|
DOĞU TÜRKİSTAN’DA ÇEVRE SORUNLARI VE
ÇEVRESEL IRKÇILIK
Dr.Erkin Ekrem
29
Temmuz 1996 tarihinde Çin 45 defa nükleer silah denemeler
gerçekleştirdikten sonra bu denemelerini geçici olarak durdurmasını ilan
etmişti. 24 Eylül 1996 tarihte Çin Dış İşleri Bakanı Ch’ien Chi-ch’en
Amerika, Rusya, İngiltere ve Fransa liderleriyle New York’da nükleer
silah denemelerin yasaklanması beyannamesine imza atmıştı. Fakat, Çin’in
Lop nor’da bulunan nükleer silah deneme merkezi yaratan çevre kirliliği
ve faciyalar Doğu Türkistan’da devam etmektedir.
A= Doğu
Türkistan’da Çevre Sorunları
Doğu
Türkistan artık işgal bölgesinden sömürge bölge haline dönüşmüştür. Bazı
araştırmacılar Doğu Türkistan Çin’in iç sömürge bölgesi olarak tesbit
etmişlerdir. (Doğu Türkistan Dergisi sayı 177, 1998:30) Çin’in bu tür
sömürge politikası aslında kominizmin kılıfına saklanarak bölgenin
ekonomi ile siyasi haklarını elden almış ve askeri göçüne dayanarak
vahşice halk haklı isyanlarını bastırmaktadır. Sömürgecilik, sadece
kapitalizm ülkelerinin ürünü değil, kominizm ülkelerininde bunu kılıf
altında rahatça uygulamaktadır. Çin’in Doğu Türkistan , Tibet ve İç
Mogolistan’da uygulanan “Koministik Sömürgecilik” tarzındaki bu çeşit
sömürgecilik fiilen bakımından diğer sömürgecilik ile bir fark yoktur.
Sömürgecilikte, bölgenin yer
altı ve yer üstü zenginliklerini yagmalanırken bu hareketinin altında
ırkçılık zihniyeti de yatmaktadır. Çünkü bölgeyi idare etmek ve sömürmek
için soykırım (jenosit) faaliyetide beraber meydana gelmektedir. Yani
milli, etnik, ırksal yada dinsel bir grubun, tümüyle yada bir bölümüyle
yok edilme amaçları bulunmaktadır.(Soykırım Suçunun Önlenmesi ve
Cezalandırılması Sözleşmesi Madde;2 , 9 Aralık 1948) Bu asırın içinde
Mançur Hakimiyeti (1644-1911), Milliyetçi Çin Hakimiyeti (1911-1949) ve
Kominist Çin Hakimiyeti (1949-?) her defasında Doğu Türkistan’I işgal
ettiği sırasında soykırım yapılmıştı. Özellikle mevcut olan Çin Hükümeti
1949 yılının son baharlarında bölgeyi işgal edince soykırım
faaliyetlerini başlatmıştı. Çin’in resmi nüfus istatistik verilerine
göre Doğu Türkistan’da yaşayan Türk nüfusunun 1953-1964 yılları arasında
azalma mevcut durum gözükmektedir. Bu durum ancak 1964-1990 yılları
arasında değişmiş ve bölgenin nüfusu çoğalma ve artış olarak
gözükmektedir. Aynı tarihlerde bu tür çıkışlı ve inişli nüfus oranı
Çin’in diğer eyaletlerinde pek gözükmüyordu. (Tablo I China’s Ethnic
Statistical Yearbook, Pekin 1997;299-300) Bu soykırımla beraber Çin’li
nüfusu da bölgeye yerleştirmeye ve tarihte yaptığı gibi asimile
politikasını da devam etmişlerdir. Böylece bölgede siyasi, ekonomi,
kültürel ve diğer toplumsal problemler yaşanmaya başlamıştır. Resmi
istatistik rakamlarında Çin’li nüfusun günden güne artması ( Bu
rakamların içinde 1949 tarihinde bölgeyi işgal eden Çin ordusu ve
sivilleştirmiş ordu yani Ping-tuan’ın nüfusu dahil değildir.) Türk
nüfusunun azalması açıkca görünmektedir.(Tablo II.China’s Ethnich
Statistical Yearbook, 1997: 301-302) Son zamanlarda, Doğu Türkistan’ın
başkenti Urumçi’nin nüfusunun % 80 Çin’li olması bu korkunç boyutundan
bir işarettir. Çin’li nüfusun artması, bölgenin zaten az olan verimli
toprak, akarsu, orman, yayla, hayvan vs. doğa dengesini bozmuş
vaziyettedir, bununla birlikte getiren çevre problemleri de günden güne
ağırlaşmaktadır.(Tablo III)
Çevre meselesi Çin’de daha yeni
bir bilim dalı olarak yıllardan sonra dikkate alınmıştır. Çevre koruma
anlayışı ise Çin’in dışarıya açılıştan sonra ekonomisi büyüme kazanınca
ve bilinçsiz doğa kaynaklarını kullanınca bundan dolayı ağır bir şekilde
bu bedeli ödeyince meydana gelmiştir. Bu meseleleri hakkında yasa
çıkarması 1996 yılında başlamış ve peş peşine ona yakın çevre
koruma yasa ve kanunları
yönetimden geçirmiştir. Çin Devleti Çevre Koruma Kurumu Başkanı Hsieh
Chen-hua’nın Almanca Of China’s Economy için yazdığı Çin’in “Çevre
Korunma Hizmetleri” adlı raporda verdiği bilgilere göre, 1996 yılında
çevre kirliliği yapan 15 tür küçük fabrikaları toplam 70754 tanesini
57430’unu kapattığını hala hava, su, madeni kirliliği ağır bir boyutta
olduğunu doğa dengelerinin hala sağlanamadığını ve köy ile kırsal
bölgelerinde bulunan fabrikaların yarattığı kirliliklerine çözüm yöntemi
getiremediğini ifade etmektedir. Yine bu raporda kapatılan fabrikaların
arasında Doğu Türkistan’daki çevreye zarar verenler içinde yer
almamaktadır. Raporun baştan sonuna kadar hep Çin bölgesiyle ilgilidir.
(Almanca Of China’s Economy, Pekin 1997:130,108) Doğu Türkistan çevre
kirlilikleri hakkında verilen resmi bilgilerinde, bölgenin gerçeğini
yansıtmamışsa da yine durumun iç açıcı olduğunu görmek mümkün.(Tablo IV
China Statistical Yearbook Pekin 1997: 757, 769, 770) Yine Hsieh Chen-
hua’nın yazısına göre Çin’li bölgelerinde çevre kirlilikleri hakkında
bir dizi sıkı önlemleri alırken, azınlıkların oturduğu bölgelerinin bu
konudaki önlemi aciz kalıyordu, hastalanma oranı yüksekti. Doğu
Türkistan’da mevcut olan sağlık kurumu ve hasta yataklarının sayısı
hayli çoktur, bu rakamlar Doğu Türkistan’da çeşitli hastalıklarının
çoğalmış olduğunu, çevre kirlenmesinden dolayı bazı hastalıklarının
yaygın olduğunu göstermektedir. (Tablo V China’s Ethnic Statistical
Yearbook 1997: 245,302,498,499)
Özellikle Doğu
Türkistan’lıların başına gelen en büyük talihsiz olay bölgede yapılan
nükleer silah denemelerdir. 1964- 1996 yıllarına kadar Çin’in Doğu
Türkistan’da yapılan 11 yeraltı toplam 45 defa nükleer silah denemeleri
bölgenin tabiyatı ve insan sağlığına zarar vermektedir. Bugün Doğu
Türkistan’ın doğusunda Lopnor, kuzeybatısında Kazakistan’ın Semey,
batısında Pakistan, güneyi ise Hindistan tarafından nükleer denemeler
yapılmıştı ve devam etmektedir. Doğu Türkistan nükleer silah
denemelerinden dolayı nükleer kirliliğinin tahrip edilmiş merkezi bölge
haline gelmiştir. Çin hükümeti ise bölgeye hiç bir zarar gelmediğini ve
nükleer kirlenmelerin hiç olmadığını iddia etmiştir. Bu konuda hiç bir
belge veya verirleri vermemektedirler. Bu nedenle, nükleer kirlilikleri
hakkında sağlam bilgiler bulunmamaktadır. Ancak bazı bulgulara dayanarak
nükleer silah deneme tarihleri ile bölgede çevre kirliliklerinden dolayı
hükümete sunulan şikayet namelerinin çoğalması arasında bağlantı yaparak
kısmen olsa da konuyu aydınlatabilmektedir. (Tablo VI)
B= Doğu Türkistan’da Nükleer
Silah Denemesi
Kominist Çin Partisi Çin Hükümeti başına
geldiği 1949 yılından itibaren nükleer silah deneme hazırlıklarını
başlatmıştı. 1950 yılında Çin dostu olan SSCB Çin’in talebinden dolayı
nükleer silahın yapılmasına söz vermiş ve ilk adım atılmıştı. 1956
yılında Çin’e teknoloji ve teknik eleman gönderme konusunda resmi
anlaşmaları yapılmıştı. Ekim 1957 yılında SSCB tarafından Çin’de atom
bomba deneme merkezi inşa edilme konusunda bir anlaşma yapmışlardı.
SSCB’nin yardım ve yönlendirmesiyle Çin’in kod adı ise Dokuzuncu
Komitesi’dir. Daha sonra Dokuzuncu Enstitüsü olarak adını
değiştirmiştir.
Çin’in ilk nükleer silahlar
deneme merkezi Tibet’lerin yoğun olan Ch’ing-hai eyaletinin Hai-yan
nahiyesinde yani Kök nor’un yakınındaydı. Bir kaç yüz kilometre karelik
bir alanda tesislerini inşa etmişti. Bunun kod adı ise Yirmi Bir proje
idi. Bu merkez genel olarak nükleer silahlarının araştırması ve
üretmesini üstlenmek deydi. Ayrıca, uranyum sıkıştırma fabrikası ve bir
takım aletlerin parçalarını üreten fabrikaları bulunmaktaydı. Bu merkez
yerine Chin YingT’an adını vermiş ve merkezin tam adı da Chin YingT’an
Nükleer Araştırma Merkezi olmuştu.
20 Haziran 1959 yılında, SSCB
bu konudaki destek ve yardımı kesmişti. Ancak Çin Hükümeti yurt dışında
yetişmiş nükleer araştırma uzmanlarını milliyetçilik duygusuyla geri
çağırarak kısıtlı bütçesini harcayarak bu çalışmayı 1960 yılında tekrar
devam ettirmişti. Fakat alan olarak Doğu Türkistan’ın Lopnor bölgesini
seçmiştir. Burası dünyaca bilinen ve 1964 yılının Ekim ayında ilk Çin
atom bombası patlattığı Ma-lan (Miran) Nükleer Silah Deneme Merkezi’dir.
Çin Hükümeti ilk atom bombasına 59.6 kod adını vermiş ve bu da 20
Haziran 1959 yılında SSCB yardımını çektiği için verilen misilleme
tavrından gelmektedir. Aynı şekilde yine bu merkezde 1967 yılında ilk
hidrojen bombasını patlatmıştır. Çin’in ilk atom bombasını patlattıktan
sonra SSCB ile zaten gerginleşen ilişkileri daha da kötüye gitmişti. Bu
nedenle Çin Hükümeti her şey açıta kalan Lop nor nükleer deneme
merkezinin tehlikeye uğrayabileceğini düşünerek yine azınlıklar yoğun
olan Ssu-ch’uan eyaletinin San-hsien bölgesinin orman kaplı dağın
arasında nükleer silahları kentini inşa etmeye başlamıştır. 1965 yılında
bu bölgede inşa edilen kente 902 Fabrikası kod adını vermiştir. Yanlız
bu kentin tam yeri ve ne gibi faaliyet yapıldığı dahil hiçbir bilgi
bulunmamaktadır. Bugüne kadar çok gizli tutulan bu kentin trafik
bakımından ve Lop nor bölgesine uzak olması gibi problemlerinden atom
bombasının maliyeti çok yüksek olmuştur. Çin’de bulunan üç tane nükleer
silahlar çalışma ve deneme merkezinin içinde her bakımdan Lop nor
bölgesi daha uygun görülmüştür. Ancak Lop nor bölgesi nükleer silahları
deneme merkezi olurken diğer ikisi ise teknik ve üretim işlerini
üstlenmektedir. 1972 yılından sonra Lop nor bölgesi hem teknik ve üretim
hemde patlatma görevlerini üstlenmiştir.
Lop nor Doğu Türkistan’ın Tarım
vadisinin doğusunda bulunan kurumuş olan bir tuzlu göldür. Tarım
nehrinin doğuya doğru akan suyun yön değiştirmesinden dolayı bir kaç
yüzyılın içinde yavaş yavaş kurumuştu. Bugün ise kurumuş gölün yatağında
kaliteli tuz parçaları bol miktarda bulunmaktadır. Aynı sebepten Lop nor
bölgesi de yavaş yavaş çölleşmişti. Lop nor bölgesinin doğusunda
dönemindeki Doğu ve Batı kültürlerinin birleşmesinden ortaya çıkmış Bin
Buda mağarası bulunan eski kültür mekanı Tun-huan; batısında Doğu
Türkistan’ın en büyük tatlı su gölü Boston gölü, güneyi Altındağı,
kuzeyi ise eski Türk Kültür tarihinde önemli bir yeri olan Turfan
vardır. Toplam 102000km genişliğinde olup Çin’in Che-chiang eyaletinin
yer yüzüyle aynıdır.
Lop nor nükleer silahlar deneme
merkezini patlatma noktası 41 5’K, 88 5’D’de bulunmaktadır. Buraya
haritada bulunmayan Huang Yang Kou (Ceylan Vadisi) adını vermişlerdir.
Çin Hükümeti 1960 yılında Lop nor’un nükleer silahlarını deneme yeri
olarak seçilmesinin sebebi. Burası kimsenin yaşamayan terkedilmiş bir
bölge olmasıdır. Fakat Lop nor bölgesi tam anlamda terk edilmiş bir
bölge olmadığı gibi bugün bölgede petrol, tuz ve çöl altından içme suyu
çıkartmaktadır. Bostın gölüne giden sunun bir kısmı bu bölgeden
geçmektedir. Çölde bir çok ufak yeşillik alanlar hala bulunmaktadır.
Bölgede çöl ortamına uyum sağlamış bitkiler ve ağaçlar bazı türdeki
hayvanlar yaşamaktadırlar, hatta bazı yeşillik alanında onbinlerce
nüfusa sahip kent ve şehirler bulunmaktadır. Nükleer silahları patlatma
noktasının 270km doğusunda tarihi Lou-lan (Keruran) memleketinin
başkenti, 270km batısında Bostın gölü, 250km kuzeybatısında Korla şehri
ve şehire bağlı olan patlama merkezine ancak 200km uzaklıkta olan Hocin,
Hoşo, Karaşehir ve Çetir (Çadır) gibi nahiye ve kasabalar bulunmaktadır.
Nükleer silahları patlatma
merkezinin 100km kuzeyinde deneme işlerini yöneten genel kontrol merkezi
bulunmakta ve burası bir modin şehre benzemektedir. Bu işte Çin’in
nükleer kenti Miren (Ma’lan)dır. ABD’de bulunan ve bu bölgede yaşamış
olan moğol kökeni tarihçi Prof. Baho Miren kentini ziyaret etmişti. Bu
kentte sırayla dizilmiş yüksek apartmanlar, laboratuvarlar, okullar,
mağazalar bulunmaktadır. Buraya yerleştiren orduyu bir çok bölüğe
ayırmış ve tek katlı lojmanlar bulunmaktadır. Ayrıca sinema ve eğlence
yerleri de bulunmakta olup tam bir modin şehri gibi çölün içinde tesis
edilmiştir.(Chung-kwo chih- ch’un dergisi sayı:145, 1995:58)
Lop nor bölgesi M.Ö. III.
Yüzyılında Doğu Türkistan tarihinde uygarlı topluluğu Lou-lan (Koruran)
devletinin toprağı olarak Çin kaynaklarında geçmektedir. Orta Asya
tarihinde önemli yeri olan bu devlet tarım nehrinin doğuya giden sunun
yol değişmesiyle M.Ö. IV yüzyıla kadar yavaş yavaş kendinin önemini
kaybetmişti. Geçen asırın sonu ve bu asırın başında bir çok Arkeologlar,
Türkologlar ve Sinologlar bu bölgede araştırma yapmışlardı ve bu
devletin gömülmüş medeniyetini ve kültürünü ortaya çıkarmışlardı.
Özellikle İngiltere’li A.Stein, Fransız P. Pelliot ve Alman Le Goc gibi
Orta Asya tarihi ve kültürü konusunda kendini kanıtlamış araştırmacılar
bu bölgede keşif araştırmaları yapmışlardır. Sonuçta, burası Orta Asya
eski medeniyetinin bulunduğu mekanın bir parçası olduğunu tesbit
etmişlerdir. ABD etnoloğ Lewis Hanry Morgan (1818-1881) ise bölge ile
ilgili şu sözlerini söylemişti: “Dünya eski medeniyetinin anahtarı Tarım
vadisinde saklanmaktadır. Bu anahtar bulunduğunda dünya eski
medeniyetinin sırrı da aydınlanacaktır. Ancak eski medeniyetini besleyen
Lop nor bölgesi bugün kitle öldürücü silahlarını üretme merkezi olmuştur
ve kültür soykırıma uğramıştır.
Herkes tarafından bilindiği
gibi nükleer silahların özellikleri atom bomba patlamalarında yayılan
ışınlar canlılar üzerinde ya doğrudan doğruya (mekanik ve ısı etkileri)
veya patlama sırasında ortaya çıkan parçalanma ürünleri ve
radyoizotoplar yolu ile etki yapar. Merkezi patlama noktası olan aşağı
yukarı 1000 metre çapındaki bir çevre içinde ışın yayınımı çok yoğundur.
Ölüme yol açan öteki etkilerden kurtulanlar kanlarındaki akyuvarların ve
yuvarcıkların hemen hepsini kaybeder, derilerinde yaralar belirir.
Bunların hepsi birkaç günden iki üç haftaya kadar varan kısa bir süre
içinde kanama ve septisemiden ölür. Patlama noktasındanda daha uzakta
bulunanlar üzerinde ışının etkisi değişiktir. Sindirim bozuklukları ve
kanamalar daha hafiftir, asıl bozukluklar daha sonra ortaya çıkar;
kılların dökülmesi, deri yanıkları, kansızlık, spermotozit yitimi,
yumurta kısırlığı, çocuk düşürme, kusurlu dölüt oluşumu gibi. Bu
gibilerde dahi on günden üç aya kadar bir süre içinde ölüm görülür ama
bir kısmı iyileşebilir. Nihayet aylar, yıllar geçtikten sonra bile göz
bozuklukları (gözde perde inmesi), kan kanseri ve ışının kanseri
görülebilir. Hidrojen bombası patlamalarının en büyük tehlikelerinden
biri radyoaktif tozlarının solunum, sindirim ve deri yoluyla vücuda
sokulur ve emilir. Bulaşmanın azlığına çokluğuna göre yukarıda
saydığımız bozukluklara yol açar. Bu bulaşmaya karşı etkili hiç bir
koruma çaresi ve ilaç yoktur. Bu bilgilere göre Doğu Türkistan’da
sahneye çıkmış nükleer deneme dramı ne kadar iç açıcıdır.
Hong kong’da neşri eden
K’ai-fang (open) dergisinin 1996 yılının ekim sayısında Çin’in Lop
nor’da yapılan nükleer silahların deneme öyküsünü anlatmıştı. Dergiye
göre, Çin’in bölgede yapılan nükleer silahların denemesinden dolayı
çevreye ağır bir şekilde kirletmiştir. Sadece Çin’in Che-chiang eyaleti
büyüklükteki bir temiz toprağı kirleterek ölü alana dönüşmüş değil,
yukarıda ünlü bir adamları aşağıda ise işçileri dahil yüzbinlerce
insanların da nükleer silahların yarattığı kirliliklerine uğrayarak
ölüme mahkum etmişlerdir. Bunun dışında patlama noktasının etrafında
yerleşim bölgelerinde yaşamakta olan yüzbin hatta milyonlarca halkın
sağlığı da bu tehlikeye uğramış ve bu tahribi ölçmek çok zordur. Nükleer
silahların deneme merkizini seçerken de çölün tam ortasında değil,
nüfusun yoğun olan çölün kenarındaki yeşillik alanı ve şu kaynağı olan
yerde tesis etmiştir. (K’ai-fang, 1996 X, 49-50)
ABD’de bulunan Çin’li bilim
adamının Yin-ting’in anlattığına göre, patlama noktasına bakan Lop nor
etrafındaki ağaçların yaprakları hep dökülmüş vaziyettedir. Bir çok
insanların vücundunda balık pulu gibi lekeler oluşmuştur ve
dökülmektedir. Saç ve tüyleri de dökülmektedir. Edokrinopati (iç hormon
dengesi bozulma) hastalıkları çoğalmış durumdadır. Sakatlık bebeklerin
oranı günden güne büyükmektedir. Genç erkek ve bayanların yüzünde ancak
hamile kadınlarda bulunan lekeler sık sık görünmeye başlamıştır. Fakat
Çin Hükümeti bunların hepsini inkar etmektedir. Bugüne kadar tek kişi
nükleer kirlilige bulaştığını açıklamıştır. Bu da 1979 yılında İdrarda
radioaktif maddesinin bulunmasıyla 1986 yılında bu nedenle ölen Çin’in
atom baba namını alan en ünlü bilim adamı Teng Chia-hsien’dir:(K’ai-fang
1996,X 50-51)
Prof. Baho’nun Chung-kwo
Chih-ch’un (Çin Baharı) adlı ABD’de neşri edilmekte olan dergideki
yazısına göre Doğu Türkistan’in Bayın Golun Moğol Özerk Bölgesi’nin
(Korla’da) hastane haş hekiminden aldığı bilgiler şunlardır: 1964
yılından buyana bölgede yaşayan Moğolların kan hastalığının oranı diğer
bölgelerden yüksek çıkmış ve 5-8 katına yükselmiştir. Kanser
hastalıklarının oranı diğer bölgeden 4-5 katına artmıştır. Çocuk ve
bayanlarda görünen kan kanseri ve boğaz kanserinin oranı da düz çizgi
ile yükselmektedir. Erken doğma ve çocuk düşürme oranı da gittikçe
çoğalmaktadır. Hayvanlarda ise diş dökülme olayı sık sık görülmeye
başlamıştır. Bostın gölü bölgedeki halk ve hayvanların içme suyu tarla
işlerinde kullanan suyu idi. 30 yıldan buyana bu göl de radiasyona
uğramış ve gölde bulunan balıkların türü azalmış, kalanları ise
kirlenmesinden dolayı yenilmez haline gelmiştir. Korla’daki armudun adı
dünyaca meşhur idi, şu anda nükleer kirlenmesinden dolayı ihracat edemez
oldu ve bu armudu Doğu Türkistan haklı yemeye devam etmektedirler.
Ayrıca, her defa nükleer silahları deneme sırasında Doğu Türkistan’ın
gök yüzü hep sarı toprak tozuyla kaplanmış olup güneşin yansımasıyla gök
yüzü sarı ve kırmızı dumanla dolu bulanık bir görüntü oluşmaktaydı, bu
görüntü haftalarca hatta bir aya kadar devam etmektedir. Ardından gökte
toprak yağmaya başlar. Yağmur günlerinde gökten çamur yağardı.
(Chung-kwo Chih-ch’un sayı 145, 1995: 58-59)
Çin Hükümeti Doğu Türkistan
halk ve ailelerini kurban etmesi ve doğayı kirletmesi karşılığında
nükleer denemeyi başarmıştı. Doğu Türkistan halkı şu anda soyu ve
nesliyle nükleer kirliliğin bedelini ödemektedir.
C= DOĞU TÜRKİSTAN’DA MEVCUT OLAN
ÇEVRESEL IRKÇILIK
Tarihte Çin’liler
sınırdışındaki veya etrafında yaşamış olan topluluklarını hep düşmanca
davranmışlardı. Bu topluluklara ad verirken hep aşağılayıcı kelimelerini
kullanmışlardı. Chou Sülalesi (M.Ö. 1027-256)’nin son dönemlerinde
yazılan Çin’in ilk yasa kitabı olan Chou-il’de bu ayrımcılığını
göstermişti. (On üç Klasik Eser ağ ve 37. Bölüm, Tahsin Jen 12. Bölüm
Wang-chih) Chou sülalesi hükümdarı Ting-wang (M.Ö. 606-586) eski
Türklerin atası olan Jung ve Tiler için şu sözü açıklamaktadır. “Jung ve
Tiler ölüme karşı hiç korkmazlar, aç gözlü olduğu için menfatı
paylaşamazlar, onların ruhu kontrol edilemez yani vahşi hayvanlar
gibidirler.”(Kwo-yü 2. Bölüm Chou-yü B) Ch’I devletinin baş danışmanı
Kuan-chung (M.Ö. ? – M.Ö.645), “Jung ve Tiler çakal ve kurt gibidirler,
onları doyuramazsınnız; Hsialar (Çin’liler) ise birbirine yakın ve
samimidirler, birbirini bırakmamaktadırlar (Ch’un-ch’iu Tso-chuan, bölüm
11) diye ayrımcılığını ortaya koymaktadırlar. Chou Sülalesinnin baş
danşımanı Fu-ch’en “Tiler çakal ve kurtların ruhunu taşımaktadırlar”
(Kwo-yü 2. Bölüm, Chou-yü B) derken, Konfüçyüz (M.Ö. 551-479) ise “Yi
(Çin’in doğusundaki topluluklar) ve Tiler (eski Türklerin ataları)’inde
hükümdarı olması (devlet olması) Çin’lilerin ölmesi gerekmektedir
(yabancı hakimiyete baş eğmemesi gerekir)” olarak düşüncesini
vurgulamaktadır. (Lung-yü 3. Bölüm, Pa-you) Konfüçyüz’ün bu düşünceleri
Ch’un-ch’iu ve Tsou-chuan gibi Konfüçyüz’ün döneminden biraz önce
yazılmış eserlerde bulmak mümkündür.”Yi ve Tiler Çin’e hakim olmasının
hiç bir zaman müsade verilemez” (Ch’un-ch’iu Kung-yang-chuan, 3. Bölüm);
Yi ve Ti hakların Çin yönetimine iştirak etmesine izin verilmesi
gerekir.(Ch’un-ch’iu Ku-liang-chuan, 15. Bölüm); Çin’I adaletli
yönetmeli, Dört Yileri (Çin’in dört yönde bulunan Çin’li olmayan
topluluklar) ise cezalandırarak heybetimizi göstermelidir. (Ch’un-ch’in
Tsou-chuan,16. Bölüm.) Bu kayıtlarda eski Çin’lilerin ayrımcılık ve ırk
üstünlük ideolojisini görmek pek zor değildir, hatta bugüne kadar bile
görebiliyoruz.
Çin kaynaklarında eski Türkler
için verilen adları bile vahşi hayvan karakterlerini taşıyan
ideogramları kullanmışlar ve hatta direkt barbar kelimesini
kullanmışlardır. Bu da yukarıda bahsedilen ideolojisinden gelmektedir.
Çin’lilerin bu tavrını tarihte geçen her sülale döneminde rastlamak
mümkündür. İlk resmi Çin topluluğu yedi eyaletten oluşurken, bugün ise
otuza varmıştır. Toprağını genişletme süreç içinde çeşitli taktik ve
politik yöntemlerini uygulayarak vahşice katliamlar yapmışlar ve
etrafındaki Çin’li olmayan toplulukları asimile etmişler, barbarlıktan
çekinmemişlerdir. Tarihte Çin’li olmayan topluluklar Çin’e hakim olduğu
sırada bunu hazım edemeyen Çin’lilerin ırk üstünlük ideolijisi daha da
artmıştı ve Çin’li olmayan bu topluluğa en aşağılayıcı terimleri
kullanarak Çin halkını isyan etmeye davet etmişlerdi. Hatta 1911 yılında
Mançur İmparatorluğunu (1644-1911) yıkan Çin Cumhuriyeti lideri Sun
Yet-sen de 1905 yılında Japonya’da kurduğu teşkilatın tüzüğünde
milliyetçilik maddesinde şu cümleler yer almaktadır: “Barbarları
(Mançurları) yurttan kovarak Çin milletini tekrar yaşatmak, Milliyetçi
Çin Devletini inşa ederek toprak haklarını paylaşmak.” Bu tavır 1924
yılında Milliyetçi Çin partisinin birinci genel kongresinde ancak
değiştirilmiştir ve bunu “İmperelizme karşı bağımsız olmak ve Çin sınır
içindeki her millet eşittir” şeklinde değiştirilmiştir. Fakat milletçi
Çin partisi Komünist Çin partisi gibi hiç sözünde durmamışlar ve sadece
kayıtta kalmıştır. Bugün 200bin Mançurlar hala Çin yönetimi altında
ezilerek yaşamını sürdürmektedirler. Çin’li olmayan halklarını her bir
dramı aynı olup arkıbeti de benzemektedir. Çin’lilerin ırkçılık
zihniyeti tarihten geldiği ve kanlarının içine kadar sindiği için
yasalarında ne kadar çağdaş sözleri yer almışsada bunu icra edemiyorlar.
Aynı şekilde işgal edilen ve kendi sömürge toprağı haline getiren Doğu
Türkistan’da da bu zihniyeti devam etmektedir. Bu zihniyet Çin
Hükümetinin siyaseti, ekonomi, kültür ve çevre gibi alanlarında da
yansımaktadır.
Doğu Türkistan artık mevcut
olan Çin devletinin sömürge bölgesi olmuş durumundadır. Bilindiği gibi
sömürgecilik siyasetinde çevre koruma gibi yasası yoktur. Çin’de 1990
yılından sonra çevre koruma ve ekoloji dengesi gibi terimler telaki
edilmeye başlamıştı. Çin’de yayınlanan ansiklopedi, yıllıklar ve diğer
sözçükler gibi bilgi veren eserlerde nükleer kirlenme konusu hiç yer
almamaktadır. Konu ile ilgili kuruluşları sadece nükleer silahların
denemesiyle ilgilenmektedirler. Nükleer silahların yarattığı
kirlilikleri hakkında ne bir raporu kamuoyuna yansıtmışlar ne de bu
kirliliğe karşı bir önergeyi sunmuşlardır. Çin hükümetinin bu konudaki
tutumunu şu şekilde özetlenebilir: Nükleer silahların denemesinden
dolayı çevreye verilen tahribi kabul etmemek, bu konudaki bilgileri
kapalı tutarak topluma yansıtmamak; nükleer kirliliğe uğramış halklarla
ilgilenmemek ve olayın gerçeğini baştırmak. Böylece doğu Türkistan
halkının bu konudaki bilgi edinme hakkını alarak nükleer silahın
yarttığı kirlilik bedensel ile ruhen hastalıkların gerçeğini
kapatmıştır. Çin hükümeti bu tavrı yanlızca Çin’li olmayan topluluklar
için uygulanmaktadır. Bunu yukarıda bahsedilen Çin Çevre Koruma Kurumu
Başkanı Hsieh chen-hua’nın raporunda görmek mümkündür yani çevre
kirlenme konusunda alınan
karar ve tedbirler sadece Çin bölgesinde
geçerli olmasıdır.
Çin Hükümeti nükleer silahlar
deneme bölgesini seçerken de önce Çin’li nüfusu az olan Ch’ing-hai ve
Ssu-ch’uan eyaleti ile Çin’li nüfusu olmayan (daha önce) Doğu
Türkistan’I seçmiştir. Ch’ing-hai lie Ssu-ch’uan eyaletinde sadece
nükleer silahların teknik ve araştırma işlemlerini yaparken Doğu
Türkistan’da ise nükleer silahların patlama mekanı olmuştur. Yani
nükleer silahların yarattığı kirlilikler bizzat Doğu Türkistan ve
halkların üzerinde etkilemiştir. Ayrıca soğuk savaş sırasında nükleer
silahlar stratejik ve taktik rolü olan ve çok gizli bir çeşit silahtır.
Özellikle 1960 yılından sonra Çin-Rus ilişkilerin kopması ve Çin’in
nükleer silahlar deneme merkezinin dönemindeki Rus sınırına yakın olan
Doğu Türkistan’da bulunması yine bu merkez son derece açık havada
kalması ve Çin’den uzak kalması strateji kurallarına pek uymuyordu. Çin
Hükümeti bunca tehlikelerini göze alarak deneme merkezini Doğu Türkistan
olarak seçmesi kendine güvenmek ve kuvvetli olmalıdır. Halbuki o
dönemlerde Çin birçok yönden zayıf idi ve eski Rus Federasyon da bu
deneme merkezinin imha etmeyi planlamıştı. Amerika’nın ortaya girmesiyle
bu faciyayı önlemişti. Eğer Rus ‘un bu imha etme planı gerçekleşmeşseydi
Doğu Türkistan’ın arkibetini düşünmek bile güçtür. Böyle bir durumda
Çin’e olan tahrip Doğu Türkistan’a nisbeten az olacaktı. Çin Hükümeti
birçok tehlikeleri göze alarak deneme merkezi Doğu Türkistan’I seçmesi
bu durumlardan kaçınmak için yapmış olabilir.
Çin Hükümeti Çin’li olmayan
halklara uygulanan politikaları tarihten gelmektedir. “Benim soyumdan
olmayanların yüreği de benimle farklıdır” ünlü atasözü Çin hükümetinin
bu tür zihniyetinin izahıdır. 1820-1850 yıllarında Doğu Türkistan’I
işgal etmek için defalarca Mançur İmparatoruna rapor sunan bilgin Kung
tzu-chen’in “Batıya (Doğu Türkistan) egemenlik altında tutabilmek için
insan olarak merkezdekini (Çin) ziyan edilebilir; merkeze kar sağlamak
için mal zenginlik olarak Batıyı ziyan edilebilir” bu meşhur sözü
bugünkü Çin yöneticilerin sömürge zihniyetinin kaynağıdır. Çin
Hükümetinin Doğu Türkistan halkları düşman ve Doğu Türkistan’I yağmalama
alanı olarak bakması Çin toprağı olmayan Doğu Türkistan’da nükleer
silahların denemesi haklı olarak kabul edilmektedir. Çin Hükümetinin bu
tutumu tipik sömürgecilerin savunduğu politikası gibi onlarla hiç bir
fark yoktur. Ayrıca Çin’li olmayan halkları aşağılama ve ırkçılık
tavrını buna ilave etme Çin hükümetinin vahşi yüzünün tablosu ortaya
çıkmaktadır.
Amerika atom bombasının babası
namını alan J.R.Openheimer nükleer silahların insan ve çevrelere uğratan
tahribi anlayınca nükleer silahlarının yapılması ve denemesine karşı
çıkarak farklı bir yönde şöhret olmuştu. Eski SSCB’nin hidrojen
bombasının babası olan Shakarov da nükleer silahların karşıtı olmuştu ve
1975 yılında Nobel Barış ödülüne sahip olmuştu. Fakat, bugüne kadar
Çin’in nükleer silahlar üzerinde çalışan ve emek veren Çin’li bilim
adamları ve teknisyenlerinin hiç biri ortaya çıkarak karşı bayrağını
çekmemişlerdir. Hatta Çin’in içi ve dışında bulunan rejim karşıtı olan
demokrasi örgütler veya şahısların hiç biri buna karşı çıkmamışlardır.
Doğu Türkistan’da meydana gelen nükleer silahlar denemesinden dolayı
yaratan faciyalar çeşitli düşünceye sahip olan örgüt ve şahısları
ilgilendirmektedir. Bu herhalde yukarıda işaret eden ırkçılık ve
sömürgecilik zihniyetinin kanlarına işlemiş olmalıdır ki Doğu
Türkistan’I bu felaketten kurtaranlar almamıştır. Böyle bir zihniyete
sahip olan Çin’den Doğu Türkistan’ın çevre sorununa çözüm getirmesini
düşünmek bir hayaldir. Çünkü Çin’in kafasında sadece çevresel rıkçılık
zihniyeti vardır.
|