaresi altında
kaldı.
1644’
ten sonra Çin'de büyük bir imparatorluk kuran Mançur'lar, Kalmak
"Cunğariye" devletinin dahili ihtilaflarından istifade ederek 1758’ de
bu bölgeyi istilâ etti ve muvaffakiyetin verdiği cesaretle 1760’ da
memleketin Güney
kısmına da saldırarak bu bölgenin müstakil hükümdarları Burhaneddin
ve kardeşi Cehangir Hoca'lara karşı savaşarak burasını da ele
geçirdiler. Böylece,
Doğu Türkistan 1760’ dan 1863’e kadar tam 103 sene Mançur imparatorluğuna
bağlı bir müstemleke olarak kaldı. Bu müddet zarfında Mançur
hakimiyetine karşı 9 defa isyan olmuş ve 3 defasında Mançur kuvvetleri
memleketin
büyük bir kısmından temizlenmiştir.
Nihayet 1862 -1863’ de vuku bulan umumi ayaklanma neticesinde memleket
istiklâline kavuşmuş ve Yakup Bey Devleti kurulmuştur. Bu müstakil Doğu
Türkistan hükümeti o devrin büyük devletleri sayılan İngiliz, Osmanlı
ve Rus imparatorlukları tarafından resmen tanınmış bulunuyordu.
Bu müstakil Doğu Türkistan devletini de acı bir âkibet bekliyordu. 14
sene süren milli hakimiyet, 1877’ de Mançur imparatorluğunun memlekete
sevkettiği
sayıca çok üstün birliklerin taarruzu karşısında zeval bulmuştu.
Mançur imparatorluğu 1882’ de Doğu Türkistan'a tamamen hakim olmuş
ve Çince "Sinkiang" (yeni müstemleke) adı altında bu ülkeyi Çin'in bir
eyaleti haline sokmuştu. Doğu Türkistan’daki Mançur hakimiyeti Çin’de
Mançur
imparatorluğunun yıkıldığı tarih olan 1911 senesine kadar devam
etmiştir.
1911’
de Çin’de Mançur sülâlesi yokedilerek milli Çin hakimiyeti tesis edildi.
Aynı sene cumhuriyetin ilânını müteakip bu yeni cumhuriyete sakıt Mançur
imparatorluğuna bağlı bütün ülkelerin şamil olduğu, Çinlileri,
Moğolları,
Tibetlileri, Türkleri ve Mançurları temsilen 5 renkli bir cumhuriyet
bayrağı
kabul edildiği resmen açıklandı. Bu arada Moğolistan, Doğu Türkistan,
Tibet
ve Mançurya yeni kurulan Çin Cumhuriyetine iltihak etmeye ve Çin ile
bir bütün olarak kalmaya davet edildi. Bu davete Moğolistan 1911, Tibet,
1912’
Doğu Türkistan 1933’ ve Mançurya 1932’ de kendi milli istiklâllerini
ilan etmek suretiyle mukabelede bulunmuşlardır.
Doğu Türkistan 1911’ den 1943’ senesine kadar bir güruh Çinli avanturistler
tarafından idare edilmiş ise de Çin merkezi hükümetinin bunların üzerinde
hiç bir nüfuzu yoktu. Dış memleketlerle olan ticari ve diğer anlaşmalar
tamamiyle Doğu Türkistan'da kâim mahalli idarece akdediliyordu. Daha
doğrusu, Çin merkezi hükümeti, Doğu Türkistan'a ne bir mümessil ve ne de
asker sokmaya asla muktedir değildi.
Tarihte Çinlilerin İstilâ Teşebbüsleri
Çinliler, Doğu Türkistan’ın 2000 seneden beri Çin nüfuzu altında
olduğunu iddia ederler. Bu hususta ileri sürdükleri tarihi vakıaların
hakiki mahiyeti
şu şekilde hülâsa edilebilir:
İlk Han devri (M. Ö. 206 - M. S. 24) : Hunların baskısı karşısında
müşkül bir duruma düşen Çin'liler, kendileri için, bir müttefik aramak
maksadiyle
M.Ö. 139’ da 100, ve 121’ de 300 kişi ile Çang Çen adında bir Çinliyi
İli'deki Usunlar ve Afganistan'daki Yüeçiler memleketine elçi olarak göndermiş,
fakat bu emellerinde muvaffak olamamışlardır.
Çinliler M.Ö. 99, 89 ve 64 senelerinde Hunlarla olan savaşlar esnasında
Doğu Türkistan'ın Lolan ve Turfan bölgelerine baskın yaparak
girmişlerse
de gene Hunlar tarafından geri püskürtülmüşlerdir.
Sonraki Han devri (M.S. 251 - 220): Huri birlikleri 72, 73 ve 75 senelerinde
Turfan ve Urümçi bölgelerine saldıran Çinlilerle harb halinde iken Çin
devleti Hunları içinden parçalamak gayesiyle Ben Çav adında bir Çinliyi
36
kişilik bir heyetle 72 senesinde Lolan, Hoten ve Yarkent gibi şehir
devletlerine
elçi olarak göndermiştir. Ben Çav'ın entorikaları, Hoten hükümdarının
Hun imparatorluğuna karsı baş kaldırmasına ve Yarkent, Kaşğar ve Kuça
gibi şehir devletlerine kendi hükümdarlığını tanıtmasına sebeb olmuştur.
Üç
sene sonra, yani 75’ te, Çin hükümeti Çin ile Doğu Türkistan arasındaki
yolları
kapatmış ve Ben Çav'ı geri çağırmıştır. Fakat Ben Çav bu emre itaat etmeyerek
Hoten hükümdarının yanında kalmış ve ancak 101’ de memleketine
dönmüştür.
Tang devri (M.S. 618 - 907): 630’ da Tang sülâlesinin himayesine girmek
mecburiyetinde kalan Doğu Gök Türk devleti, 639, 645 ve 655’ senelerinde
Çin birliklerinin iştirakiyle kendi soyundan olan Batı Gök Türkleri üzerine
baskın yaparak Doğu Türkistan'ın kuzey bölgesini kısa bir müddet işgal
altına almış ve böylece bu bölge 4-5 sene Çin nüfuzu altında kalmıştır.
660’
senesinde Koknor'un Tibetliler tarafından işgali dolayısiyle Çin ile
Doğu
Türkistan arasında bir sed husule gelmiş ve Doğu Türkistan'ı Çin'e
bağlıyan
yollar kapanmıştır. Çinliler ikinci defa olarak 688, 692 ve 746’
senelerinde Doğu Türkistan'a taarruz etmiş iseler de Türk, Tibetli ve
Müslüman birlikleri
tarafından püskürtülmüşlerdir.
Bu tarihten itibaren ta Mançur istilâsına, yani 1760 senesine kadar Doğu
Türkistan'a Çin askeri birliklerinin ayak bastığı hiç vaki değildir.
Hemen hülasa edelim ki Han ve Tang devirlerinde Çinliler hiç bir suretle
Doğu Türkistan'da hakimiyet tesis edememişlerdir. Binaenaleyh Doğu
Türkistan, adı geçen devirlerde Çinliler tarafından işgal edilmiş veya
himayesi
altına girmiş sayılmaz.
Buna mukabil Hun ve Gök Türkler daha müessir ve daha sürekli akınlarla
Çin topraklarında aşağıda sıralanan devletleri kurmaya muvaffak olmuşlardı.
Bu devletlerin isimleri her ne kadar Çince ise de müessislerinin Türk
kabileleri olduğunu hatta Çin
tarihleri bile kayıt ve itiraf etmektedir.
İlk Cav (304-414), Sonraki Cav (319-352), Batı Çin (385-431), İlk
Yen (333-370), Güney Liang (397-414), Batı Liang (397-439), Doğu Vi
(534-550), Şa (407-431), Kuzey Vi (338-376), Batı Vi (535-556), Doğu Vi
(534-550), Kuzey Cu (557-581), ve Sonraki Tang (923-936).
Çin'de 290 sene hükümranlık eden Büyük Tang imparatorluğunun kurulmasına
sebeb olanlar Türk olup Tang İmparatorluğu dahilî kargaşalıklar yüzünden
762’ de büsbütün zevale uğramak üzere iken onu tehlikeden kurtaran
ve isyanları bertaraf ederek Tang sülâlesini ayakta tutanlar gene
Uygurlar idi,
ki bunlar o devirde sahip oldukları hudutsuz nüfuz ve imtiyazlar
sayesinde
768 ve 807’ senelerinde Mani dinine ait muazzam ma'bedler inşa etmiş ve
kendi dinleri olan Maniizm'i Çin'de serbestçe yaymaya muvaffak
olmuşlardı.
Çin istilasında Moğolların muzaffer olmasında da Uygur, Karluk, ve sair
Türk kabilelerinin muhakkak büyük bir rolü vardı. Bunun için bir çok Doğu
Türkistanlı zevatın, Moğol devrinde Çin'in mühim bir kısmını genel vâli
olarak yüzlerce sene idare etmesi hiç de yadırganmamıştı. Bütün bu devir
boyunca Çin'i idare edenler arasında
Uygur'lardan 14, Karluklar'dan 7 ve Doğu Türkistan'ın diğer
bölgelerinden de 20 kişinin umumî valilik ve baş komutanlık
gibi yüksek mevkileri işgal ettiklerini görüyoruz. Bilhassa güney Çin'de
hükümet memurları ve ordu birlikleri tamamen Doğu Türkistanlılar’dan
müteşekkildi.
Geçen 2000 sene zarfında Çinlilerin Doğu Türkistan'a yaptıkları akınlar
ve kısa süreli işgal şekillerine mukabil, Doğu Türkistanlıların Çin
üzerindeki
nüfuzunun daha müsbet ve daha müessir olduğu inkâr edilmeyen bir hakikattir.
Doğu Türkistan’ın Eski Medeniyeti
Son zamanlarda yapılan araştırmalarda elde edilen vesikalar, eski Çin
kaynakları ve el'an(günümüzde) müşahede edilmekte olan bazı hakikatler
Doğu Türkistan’ın
bütün tarih boyunca muazzam bir medeniyete sahip bulunduğunu göstermektedir.
M.Ö. 139’ ve 121’ de Doğu Türkistan'ı gezen Çang Çen isminde bir
Çinli seyyah, burada ahalinin nehir sularından ufak kanallar açmak
suretiyle
sulama ve ziraat işlerinde büyük ilerlemeler kaydettiğini ve bu ülkede
Çin'in
görmediği envai çeşit bitki ve meyvalar bulunduğunu hayretle müşahede
etmiş ve 20 çeşitten fazla bitki ve meyva tohumlarını Çin'e
götürmüştür. Çinliler menşei Türkistan olan bu bitki ve meyvalara
Türkistan'a izafetle isim
takmış bulunmaktadırlar.
M.S. 65’ te Çin'den 10, kişilik bir heyet ta Hoten'e kadar gelmiş,
Buddist
dini üzerinde tahsil yapmış ve iki sene sonra, memleketlerine dönerek
Çin
baş şehri Lo Yang'da büyük bir Buddist ma'bedi inşa ettirmişlerdir. 399’
da
Fa Şen adında başka bir Çinli de Turfan yolu ile Hoten'e gelmiştir.
Burada
on sene kalarak Buddizm'i tetkik ettikten sonra Hindistan'a geçmiş ve
oradan
645’
de tekrar Kaşğar ve Hoten yoluyla Çin'e dönmüştür. Adı geçen seyyah
ve rahipler, kendi seyahatnamelerinde Kuça ve Hoten şehirlerinde
Buddizmin
çok inkişaf etmiş bulunduğunu ahalinin şayan-ı hayret derecede
musikişinas,
son derece medenî, misafirperver ve âlicenap olduğunu uzun uzadıyla
beyan
etmektedirler. 626’ da tahta oturan Çin imparatoru Tay Zung Turfan'a hususi
stajyerler göndererek bunların vasıtasıyla şarab ve şeker imal etme sanatına
vakıf olabilmiştir. Han ve Tang devirlerinde Doğu Türkistan'a gelen
Çinli seyyahlar burada musikinin çok ilerlemiş olduğunu, Kuça ve Turfanda
20’ şer kişilik ve 15 çeşit çalgıdan, Kaşğar'da da 12’ kişilik ve 10
çeşit çalgı
âletlerinden müteşekkil orkestra güruplarının bulunduğunu ifade ederken
bu musiki âletlerinin isim ve hususiyetlerinden de tafsilatla
bahsetmektedirler.
Çin'in ünlü musikişinaslarından Ciang ve Li
adında iki Çinli Doğu Türkistan'a
gelerek bir müddet musiki dersleri almış ve Doğu Türkistan çalgı
âletlerinden Çin'e numuneler götürmüşlerdir. Sonraki Han devrinde (M.Ö.
25 -220)
Doğu Türkistan çalgılarının Çin ordusunda askerî bando olarak kullanılmış
olduğuna da tarih şahiddir.
Çinliler ayrıca, arazi taksimi, askeri ve sivil rütbelerin tasnif ve
eşkâli,
demir eritme ve istimali, askeri talim ve savaş taktiklerini ilk önce
Türklerden
öğrenmişlerdir. Doğu Türkistan, Buddizm, Nesturi, Manizm ve İslâm
dinlerinin Çin'de intişarına da vasıta olmuştur.
Bizans imparatoru Justinius II nin 568’de Batı Gök Türk devletine
Zemakhos'un başkanlığında gönderdiği bir Heyet Kuça şehrinin
kuzeyinde bulunan
Akdağ'da Gök Türk imparatorunu ziyaret etmişti. Bu heyet raporunda
Gök Türklerde demirciliğin çok ilerlemiş olduğunu ve Avrupa çarşılarında
teşhir edilen âletlerin Türkler tarafından imal edilerek Batıya satışa
gönderildiğini belirtmekte, Gök
Türk imparatorunun otağında gördükleri ziynet
eşyalarının güzellik ve haşmet
bakımından Bizans saraylarındakilerden farksız
olduğundan bahisle Gök Türkler devletini Asya'nın en kuvvetli devleti
olarak övmektedir.
Orhun bölgesi Türklerin ilk kültür merkezi idi. Buradaki tarihi âbidelerin
inşasından 300 sene sonra bu Türk kültür merkezinin Kaşğar’a naklolunduğunu
görüyoruz. Doğu Gök Türk hükümdarı Bilge Kağan Orhun boylarında kendisi
için 734’ de ve kardeşi Gültekin namına 732’de güzel oyma
yazıtlar ve zarif resimlerle süslü
iki âbide inşa ettirmişti. Bu yazıtlardaki ibarelerin
düzgünlüğü ve imlasının kaideye uygunluğu, Orhun yazısının Türkler
arasında binlerce senelik bir tekâmül devresi geçirmiş olduğuna bariz
bir delildir. Orhun âbideleri bina
olunduktan 300 sene sonra Kaşğar'da Yusuf
Has Hacip tarafından Uygur
harfleriyle yazılan "Kutadku Bilik", Türk lehçeleri arasında
fesahat, düzgünlük ve belagat bakımından en üstün sayılan Hakaniye
türkçesinin bir şaheseridir. Dilcilik, tarih ve coğrafya mevzularında
cihanşümul bir kıymet taşıyan
"Divan-ı Lügat-ı Türk" de 1072’ de Kaşğarlı
Mahmut tarafından yazılmıştır.
Cengiz, Moğolistan'da Büyük Moğol imparatorluğunun temelini atarken
Uygur ve Karluklarla münasebet tesis etmiş, bunların medeniyet ve kültürünü
benimseyerek Uygur yazısına göre Moğol alfabesini icat etmiş ve Moğol
devletinin idari işlerni de Uygur mirzaları ve müşavirlerinin yardımıyla
yürütmüştür.
Son zamanlarda Dr. De Rhine, Dr. Von Le Coq, Mr. Bower, A.D. Klemenls,
Dr. Sven Hedin, Dr. Aurel Stein gibi bir çok Avrupalı müsteşriklerin
Doğu Türkistan'da uzun müddet hafriyat ve ilmi araştırmalarda
bulundukları
malumdur. Bunlardan Dr. De Rhine'in 1893 te Hoten'de bulduğu bir kayın
ağacı kabuğunda 2000 sene öncesine ait bir yazıt vardır. A. Stein Doğu
Türkistan'da 3 defa araştırma yaptı. İlk defasında 12 sandık, ikinci
defasında
96 sandıktan müteşekkil arkeolojik eserler kolleksiyonu ile döndü. Bu
arkeolojik araştırmalar neticesinde Turfan, Hoten, Lop, Kuça ve sair
şehirlerden
gayet kıymetli tarihi vesikalar, eski şehir harabeleri, eski saraylar,
madeni
paralar, yazıtlar, güzel tablolar ve minyatürler meydana çıkmış
bulunmaktadır.
Tarihin kaydedebildiği çok eski çağlarda Doğu ile Batı dünyasını birbirine
bağlayan meşhur ipek yolu Doğu Türkistan üzerinden üç kola ayrılarak
uzanırdı. Batı ve Doğu medeniyetleri ilk olarak bu ipek yolu üzerinde
temas ediyor; burada rastladığı yüksek bir medeniyetin etkisi altında
değişik
şekiller alarak kemâle erince etrafa yayılıyordu. Şüphesiz ki bu meyanda
Doğu
Türkistan medeniyeti,de Batı ve Doğu medeniyetlerinin bazı unsurlarına,
muhatap olmuş ve çabuk inkişaf etmiştir.
Japonlar ve Koreliler ilk devirlerde Çin'le devamlı bir münasebette olmadıkları,
Çin medeniyetinin beşiği olan Sarı Nehir’den çok uzak bulundukları
ve hatta Çin kültürünü kabule hiç bir suretle zorlanmadıkları halde onun
cazibesine kapılmış ve Çin'ce yazıları taşıdığı kelime mefhumu ile
beraber kabul
etmişlerdir. Eskiden Çin'in bu günkü güney doğu bölgesi Asya'nın güney
doğu ırkına mensup kabilelerle meskundu. Bu bölgede Çinlilerin
yerleşmesi
ile bu kabileler de Çin kültürü ve Çin yazısını kabul ederek tamamen
çinlileşmişlerdir.
Halbuki bir kaç bin seneden beri Sarı Nehir'in yakınlarında ve Çin ile
çok sıkı temas halinde bulunan, tarihte bir kaç defa Çin saldırganlığına
ve
çinlileştirme siyasetinin şiddetli baskılarına maruz kalan Doğu
Türkistan ahalisi
bu güne kadar Türklüğünü ve Türk olan her şeyini muhafaza etmesini
bilmiş; kendilerine mahsus üstün bir kültür ve medeni özellikleri daima
siper
olarak kullanmışlardır.
Tarihte Türklüğün beşiği ve Türk medeniyetinin membaı olarak tanınan
bu ülkenin hali hazırda adı sanı unutularak yeryüzünde bir meçhuller
diyarına
dönmesi, son asırlardaki Mançur idaresi ve onu takip eden Çinli
istibdadının
iğrenç icraatına affedilmelidir. Yerlilere memuriyet hakkı tanınmamış;
dış dünya ile irtibatı kesilmiş, milli şuur ve fikir sahipleri toptan
tasfiye ve tenkile
tabi tutulmuşlardır. Müstevlilerin Çin'ce "Sinkiang" dedikleri Doğu Türkistan'da
onun gene Çince olarak Çentu(sarıklı) takma ismiyle hitap edilen
ahalisinin son nesli bu memleketin ve hatta mensup oldukları ırkın
hakiki isimlerini hatırlamıyacak kadar gaflet içinde bırakılmışdır. Doğu
Türkistan
milletin irfan ve selâmeti için hizmet gören okul, gazete ve hastahane
gibi
müesseselere Mançur istilâsından sonra, ta 1935 senesine kadar kapalı
kalmıştır.
Çinliler, onun şanlı tarihini hatırlatacak bütün milli eserleri yıkmış;
onların
enkazıyla memleketi bir harabe haline sokmuşlardır.
Doğu Türkistan'ın o eski şerefli mazisine vakıf olmayan, sadece onun
son esaret devrine çağdaş olan bir takım batılı müşahit ve ilim adamları
bu
memleketi cehalet, sefalet içinde kıvranmış, kültür ve medeniyetten
mahrum
geri bir toprak olarak umumî efkâra tanıtmışlar ki belki onlar bir
bakıma
haklıdırlar.
II - YENİ
DEVİR
Milli İhtilâl ve İstiklâl İlânı
Yukarıda kaydedildiği gibi Doğu Türkistan 1911’ den sonra zahiren
Çin merkezi hükümetine bağlı fakat fiilen bağımsız olarak, keyfî
davranan
çinli avantürüstlerin idaresinde idi. Bu keyfi idareye karşı 1931’ de
Kumul
vilayetinde bir isyan patlak verdi. 1933’ Ocak ayından itibaren
Turfan'da
Mahmut Muhiti, Tarım ovasında Temur ve Osman, Hoten'de Mehmet Emin
Buğra ve Altay'da Şerif Han Töre'lerin başçılığında umumi ayaklanma vuku
buldu ve aynı yılın sonuna doğru, başkent Ürümçi hariç, bütün Doğu
Türkistan
Çinlilerden kurtuldu.
Sovyet Rusya kendi emellerinin tahakkuku için Kumul isyanını bir fırsat
telakki etmişti. İsyandan istifade etmek, önceden tedbir almak suretiyle
Doğu Türkistan'ı Dış Moğolistan gibi bir kukla haline sokmak azmindeydi.
Bunun için Ruslar 1931 senesinin Eylül ayında Kumul ihtilalcilerine Dış
Moğolistan
vasıtasıyla Cansın Dorga isminde birinin başkanlığında 7 kişilik bir
heyet göndermiş ve işbirliği teklifinde bulunmuşlardı. Buna karşılık
Kumullu
ihtilalcilerden red cevabı alınca Ruslar Doğu Türkistan'ın kurtuluşunu
hedef tutan bu millî mücadeleyi baltalamaya teşebbüs ettiler. Zirâ,
Sovyet Rusya
kendi müstemlekesi olan Batı Türkistan'ın yanı başında Kremlin kontrolüne
omuz silkmek istidadını gösteren müstakil bir Türk devletinin zuhur etmesine
asla tahammül edemezdi. Karşılıklı menfeat ve müşterek bir tehlike
dolayısıyla yanyana gelen Ruslarla Doğu Türkistan'ın Çing Şu Rin
adındaki
Çinli genel valisi 1931 senesinin Ekim ayında gizlice bir muahede
akdetmiş
böylece Rusya Doğu Türkistan'daki Çin birliklerine silah sevkıyatına
başlamıştır.
1933 senesinin Nisan ayında ihtilâl kuvvetleri Ürümçi kapılarına
dayanmış ve başkentte de bazı kargaşalıklar baş göstermiş bulunuyordu.
Bu arada
Çing Şu Rin gizlice Ürümçi şehrini terketmiş, Rusya yoluyla Çin'e kaçmıştı.
Bunun üzerine o zaman Ürümçi cephesinde ihtilalcilerle çarpışmakta
olan Çin birliklerinin baş kumandanı Şing Şih Say kendisini askeri vali
ilân ederek idareyi ele aldı.
Kurtuluş hareketi son safhaya vardığı ve ihtilal kuvvetlerinin başkente
yaklaştığı sıralarda onlara bin küsur gönüllü askerle Çin'den gelen Ma
Cung
Yin isminde genç bir Tungan muharibi iltihak etti. Ma Cung Yin, daha
önce
yani 1931’ in Mayıs ayında Kumul'a gelerek maiyetindeki yüze yakın
gönüllü
ile ilk ayaklanmaya iştirak etmiş, fakat harbte aldığı yaradan dolayı
aynı
senenin Temmuzun’da kendi memleketi olan Kansu eyaletine dönmüştü. Bu
sefer Mori dağlarında ihtilal kuvvetlerinin babında bulunan Kumul'lu
Hoca
Niyaz'la anlaşarak Ürümçi'yi beraberce fethetmeye karar veren bu Tungan
generali Mori ve Gücün şehirlerinde Çinlilere karşı gaza yaparken öte
yanda
Hoca Niyaz birliklerine ait silah ve mühimmata el uzatmak suretiyle
ihtilalcilerle
kendi arasının açılmasına sebeb oldu.
Şing Şih Say
durumdan ümitsizdi. Kendi mukadderatını Rusların eline
bırakmıştı. Ruslar bu fırsattan
azami derecede istifade etmesini biliyorlardı.
Bir taraftan milli ayaklanmayı
bastırmak için Doğu Türkistan'a tanklar, uçaklar
ve kızılordu birlikleri sevkedilirken öte yandan Şing Şih Say’ın
ağzından çinli hakimiyetinin artık sona ereceği, yerli ahaliye eşit hak
ve müsavat tanınacağı vaadiyle ihtilalcilerle uzlaşma yolları
aranıyordu, Hoca Niyaz
general Ma Cung Yin ile ihtilafa düşünce Ruslar kendisine
Şing Şih Say'la mütarekeye gelmesini
teklif ettiler. Hem Çinli hem de Tungan
birlikleriyle harb etmeyi tehlikeli bulan Hoca Niyaz, bu defa 1933’ senesinin
Haziranın'da Şing Şih Say'la bir anlaşmaya vardı. Buna göre Tanrı Dağlarının
güney kısmı Hoca Niyaz'ın, kuzey kısmı da Şing Şih Say'in idaresinde
olacaktı. Muhaede, müşahit olarak Urümçi'deki Sovyet baş konsolosunun
imzasını havi idi. Binaenaleyh ihtilal kuvvetleri Hoca Niyaz'ın başkanlığında
güneye doğru yürüdüler ve Tarim havzasına vardıkları zaman bu bölgenin
yerli gazileri Kaşğar'da büyük bir debdebe ve merasimle Müstakil Şarkî
Türkistan Cumhuriyetinin kurulduğunu ilân etmiş bulunuyorlardı. Cumhuriyetin
sembolü olarak kabul edilen ay yıldızlı Gök bayrak ilk defa Kaşğar
şehrinde dalgalanıyordu.
Hicrî 1352 senesi 24 Recep ve Milâdî 1933 senesinin
12 Kasım tarihine tesadüf eden pazar günü resmen ilân edilmiş bulunan
Doğu Türkistan Cumhuriyetinin
müessisleri aşağıda isimleri yazılı zevattan
ibaretti:
Cumhurreisi :
Hoca Niyaz
Başvekil :
Sabit Damulla Abdülbaki
Erkânı Harbiye Reisi :
General Mahmut Muhiti
Dahiliye Vekili :
Seyit Zade Yunus Bek
Hariciye Vekili :
Kasım Can
Maarif Vekili :
Abdülkerim Han Mahdum
Evkaf Vekili : Şemsettin
Turdı
Adliye Vekili :
Zarif Kâri
Ziraat ve Ticaret Vekili:
Abül Hasen
Maliye Vekili :
Ali Ahun
Harbiye Vekili : Oraz
Beg
Sıhhiye Vekili :
Abdullah Hani
Rus Askeri Müdahalesi
1934 senesinin Ocak ayında Çöcek ve Altay hudutlarından giren Kızıl
Ordu birliklerinin Ürümçi civarında Tungan askerlerini bozguna uğrattıktan
sonra Kaşğar'a doğru ilerlemesi Şarki Türkistan Cumhuriyetinin bekası
için büyük bir tehlike arzediycrdu. Bu arada uçakla Kaşğara gelen Sovyet
Rusya'nın Ürüınçi baş konsolosu Afserot, Hoca Niyaz'la yaptığı
mülakatta
Doğu Türkistan Cumhuriyet hükümetinin lağvedilmesi ve kendisinin Ürümçi’ye
giderek Şing Şih Say'la birlikte müşterek bir idare kurması teklifinde
bulundu.
Vaziyet hakikaten çok kritikti. Gün geçtikçe Kaşğar'a yakınlaşmakta
olan tam techizatlı Rus birliklerini millî kuvvetlerin durdurabilmesi
tahmin edilemezdi. Bunun için, Hoca Niyaz baş konsolosun teklifine
icabet etmek
mecburiyetinde kaldı ve Afserof'la birlikte Kaşğar'dan ayrıldı.
Ürümçi'de genel
vali yardımcısı ünvanıyla Şing Şih Say'in yanında oturtulacaktı.
Ürümçi mağlubiyetinden sonra kendi askeri birlikleri ile beraber Tarım
boylarına doğru ric'at eden General Ma Cung Yin, Kızılordu kuvvetleri
tarafından kovalanıyordu. Fakat
Kaşğar'a muvasalatında burada mukim Rus konsolosunun tuzağına düştü ve
kısa bir zamanda kendisini Rusya'da buldu. Bu
hadiseden sonra Tungan birlikleri
perişan bir halde Hoten'e çekildiler.
Ruslar, Doğu Türkistan mücahitlerinin üç sene süren çetin bir savaştan
sonra tahakkuk ettirebildikleri Doğu Türkistan Cumhuriyetini bu şekilde
baltalamakla
yetinmediler. Doğu Türkistan'ın "Sinkiang" adiyla bir Rus peyki
haline getirilebilmesi için bütün mücahitlerin teker, teker “zararsız
hale sokulması” icap ediyordu.
Milli ihtilâl ordusu bu arsız müdahale ve entirikalara pes diyerek 1937’
nin Nisan ayında Ruslara karşı cephe aldı. Hoten, Kaşğar, Yarkent, Aksu
ve Kuça vilâyetlerini Rus ve Çinlilerden büsbütün temizledikten sonra
aynı hızla
nispeten kuzeyde bulunan Karaşehir üzerine yürüyüş yaptı. Ne yazık ki
mücehhez olmayan bu milli kuvvetler, Sovyet Rusya'nın 30 avcı uçağı ve
50
tane tank refakatinde Artuç ve Üçtürfan hududundan memlekete soktuğu
12,000 mevcutlu Kızıl Ordu birliğine karşı koyabilecek bir durumda değillerdi.
Düşmanın arkadan ve önden yaptığı çılgınca hücum ve baskınlar akabinde
millî kuvvetler çok acıklı şekilde bozguna uğradılar. Doğu Türkistan,
yalnız bu son muharebede asker ve ahali dahil olmak üzere 80.000 şehit
vermiştir.
Hoca Niyaz Ürümçi'de tevkif edildi. Memleketin her köşesinde aynı tarihte
zindana atılan Şerif Han Töre (Altay valisi ve garnizon kumandanı) ile
onbinlerce millî mücahit ve millî hükümet ricali gibi Hoca Niyaz'da
bilahere
en caniyane işkencelerin azabı içinde can verdi.
Rus mezalimi ve baskısı bütün memleket sathında infial uyandırıyordu.
1397 de Bariköl'ün dağ ahalisi Adubay, İlyas Han, Zaif Teyci, Şerik Bay,
Nur
Ali, Sultan Şerif ve Hüseyin Teyci'lerin önderliğinde 4 defa ayaklandı.
Her
defasında Rus avcı uçaklarının müthiş kurşun yağmuruna tutuldu ve bir
kaç
bin aile 4 ayrı kafile halinde Çin'in Kansu ve Kokonor
eyaletlerine mecburen
göç ettiler.
Altay'ın Kök Tokây mahallinde yaşayan halklar 1940’ in Şubatında Ak
Teke ve İsim Han'ın, tekrar 1941’ in Haziranında Rakat, Katman ve İsim
Han'ların başkanlığında zulme karşı baş kaldırdılar. Her iki ayaklanma
gaddarca
ve vahşiyane şekilde bastırılmakla beraber bu silâhlı mukavemette büyük
rol oynayan Osman Batur'un aynı azim ve irade ile 1942’ den 1952 senesine
kadar milli mücadelesini devam ettirdiğini biliyoruz.
Kremlin Boyunduruğu
Kremlin Doğu Türkistan'daki milli kurtuluş hareketlerini haince ve en
feci usullerle yatıştırmış olmasına rağmen durumdan hâla emin değildi.
Doğu
Türkistan'ın Çin hududu üzerinde bulunan Kumul ve Barıköl havalisinde
8. Alay ismi altinda Kızılordu birliklerinin istihkam alması, Afganistan
Hindistan ve Tibet hududlarına da bir Rus süvari alayının yerleşmesi
Sovyetlerin
bu memlekete karşı besledikleri emperyalist emellerinin bir icabı olarak
mülahaza edilmelidir. Doğu Türkistan için bütün mahreçler artık
kapanmıştı.
Bir zamanlar Sovyet Rusya'nın Orta Asya harici işler komiserliğinde
bulunan Afserof, şimdi Ürümçi'de bir baş konsolos değil belki
genel vali gibi
iş görüyordu. Memleketin askeri ve sivil idaresi Şing Şih Say nezdinde
ismen
müşavir olarak akeride edilmiş olan Tuğ, general Mulenkov
ve General
Fiden'in
elinde idi. Kaşğar, Hoten, Kumul ve Aksu gibi stratejik bölgelerde
vazifeli Guliskin, Varanof, Abroviç, Nekolayef, Yurinkif, Rebalkin,
Pelinof’ların
herbiri Kızılordu ve G.P.O. teşkilatına mensup yüksek rütbeli subay ve
gizli polis ajanı idi. Rusya'dan gelerek vekâleti vilayet, amirlik ve
kaymakamlık
gibi çeşitli mevkileri işgal eden binlerce Türkistan'lı ajanlar ve hatta
katıksız
surette Rus olan elemanlara ilâveten Çinli koministler de bu memlekette
kendileri için bir hisse arıyorlardı. Bunların arasında Mao ze Tung'un
bir kardeşi de bulunmakta idi.
Kremlin Doğu Türkistan'ın servetine tek başına sahip olmak niyetinde
olduğu için bu memleketin asırlardan beri Çin ve Hindistan ile olan
ticarî
münasebetlerine son verdi ve her vilayette Sovsinturg adı altında birer
ticaret
acentası tesis etti. Bunların kanalıyla yerli ham maddeler çok düşük bir
bedelle
gümrük resmi tabi tutulmadan Rusya'ya sevkedilirdi. Bundan başka,
Ruslar 1937 ve 1940 senelerinde Şing Şih Say'la gizlice yaptıkları
muahedeler
sayesinde Doğu Türkistan'ın yeraltı servetlerine de sahiplik hakkı kazanmışlardı.
Rusların bütün icraatı gayri meşru olduğu için her şeye başka bir
kisve giydirmek mecburiyetinde idiler. Ziraî malzemeler fabrikası adı
atında
Ürümçi'nin yakınlarında bulunan Tudun nehri boyunda bir uçak fabrikası
kuruldu ve Şiho bölgesinde büyük bir petrol işletmesi tesis edildi.
Ruslar tarafından külliyetli mikdarda kazılıp Rusya'ya götürülen
madenler bir çok çeşitlerden mürekkep olup bunların arasında volfram,
altın ve kalay önde
gelmektedir.
Doğu Türkistan'da Rusların bütün kanun dışı hareketlerine âlet olan
Çinli genel vali Şing Şih Say 1938 Eylülünde Stalin'in mümtaz misafir sıfatıyla
Moskova'yı ziyaret etti. Kendisi doğuştan bir Çinli olduğu halde Sovyetler
Birliği Kominist Partisine âza olarak kaydedilmiş ve bu suretle Kremlin'in
her emrini kayıtsız ve şartsız körü körüne icra etmekle mükellef bir robot
oluvermişti.
On sene devam eden Rus idaresinin bu memlekete getirdiği zulüm, dehşet,
terör ve esaret unutulması kabil olmayan karanlık ve kanlı bir devrin en
korkunç alametleri idi. Bu kısa zaman zarfında yurdun milliyetperver,
mütedeyyin
ve fikir sahibi zümresinden 300.000 kişi zindanlara atılmış ve bunların
yarısı tarihin o ana kadar şahit olmadığı her türlü işkence ve ıztırap
içinde öldürülmüşlerdir. Gizli polis teşkilatının amansız takibatından
dolayı baba oğluna, karı kocasına itimat edemezdi.
Milliyetçi Çin İdaresine Geçiş
Rus Alman muharebesi patlak vererek Moskova muhasara altına alındığı
bir sırada Şing Şih Say Çin merkezi hükümetine resmen merbutiyet ilân
etti. O, önceden Çin'le gizlice anlaşmış ve Çin ordusu da Doğu Türkistan
hududunda
yığınak yapmış bulunuyordu.
Sovyet Rusya'nın mukadderatı askıda idi. Böyle bir anda Şing Şih Say’ın
Kremilden yüz çevirmesiyle Kızılordu birlikleri ve onbinlerce Sovyet elemanları
için Doğu Türkistan'ı terketmek mecburiyeti hasıl olmuştu. Çin kuvvetleri
Kızılordu birliklerinin tahliye ettikleri kışla ve istihkâmları derhâl
doldurdular.
Onlar milliyetçi Çin hükümetinin tesis edildiği tarihten ancak 34
sene sonra Doğu Türkistan'a sokmağa muktedir olabildiği ilk askeri
birliklerdi.
1944 senesinin Eylülünde Çin merkezi hükümeti vu Cun Şin adında birini
Doğu Türkistan'a vali olarak gönderdi. Şing Şih Say merkeze alındı.
On sene süren terör ve totaliter bir rejimden sonra saadet ve refaha
kavuşulacağını ümid eden ahali maalesef çok geçmeden sükûtu hayale
uğradılar.
Çin merkezi hükümeti memlekete boyuna asker sevkediyor, Çin'den akın
akın göçmen getirtiliyor ya yerli Türk ahalisinin çinlileştirilmesine
matuf
kampanyalara hız veriliyordu.
Çin merkezi hükümetinin 1943 Nisanında yayınladığı bir manifestoda
"Çin'de Mançur, Moğol, Uygur ve Tibet'li olarak tanınan kavimlerin ayrı
ayrı milletler olmayıp Çinli soyundan gelme kabileler olduğu,
binaenaleyh bunların
millet olarak değil Çin milletinin birer kabilesi olarak ittihaz
edilmesi" istenmektedir.
Hükümet organı olmasına rağmen sıkı bir sansüre tabi bulunan yerli basında
mükerrer surette neşredilen uydurma vesikalarda Uygur, Kırgız, ve Özbek
gibi Türk kabilelerinin ırkça çinli oldukları iddia edilmekteydi. Hatta,
"Sinkiang Gazetesi" muharrirleri Türkçedeki arabi ve farsi kelimeler
yerine çince
terimler kullanmağa zorlandılar. Türkçe tedrisat yapan mahalli okullarda
Çin dili öğretimi mecburi idi ve bütün irfan müesseselerine Çinli personel
yerleştirilmişti.
Çin'de o zaman propaganda vekili bulunan Liang Han Sav, Doğu Türkistan
seyahati esnasında Müslüman ahaliyi çince öğrenmeğe, çinlilerle karma
izdivaca ve çin örf ve âdetlerinin kabulüne teşvik ederken umumun nefret
ve gazabına sebeb olabileceğini aklından bile geçirmemişti.
Mevcudu elli bini tutan Çin ordusu ve sayıları devamlı akınlar yüzünden
gün geçtikçe kabaran çinli göçmen camiası, yerlilere ait arazi ve mülkü
gasbetmekte serbest idiler. Memleket idaresinin her kademesinde üstün
mevkiler işgal eden çinliler bütün vilayetlerde kendi keselerini
doldurmak maksadıyla
keyfî vergiler ihdas ediyor ve Çin askerleriyle göçmenlerini yerli ahalinin
istihkakiyle besliyorlardı. Yalnız, izzeti nefsin insanlığın ilk şartı
sayıldığı
Doğu Türkistan'da çinli memur ve askerlerin Türk kadın ve kızlarına zorla
musallat olmaları bardağı taşırdı.
İkinci Cumhuriyetin İlânı
Milliyetçi Çin idaresinin memlekette yarattığı anarşi ve hoşnutsuzluk
yeni bir ayaklanma için kâfi sebebti. Doğu Türkistanlılar tarihle
emsaline
ender rastlanan bir imha ve inkiraz tehlikesine lakayıt
kalamayacaklarını bir
daha ispat etmeğe hazır idiler.
1944 senesinin Eylül ayında İli'nin Nilki bölgesinde bir ayaklanma vukua
geldi. Bütün ahalinin, uğrunda her şeyi feda ettiği bu milli hareket,
Çinlileri
çok perişan bir vaziyette bıraktı.
Çin'in Doğu Türkistan'a hakim olmasını bir türlü hazmedemiyen Kremlin
idarecileri Rus-Alman harbinin
lehlerine gelişmeye başladığı bu tarihlerde
Çin hakimiyetine karşı ayaklanan İli
ihtilâlcilerine maddî yardımda bulunacaklarını
bildirdiler. Beş yüz milyonluk Çin milletine isyan eden Doğu Türkistan
mücahitleri, Rusların bu teklifini red edemezlerdi. Fakat Kremlin'in bu
vaadi hiç bir zaman tahakkuk
etmedi. Ahali kendi gücüne dayanarak ve harbte
ele geçirdikleri düşman silahlarıyla kısa bir müddet zarfında
İli,
Altay ve Tarbağatay
vilayetlerini Çin'lilerden büsbütün halas etmeye muvaffak oldular.
1944 senesinin Ekim ayında İli şehrinde ilan olunan Müstakil
Türkistan Cumhuriyetinin ilk kabinesi şu şekilde teşekkül etmiştir:
Cumhurreisi : Ali Han Töre
Cumhurreisi
Muavini:
Hekim Hoca Beg
Genel sekreter : Abdülrauf Beg
Maliye Vekili : Enver Musabay
Maarif Vekili : Seyfeddin Azizi
Sıhhiye Vekili : Muhittin Kanat
Adliye Vekili : Mehmet Can Mahdum
Altaylarda 1942’ den beri milli mukavemete kumanda etmekte olan Osman
Batur bu sırada büyük bir kuvvet kesbeden millî ihtilal kuvvetlerine iltihakla
Altay'ın bir kısım kazalarını düşmandan kurtardı. Artık memleketin
güney bölgesi de ihtilal alevleri içinde tutuşmağa başlamıştı. Kapana
yakalanan
çinliler başkent Ürümçi'nin tahliyesine karar vererek Kumul'a çekilmek
üzere idiler ki Moskoflar yine araya girdiler
İli halkı Çinlilerle çarpışırken Kremlin öte yanda Cumhuriyet teşkilatının
bütün dairelerine kendi adamlarını sokmakla meşguldü. Rusya'da yetişme
Doğu ve Batı Türkistanlı ajanlar memlekete sızıyor ve mühim mevkiler
işgal ediyorlardı. Böylece İli'de bulunan Doğu Türkistan Cumhuriyetinin
idari
makanizması artık Kremlin ajanlarının eline geçmişti.
Milli ihtilalcilerin kısa bir zamanda bu geniş ülkeye hakim olmak ihtimali
Ruslarda endişe uyandırdı. Kremlin bu defa harbin devamını mahzurlu
görmüş ki ihtilalcilere mütareke tavsiyesinde bulundu. Moskoflar henüz
Çin idaresi altında bulunan diğer Doğu Türkistan vilayetlerinin sulh
yoluyla
ele geçirilebileceği ve bir anlaşma sayesinde temin edilen hürriyetin
daha sağlam
ve temelli olacağı fikrini telkin ediyorlardı, ihtilalciler nihayet Rus
teklifine
uyarak ateş kestiler. Kremlin'in tavassutu ile milliyetçi Çin ve Doğu
Türkistan
ihtilâl hükümetleri arasında başlıyan sulh müzakereleri neticesinde taraflar
anlaşmaya geldiler ve 1946 senesinin Ocak ayında muahede imzalandı.
Buna göre İli'de kurulan Şarkî Türkistan Cumhuriyeti lağvedilecek ve Urümçi'de
Milliyetçi Çin, ihtilal bölgesi, muhtelif ırk ve siyasi grupların temsilcilerinden
mürekkep bir karma hükümet teşekkül edecekti.
Çinlilerle uzlaşmaya kat'iyen tarafdar olmayan Cumhurreisi Ali Han Töre
ile birlikte ihtilal liderlerinden bir kaç zevat Rusya'ya kaçırıldılar.
İşte o zaman,
Kremlin ajanlarından Ahmet Can Kasım ihtilal bölgesinin bir numaralı
şefi olarak ortaya çıktı.
Demek, 1933’ te Kaşğar'da ve 1944’ te İli'de tesis ve ilân olunan Doğu
Türkistan Cumhuriyet hükümetleri yalnız Rus hıyaneti ve entirikaları
yüzünden
yıkılmış bulunuyor.
Karma Hükümetin Teşkili
Sulhun ihdasından sonra Ürümçi'de kurulan karma hükümette ilk defa
olarak Türkler Çinlilerin yanı sıra yer aldılar. Merkezi Çin'e bağlı bu
Doğu
Türkistan Eyalet hükümetinin üyeleri şunlardan ibaretti:
Genel Vali : General Cang Ci Cung
Genel Vali
Birinci
Muavini : Ahmet Can Kasım
Genel Vali İkinci Muavini : Burhan Şehidi
Dahiliye Nazırı : Celalettin Vang
Dahiliye Nazır Muavini : Rahim Can Sabir
Sihhiye Nazırı : Delil Han
Bayındırlık Nazırı : Mehmet Emin Buğra
Maliye Nazırı : Canım Han
Maarif Nazırı : Say Zung Şen
Maarif Nazır Muavini : Seyfeddin Azizi
Anlaşma neticesinde ahaliye tanınan medeni haklardan biri, vali ve
kaymakamların mahalli seçimlerle tayini idi. Fakat vilayet ve kazalarda
yapılan
seçimler hep Moskof tarafdarı olarak bilinen adayların lehine intaç
etti. "Milli Ordu" tesmiye olunan, fakat anlaşma gereğince Çin ordusuna
şümulü
icap eden ihtilal kuvvetlerinin sıkı muhafazası altındaki İli, Altay ve
Tarbağatay vilayetleri Çinlilere
büsbütün kapalı kaldı. Ne bir çinli, ne de memuru
bu bölgeye sokulamıyordu.
Öte yandan, doğrudan doğruya Çin kontrolü altında bulunan diğer vilâyetlerde
Çinlileştirme siyaseti ve onun çılgınca tatbikatı ahali arasında Rusların
lehine bir temayül uyanmasına sebeb olmakta idi. Zirâ coğrafi mevkiinden
dolayı iki emparyalist kuvvet arasında sıkışmış durumdaki bu ülkenin
Çinli tahakkümünden usanç duyan ahalisinin öteki komşusuna kurtarıcı nazariyle
bakması tabii idi. Bu temayül Rusların Doğu Türkistan'da sadece kendi
nüfuzlarını artırmalarına önayak oldu.
Durumun kendi menfeatlarına aykırı olarak çerayan ettiğini gören Çin
merkezi hükümeti Doğu Türkistan halkının kalbini bizzat
fethedemiyeceğini
pek geç anlamış bulunuyordu. Bunun için idareyi Doğu Türkistan'lı
milliyetçilere
terketmek zorunda idiler.
Yerli Milliyetçiler İktidarı
Bu konu ile ilgili olarak Doğu Türkistan'da milliyetçilik cereyanının
mahiyeti hakkında biraz bilgi vermeği faydalı buluyorum.
Doğu Türkistan tarihte bir kaç kere Çin tecavüzüne uğramış ve
her sefer geri püskürtüldükleri halde saldırganlıkta ısrar etmişlerdir.
1931 de
başlayan milli ayaklanmanın asıl gayesi de memleketi Çin istilasından
kurtarmak
olup müstevlilerin bir kere mağlup edilmesiyle devamlı bir istiklale
kavuşulacağı umuluyordu. Bazı münevverler dünyanın en kalabalık bir
milleti
olan Çinin bir veya iki defalık mağlubiyetiyle Doğu Türkistan'dan
ilelebet uzaklaştırılmış sayılamıyacağı ve üstelik fırsattan istifade
ederek Rusların girmesiyle
Doğu Türkistan'da daha da kötü ve feci bir durumun vuku bulacağı kanaatinde
idiler. Bahsi geçen münevverlere göre, ilk Kumul ayaklanmasının patlak
vermesiyle Milliyetçi Çin hükümetini, kendi beyannamelerini ileri
sürerek
Doğu Türkistan için bir muhtariyet tanımaya zorlamak ve Doğu Türkistan
genel valisi Çing Şu Rin' in Ruslarla gizli akdettiği muahedeyi
lağvettirerek
Rusların Doğu Türkistan'a girmesini önlemek ve ikinci adımda uygun bir
zaman
ve fırsatla istiklal için mücadeleye girişmek, zamanın şartları bakımından
daha makul bir hareket tarzı idi. Zira 1924 Ocak ayında iktidardaki
Çin Milliyetçi Partisi, Çin hududları
dahilinde yaşayan muhtelif milletler için
kendi mukadderatlarının kendileri
tarafından tayin etmeleri hakkının tanındığını
ve Milliyetçi Çin hükümeti de mezkur tarihten bir ay sonra kendi mukadderatını
kendileri tayin ve kendi idarelerini kendileri tedvir edebilecek bir seviyeye
ulaşabilmeleri için onlara muavenette bulunacağını resmen ilân etmişti.
Urümçi münevverlerinden bir grup, işbu beyannamelerin ışığı altında
Çin merkezi hükümetinden birinci adımda Doğu Türkistan için millî muhtariyet
taleb etmek ve Ruslarla olan gizli muahedeyi lağvettirerek Rus istilasını
önlemek kararında idiler, işte bu guruptan İsa Yusuf Alptekin Bey 1932
senesinin Ağustos ayında Çin'in o zamanki merkezi Nanking'e hareket
etti.
İsa Yusuf Alptekin Bey Çin'de Çiang Kay Şek başta olmak üzere temas
ettiği
devlet ricaline durumu sarahatle açıkladı. Çin'lilerin kötü idare
yüzünden
Kumul'da ayaklanma olduğu, Çinli genel valinin Ruslardan yardım
istediği,
gizli bir muahede ile Ruslara hududsuz imtiyazlar verdiği bildirildi ve
bu Rus
tehlikesinin önüne geçebilmek için Doğu Türkistan'a ilk anda muhtariyet
tanınmasının zaruri olduğu ileri sürüldü. Fakat Doğu Türkistan'da olup
bitenlerden
daima bihaber olan Çin hükümet çevreleri, İsa Yusuf Alptekin Beyin
bu haklı talebine yanaşmak istemediler. Neticede memleket Rus
işgaline
maruz kaldı.
İsa Yusuf Alptekin Bey Rus işgaline karşı cephe aldığı ve bu tehlikenin
önlenmesi için mücadele ettiği için Doğu Türkistan'ın Rusların eline
geçmesiyle
Çin'den yurduna dönmesi imkânsız hale geldi. Mecburen 1932’ den
1945’
e kadar Çin'de geçirdiği 11 sene zarfında siyasi mücadelesinden bir an
caymamış, bilakis en ağır şartlar altında "Türkistan Avazı", “Tiyan
Şan",
ve "Altay" isimleri altında Türkçe ve Çince mecmualar neşrederek, Doğu
Türkistan davasını umumi efkâra aksettirmeğe çalışmıştır. Bu esnada
Mesut
Sabri Baykuzu, ve daha sonra Mehmet Emin Buğra Beyler’de bu mücadeleye
katılmışlardır. Mesut Sabri Bey Türkiyede Tıbbiyeden mezundu, 1934’ de
memleketi olan İli'ye Rusların girmesini müteakip Hindistan yoluyla
Çin'e
geçmişti. Mehmet Emin Bey ise 1933’ deki Hoten ihtilalinin lideri olup
1934’
te Afganistan'a iltica etmiş ve Çin'e ancak 1943’ te gelmişti.
Bu üç milliyetçi lider, Çin'de ilk anayasa tasarısı ilân edildiği zaman
tasarıda Doğu Türkistan için millî muhtariyet tanınması ve çince
"Sinkiang"
yerine memleketin milli ve asıl ismi olan "Doğu Türkistan" tabirinin
ittihaz
olunması talebinde ısrar ettiler. Fakat onların bu istekleri reddedildi.
Bu üç lider 1943’ senesine kadar Rus tehlikesi ve ondan sonra Milliyetçi
Çin hükümetinin müsaede etmemesi yüzünden 1945’ senesine kadar Çin'de
kalmaya mecbur oldular. Ancak İli ihtilâlinden dolayı Çin hükümeti Doğu
Türkistan'lılara insani hakların kısmen iadesine mecbur kaldığı içindir
ki
bu üç liderin kendi memleketlerine avdetlerini mümkün kıldı.
yokluklarını her zaman ve her babta ahaliye hissettiren ve kendilerini
yıllarca hasretle arattıran bu üç lider, 1945’ senesinde Doğu
Türkistan'a
geri döndükleri zaman bütün memleket onları büyük bir sevgiyle bağrına
bastı.
1946’
senesinin Temmuz ayında İsa Yusuf Alptekin'in müdürlüğü ve
Mehmet Emin Buğra'nın baş muharrirliği altında öteden beri Çin'de
faaliyet
gösteren "Altay Neşriyat Evi"nin Ürümçi'de bir şubesini açması, mahiyet
itibariyle büyük bir inkilaba bedeldi. Çünkü bununla memlekette fikir ve
kültür
alanında yeni bir çığır açılıyor, gerek Rus, gerek çinlilere karşı bir
millileşme
cereyanı başlamış bulunuyordu. Memlekette cari olan şu üç büyük siyası
kuvvet işte bu devirde meydana gelmiştir: Milliyetçilik, Rus
taraftarlığı ve
Çincilik temayülü.
Az önce beyan edildiği gibi, Rus tarafdarlığının karma hükümet idaresinde
gittikçe nüfuz ve itibar kazanmasından dolayı Çinliler hakimiyette fazla
kalamıyacaklarını idrak etmişlerdi. Vaziyet böyle devam ettiği takdirde
Doğu Türkistan'ın büsbütün elden
gideceği besbelli olduğu için Merkez, 1945
Mayıs ayında idareyi milliyetçilere
devretti. Bu münasebetle Mesut Sabri Baykuzu
genel vali, İsa Yusuf Alptekin hükümet genel sekreteri olarak iktidara
geçti.
Bu ani değişikliği Rusların bir darb-i hükümet olarak telakki etmesi tabii
idi. Karma hükümetin Rus tarafdarı üyeleri, milliyetçilerin hükümet
başına
gelmesini protesto maksadıyla derhal Rus kontrolü altındaki İli ihtilal
bölgesine geri çağrıldılar. Çünkü Doğu Türkistan hükümetinin
milliyetçiler eline geçmesi Rusların menfaatine aykırı ve sinsi
emellerinin tahakkuku için
bir engeldi.
Aslında ne Rus ve ne de Çinlileri seven, fakat Çinlilerin kötü icraatından
dolayı Rusları ister istemez tercih etmek zorunda kalan yerli ahali
milliyetçilerin
iktidara gelmesinden son derece memnun idiler. Halkın milliyetçilere
karşı gösterdiği bağlılık bunu ispat ediyordu.
Son senelerde bilumum kültür ve irfan müesseseleri politikaya
âlet edilmiş
ve halkın nazarında itibardan düşmüştü. Milliyetçiler ilk hamleyi bu sahada
yaptı ve eğitim kurallarını yeniden tanzim ederken milliyetçilik ve Türkleşme
doktirinini esas tuttular. İdari yönden yeni tayin edilen vali,
kaymakam ve sair âmirlerin hemen hepsi bu millileşme hareketini
korumaya azimli
milliyetperverlerdi. Kısa bir müddet zarfında memleketin her tarafında
Türkçülük cereyanı birden dal
budak sardı.
Pek tabii olarak Moskoflar hiç eksilmiyen tehdit ve tazyikleriyle Doğu
Türkistan'da yaygın bir şekil alan bu hareketi, hınçla takip etmekte
idiler. Almaata ve Taşkent radyolarında, Taşkent’te çıkan
"Şark Hakikati" dergisinde ve İli basınında milliyetçilere çok ağır
hücumlarda bulundu ve Mesut
Sabri ile İsa Yusuf Alptekin'i batı emperyalist tarafdarlığı ve
pantürkistlikle
itham ettiler.
Diğer tarafdan, milliyetçilik prensiplerine dayanan Çin merkezi hükümeti
dahi Doğu Türkistan'da yerli milliyetçilerin faaliyetinden ve onun kuvvet
kesbetmesinden telaşa düşmüştü. Memlekette bulunan yüzbini mütecaviz
Çinli askerin himayesinde milliyetçilik faaliyetlerine karşı gösterilen
mukavemetin
başlıca sebebi de bu idi. Doğu Türkistandaki Çin silahlı kuvvetlerinin
baş kumandanı tarafından yerli milliyetçilerin Rus tarafdarlarından daha
tehlikeli olduklarına dair 1948’ senesinde yapılan bir beyanname ve bunu
müteakip milliyetçiler aleyhinde alınan cephe, Çinlilerin milli
faaliyetten ne kadar
endişeye kapıldıklarını gösterir. Bu zaman milliyetçiler karşılarında
iki düşman
kuvvet buldular: Biri Rus, ötekisi de Çinlilerdi.
Çinliler milliyetçileri sakıt bir hale getirmek üzere bahane
ararlarken bir çok eyaletleri çokdan ele geçiren Çin kominist kuvvetleri
durmadan ilerliyorlardı.
Rusların bu durumdan İstifade ederek Doğu Türkistan'ı istilaya
kalkmasının muhtemel olduğu ve bunun için Rusları bir müddet oyalamak
maksadıyla onların en çok kuşkulandıkları, milliyetçileri iş başından
uzaklaştırmanın
icap ettiği bahanesiyle 1949’ senesinin ilk günü Mesut Sabri’yi genel
valilikten
ve İsa Yusuf Alptekin’i hükümet genel sekreterliğinden el çektirdiler.
Bunların yerine getirilmiş olan Burhan Şehidi, idealden mahrum, mevki
ve menfaat düşkünü bir şahıstı. Buna rağmen ne Rus ne de İli
ihtilalcileri onunla iş görmek
istemediler.
Komünist istilâsı
Çin komünist kuvvetleri Kansu ve Koknor eyaletlerini işgal etmiş ve
artık Doğu Türkistan hududuna dayanmışlardı. Memlekette mevcut Milliyetçi
Çin birlikleri baş kumandanı Tav Si Yüo'nün önceden gizli olarak
planlaştırmış olduğu iğrenç bir komplonun tatbiki için bu tam beklenilen
bir fırsattı.
Nihayet, 1949’ senesinin Eylül ayında önceden kararlaştırıldığı gibi Çin
komünist
hükümetine teslimiyet ilân edildi. Böylece, Kızıl Çin ordusu memleketi
tek bir kurşun sarfetmeden işgal altına aldılar. Şu anda bütün Çin
topraklarında
vaziyete tamamıyla hakim olan Pekin hükümetine karşı Doğu Türkistan
halkının harb açması korkunç felâket ve fecaatten başka bir netice vermeyecekti.
Doğu Türkistan davasının ancak beynelmilel bir kuvvetle halledilebileceğine
göre milliyetçiler için artık nur dünyanın himayesine sığınmaktan
başka bir çıkar yol tasavvur edilemezdi. Bunun için İsa Yusuf Alptekin
ve Mehmet
Emin Buğra binlerce fikir arkadaşlarından müteşekkil kafilelerle
Hindistan
ve Pakistan'a iltica etmeğe mecbur oldular.
İli ihtilalcilerine gelince onları çok acı ve elim bir âkibet bekliyordu.
Bu akibet Moskoflara körü körüne âlet olan yüz binlerce insanın yine onların
elinde er geç karşılaştıkları tenkil ve tezlilin aynısıydı.
1944 tenberi Çin devletine hiç bir surette tabi olmadan müstakil yaşayan
ve sonunda Rus kontrolü altına düşen İli, Altay ve Tarbağatay vilayetlerindeki
ihtilal hükümeti, Kızıl Çin kuvvetlerinin Doğu Türkistan'a duhûlünü
tasvip etmedi. Çünkü ihtilalciler memlekette mevcut Milliyetçi Çin
ordusunu
bertaraf ederek bütün ülkeyi ele geçirmek suretiyle Kızıl Çin'den ayrı
ve Dış
Moğolistan'a benzer bir Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurmak tasavvurunda
idiler. Fakat Kremlin'in tamahkâr politikası bu tasavvurun tahakkuk
etmesine
mahal bırakmadı. Ruslar hem Pekin hükümetini kuşkulandırmamak
hem de Çin'den beklenen muazzam menfaatlere karşılık olmak üzere Doğu
Türkistan'ı Mav Ze Tung'a devretti.
İli ihtilalcilerinin başında olan Ahmet Çan Kasım, General İshak, General
Delil Han ve Abdülkerim Abbas'ın ne surette ortadan kaldırıldıkları
henüz
kat'i olarak açıklanmıyan bir sırdır. Yalnız, ahaliye bu liderlerin
1949’ un
sonbaharında Pekin’e müzakere için giderlerken uçak kazasında öldükleri
ilân edildi. Geride kalan silah arkadaşları da Pekin hükümetine mecburen
itaat arzedince haddi zatında kutsal bir gaye ile başlayan İli ihtilali
de Kremlin'in
sinsi entrikaları yüzünden bir anda tarihe mal oluvermiştir.
Komünist Çin makamları 1949’ un Ekim ayında Ürümçi'de tertip edilen
bir mitingle yerli münevverlerden Doğu Türkistan'ın müstakbel idaresi
hakkında
fikirler sormuşlardır. Bunun üzerine münevverler yazılı olarak takdim
ettikleri muhtıra ile Doğu Türkistan için Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetlerine
benzer bir statü temini ve memleketin "Sinkiang'' yerine "Doğu
Türkistan" veya "Uyguristan" olarak tesmiyesi talebinde bulundular.
Derhal tevkif edilen
bu muhtıra sahipleri aşırı milliyetçilik ve pantürkçülük ithamıyla hapse
atıldılar. Kızıl Çin bu ülkede iyice yerleştikten sonra milliyetperver
ve münevver tabakanın yavaş yavaş
tasfiyesine girişmiş ve önüne geçen her engeli yıkıp
yakmıştır.
Çin Komünist Partisi Doğu Türkistan komitesinin ikinci sekreteri Şav
Li Çing'in 29.4.1951 tarihli beyanatında; 13.564 kişinin "inıklap"
aleyhdarlığı
suçlarıyla hapsedildiği ve genel vali Burhan Şehidi'nin 1.1.1953 tarihli
raporunda 20.000 kişinin gizli
faaliyetlerinden dolayı tevkif edildikleri belirtilmektedir.
Yalnız 1953 senesine kadar Kızıl Çin idaresi tarafından hapsedilen ve
bilahare türlü işkencelerle öldürülen l00,000 den fazla Doğu Türkistanlı
arasında sabık genel vali Mesut Sabri Baykuzu, Ürümçi valisi Hadivan
Hanım, eşi prens Alen Vang, Aksu
valisi Sait Ahmet Hoca, Kaşğar valisi Abdulkerim
Han Mahdum, Yarkent valisi Parsa Beg, İli kahramanı Gani Batur,
Yalkın Gazetesi müdürü Kurban Kuday, Sabık Uygur-Türk Birliği başkanı
Abdülaziz Cengiz Han, genç yazarlardan Abdürrahim Tileş ve sevilmiş
bir çok münevverler
bulunmakta idiler.
Silahlı Mukavemet
Kazak halkı 1950 senesinin Mayısından itibaren Bariköl dağlarında meşhur
Osman Batur ve Doğu Türkistan Maliye Nazırı Canim Han Hacı’ların liderliğinde
silâhlı mukavemete devam etmekte idiler. Bir kaç ay süren çetin
bir savaştan sonra Canım Han Hacı yanındaki bir kaç bin adamla birlikte
Kızıl
Çin birlikleri tarafından esir alındı ve geri kalan dağılmış vaziyetteki
mücahitler
Osman Batur, Dalil Han, Sultan Şerif Teyci ve Nurhocay Batur'ların
kumandasında memleketi terk ederek Koknor eyaletine çekildiler, fakat
düşman
ordusu onların peşini bırakmadı. 1951 'in Şubat ayında cereyan eden bir
çarpışma sonunda Osman Batur Çinlilere esir düştü. O, Canım Han Hacı ve
diğer esirler Ürümçi'ye götürülerek 1951 Nisanda halk önünde kurşuna
dizildiler, geri kalan mücahitler birliği Temirlik denilen bir sahaya
çekildiler. Bu
arada Urümçi dağlarından 40 kadar aile ile beraber yola çıkmış olan
Savan
kaymakamı Ali Bek' de Toksun ve Çarkalık üzerinden buraya ulaştı ve
öncekilere katıldı. Çinlilerin
devamlı baskısına maruz kalan bu mücahitler nihayet
Dalil Han, Sultan Şerif Teyci,
Hüseyin Teyci, Norhocay Batur ve Urümçi taraflarından
gelen Ali Bek'lerin kumandasında çarpışa çarpışa Tibet’e ve oradan
Hindistan hududuna geçmek
zorunda kaldılar. Bunlardan ancak 350 kişilik
bir kafile 1951 senesinin Ekim
ayında, salimen Keşmir'e muvasalat etti.
Bu gelen kafile ve bununla birlikte 1935’ den itibaren Koknor'e göç
eden, oradan 1940’ da Hacı Osman Taşdan, İlishan, Hacı Hamze ve Akeş
Hacı'ların maiyetinde Hindistan’a iltica ederek son zamanlara kadar
Pakistan’da
hayat geçiren diğer bir kafilenin mensupları dahil olmak üzere cem'an
mülteci, Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf AIptekin Beylerin müracaatı
ve delaletiyle 1952 Mart ayında Türkiye Cumhuriyetine iskânlı göçmen
olarak
kabul edilmişlerdir.
İmha Siyaseti
Doğu Türkistan’da arazi reformuna komünist istilâsından tam 2 sene sonra
başlandı. Arazi sahibi olanlar pomeşçik, zorba ve zengin çiftçi
kategorisi
altında tenkil edilerek büsbütün temizlendiler. Bu suretle müsadere
edilmiş
olan arazi ilk olarak çiftçilere nüfuz başına ikişer veya üçer dönümden
taksim edildi, ikinci adımda arazi mülkiyeti tamamiyle ortadan
kaldırılarak kollektifleştirildi
ve en son safha olarak 1958’ de komünist âleminin o tarihe kadar
tatbik etmeğe muvaffak olamadığı komün sistemi ihdas edildi. Bugün her
Doğu Türkistanlı altında yattığı çatıdan sırtındaki bez parçasına kadar
hiç bir şeye sahip değildir. Tıpkı hayvan sürüsü gibi komünel kışlalarda
yatıp kalkar ve saatsiz olarak çalıştırılır. Fertlerin hak ve
hürriyetini tanımıyan bu sistem
altında bütün ahali topu topuna köle sürüsünü andırmaktadır.
Pekin Hükümetinin tek amacı, Doğu Türkistan'ı tam manasıyla bir
yuvası yapmaktır. Devamlı suretle Çin'den gelmekte olan göçmen akını,
bunların
iskân ve iaşesi için alınmakta olan tedbirler akıllara durgunluk verecek
bir safhadadır. Şimdiye kadar Doğu Türkistan'da iki buçuk milyon Çinli
göçmen
iskân edilmiştir.1957’ de hür dünyaya iltica eden bir Doğu Türkistanlı
1953 ve 54 seneleri zarfında her gün 300 kamyon dolusu göçmenin memlekete
getirilmiş olduğunu bizzat müşahede etmiştir. Bu Çinli göçmenlerinin
barınabilmesi maksadıyla şimdiye kadar inşa edilmiş olan baraj
ve kanallar şunlardır:
l —Ürümçi'de Sulh kanalı, 2—Karaşehir'de 1. Kurtuluş kanalı (81km),
3 — Karaşehir'de 2. Kurtuluş kanalı (1.05 km), 4 — Korla’da 18.
liva kanalı (42 km), 5—Aksu'da Zafer kanalı (72 km), 6—Yarkent'te
Büyük Tarım kanalı (300 km), 7—
Hoten'de Tokuzösteng kanalı, 8 —
Ürümçi'de Kızıl Yıldız su ambarı, 9—
Kaşğar'da At Yayla su ambarı, 10—
Maralbaşı'da Kızıldeniz su ambarı.
Bundan başka uzunluk yekûnu 39.000 km. tutan 5000’ den fazla nehir
ve ırmağın bir kısmı yeniden yapılmıştır. Bu sulama tesisatına muvazi
olarak 8,086,000 dekar arazi ziraata elverişli bir hale getirilmiş
bulunmaktadır.
Altay, ili ve Ürümçi vilâyetlerinde çok sayıda Çinli göçmen
yerleştirildikten
sonra Komünist istilâsına kadar bir tek Çinli çiftçinin bulunmadığı
Tarım boylarında
tamamiyle Çinlilerle meskûn yeni şehirler ve köyler meydana gelmektedir.
Doğu Türkistan'ı Çin'e bağlıyan demir yolu bu Çinli göçmen akınlarına,
daha fazla hız vereceği ve kısa bir zaman içinde Doğu Türkistanlıların
eriyip bitme tehlikesine maruz
kalacağı aşikârdır.
Memleketin şanlı mazisine ışık tutacak bütün eski eserler, tarihî, dinî
ve
kültürel varlıklar artık silinmiştir. Milli eğitim yasak, komünist ruhu
taşıyan öğretim câridir. Bütün bu
yıkıcı icraatların yanısıra ahalinin karma izdivaca,
Çinli örf ve adetini benimsemeye ve
Türkçedeki yabancı terim ve kelimeler
yerine Çince tâbirleri kullanmağa
zorlanması ve nihayet Doğu Türkistan Türklerinin asırlardan beri
kullanmakta oldukları Arab harflerinin Çin, fonetik sistemine
uygun Lâtin alfabesine değiştirilmesi Doğu Türkistan halkının Çinlileştirilmesine
matuf korkunç bir siyasetin en canlı misâllerindendir.
Gerçi Doğu Türkistan 1955’ te "Sinkiang Uygur Muhtariyet Bölgesi"
olarak tanınmışsa da hakikatte o tam bir Çinli eyaletinden
farksızdır. Zira
Komünist Partisinin bütün otorite sahipleri hep Çinli olup yerli
ahaliden şimdiye
kadar bölge, vilâyet, kaza ve köy parti ocaklarına kimse sekreter (başkan)
olarak tayin edilmiş değildir. Doğu Türkistan'ın idaresi, mahalli parti
komitesinin 1. sekreteri Vang Çing,
2. sekreteri Vang Si Mo, 3. sekreteri Cang Bang Yin ve reis muavini Gao
Cen Çung'ların elindedir. Bu durumda
muhtar hükümet reisi Seyfettin Azizi
sadece bir kuklayı andırır. Bundan başka
askerî ve iktisadi sahalar, emniyet ve ulaşım teşekkülleri yerlilerden
memur kabul etmezler.
Doğu Türkistan'ın coğrafi mevkii, haiz olduğu stratejik ehemmiyet ve
yeraltı servetleri onun ideal bir askeri üs haline gelmesi için aranan
şartlardır.
Bunun için son on sene zarfında bu memlekette 2000’ den fazla silâh
fabrikası
ve ağır sanai tesisleri kurulmuştur. Münakalata gelince Lançov- Doğu
Türkistan
demir yolunun bir ucu halen Urümçi'ye gelmiş olup onun, önümüzdeki
senede Sovyet Rusya'da Türkistan - Sibirya demir yolu şebekesine
bağlanmış olacağı muhakkaktır. Diğer taraftan, Doğu Türkistan'dan
Sovyet Rusya'ya
5, Hindistan hududuna kadar l, Pakistan hududuna l, Tibet'e l ve Çin'e 2
şöse yol yeniden yapılarak trafiğe açılmıştır.
Halihazırda Karamay ve Şiho petrol sahasında istihsal edilmekte olan
petroller bütün Çin'in akaryakıt ihtiyacının büyük bir kısmını temin
etmektedir.
Komünist idarenin siyasî, iktisadi, dini ve kültürel sahalardaki telhis
ve
sıkı kontrolü ve ahali üzerindeki baskı, tahakküm ve imha hareketleri
son
haddini bulmuştur. Artık çekilmez bir hal alan bu totaliter rejime
karşı, hem
pasif hem de aktif infialde bulunan mağdur halk kitlesinin şimdilik tek
bir
parolası varsa o da ya hayat veya mematır. Doğu Türkistan ahalisinin
Komünist
idaresine tevcih ettiği nefret ve husumetin, Osman Batur'un şahadetinden
sonra daha fazlasıyla temevvüç etmiş olduğunu görüyoruz. Son on sene
zarfında
Kutubi'de Oraz Bek, Altay'da Şirdiman, Kuça'da Mehmet Niyaz, İli'de
Abdürrahman, Turfan'da Abdüsselam, Toksun'da Mehmet Niyaz, Hoten'de
Abdulhamid Damullah, Fetheddin Mahdum, Karakaş'ta Paşa Hanım isyan
bayraklarını yukarı kaldırmış ve fedakâr ahalinin düşman üzerine
yürüyüşlerini kumanda etmişlerdir. Ne acıklı ki, bütün ayaklanmalar en
caniyâne bir
surette bastırıldı, katliamda akan kanlar on binlerce masum gövdeyi
götürdü
ve yüzbinlerce ahali de türlü işkence ve ağır mihnet cezalarına
çarptırıldı.
Pekin rejimine karşı yürütülen milli mukavemet hareketlerinin en müessiri
ve yıpratıcısı, şüphesiz ki, önüne geçilemiyen sabotaj ve yeraltı
faaliyetleridir.
Burhan Şehidi l Ocak 1953’ te halâ genel valiyken açıkladığı gibi
1950-1953 seneleri arasında devlet silâhlı birliklerine 571 defa baskın
yapılmış, büyük çapta 1490
sabotaj hâdisesi olmuş ve hükümet bina ve fabrikaları 213
defa ateşe verilmiştir.
Komünist Çin'in Doğu Türkistan'da tatbik etmekte oldukları imha siyaseti
vaktiyle kendisiyle iş birliği yaparak itimad telkin eden, ve bu sayede
mühim mevkilere yükselen yerli kadro arasında dahi menfi bir tesir
uyandırdığı artık gizlenmesine imkân bulunmayan bir hakikattir. Bunlar,
mensubu
oldukları bir milletin temelden imha olmasına göz yumamadı ve bütün
tehlikeleri göze alarak Kızıl Çin icraatına yeraltından engel olmağa
çalıştılar. Bunun
en bariz bir delili olarak 20.5.1958 tarihli pankartlara işaret
edebiliriz.
Ürümçi'de basılan bu pankartlardaki siyasi mizah resimlerinde Ürümçi
Belediye Reisi A. Saidi, Maliye murakabe umumî müdürü İbrahim Turdi, yazarlar
birliği başkanı Ziya Samedi, İli Kazak muhtar hükümeti reis muavini
Abdurrahim İsa ve ileri gelen milliyetçilerden Abdülaziz Mahdum
başkanlığında
gizli bir teşkilât kurulduğu, bu teşkilâtın 8 seneden beri İsa Yusuf
Alptekin
ve Mehmet Emin Buğra'nın yolunu takip ettiği, Çin'den ayrılarak Doğu Türkistan
veya Uyguristan namı altında bir cumhuriyet kurmağa uğraştığı, Lançov
- Doğu Türkistan demir yolunun inşasına ve memlekette Çinli göçmenlerin
yerleşmesine engel olduğu ve bilâhare
bütün mensuplarının yakalandıkları karikatürlerle
tasvir edilmektedir.
Alınan son haberlere bakılırsa Kumul, Çerçen ve Çarklık bölgelerinde çetecilik
faaliyetleri halâ devam etmektedir, istikbâli karanlık görmeye başlıyan
Doğu Türkistan halkının ölümden kurtulmasının tek çaresini ölümde
araması pek tabii olarak karşılanmalıdır.
Tarih şimdiye kadar hiç bir müstemleke halkının Doğu Türkistan halkı
kadar feci bir akibete maruz kaldığını belki kaydetmiş değildir. Bu
ülkenin dış dünya ile bütün irtibatı kesilmiş büyük bir köleler kampına
benzemiştir. Buna
rağmen ahali dünyanın ilgisizliği ve her hangi bir yardım ve
müzaharetten mahrum
olduğu halde dünyada hiç bir esir millette müşahade edilmiyen bir cesaretle
bütün yer yüzünü tehdit etmekte olan Komünist Çin heyhûlâsına karşı evhama
kapılmadan mücadelesini devam ettirmektedir.
Doğu Türkistan halkının eskiden Milliyetçi Çin ve halihazırda Kızıl
rejimlerine karşı yürüttükleri bütün mücadelelerinin tek gayesi
istiklâldir.
|