| |
ÇEVRE HAKKI VE YENİ SÖMÜRGECİLİK
Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu
Ben Anayasacıyım ama Anayasa hukuku yanında hak ve özgürlük çevre hakkında
inceleme konusu yapıyorum. Doğu Türkistan, Çin, Çin Halk Cumhuriyeti
burada olup bitenler ve çevre hakkına kadar uzanan gelişmeler aslında
iki boyutludur. Bir Çin Halk Cumhuriyetinin devlet biçimi, Çin Halk
Cumhuriyetinin sahip olduğu siyasal rejim. İki bu devlet biçiminin
sonucu olarak yürülüge konulan politikalardan insanların etkilenmesi ve
tabii özellikle Çin kökenli olmayan insanların etkilenmesi Türklerin
olumsuz yönde etkilenmesi çok daha büyük. Şimdi o halde bir gezinti
yapalım; bu bir görev benim için ben Çin Halk Cumhuriyeti’ni ne gördüm
nede batılı ülkeleri inceleyebildim. Çünkü bildigimiz gibi bizim
gözlerimiz hep batıya çevrili Türkler olarak doğuşumuzdan itibaren hep
batıya doğru yöneliriz ve doğuyu fazlaca görmeyiz. Soydaşlarımız ve aynı
kökenden gelen insanlarla olan ilişkilerimizi genelde duygusal
boyutlarla sınırlı bırakırız. Onunda fazla bir yararı olmaz. O nedenle
ben bu çerçeveyi açmaya çalışacağım. Şimdi dünyaya baktığımızda siyasal
rejim bildiğiniz gibi çoğulcu siyasal rejimler demokratik rejimler daha
çok Avrupa ve Amerika ile sınırlı olarak 2 kıtada gerçekleşmiş
bulunuyor. Avrupa ve Amerika insan hakları koruma mekanizmaları bu arada
Çevre hakkının gündeme gelmesi en çok yine buralarda geçerli. Gördüğünüz
gibi Avrupa’da bir insan hakları mahkemesi var. Bizde Türkiye olarak ona
dahiliz hatta o derece güçlü bir mahkemeki devletimizi bile dava
ediyoruz. Amerika’da var yine insan hakları mahkemesi, fakat Afrika
kıtası henüz insan hakları mahkemesini kurabilmiş değil. Fakat Afrika
kıtası 3.derecede Afrika İnsan ve Halklar Hakları şartını yürürlüğe
koymuş yani İnsan ve Halklar Hakları metnini yürülüğe koymuş ve o
çerçevede İnsan Kaynaklarının Avrupa Kıtası ölçeğinde korunmasına
ilişkin birçok kural koymuş. Bu bizim konumuz açısından son derece
önemli bir metindir. Asya Kıtasına geldiğimiz zaman insan hakları
alanında tek bir belge olarak Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi gibi hiç
bir belge görememekteyiz. Görememekteyiz nedeni açık Asya Kıtası çok
büyük bir kıta, Asya Kıtasında devletlerin rejimleri birbirlerinden çok
farklı ve bu devletlerin rejimleride büyük ölçüde demokratik olmayan
rejimler. Tabii bunun başında en büyük devlet Çin gelmektedir. Çin Halk
Cumhuriyeti her ne kadar bazı yönleriyle serbestlik tanımış İktisadi
bakımdan sınırlı olarak mülkiyet hakkını tanıdığı sınırlı olarak
kapitalizmin ülkeye girişine izin vermeye başladı deniyorsa da yine de
bu kıtada Çin Halk Cumhuriyeti en büyük totoliter ülke olarak
görükmektedir. Bunu 1989 yılında Tiannanmey meydanında gördük. Şimdi
burada bir özellik var. Biz Türkiye’yi eleştiriyoruz niçin
eleştiriyoruz, dikkat etmişsinizdir batıya bakarak diyoruz ki; bizim
ülkemiz büyük bir ülke fakat bizim ülkemizde herşey merkeze toplanmış
bulunuyor. Merkeziyetçilik çok yoğun dolayısıyla merkez dışındaki
sorunlara ilişkin olarak kararlar Ankara’da alınıyor, bunlarda isabetli
olmuyor. Desantralize olalım yani ademi merkeziyetçiliğe doğru kayalım
diyoruz. Ünitel devletin bu karar katısı fazla diyoruz. Kendi
çerçevemizde Türkiye’de fakat tabii Çin Halk Cumhuriyeti’ne baktığımızda
Türkiye’den bu açıdan bahsetmek biraz lüks geliyor gibi. Çünkü Çin Halk
Cumhuriyeti tanıdığım kadarıyla dünyada bu kadar büyük olan coğrafi
bakımdan nüfus itibariyle en büyük devlet. Birinci sorun bu ama tabii ki
birinci sorun siyasal rejim sorunudur. Siyasal rejim olarak Çin Halk
Cumhuriyeti çoğulcu rejime doğru evrim geçirmediği sürece zannediyorum
daha çok Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki değişimlerin özellikle dışarıdan
gelen baskılar sonucu ortaya çıkması gerekiyor. Çünkü; iç dinamiter
gördüğüm kadarıyla çok güçlü değil. Demek ki bir rejim sorunu var ve bu
rejim sorunundan hemkinler ama özellikle Çin’li olmayan Doğu
Türkistan’lılar daha farklı boyutlarda kitle halinde ölüm boyutlarına
ulaşıncaya kadar olumsuz yönde etkilenmektedir. Şimdi bunu söyledikten
sonra bu birinci Anayasal boyutu yüzünden bu saptamayı yaptıktan sonra
Çevre Hakkı konusunu ben Türkiye’de daha çok 1990’lı yılların başından
itibaren işlemeye başladım. Bazı yerlerde verdiğim konferanslarda bana
tepkiler gösterildi. Dendi ki; “Efendim hapisanelerde insana işkence
yapılan bir ülkede düşünceleri nedeniyle insanların hapisanelerde
süründüğü bir ülkede çevre hakkıda biraz fazla oluyor” dendi. Onlara
şunu anlatmaya çalıştım. Belki öyle görülebilir size ama eğer çevre
hakkını geliştirirsek emin olun ki bu boyut bize hak ve özgürlüklerin
bütüncü olarak uygulanması olanağını sağlayacak ve diğer hak ve
özgürlüklere saygıyı da geliştirebileceğiz diyerek o tepkiyi de önlemeye
çalışıyordum. Çevre hakkını yeni haklar kuşağında dayanışma hakları
verilen haklar kuşağında barış hakkı, gelişme hakkı, insanlığın ortak
mal varlığına saygı hakkı yani kültürel eserler, doğal yapılar, tarihi
eserler bütün bunlar çerçevesinde geliştirmeye çalıştığım bir haklar
demeti idi. Çünkü barış hemen sağlanmazsa gelişmede sağlanmaz, eğer
çevreye saygı yoksa orada barışda kurulamaz insanların gelişmesi de
sağlanamaz. Şimdi bütün bunları ben Birleşmiş Milletler tarafından
geliştirilen belgelere barış hakkı nedir? , çevre hakkı nedir? bütün
bunları 10 yıldır formüle etmeye çalışıyorum. Şimdi son zamanlardaki
olaylar sadece Çin Halk Cumhuriyeti’yle sınırlı olarak değil tabii Çin
Halk Cumhuriyeti’ndeki olaylar çok daha vahim çok daha büyük boyutta.
Ama Hindistan’a doğru geliyoruz, Pakistan’a doğru geliyoruz yine
okuduğum kadarıyla Pakistan Çin Halk Cumhuriyeti tarafından
destekleniyormuş, bu taraflara doğru geliyoruz insanlar açlıktan ölüyor,
ama devletler bu fakir dediğimiz devletler milyonlarca dolar harcamayı
nükleer denemelere yapıyorlar ve nükleer denemelerin doğrudan doğruya
neden olduğu ölümler dışında, sakatlıklar dışında, özürlü doğma ve
yaşama dışındaki insanlarını doyuramayan bu devletler ne yapıyorlar bu
harcamalarını askeri alanlara silah alanlarına yöneltiyorlar ve oralara
harcıyorlar dolayısıyla doğrudan doğruya ölümlere neden olmasada
halklarının fakir kalmasına neden oluyorlar. Şimdi bu çerçevede ben
Afrika’lıların hazırladığı bu Afrika şartı adı verilen bu belgeden
birkaç hüküm aktarmak istiyorum. Çünkü; Afrika’lılar bu belgeyi
hazırladığı zaman batılılır buna karşı çıktı. Amerika’lılar başta olmak
üzere Avrupa’lılar karşı çıktı. Olur mu dediler; İnsan Hakları olur mu?
dediler. İnsan hakkı dediğin zaman bireyi göz önüne alacaksın, onun
hakkını koruyacaksın onun ötesinde halkların hakkı olmaz dediler niçin
öyle dediler. Şimdi size birkaç hüküm okuduğum zaman daha iyi
anlayacaksınız. Madde 20; Her halk var olma hakkına sahiptir. Her halkın
zaman aşımına uğramaz ve devredilmez kendi kaderini belirleme hakkı
vardır. Her halk serbestçe siyasal statisünü belirler ve yine serbestçe
seçtiği yol ekonomik yolda ekonomik ve sosyal gelişmesini sağlar.
Sömürgeleşmiş veya ezilen halklar uluslararası topluluk tarafından
tanınan bütün araçlara baş vurarak egemen devletlerden kendilerini
özzgürleştirme hakkına sahiptir. Bütnü halklar siyasal, ekonomik ve
kültürel alanlarda yabancı eğemenliğine karşı kurtuluş mücadelelerinde
bu şarta taraf olan devletlerden yardım alma hakkına sahiptir. Görüldüğü
gibi halkı temel alan bir anlayış ve burada devam ediyor. Özellikle
doğal kaynaklar bakımından 21. Madde devam ediyor; halklar zenginlik ve
doğal kaynaklarında serbestçe tasarruf edebilirler halkların yanlızca
çıkarı doğrultusunda kullanılır hiç bir durumda bundan yoksun edilemez.
22.madde; Bütün halklar özgürlüklerine ve kimliklerine kesin saygı
çerçevesinde ekonomik, sosyal ve kültürel gelişme hakkına ve insanlığın
ortak mal varlığından eşit yararlanma hakkına sahiptirler. 23.madde;
halklar ulusal planda olduğu kadar uluslararası alanda da barış ve
güvenlik hakkına sahiptirler. İşte barış ve güvenlik hakkı devletler
arasındaki ilişkileri Birleşmiş Milletler şartı tarafından öngörülen ve
bu şart tarafından doğrulanan dayanışma ve dostça ilişkiler çerçevesinde
yürütülür diyor, yönlendirilir diyor ve son olarak şunu belirteyim;
bütün halklar gelişmelerine uygun olarak tatmin edici ve bütünleyici bir
çevre hakkına sahiptirler ve bakın barışla başlıyor, gelişmeyle devam
ediyor, doğal kaynaklarla tasarruf hakkını belirtiyor ve çevre hakkıyla
konuyu devam ettiriyor. Şimdi bu Afrika şartına niçin Avrupa’lılar
Afrika’ya karşı çıkıyor daha iyi anlaşılıyor. Çünük; Afrika bu belgeyi
II. Dünya Savaşından sonra hazırlamaya başladı ve 1980’lerde ortaya
çıkarabildi. Sömürgeci devletlere karşı halkın hakkı olmaz diyor
batılılar insan hakkı olur diyor. Peki eğer halk özgür değilse insan
özgür olabilirmi? Bunu bütün olarak değerlendirmezsek o zaman biz birey
olarak özgürlüğü nasıl tesis ederiz. İşte bu çerçevede benim Birleşmiş
Milletler belgelerinden hareketle ortaya koyduğum bir iki tanımı size
aktarmak istiyorum. Çevre ve gelişme Rio dekorasyonu Rio zirvesini
biliyoruz. Birleşmiş Milletlerin çevre ve gelişme konferansı dünya
konferansı 1992’de yapıldı ve 1992’de yapıldı ve 1992’de o konferansdan
sonra yürürlüğe konan bir belgedir bir bildirgedir. Bu 27 maddeden
oluşmaktadır. Madde 4; sürekli ve dengeli gelişmenin gerçekleşebilmesi
için çevreyi koruma ve geliştirme sürecinin enteğre bir parçasını
oluşturacaktır. Ayrı olarak düşünülemez. Madde 7; dünyanın eko
sisteminin korunması ve iyileştirilmesi amacı ile devletler global
ortaklık ruhu içinde işbirliği yapacaklardır. Global çevre bozulmasına
katkıları doğrultusunda ortak ancak farklı düzeyde sorumluluklara
sahiptirler. Sorumluluk ortak ama Çin’deki sorumluluk farklı,
Avrupa’daki sorumluluk farklı. Gelişmiş ülkeler kendi topraklarının
global çevre üzerinde yarattığı baskı ve sahip oludukları teknoloji ve
finansal kaynaklar doğrultusunda sürekli ve dengeli kalkınmadaki
sorumluluklarını kabül etmektedirler. 18.madde; başka devletlere zarar
verecek ulusal çevre felaketleri ve olağanüstü durumlar halinde ilgili
devletler derhal uyarılacaktır. 22.madde; yerli halk ve onların
toplumları diğer yerel toplulukların bilgileri geleneksel uygulamaları
nedeniyle gelişme ve çevre yönetiminde önemli role sahiptirler.
Devletler sürdürülebilir gelişmenin başarılmasında etkili katılımlarını
sağlamalı kimliklerini ve kültürlerini desteklemeli ve tanımalıdır.
24.madde; daha doğal olarak savaş sürdürülebilir gelişmenin yıkımıdır.
Bu nedenle devletler silahlı çatışmalarda devletin gözetilmesi amacıyla
uluslararası hukuka saygı göstericekler ve gerektiğinde onunla daha da
geliştirilmesi için işbirliği yapacaktır. Savaş durumunda bie silahlı
çatışmalarda bile çevrenin korunması temel hükmü sağlanmış ama oralarda
ne Çin’de ne de Hindistan’da ne de Pakistan’da silahlı çatışma yok,
savaş yok ama gelin görün ki çevre berbat ediliyor ve şu özlü anlatım
25.madde; barış kalkınma ve çevre koruma birbirine bağlı ve bölünmezdir.
Dolayısıyla barış hakkı ki barış hakkı güvenlik hakkını içerisine
alıyor, barış muhalefet hakkını içerisine alıyor, kitle imha silahlarına
karşı mücadeleyi kapsamına alıyor ki bu nükleer denemeler onun bir
uzantısı silahsızlanma hakkını kapsamına alıyor ve tabiiki bu doğrudan
doğruya devletlere yönelen bu hakkı talep etme hakkı şeklinde karşımıza
çıkıyor. Şimdi dikkat edin dünyanın dengesi Birleşmiş Milletler
Teşkilatı 1945’de dünyada barışı, gelişmeyi ve özgürlükleri korumak
tesis etmek bunları sürekli kılmak için kuruldu. Buinun için 1948’de
insan hakları bildirgesi hazırlandı, yürürlüğe kondu daha da sonra
birçok belgeler yürürlüğe kondu. Fakat son zamanlara kadar dünyada bu
tür uygulamaların caydırılması için Birleşmiş Milletler’den sonra daha
çok maalesef 2 süper güç daha çok rol oynadı. Amerika ve Sovyetler
Birliği. Şimdi bu 2 süper güç büyük ölçüde tek süper güçe inince o zaman
ortalık biraz daha boş kaldı. Özellikle Asya tarafı Sovyetler
Birliği’nin kendisine çok iyi uygulamalarda bulunduğunu söyleyemiyoruz
ama Çin için en azından bir fren oluşturuyordu, bir sınır oluşturuyordu.
Şimdi o ortadan kalktı, yanlız şimdi ilginçtir başladığım noktaya
dönücem dünyanın sistemi hakkında ne kadar çelişkili ne kadar çıkara
dayalı ilişkiler bütününe sahip olduğumuzu göstermek için sistemi
hakkında biraz bilgi aktarıcağım. Fransa nükleer denemeleri nerede yaptı
Pasifikte yeni Koridonya tarafında yaptı. Şimdi dikkat edin Fransa orada
yaptı ne zaman 1994-1995 yılında Fransa bakın Avrupa’da çogulcu siyasal
sisteme sahip en güçlü insan hakları mekanizması orada görülmekte.
Avrupa mahmemesi var, Avrupa insan hakları sözleşmesinde çevre hakkı
garanti altına alınmış değil, fakat Avrupa mahkemesi insanın yaşama
hakkından kaynaklanarak onunda koruma altında olduğunu 1994 yılında
hükme bağladı. Şimdi Fransa bu denemeyi yaptı. Fransa’daki aydınlar
Fransa’yı Avrupa mahkemesine dava ettiler. Götürdüler Avrupa mahkemesi
dedi ki sizin menfaat ilişkiniz yok dedi. Bunu yeni Koridonya’lıların
yapması lazımdı. Fransa’da yaşayan Fransız’ın dava açma hakkı yok dedi
ve davayı red etti. Şimdi dikkatinizi çekerim ne yapıyor Fransa koruma
sistemine dahil ama deniz aşırı ülkedi yapıyor kendi yaşadığı bölgede
yapmıyor, başka insanların etkilenmesi o kadar önemli değil ve bu sistem
onu cezalandırmıyor. Şimdi dolayısıyla bize gelince bir Türkiye olarak
Avrupa’ya dahiliz ama benim bakış açıma göre Türkiye Asya’yı ihmal
etmemelidir. Türkiye Asya’yı çok ihmal etti. Türkiye Asya’yla çok
kardeşiz biz şuyuz biz bin yıllık kardeşiz gibi söze dayalı laflar
ediliyor. Bence bunları aşıp Asya’da olup bitene, Asya’da insan hakları
sorununa, Asya’da siyasi rejim sorununa daha çok geliştirmeliyiz.
Asya’ya yönelik yazılarımızı, yayınlarımızı daha da geliştirmeliyiz ve
tabii dilemeliyiz. Çin Halk Cumhuriyeti diğer ülkeler gibi halklara
kendi kimliklerini, kendi benliklerini, kendi tabii kaynaklarından
tasarruf etme hakkını sağlasın ama tabii ki hiç bir zaman bu şekilde
kitle imha silahlarını kullanmasına kadar onların üzerine çullanmasın.
|
|