| |
DOĞU TÜRKİSTAN’DA
MİLLİYETÇİLİK HAREKETLERİ
Hacı Yakub Yusufî ANAT©
Doğu Türkistan’da, geçen
asrın 40’lı yıllarının ortalarından başlayarak, “Üç Efendi”,
“Milliyetçiler”, “pan-Türkistler” ve “pan-İslamistler” denen siyasî
deyimler ortaya çıkmıştır.
Bugün bu panelde “3
Efendiler” hatırlanmaktadır. Ben bu 3 Efendicilerden hayatta kalan 81
yaşında bir kimseyim. Hayatımın 60 yılı Uygur milliyetçiliği mücadelesi
içinde geçti. 30 yıl milliyetçi, Türkçü, İslamcı olarak suçlandım. 31
yıl bu fikirlerimin cezasını çektim. Ama bununla şeref ve iftihar
duyuyorum.
Panelimizde Doğu Türkistan Millî
Hareketi ve bu fikrî okulun hocaları, teşkilatçıları, liderleri olan 3
Efendi hakkında bildiğim kadarıyla malûmat vermek istiyorum.
Doğu Türkistan’da kullanılan
millet târifi:
Millet─tarih içinde
şekillenen türlü içtimaî terakkiyat merhalesindeki her türlü insanın
müşterek toplumudur.
Millet─uzun tarih boyunca
şekillenen ortak dil, ortak vatan, ortak iktisadî hayat ve ortak
medeniyet üzerinde ifadelenen ortak psikolojik unsurları sabitleşen
insanların toplumudur.
Doğu Türkistan Uygur
Türkleri, kendi coğrafî ve siyasî şartları dolayısıyla milleti, Çin bu
tarifi kullanırlar.
Milliyetçilik
Milliyetçilik, kısa ve genel târifiyle,
kişinin milletine, sevgi ve saygı hisleriyle bağlanmasıdır.
Milliyetçilik, bir sosyal
politika prensibi veya fikir akımı olarak, millet gerçeklerinden hareket
eder ve millî menfaati temin gayesi ile bir ülkü etrafında toplanmayı
ifade eder. Milliyetçilik, ideal ve kader birliğinin yönlerini belirten
bir prensiptir ve toplumu yüceltme amacını gösterir. Çağımızda,
Milliyetçilik, insanı bir gruba ve bir topluma bağlayan en kuvvetli bir
bağdır. Milliyetçilik, modern toplumun tarihî gelişmesinin bir ürünüdür
Uygur Türkleri’nin
Milliyetçilik Fikrî
Türk milliyetçilik fikrî üzerinde
konuşmadan önce Uygur Türk milliyetçiliğinin uzak mazisine bir göz
atalım.
Uygurlar Türk’tür;
Türkler, Hunların ayrı bir koludur.
Yani Uygurların ecdatları Hunlar’dır.
Türklerde milliyetçilik fikrî milattan
önce 2 nci asırda başlamıştır. Hun Tanrı Kutu Batur Han devrinde
doğusundaki düşmanları en sevdiği atını, eşini istediklerinde milletini
savaşa sokmamak için kabul eder. Sonra düşmanlar çorak bir toprak
bölgesini istediklerinde Batur Han “TOPRAK MİLLETİMİNDİR!” diye kükrer,
kabul etmez. Savaşarak düşmanı mağlup eder. Bu onun milletine olan
sevgisiydi ve “milliyetçilik” idi.
MÖ 56-36 yılları arasında
Hun Hakanı olan Çiçi Han için, Alman tarihçisi Hirth: “Çiçi Han’ın nutku
milliyetçiliğin tarih sahnesinde ilk kez dile gelişidir. . . . . . . .
bu bakımdan Çiçi Han, milliyetçiliği devlet siyasetine temel yapan ilk
(Türk) devlet adamıdır. . .” diyor
Yine Kül Teğin, Bilge
Kağan’ın ağızlarından çıkarak kaya taşları üzerine oyulmuş bu satırlar.
“Ey Türk Oğuz beyleri! Türk milleti işitin, üstte gök çökmedikçe,
altta yer delinmedikçe Türk milletini, Türk vatanını ve Türk töresini
kimse bozamaz! Türk milleti titre (düşün) ve kendine dön!. . .” İşte
bunlar Türk milliyetçiliğinin destan satırlarıdır.
Kürşat ve 40 yiğidinin Çin
sarayındaki kahramanlarca verilen “ölüm-kalım savaşı” Türk
milliyetçiliğinin en parlak şanlı destanıdır.
Uygur Türklerinin “Kut Dağı
Efsanesi”de âdeta Türk milliyetçiliğini perçinleyen (sağlamlaştıran)
delillerden biridir.
Kâşgârlı Mahmud’un Divanü
lügat-it-Türk adlı eserinde Türklerin Hz. Muhammed tarafından
methedildiğine dair hadisler kaydedilmiştir.
Bunlar Uygur Türk
milliyetçiliğinin uzak bir tarihe sahip olduğunu gösterir.
Uygur Türk
milliyetçiliği dünyada Uygur Türk’ü yaşadığı müddetçe var olacaktır,
devam ederek yaşayacaktır. Uygur milliyetçiliği dili, dinî, ahlakî,
tarihleri ortak olan Türk milletini sevmekten ve saygı göstermekten
ibarettir.
Uygur-Türk milliyetçisi,
Türk düşüncesinin ilmî, fikrî, edebî, felsefî ve teknik sahalarında
imkanlarını zenginleştiren, İslamiyet’e saygı gösteren, Uygur Türkü ve
dünya Türklüğünün istiklâli, özgürlüğü, baht ve saadeti için mücadele
eden insandır.
Doğu Türkistan’da yeni
Milliyetçilik fikrînin ortaya çıkışı
1911 yılında Çin’de inkılâp oldu;
cumhuriyet kuruldu. Bu cumhuriyet Doğu Türkistan halklarına hiçbir fayda
getirmediği gibi, Çin esareti ve baskısı da artan bir hızla devam etti.
Nihayet 1911 yılında Kumul’da Tömür Halfe inkılâp çıkarsa da, hile ve
desiselerle bastırıldı. Gerçi bu inkılâp mağlup olsa da, Doğu
Türkistan’da Çin’e karşı milliyetçilik hareketleri güçlenmeye başladı.
“Milli uyanış” devrimizin simalarından
merhum şehit Abdu'l Kadır Damulla Varisi 1907 yılı Türkiye, Mısır,
Suriye. . . , gibi İslam ülkelerine araştırma seyahatlerine çıkıyor.
Döndükten sonra Kaşgar ‘da Matle’ul-Hidayet adında okul
açarak öğrenciler yetiştiriyor, kitaplar yayınlayarak halkı uyandırıyor.
Böylelikle milliyetçilik fikrî Doğu Türkistan’a yayılıyor.
O günlerde
Gulcalı Mes’ud Sabri Baykuzı tahsil için Türkiye’ye geliyor. Türkiye’nin
o devirdeki milliyetçi-Türkçüleri Ziya Gökalp, Tal’at Paşa ve
diğerleriyle temasa geçip, tanışır. Vatan’a döndükten sonra Gulca’da
“Dernek” adlı bir okul açarak, milliyetçilik, Türkçülük fikrîni
yarayarak telkin etmeye başlar. Mes’ud Sabri bey, Doğu Türkistan’da
yeni-Türkçülük fikrîni ortaya atan ilk şahsiyettir.
Geçen asrın ikinci çeyreğinde, Çin’in o
zamanki başkenti Nankin şehrinde, İsa Alptekin, Çin’î
Türkistan Avazı dergisini yayınlayarak milliyetçilik propagandasını
başlatmış oluyordu. Doğu Türkistan’da milliyetçilik gün geçtikçe
güçleniyordu. Neticede 1931 yılı Kumul inkılâbı patladı. Bu inkılap Doğu
Türkistan tarihinde umumî bir inkılap oldu. İnkılap ateşi tüm Doğu
Türkistan’a yayıldı.
İnkılap sonunda 1933
yılında, Kaşgar’da, Birinci Cumhuriyetimiz: DOĞU TÜRKİSTAN İSLAM
CUMHURİYETİ kuruldu! Bu cumhuriyet devrinde yeni eğitim tesis edilerek,
geliştirildi; millî, dinî, siyasî terbiye güçlendirildi. Bunun etkisiyle
Doğu Türkistan’da milliyetçilik güçlü bir halette gelişmeye başladı.
İnkılâp liderlerimizden
General Mahmud Muhitî, Kaşgar’da durdu. Kaşgar tarihten beri Doğu
Türkistan’ın siyasî ve kültür merkeziydi. Kaşgar’da, Kutluk Şevki baş
muharrirliğinde Yeni Hayat gazetesi; Muhammed Emin Kari Hacı
Sufîzade baş muharrirliğinde İstiklâl mecmuası; Aksu’da genç Hacı
Yakub (ANAT) müdürlüğünde, Aksu Uçuri gazetesi
yayınlanarak güçlü bir milliyetçilik teşvîkatı yürütüldü. Kuzey Doğu
Türkistan’da , Tarbağatay’da, Bizim Tavuş gazetesi
çıkarılmaktaydı. Doğu Türkistan’ın 30’lu yıllarındaki milliyetçilik
hareketinin esasları bu vakitte sağlamca kurulmuştu.
Üç Efendi ve Doğu
Türkistan milliyetçilik hareketi
Önce kimdir bu Üç Efendi?! Bunları
kısaca anlatmak icap eder. Üç Efendi:
Mes’ud Sabri Baykuzı
; Gulca’dan geçen asrın başlarında Türkiye’de tahsil gören, Türkçü,
milliyetçi bir zat olup, Doğu Türkistan’a milliyetçilik, Türkçülük
fikrîni yayanlardan biri ve öncüsüydü. 1933 yıllarında “Rus kızıl
ordusu” Doğu Türkistan’a girdiğinde Gulca’da öldürülecek 200 kişilik
kara listenin bir numarasında Mes’ud Bey varmış. Bundan haberdar olan
Mes’ud Efendi Gulca’dan güneye kaçar. Aksu’da, Hoca Niyaz Hacı ve Mahmud
Muhitî ile görüşür, “Kara Yulğun Savaşı”na katılır,
o yerden Hindistan arkalı Çin’e gider, İsa Efendi ile birleşir. Çin
merkezi hükümet üyeliğine kadar yükselir. 1947 yılında Doğu Türkistan
eyalet hükümeti başkanı olur. 1951 yılında Çin Komünist hükümeti
tarafından tutuklanarak 25 Şubat 1952’de Urumçi’de zehirli iğne ile
şehit edildi.
Muhammed Emin Buğra;
Hoten’den, dinî medreseden mezun olup, müderrislik yapmıştı. Zamanının
yetiştirdiği en güçlü milliyetçilerdendi. Kumul İnkılâbı’ndan
sonra Hoten’de teşkilatlanarak, önce Karakaş ilçesini azat etti,
arkadan bütün Hoten vilayetini Yarkent dahil azat eder. İki kardeşi
Abdullah ve Nur Muhammed şehit düşerler. İnkılap, Rusya’nın ihaneti ve
askeri yardımıyla bastırıldıktan sonra, Hindistan’a ve oradan da
Afganistan’a gidip, Kâbil’de ikamet eder. Burada geçirdiği zaman
içerisinde ölmez eseri olan, Doğu Türkistan Tarihi'ni yazar. 1943
yılında Çin’e gelerek, Mes’ud ve İsa Efendilerle birlikte Doğu Türkistan
mücadelesini başlatır. Üç Vilayet İnkılabında son bakan, 1949
yılından sonra da Doğu Türkistan eyalet hükümetinin başkan yardımcısı
olmuştur. Komünist Çin İstilası’ndan az evvel ikinci defa Hindistan’a
iltica eder. 1952 yılında Türkiye’ye gelir. Burada da vatan davasına
elinden gelen hizmetleri yaparken, 1965 yılında Ankara’da vefat eder.
İsa
(Yusuf) Alptekin; Kaşgar
Yenisar’dan. Çin okullarından mezundur. 1926 yılında Çin’in Encan
konsolosluğunda çalışmıştır. Encan’dayken, Batı Türkistan’ın milliyetçi
şahsiyetleriyle tanışmış, millyetçiliği kabul etmiştir. Buradan Çin’e
geçerek kanun çıkarma Yūan’ının üyesi olarak çalışmıştır. İsa Efendi tüm
hayatı boyunca Doğu Türkistan istiklâli için mücadele vermiş ölümsüz bir
şahsiyettir.
Üç Efendiler 1946 yılında 11 maddeli
bitim münasebetiyle Doğu Türkistan’a çıkar, milliyetçilik hareketlerini
devamlı sürdürürler. Altay Neşriyatı tarafından çıkarılan Altay
Mecmuası, ERK, Yalkın, Yurt, . . . . , gazeteleri; Nankin’deki Yakub
Hacı’lar, Abdullah Temen’ler muharrirliğindeki Tanrı Dağ Neşriyatı
tarafından çıkarılan Tanrı Dağ Resimli Mecmuası, Edebiyat ve
Yaşlar Bilimi, . . . . . . , mecmuaları arkalı Doğu Türkistan’da
milliyetçilik teşvikatı alıp barıldı. Vatan’daki hem Çinperestler hem de
Rusperestler, milliyetçilere karşı mücadelelerini sürdürmeye devam
ettiler.
Dönemin milliyetçi aydınları,
yazarları-edipleri, şairleri ve gençleri ‘Abdul-Eziz Mahsum, Emin
Vahidî, Bay Ezizî, Abdul-Azîz Çengizhan, Hamdullah Tarımî, Polat Kadirî,
Hacı Yakub Yusufî ANAT, Abdurrehim Ötkür, Kurban Koday, İbrahim Mutiî,
Abdullah Temen, Hebir Tömür, Settar Mukbul, Ertuğrul Sabrî, Hemid Sabrî,
Doktor Abdur-Rauf, Fethidin Mahsum, Süleyman Selçuk, Muhammedin Tohtî,
Abdurehim Cuşkun, Abdul Hemithan Kuçarî, İnayetullahan, Niyaz Erol,
Polat Abdullah, Hamut mahmudî, Hasan Hacî, Abdul Ehet Hacî, Abdul Halîk
Haci, Hamdul Ni’meti (Kavan), Abdur-rehim Kılıç, Muhammed Ömer Hacı,
Abdurrehim Ruzi Hacı . . . . . , gibi milliyetçiler (Burada adını
hatırlamadığım değerli arkadaşlarımdan özür dilerim) “Üç Efendiler”
etrafında olup Doğu Türkistan Millî Mücadalesini sürdürmüşlerdi; ve halâ
sürdürmektedirler.
Yukarıda adları geçen muhterem kişilere
“Üç Efendiciler” denilirdi. Şimdi hayatta kalan iki kişi vardır: Biri
ben Hacı Yakup ve İbrahim Mutiî.
Doğu Türkistan Milliyetçilerinin hareket
şiarları altı olup, onlar aşağıda anlatılanlardan ibarettir.
Milliyetçimiz
Bizim milliyetçiliğimiz sevgi ve saygı
hislerimiz ile millete bağlanmaktan ibaretti. Bu bağlılık dilimize,
dinimize, ahlakımıza ve bütün maddî-manevî kültür değerlerimze derin
alaka göstermek, millî varlığımızı geliştirmek, güçlendirmek,
istiklalimizi ve vatanımızı muhafaza etmek bu yolda bütün fedakârlıkları
vermekten ibaretti.
Geçen asrın 30-40’lı yıllarında Doğu
Türkistan’da Çinçiler, Rusperestler ve milliyetçiler olarak üç grup
mücadele meydanında idi.
Çinperestler:
Çin askerlerinin himayesinde vatanı devamlı “Çin emperyalistlerinin”
zülmü altında kalmasını isteyen, idealsiz, az bir menfaate satılmış,
millî münafıklardı. Bunlar Doğu Türkistan’ı Şi cyang (Batı bölge), Dun
cyang (Doğu bölge) ve Nan cyang (Güney bölge)lerden ibaret 3 eyalete
bölmekteydi. Bunlar hatta bu tasarıyı 1948 yılı Nankin’de açılmış I Halk
Kurultayı’na vermişti. Milliyetçi vekillerin karşı çabaları neticesinde
kurultaydan geçmedi. Bunların tipik vekili Burhan Şehidî, Kasım Kurbanî,
Nasır Bek, Seyid Ahmed Hoca, Na dey chao (Nasır), Turap Bek, Supi bek
Haci, Pasar Bek, Nurbek, Tohti Alem Ahun, Yolbasbek, . . . . , gibi
insanlardı.
Rusperestler:
bunlar Kızıl Rus sosyal emperyalistlerinin mümessilleriydi. Amaçları
vatanı Rusya’ya bağlamak olan güçlü bir akımın temsilcileriydiler.
Almatı’da çıkarılıp, Doğu Türkistan’a gizli gönderilen Şerk Hakikatı
(Doğu Gerçeği) mecmuası o dönemin yukarı teknolojisinden istifade
ederek basılmış, Rusperestlerin güçlü propaganda aletiydi. Bu mecmuada
Uygur’ların Türk ikenliği [oldukları] inkâr edilirdi. Doğu Türkistan
milliyetçiliğine karşı [zehirli bir] kalem mücadelesi
veriyorlardı. Onlar, “Emperyalizmin menfaati için Uygur Tarihi sahte
kılınmasın!, Uygurlar Türk değildir!?, . . .” gibi makaleleriyle bize
karşı çıkıyorlardı. Bizde, “Emperyalizme hizmet edenler sizlersiniz!
Uygurlar Türk’tür; Neden Kaşgarlı Mahmud divanını, Divanü lügati Uygurî,
Özbekî, Kazakî, Kırgızî, . . . , demeden Divanü lügat-it-Türk
dedi demiştik. Sonra
onlar sustu. Bizde kalem
mücadelesini durdurduk. Aslında biz onlarla kalem mücadelesi yapmak
istemedik; onlar hücum ettiği için müdafaada kaldık. Bunların tipik
vekili Seyfuddin Azizî, Abdülkerim Abbasuf, Abdülkerimhan Mahdum, Zahir
Savdanof, gene Rusya’dan Doğu Türkistan’a girgizilen (gizlice sokulan)
4- kolunna’nın (kolun) casusları, Kasım Efendi (Kazak), General İshakbek
(Kırgız) başlarında olmak üzere Rusya’da tahsil gören Rusperestler,
Almata (Almatı) ve Taşkent’lerde, vatanoğlu Mansur, şair Çūsti, Yūsuf
Ziya Şirvanî, . . . , ve başkaları olup, Doğu Türkistan’ın fikrî
hayatında en güçlü siyasî kuvvet idi. Çünkü bunların arkasında [bir
zamanların] süper Stalin Rusya’sı vardı.
Milliyetçiler: “Üç
Efendi” başçılığındaki milliyetçilerdi. Bunlar vatanı Çin esaretinden
kurtarmayı maksat edinen, birinci merhalede “yüksek milli muhtariyet
statüsünü” kazanıp, şart-şeraitleri yerine getirildikten sonra,
istiklâl merhalesine geçmekten; aynı zamanda Rusya nüfusunu altına
girmeye karşı mücadele veren güçlerdi. Milliyetçilerin, Rusperestler
gibi güçlü siyasî, askerî destekçisi olmasa da, milletin manevî gücüne,
milli duygusuna dayanan, milletten manevî ilham ve feyiz alan bir
siyasî grup idi. Bunların elinde neşriyat eğitim müesseseleri―Altay
Neşriyatı, ERK, YALKIN gibi gazeteleri, Tanrı Dağ Neşriyatı, üniversite,
pedagoji okulları. . . . olup, güçlü milliyetçilik propagandası
yürütmüşlerdi.
Halkçımız
Doğu Türkistan’da o yıllarda halkçılık,
demokrasi anlamında kullanılırdı. Uygur Türk milliyetçileri diline,
dinine, ahlakına, hak ve hürriyete, şahsiyete en üstün içtimai değerlere
kendi gözü ile baktığı için, demokrasiyi tarihi ve içtimai imkânları en
iyi şekilde muhafaza ve temsil eden yegâne idare tarzı derlerdi.
Dolayısıyla, Doğu Türkistan milliyetçileri demokrasiyi kendilerinin
ikinci şiarı ilan etmişti. Bundan maksat Doğu Türkistan halkı o yıllarda
sömürgenin sömürgesi sûfetinde yaşıyorlardı. Çin’de cumhuriyet
kurulduktan sonra bir az demokrasi olsa da, bu Çince “doğu demokrasisi”
Chia yu Kuan’dan
aşarak Doğu Türkistan’a ulaşamamıştı. Doğu Türkistan’ı siyasî, kültürel
ve askerî etkisi altına almış, Stalin Rusya’sı diktatörlü düzeninde
olup, “demokratiye” söz konusu değildi. Rusya’daki sosyalizm düzeni
anti-demokrasi bir rejim olup, halkın fikir ve hürriyetine tehdit
salmaktaydı ve boğmaktaydı. Bunun tesiri Doğu Türkistan’a girdiği için,
bu çeşit demokratiyeye karşı fikir ve rejimi engellemek için, Doğu
Türkistan milliyetçileri halkçılık—demokrasyayı kendilerinin mühim şiarı
yapmıştı ve bu yolda çalışmalarını devam ettirmişti.
İnsaniyetçimiz
İnsaniyetçilik—Hümanizm olup kısaca
anlamı aşağıdadır:
Hümanizm insana ve insan değerlerine en
büyük ağırlığı veren düşünsel yaklaşım. Rönesans’ın temel kültürel
akımı.
Hümanizm, edebiyatta kiliseyi
dışlayarak, özgür fikirleri teşebbüs eden, “Etika’da” hayr severlik ile
aynı anlamda olup, ırk, devlet, din farkı gözetmeden insanların
eşitliği, kişiliği, bir-birine olan saygısı, yardımlarını tanıyan, bütün
insaniyetin refah-saadeti düşünen bir idealizmdir. Geniş anlamdaki
“hümanizm” yalnız insaniyet değil, hayvanları sevmeyi de içine alır.
Doğu Türkistan Türkleri geçen asrın
30-40’lı yıllarında doğudan gelen Çinlileştirme, batıdan gelen
Ruslaştırma siyasetleri tarafından bir kıskaca alınmıştı.
Doğu Türkistan’daki, Rusperestler
milletimizi materyalist, dinsiz, Allahsız bir millet yapmak istiyorlardı
ve fiîlî hareketlerine başlamışlardı. Uygur Türkleri başta olmak üzere
Doğu Türkistan halkı için, Çin kültürü özellikle Rus kültürü tehdidi
altında kalmıştı. Dilimizdeki hemen hemen ilmî ıstılahlar
Rusçalaştırılmaktaydı; Kril alfabesi teşebbüs kılınmaktaydı. Hatta 50’li
yıllardan sonra Kril alfabesi denetilse de, farkına varan Çinliler
tarafından engellenmiştir.
Doğu Türkistan halkı en geride kalan
yarı sömürge, yarı feodal devletin sömürgesi olarak yaşadıkları,
hümanizm nimetlerinden mahrum bırakıldıkları için, hümanizme çok büyük
ihtiyaç vardı. Doğu Türkistan halkı o zamanlarda “insan halkları”
deyimini yeni öğrenmişse de, insanca yaşamak arzusu çok güçlüydü. Onun
için devrin güçlü talebi olan hümanizm—insaniyetçilik, Doğu Türkistan
milliyetçilerinin 3. Şiarı olmuştur. Bu şiarlar Rusperestler'in, Türk
milletini Ruslaştırış, materyalistleştirme, allahsızlaştırma çabalarına
engel oldular. Bununla da kalmayarak asimilasyon—kökten yok etme—
çabalarından korudular.
Dinimiz İslâm’dır.
Uygur Türkleri bin seneden beri İslam
dinine mensuptur. Müslüman olduğu halde neden bu şiar ortaya atıldı.
Dünyaya Darvinizm, materyalizm, komünizm
fikirleri yayıldıktan sonra. Bizim batı komşumuz Rusya, 1917 yılındaki
“Ekim İhtilâli”nden sonra komünizm yolunu tuttu. Rusya’dan bize
Darvinizm, sosyalizm, komünizm ihraç edildi. Doğu Türkistan’da da ateizm
fikirleri yayılmaya başladı. Maymun nazariyesi dağıtıldı. Rusya’da
okuyup eğitim alanlar bu gibi zehirlik nazariyeleri dağıttılar. Bir
bölüm gençlerimiz materyalizm felsefesini kabul etti.
Onun için Doğu Türkistan milliyetçileri
bu şiarı ortaya atarak. Kendilerinin Darvinist, komünist olmadığını,
İslâm dinine inanan, Sünnî-Hanefî Müslim olduklarını bildirdiler.
Halkının dine sadık olması arzusunu verdiler.
Irkımız Türk’tür.
Dünyada “Türk” kelimesinden korkan iki
devlet var: biri Rusya , diğeri Çin. Rusya, Orta Asya (Turkistan)’da bir
bütün Türk milletlerini parçalayarak Özbek., Kazak, Kırgız, Türkmen,
Azerî. . . . . ve başka yapay halkları millet olarak ortaya çıkardı.
“Sizler Türk değil; Uygur, Özbek, Kazak, Kırgız, Türkmen, . . . . . ,
siniz, ”dedi. Ve bu adlar altında “kukla cumhuriyetler” tesis etti.
Karşı çıkanları “Basmacı, milliyetçi, eksil inkılapçı” namlarıyla
suçlayarak yok ettiler. Bunun güçlü tesiri Sheng shish sai
döneminde Doğu Türkistan’da görülür. Hatta bir dönem bizde de yapay
“Tarançı” milleti yaratmıştı; sonra iptal edildi bu proje. Dolayısıyla
Türkistan’daki milletlerin “Türk” olduğunu tarihî, ilmî yönden ispat
etmek zaruriyeti gündeme gelmişti. Bu günlerde Özbekistan, Kazakistan,
Kırgızistan’dan gelen gençler kendilerine “Türk” demiyorlar: Özbek,
Kazak, Kırgız, . . . , diyorlar. Doğu Türkistan’dan gelenler öyle değil;
biz “Uygur Türkleriyiz diyorlar. Bu da Doğu Türkistan milliyetçilerinin
bu şiarının ve bu yöndeki tarihî, ilmî çalışmalarının bir neticesidir.
Burada bir tarihi olaya parmak basmak istiyorum:
Ocak 1949’da Taşkent ve Almata radyoları
ve basın organları aniden “Doğu Türkistan milliyetçileri”ne hücum etmeye
başladı. Onların birinci makalesi: “Emperyalizmin reaksiyon siyaseti
için Uygur tarihî sahte kılınmasın!”dı. bu makaleye layık olduğu cevap
verildi. İkinci bir makale gündeme geldi; ona da gereken cevap verildi.
Üçüncü makale ise, “Uygurlar Türk değildir!” konulu bir makale idi. Buna
eski tarihi belgelerden deliller göstererek, Uygurların gerçek Türk
olduklarını ispat ettik. Sonunda Rusya’daki bu “sözde siyasî”
tarihçilere bir sual sorduk. Uygurlar Türk olmasa, Kaşgarlı Mahmud neden
eserine Divanü lügat-it-Türk dedi. “Neden Divanü
lügat-it-Uygurî, -Özbekî, Kazakî, Kırgızî, Yağmaî, Karlukî, Çiğilî, -. .
, demedi? Diye sormuştuk; bu yallanma
( ) âlimler sustu. Sonradan Altay
Neşriyatı bu altı makaleyi, “Kalem mücadelesi” adıyla bir broşür
halinde yayınlamıştı.
Vatanımız Doğu
Türkistan’dır
Doğu Türkistan vatanımızın tarihî adı
olup, tarih eserlerinde umum itiraf eden, kullanıla gelmekte olan, hem
de iki defa kurulan cumhuriyetlerimize ad olan isimdir. Uluğ bilginimiz,
Yusuf Has Hacib bin yıl öncesinde yazdığı Kutadgu Bilig adlı
eserinin nesrî giriş sözünde: “Kamuğ Türkistan illerinde, Bugrahan
dilince, bu kitaptan yahşırak hergiz kimerse tesnif kılmadı” diye
vatanımızın adının Karahanlılar döneminde Türkistan olduğunu
bildirmiştir. Lakin Çin istilacıları 1884 yılında Doğu Türkistan adını
kaldırarak “Hsin chiang (Yeni Yer)” denilen menfur adı koydu. Halkımıza,
Yenî nesillere vatanımızın adının “Hsin chiang” olmadan önce Doğu
Türkistan olduğunu duyurmak, kendini milliyetçi sayan her bir Uygur
Türkünün millî borcudur. Vatanımızın adı asla ve asla “Hsin chiang”
olamaz. . . vatanımızın ebedî kalıcı adı Doğu Türkistan’dır.
1948 yılı Çin cumhuriyeti I
Kurultayı’nda Doğu Türkistan milliyetçi vekillerinin çaba ve
mücadeleleriyle “Hsin chiang” adı iptal edilerek, “Çin-î Türkistan”
kabul edilmişti. O dönemin şart-şartlarında bu karar bir adım ilerlemek
idi.
Yukarıdakiler geçen asrın ikinci
çeyreğinden başlayarak Çin komünistlerinin istilasına kadar Doğu
Türkistan’daki milliyetçilik hareketlerinin kısaca manzarasıdır.
25 Eylül 1949’da Burhan Şehidî,
Seyfeddin Azizî, İshakbek, Delilhan Sugurbayuf, Abdulkerim Abbasuf,
Abdülkerimhan Mahdum. . . . ve başkalarının ihanetiyle millî armiye
[ordunun] desteklendiği Çin komünistleri tek kurşun bile atmadan Doğu
Türkistan’ı istila ettiler. Şimdi yarım asır geçti; tarihimizde hiç
görülmeyen en ağır sömürge hayatını geçirmekteyiz.
Çin komünistleri türlü türlü
harekâtlarla (düzenledikleri operasyonlarla) Doğu Türkistan’da
milliyetçilik, Türkçülük fikirlerine hatime verdi. Milliyetçi, Türkçü
insanları hapishanelere attı, öldürdü. Toprak ıslahatı yürütüp, yine çok
insanları hapse attı ve öldürdü. 1958 yılında milliyetçilere karşı
hareket yürütüp, tüm Doğu Türkistan’da milli hissiyatı olan insanları
temizledi. Millî ordu
dağıtıldı. Türkçülük, milliyetçilik, “menfi-menfur” isimlere aylandı.
Arkadan “doğal afet” denilen düzmece bir afetle halkı aç bıraktı; köyler
komünleştirildi. Şehirlerde sosyalist reform adı altında halkın evleri
müsadere edildi. Eğitimimiz ve dilimiz çinlileştirilmeye yönlendirildi.
Meselen: “chung kung chung yang cheng chih chū yi nin hou pu wei yūan’ı
(Çin komünist partisinin merkezi siyasî bürosunun adayı). Bu 7 kelimeli
cümlede “ning” ile “ i” Uygur Türkçe’si olup, kalan hepsi Çince’dir.
Eğer mao ze dung ölmeden siyasette değişiklik olmasaydı, dilimiz tahrip
olurdu.
Bu vakitlerde chou en lai, mao
ze dung, chu de gibi Çin komünistelerin liderleri arka arkaya ölmeye
başladılar. Çin’de Deng hsiao ping iktidara geldi. Üçüncü Umumî
toplantıdan sonra, Çin’de siyaset değişerek bir demokrasi sözü verildi.
“Çin’ce sosyalizm”, gerçekte kapitalizm yürütüldü. Fikir sahasında da
az bir serbestlik oldu: matbuatlarda Türk, Milliyetçilik söz-ibareler
görülmeye başlandı. Bu dönemde Doğu Türkistan’da milliyetçilik
hareketleri yeniden başladı. Merhum Muhammet Emin BUGRA Bey’in, Doğu
Türkistan tarihi adlı kitabı yurda gizli girmeye başladı.
Doğu Türkistan’da Çinlilerin
yarım asır sürdürdükleri Çinlileştirme, komünisteleştirme siyasetleri
berbat oldu. Milliyetçilik yine üstünlük kazandı.
“Barın inkılabı” bunun
somut bir ifadesidir.
Şimdi Doğu Türkistan’da
Çin’e karşı yüzlerce milliyetçi, inkılabî teşkilatlar kuruldu. Her yerde
Çin’e kaşı inkılabî hareketler baş göstermektedir.
Demek ki, sömürgecilik,
zulüm, diktatörlük, asimilasyon siyasetleri-kadınlara yapılan “kürtaj
siyasetleri” milliyetçiliğin doğuran doğal sebeplerdir.
Doğu Türkistan
milliyetçiliği, Uygur milleti yaşadıkça devam edecektir. Çünkü
aradığımız kudret Türklerin damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
Herhangi bir güç içimizdeki milliyetçilik ateşini söndüremez!
YAŞASIN TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ
Hepinize sağlık dolu bir yaşam dilerim!
Hacı
Yakub Yusufî ANAT©
İstanbul Haziran, 2001
|
|