|
M.Emin HEZRET
Doğu Türkistan Müslümanlarının feryatları (2)
1979 yılından sonraki reform hareketleriyle bir likte Kızıl Çin, Doğu
Türkistan'a yönelik aşikar zulüm siyasetini kısmen durdurup daha
kurnazca bir yol seçti. Çinlilerin seçtikleri yeni yol yırtıcıların
sahte tebessümü gibiydi.
Dinsizleştirme için otuz senedir yapılan teşvik hareketlerinden sonra
camilerin tekrar açılması tabiî olarak Müslümanları sevindirdi. Müslüman
Türkler kendi millî-dinî örf ve adetlerini hemen kaldıkları yerden devam
ettirdiler. Camilere sel gibi akarak, Türkiye ve Pakistan'daki
akrabalarının, dostlarının davetiyle hac yapmaya başladılar. Hac
dolayısıyla dışarı çıkan Türkistanlılar, hür dünyanın bağımsız
milletlerinin hayatlarını gördü. Hür olmanın bir anlık da olsa tadını
alıp, kendilerinin yapması gereken daha çok işlerin olduğunu anladılar.
Kendi vatanındaki zulüm ve haksızlıklarla hür dünyadaki hayatı mukayese
ederek kendilerinin zulüm içerisinde yaşama sebeplerini daha açık bir
biçimde farkettiler. Böylece hacdan Doğu Türkistan'a dönenler, milletin
dinî ve millî görevinin neler olduğunu halka anlatmaya başladı.
Müslüman Türklerin uyandığını gören Çinliler, bir taraftan çok sayıda
Çinli göçmenleri Türkistan'a getirip kendilerinin Türkistan'daki nüfus
oranını çoğalttı, diğer taraftan da Müslümanların dinî hürriyetlerine
çeşitli engellemelerde bulundu. Türlü yasaklar çıkarıp, Müslümanların
namazdan başka bütün dinî faaliyetlerini engelledi. Doğu Türkistan'ın
hiçbir yerinde yakın zamana kadar bir tane bile dinî okul yoktu. Ancak,
Dünya İslâm Teşkilâtı "Rabıta't-ül Alem-i İslâm'ın bol miktarda para
yardımı ve yaptırım gücüyle 1987 yılında Urumçi'de bir İslâm Enstitüsü
kuruldu. Burada şu anda yüz kadar öğrenci okumaktadır. Fakat bu okulun
yöneticiliği dinsiz komünistler tarafından yapılmaktadır.
1986 yılından sonra Doğu Türkistanlıların hacca gitmesi zorlaştırıldı.
1980'den 1986'ya kadar toplam altı bin kişi hacca gidebilmiş ise de
1987-1988 yıllarında hac için pasaport alan Müslümanların sayısı iki
yüzü geçmez. Son zamanlarda hacca gitmek için pasaport talebinde
bulunan onbinlerce Müslüman, polis kapısı önünde günlerce, aylarca hatta
yıllarca beklemektedirler. Pasaport alabilenler ise talepte
bulunanların ancak binde biridir.
Bir pasaport alabilmek için birkaç yıl kapı kapı dolaşmak gerekiyor.
Çin'de. Müslümanlar onu elde edebilmek için de kendi yurdu ile Urumçi
arasındaki binlerce kilometrelik mesafeyi birkaç defa gidip gelmektedir.
Çin'de Müslümanlar için yapılan baskılardan birisi de yayınlarla
ilgilidir. Çin komünistleri İslâm'a açıkça hakaret etmeye aradan kısa
bir zaman geçtikten sonra tekrar başladılar. Yakın zamanda Şanghay'da
"Cinsi münasebet" isimli bir kitap yayınlanmış olup, bu kitapta İslâmî
geleneklere ağır şekilde hakaret edilmektedir. Bu hakaretler üzerine
1989 yılının 19 Mayıs günü yirmibinden fazla Müslüman Türk, Urumçi
sokaklarına dökülerek kitabın yazarı ve yayınlayanları kınamış ve
hükümetten bu kitabın dağıtımının hemen durdurulmasını ve bir daha
piyasaya sürülmemek üzere ortadan kaldırılmasını istemişlerdir. Ne yazık
ki böylesine haklı bir yürüyüş televizyonda yapılan resmî açıklamalara
göre kırkaltı Müslümanın tututlanmasıyla bastırılmıştır. Gayr-i resmî
haberlere göre ise beşyüzden fazla Müslüman hapse atılmıştır. Doğu
Türkistan Müslümanları işte böyle durumlara maruz kalmaktadırlar.
Dünyanın çeşitli yerlerinde hür yaşamakta olan Müslüman devlet ve
milletlerin Doğu Türkistan Müslüman halkının acılarını paylaşmalarının
hem dinî ve hem de insanî vazifeleri olduğu inancındayım. Müslüman
ülkeler, Çin hükümeti ile dostluk muamelesinde bulunurken Doğu
Türkistan'da yaşamakta olan ve yirmi milyondan fazla olan Müsfüman
Türk'ün varolduğunu gözardı etmemelidirler. Ama maalesef bugün Doğu
Türkistanlılar ne kendi soydaşlarının, ne de dindaş ülkelerinin
yardımına erışebilmişlerdır.
Doğu Türkistan halkının saygıdeğer liderlerinden Mehmet Emin Buğra ve
Isa Yusuf Alptekin yıllarca kendi topraklarından ayrılıp dışarıda
yaşamakta olan Doğu Türkistanlüar'ı toparlayıp millî mücadelelerini
sürdürmüşlerdir. Bütün maddî sıkıntılara rağmen mücadelelerini
bırakmamışlardır. Açlıktan Ölmeye razı olarak Çin-Rus casuslarının
getirdikleri maddî aldatmacalara razı olmadılar, kanmadılar, geri
çevirdiler. Büyük lider Mehmet Emin Buğra Bey, vefat edeli epey oldu.
Bugün seksen yaşına giren muhterem ve münevver liderimiz İsa Yusuf
Alptekin bütün zorluklara rağmen Doğu Türkistan'ın dertlerini anlatmaya
çalışmaktadır. Onu bu yaşından sonra canlandıran tek şey Doğu Türkistan
ismi.
Çin komünistleri, Pekin'de demokrasi isteğiyle sokaklara dökülen masum
öğrencilerini bile bütün dünyanın gözüönünde gözünü kırpmadan kurşuna
dizmekte ve hatta tank ve zırhlı araçlarla onları ezmektedir. Yirminci
asrın sonlarında gerçekleşmektedir bütün bunlar. Kendi masum çocuklarına
bile bu kadar ağır zulmü reva gören Çinlilerin Doğu Türkistan Türkleri
'ne ve Çin'deki Tibet, Moğol gibi diğer azınlıklara neler yaptığını ve
neler yapabileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek.
Tibetliler'in lideri Dalay-Lama, bütün dünyadaki Budistlerin büyük
destek ve yardımlarına kavuştu. Amerika başta olmak üzere bütün Batı
âlemi Tibetliler için çeşitli imkânlar sağlamaya seferber oldular.
Sadece eğitim için Tibetliler'in binlerce çocuğunu karşılıksız burs
vererek üniversite ve daha yüksek derecelerde okutmaktadırlar.
Tibetliler için dünyanın her yerinde kendileıirii anlatma ve tanıtma
imkânları sağlanmakladır. Ama ne yazık ki İslâmiyet'in Asya'da yayılması
için tarihte eşi görülmemiş katkıları bulunan Doğu Türkistanlılar bütün
islâm âlemi tarafından unutulmuş bulunmaktadır.
Bugün İsa Yusuf Alptekin liderliğindeki Doğu Türkistan Müslüman Türk
halkının Allah'tan başka yardımcısı yoktur.
|