English

Türkçe

 

عربي

ئۇيغۇرچە

 

 

DOĞU TÜRKİSTAN

\

İlhan MUSABAY

Polat TURFANİ

 

Doğu Türkistan, tarihde bütün dünya Türklerinin beşiği, Türk medeniyet ve ihtişamının kaynağı olan Büyük Türkistan'ın doğu kısmını teşkil eden bölgedir. Hür dünyada bugün Türkistan denilin­ce, sadece Batı Türkistan anlaşılır. Büyük Türkistan'ın yalnız batı kısmına Kuşlar tarafından geçen asırda verilen bu tabiri, doğu kısmını teşkil eden bugünkü Doğu Türkis­tan'ın maalesef unutulmasına ve Çinlilerin bu ülke Türklerini Çinlileştirmek maksadiyle taktığı ve bir müstemleke adı olan Sinkiang ismi altında bilinmesine sebeb olmuştur. Türkistan tabiri sadece bugünkü Batı Türkistan için kullanılırsa 2.000.000 km*'lik bir saha üzerinde takriben 12 milyondan fazla Türk'ün yaşadığı Doğu Türkistan'a ne isim vermek icab edecektir? Acaba Çinlilerin istedikle­ri gibi Sinkiang demek mi daha doğru olacaktır? Bu balomdan sadece Batı Türkistan'a izafe edilen "Türkistan" tabiri yanlış ve zararlıdır. Bu tâbir, ancak bugünkü Batı ve Doğu Türkistan'ın bütü­nünü içine alan Büyük .Türkistan'a verilebilir ve bu mânada anlaşılmalıdır.

Asya haritalarında bu Türk yurdunu, "Doğu Türkistan" adiyle bulmak maalesef mümkün değil­dir. Çünkü haritalarda, ekseriyetle, Doğu Türkistan'm yerinde, bir Çin eyaleti olarak gösterilen Sin­kiang ismi yazılıdır. Birçok atlas, coğrafya kitabı ve dergilerde de durum aynıdır.

Coğrafi bakımdan Doğu Türkistan, kuzey yarım küresinde 34 °—40 ° ncı enlemlerle, 74 °—95 ° inci boylamlar arasında kalır. Hudutlarını, doğuda Çin, Moğolistan ve kısmen Tibet, batıda Batı Türk­istan, kuzeyde Sibirya, güneyde ise Hindistan, Pakistan ve kısmen Tibet ile Afganistan teşkil eder.

Doğu Türkistan, etrafı dağlarla çevrili yüksek bir yayladır. Kuzeyinde Altay dağlan, güneyinde Himalaya, Karakurum ve Karanlık dağları vardır. Altay dağlan iki kısımdan ibarettir. Büyük Al­tay dağlan, Doğu Türkistan'ı Moğolistan'dan, Küçük Altay dağlan ise Doğu Türkistan'ı Sibirya'­dan ayırır. Doğu Türkistan'ın ortasında bir sistem halinde meşhur Tanrı Dağlan vardır. Bu siste­min orta kısmına Tiyan Şan denir. Tiyan Şan dağlarının en yüksek yeri, meşhur Türk destanlarında adı geçen 7315 m. yükseklikteki Han Tann'dır. Tanrı dağlan, Doğu Türkistan'ı doğudan batıya doğru baştan başa katederek memleketi ortasından iki büyük kısma böler. Kuzeydeki kısma Çungarya veya ili havzası, güneydeki kısma ise Kaşgarya veya Tarım Havzası denir.

Doğu Türkistan açık denizlere kapalı olduğundan deniz ikliminin tesirinden uzaktır. Bu sebeble ülkenin iklimi de kısmen yayla kısmen de çöl iklimidir. Bunun için yaz aylan çok sıcak, kış aylan ise çok soğuk ve serttir.

Dünyanın en yüksek dağlarının bulunduğu bu ülkenin karlı ve buzlu dağlarından büyük, küçük sayısız dereler, çaylar ve ırmaklar akar. Bu akarsular birleşerek, yerli halkın "Derya" tabir ettiği, büyük akarsulan meydana getirir. Tanrı dağlarının Ih' Havzası'na bakan cephesinden akıp gelen Göksu ve Tikes ile eski Türk destanlarına ismini veren meşhur Kaz veya Kaş akarsularının birleş­mesiyle, havzaya adını veren tli nehri teşekkül eder. Bu nehir 1li havzasını tamamen sulayarak, Si­birya 'daki Balkaş gölüne dökülür. Tarım havzasının akarsulan ise batıdan gelen Kaşgar Derya, gü­neybatıdan gelen Yarkent Derya, güneyden gelen Hoten Derya ve kuzeybatıdan gelen Aksu Der-ya'dır. Bu akarsular bir yelpaze şeklinde Tarım Havzası'm sularla. Bunların birleşmesinden havza­ya adını veren ve Doğu Türkistan 'in en büyük nehri olan, meşhur Tarım nehri meydana gelir.

Doğu Türkistan'ın Nüfusu:

Çin kaynaklan, Çinlileştirme politikasının icabı olarak, Doğu Türkistan'ın nüfusunu az gösterir­ler. Bu kaynaklara göre Doğu Türkistan'ın umumi nüfusu senelerden beri 2-5 milyon arasında Ba­tılı kaynaklara göre ise 3,5 - 6 milyon arasında değişir. Milli kaynaklara gelince, bu husustaki bilgi ve kanaatler çeşitlidir: Rıza Nur'a göre 7.260.000, Togan'a göre 5.500.000, Türk Kültürü dergisine göre 12,750.000'- dur.

Kabul etmek gerekir ki, yüzölçümünün çok geniş olması, Kazak, Kırgız ve Moğollar gibi bazı et­nik grubların dağlarda göçebe hayatı yaşamakta olmaları dolayısiyle bu memlekette modern mana­da umumi nüfus sayımı yapılmasını güçleştirmektedir. Bununla beraber bazı teşebbüsler yapılmış­tır. 1944'de Doğu Türkistan'ın kuzeyindeki İli bölgesinde resmen kurulan genç "Doğu Türkistan Cumhuriyet Devleti "nin başkanı Ah Han Töre, bütün Doğu Türkistan nüfusunun 8.000.000 oldu­ğunu resmen ilan etmiştir. Bu değer. Doğu Türkistanlı liderlerce de kabul edilen bir rakamdır. As­gari binde 20 artışla 1970'lerde Doğu Türkistan nüfusunun 12.310.000'e ulaşmış olması gerekir.

Kızıl Çin işgalinde evvel Doğu Türkistan'da yaşayan halkın etnik durumu çeşitli kaynaklara göre şöyleydi:

a — 1899 senesinde Kaşgar'da bulunan Rus Kurmay Yarbayı Kormilof Doğu Türkistan'ın umu­mi nüfusunu 2.626.000 olarak tahmin etmiş ve bu nüfusunun şu etnik unsurlardan meydana geldiği kaydetmiştir: Uygurlar 1.456.000, Karakırgızlar 450.000, Moğollar 43.000, Tunganlar (Çinli müslü-manlar) 35.000, Dolanlar 30.000, Tacikler 13.000, Hindiler 6.000, Özbekler 3.000, Çinliler 6.000 ve Çingeneler 1.000

b —b Askeri Umumi Vali Şin-si-Say Hükümeti'nin resmi ve raporunda 1943-1944 seneleri arasın­daki Doğu Türkistan'ı umumi nüfusu 4:754.035 olarak gösterilmiştir. Bu nüfusun etnik dağılışı şöy­leydi: Uygurlar 3.749.Ü79, Kazaklar 50.000, Çinliler 222.410, Tunganlar 99.607, Moğollar 59.686, Ruslar 19.392, Özbekler 10.624, Solonlar 2,508, Şiveler 10,624, Tacikler 8.216, Tatarlar 5.614 ve Man­çular 762.

c — Milliyetçi Çin devrinde Doğu Türkistan eyalet hükümeti, Doğu Türkistan'ın 1946 senesi umumi nüfusunu 3.680.322 olarak ilan etmiştir. Bu yekun şu etnik grublardan müteşekkildir: Uygurlar 2.956.085, Kazaklar 235.509, Çinliler 19.392, Şiveler 10.626, Özbekler 10.224. Tatarlar 8.210, Solon­lar 2.506, Mançular 762.

d — Doğu Türkistan'ın milli liderlerinden tarihçi Mehmet Emin Buğra'ya göre Doğu Türkistan'­ın genel nüfusu 8.000.000'un üstündedir ve bu nüfusun % 96.6'sı Türk ve Müslüman'dır. Geriye kalan nisbet yabancı unsurlardan mürekkebtir. Uygurlar 6.622.000, Kazaklar 930.000, Çinliler 200.000, Tunganlar 90.000, Kırgızlar 65.000, Moğollar 63.000, Mançular 30.000.

1949 senesinde başlayan Kızıl Çin işgalinden sonra, bu Türk ülkesine Çinli muhacir, asker ve me­murların yerleştirilmesiyle. Doğu Türkistan'daki Çinli nüfus yerli halkın aleyhine olarak devamlı artmaktadır.

Doğu Türkistan'ın yollan:

Doğu Türkistan'ın muhtelif şehirleri arasındaki münakalatı sağlayan ve uzunlukları 7.900 km.'yu bilan 19 büyük kara yolu vardır. Tarihte Avrupa'yı Asya'ya bağlayan meşhur "İpek Yolu" Doğu Türkistan'dan geçer. İpek Yolu Doğu Türkistan'da kuzey yolu ve güney yolu olmak üzere ikiye ay­rılır. Bu yollar memleketi dolaştıktan sonra Doğu Türkistan'ın hudut şehri Kumul'da birleşerek, Çin'e doğru devam eder. Doğu Türkistan'ın diğer büyük kervan yolları şunlardır; Kaşgar - Batı Türk­istan yolu ( bu yol, Kaşgar-Andican, Kaşgar-Süyek ve Kaşgar-Pişpek olmak üzere üç kola ayrılık); Kaşgar-Hindistan yolu (Himalayalan aşarak Kaşgar'dan Hindistan'ın hudut şehri olan Ladak'a ula­şan bu yol çok arızalıdır); Kaşar-Pakistan yolu (Karakurum dağlarından geçen bu yol Kaşgar'dan Pakistan'ın hudut şehri olan Gilgit şehrine ulaşır).

Umumi seyrüsefer ve ticaret yolları olan bu yollardan başka Kızıl Çin hükümeti, 1949'dan itiba­ren Doğu Türkistan'dan komşu memleketlerin hudutlarına ulaşan askeri ve stratejik ehemmiyeti haiz Sinkiang - Batı Türkistan, Sinkiang - Tibet (Pamir yaylasından geçen ve Ak Ay diye anılan bu yol çok mühimdir), Sinkiang - Karakurum ve Sinkiang - Kansu yollarını inşa ettirmiştir. 27 Ocak 1959 tarihinde Pekin'de toplanan Milli Münakalat Konferansı'nda Kızıl Çin Hükümeti'ni temsilen hazır bulunan Ulaştırma Bakanlığı Kara Yolları Genel Müdürü Lien-Pay-Sen tarafından söylenen "Çin'in milli müdafaa ihtiyaçlarını karşılamak için hudut bölgelerindeki karayolları inşaatına de­vamlı surette ehemmiyet verilecektir " sözleri, Kızıl Çin'in bu karayollarını ne maksatla inşa ettirdi- • ğini ifade eder.

Çin'e uzaklığını göz önünde tutan Çin hükümetleri askeri, siyasi ve iktisadi maksatlarla Doğu Türkistan'ı bir demiryolu ile Çin'e bağlamayı her zaman düşünmüşler ve buna teşebbüs etmişlerse de, bu işi Kızıl Çin hükümeti, son senelerde 500.000 Türkistanlı'yi gece gündüz zorla çalıştır­mak suretiyle kısa bir zamanda başarmıştır. Eskiden kamyonlarla yapılan münakalat, 2350 km. uzun­luğundaki lencov - Urumçi demiryolunun l Ekim 1952 tarihinde işletmeye açılmasiyle daha kolay, süratli ve ucuz yapılmaya başlanmıştır. Bu sayede Kızıl Çin hükümeti, müstemlekesi Doğu Türkis­tan'a milyonlarca Çinli muhaciri kısa bir zamanda nakletmek, mukabilinde Doğu Türkistan'ın milli servetlerini Çin'e taşımak ve askeri ihtiyaçlarını süratle yerine getirmek imkanını bulmuştur. Bun­dan başka halen bu ana demiryolunu Doğu Türkistan'ın müteaddit sanayi bölgelerine bağlayan 15'den fazla ikinci derecede demiryolları daha inşa edilmiştir.

Milliyetçi Çin devrinde Doğu Türkistan'ın başlıca şehirlerinde birer küçük hava alanı mevcuttur. Urumçi ile Kazakistan'ın merkezi Almaata ve Çin'in Kansu eyaletinin merkezi arasında hava mü­nakalesi yapılıyordu. Kızıl Çin hükümeti, bütün bu hava yollarına yenilerini ilave ettiği gibi, mev­cut hava alanlarını daha da genişleterek, askeri ihtiyaçlarını karşılayarak kapasiteye ulaştırmıştır.

Doğu Türkistan'ın tarihi ehemmiyeti:

Doğu Türkistan, Türklüğün yurdu, Türk medeniyet ve ihtişamının kaynağı olan Büyük Türkis­tan'ın bir parçası olarak bütün dünya Türklerinin beşiğidir. Türk destanlarının, Türk mitolojisinin. Dede Korkut masallarının ülkesidir. Bu ecdad diyarı tarihte birçok Türk devlet ve imparatorlukla­rına vatan ve merkez; meşhur ipek yolunun üzerinde bulunması hasebiyle de doğu ile batı arasında çeşitli dinlerin, medeniyetlerin ve ticaretlerin mübadele sahası olmuştur. Çinlilerin batıya mütevec­cih bütün akınlarını durdurmak suretiyle tarihte Türk ve İslâm dünyasına muhteşem bir kale vazi­fesi görmüştür.

Doğu Türkistan Türkleri, Karahanülar devrinde, kendi istekleriyle, milletçe İslâm dinini kabul etmişler, bu yeni dinin en samimi ve en faal koruyucusu olarak, İslâmiyetin Asya kıtasında süratle yayılmasına, yerleşmesine ve yaşamasına büyük çapta hizmet etmişlerdir. Doğu Türkistan, Türk dilinin ve Türk edebiyatının en güzel numunelerini vererek, Türkçenin üstünlüğünü isbat ettiği gibi Türk filojosine de muazzam hizmetlerde bulunmuştur. Burada kurulan Turfan, Kaşgar ve Hoten devletleri sayesinde Türk medeniyet ve kültürünün en mühim eserleri meydana gelmiştir. Nihayet tarihi Kaşgar şehri, tarihde İslâmiyetin meşhur merkezlerinden biri olarak temayüz etmiş ve Kü­çük Buhara namiyle ün şahniştir.

Siyasi ehemmiyeti:

Doğu Türkistan, Asya kıtasının merkezi, kalbi ve mihveridir. Bu durumu itibariyle, tarihte Doğu Türkistan'a hakim olan devlet, bütün Asya'ya hükmetmiştir. Çin'den ve Moğolistan'dan batıya doğru yapılan bütün genişleme hareketleri Doğu Türkistan üzerinden olmuş, bu ülke, tarihte siyasi, aske­ri faaliyetlerin hareket üssü ve ikmal merkezi olarak kullanılmıştır. Askeri strateji bakımından, do­ğuda Çin'e, batıda Rusya'ya açık olması, buna mukabil kuzey ve bilhassa güney hudutlarında dün­yanın en yüksek, en sarp dağlariyle açık denizlere kapalı bulunması, bu memleketin yakın siyasi mukadderatı üzerinde birinci derecede amil olmuştur. Bu coğrafi durumu, Doğu Türkistan'ı aynı zamanda Polaris denizaltılarının atış menzilinden uzak tutmaktadır. Bütün bunlardan anlaşılacağı gibi, Doğu Türkistan, müdafaası çok kolay, emniyetli ve gayet mahfuz bir memlekettir. Kızıl Çin, komşu memleketlere müteveccih emperyalist planlarının uygulanışında bu ülkeyi üs olarak kullan­mak üzere, şimdiden birçok askeri hazırlıklar yapmış ve bazı tedbirler almıştır. Çin'in ağır harp sa­nayiinin burada kurulması da sebepsiz değildir.

İktisadi ehemmiyeti:

Doğu Türkistan, bilhassa yeraltı servet kaynaklan bakımından fevkalada zengin bir ülkedir. Ha­len Doğu Türkistan'ın 5 yerinde uranyum, 5 yerinde volfram, 34 yerinde petrol, 46 yerinde demir, 70 yerinde kömür, 50 yerinde altın, 2 yerinde platin, 37 yerinde bakır, 13 yerinde kükürt, 32 yerinde kurşun, 16 yerinde gümüş, 21 yerinde kalay, 6 yerinde mika, 8 yerinde akiktaşı, 3 yerinde yeşim taşı ve 3 yerinde zümrüt taşı ocaklarının fiilen işletilmekte olması, bu ülkenin maden zenginliği hak­kında bir fikir vermeye yeterlidir.

Doğu Türkistan'ın diğer servet kaynaklan çeşitli hububat, pamuk, ipek, hah, dokumacılık ve çe­şitli hayvan ürünleridir. Eski Türk örf, adet ve tegaddi şekillerine bağlı olarak başlıca gıdasını top­rak ürünleriyle hayvan ürünlerinden elde eden Doğu Türkistan Türkleri, hayvancılıkta çok ileridir­ler. Altay Tarbagatay ve ili bölgelerindeki geniş ovalarda ve yüksek yaylalarda beslenen milyonlar­ca büyük ve küçük baş hayvanlardan sağlanan en iyi cins yapağı, deri gibi ürünleri, Kaşgar ve Ho-ten bölgelerinden elde edilen pamuklu dokuma, ipek, hah gibi ticari emtia, Hindistan, Pakistan ve bilhassa Rusya'ya ihraç olunur. Eskiden Doğu Türkistan'da sulama ziraatı yapılır ve memleketin ihtiyacına yeterli iyi cins hububat elde edilirdi. Kızıl Çin işgalinden sonra bura halkı, memleket ihti­yacından ziyade, Çin'in ihtiyacı için hububat yetiştirmeye zorlanümıştır. Bu maksatla, eski sulama ziraatının yerine makineli ziraat almış ve daha fazla istihsal için yeni yeni topraklar ziraata açılmış­tır.

Ağır sanayi için lüzumlu olan demir, kömür ve elektrik enerjisi kaynaklarının birbirine çok yakın mesafelerde ve bol olarak bulunması, Kızıl Çin harb gücünün ve askeri potansiyelinin artırılmasın­da kullanılan 4 büyük sanayi bölgesinden en büyüğünün Doğu Türkistan'da kurulmasına vesile ol­muştur. Bundan başka uranyum madeninin burada keşfedilmesi ve Taklamakan çölü gibi gayet mah­fuz bir mahallin mevcudiyeti dolayısıyla Kızıl Çin, atom fabrikasını Doğu Türkistan'da kurmuş" ve atom tecrübeleri yapmışta-.

İnsan Haklan Beyannamesi karşısında Doğu Türkistan'ın hukuki durumu:

10 Aralık 1948 tarihinde 100'den fazla devletin üyesi bulunduğu Birleşmiş Milletler Genel Kuru­lu tarafından kabul edilen "insan Haklan Alemşümul Beyannamesi", insanın, insan olmak sıfatiy-le haiz olduğu temel haklarının mevcudiyetini teyit eden beynelmilel mahiyette resmi ve umumi bir vesikadır. Esasen daha 26.2.1945 tarihli Birleşmiş Milletler Andlaşması'nın giriş kısmında; "İnsan Haklarına, şahsın haysiyet ve değerine" olan inanç teyit edilmişti. Bu andlaşmanın birinci bölümü­nün birinci maddesinin 2 numaralı bendinde ise, "Milletler arasında milletlerin hak ve eşitliği" ile "Her milletin kendi mukadderatını kendisinin tayin etmek hakkına sahip olduğu" prensipleri belir­tilmişti. İnsan Haklan Alemşümul Beyannamesinin l'nci bölümünün 3'üncü maddesinde, "Hiç bir kimse işkenceye, gayri insani yahut haysiyet kına ceza ve muameleye tabi tutulamaz" dedi. Buna rağmen Doğu Türkistan'da geçmiş senelerde ve halen yerli Türkler çeşitli işkencelere, gayri insa­ni ve haysiyet kinci muamelelere tabi tutulmuş ve tutulmaktadır. Mezkur beyannamenin 4 üncü maddesinde ise: "Hiçbir kimse zorla çalıştırılamaz ve mecburi çalışmaya tabi tutulamaz" denilmek­tedir. Oysa Doğu Türkistan'da çeşitli bahane ve töhmetlerle yüz binlerce Türk ölesiye "Komün" denilen bir nevi mecburi iş kamplarına bağlanarak zorla çalıştırılmaktadır.

İnsan Haklan Alemşümul Beyannamesinin 5 inci maddesine göre, "Her ferdin hürriyete ve gü­venliğe hakkı vardır". Halbuki Doğu Türkistan'da milyonlarca Türkistanlı her türlü hürriyetlerin­den mahrum edilmiş ve tarihte misli görülmemiş bir esaret hayatına mahkum edilmiştir. Doğu Türk­istan'da, gerek Şin-Şi-Say devrinde, gerekse Kızıl Çin devrinde tesis edilen tedhiş ve terörden dola­yı hiçbir kimse bir saat sonraki hayatından emin olaunaz hale gelmiştir. Beyannamenen 7 nci mad­desinde "Hiçbir kimse, milli veya milletlerarası hukuka göre, suç teşkil etmeyen bir fiilden veya ihmalden dolayı mahkum edilemez" denildiği halde Doğu Türkistan'da insanlar, ölmüş babasının.

hatta 3 göbek ecdadının hayattayken yaptıklarının hesabını vermeye mecbur tutulmuş, ağır cezala­ra çarptırılmıştır. Beyannamenin 8 inci maddesinde "Her şahıs düşünce, vicdan ve din hürriyetine sahiptir" der. Oysa Kızıl Çin hükümeti halen Doğu Türkistan'da yerli halkın düşüncelerine, vicdan­larına hükmetmeye çalışmakta ve müslüman Türklerin asırlardan beri kökleşen milli ve dini inanç­larını söküp atmak, örf ve adetlerine son vermek çabasındadır. Nihayet insan Haklari Alemşümul Beyannamesi 10 uncu maddesinde:

"Her ferdin ifade izhar hakkına malik olduğunu" kabul edilmiştir. Madeni iııaımlık camiasında durum böyle iken, Kızıl Çin hükümeti müstemlekesi olan Doğu Türkistan'da yerli halkın düşündük­lerini söylediği veya vatanlarını sevdiklerini ifade ettikleri için "Yerli Milliyetçi, Aksül Inkilapçı" gibi töhmetlerle cezalandırmaktadır.

Çin'de, gerek imparatorluk devirlerinde gerekse askeri umumi valiler devrinde herhangi bir ana­yasa teşebbüsü yapılmadığından, Doğu Türkistan'da yaşıyan millyonlarca Türk'ün hakları, mahal­li Çinli idarecilerin dudakları arasından çıkacak bir kelimeye bağlı kalmıştır. Milliyetçi Çin devrinde Çin Halk Meclisi (Guomindang) tarafından 25 Kasım 1946 tarihinde bir anayasa kabul edilmesine ve bir sene sonra yürürlüğe gireceği ilan edilmesine rağmen, Komünist Çinlilerle olan dahili savaş dolayısiyle bu anayasanın hükümleri henüz uygulanamamıştır. Kızıl Çin devrinde ise, Çin komü­nistlerinin başkanı Mao-Tse-Tung, kızılların Çin kıtasının bir köşesine sıkışmış bulundukları 1931 senelerinde Guang-Şi eyaletinde söylediği bir nutkunda, esaretleri altında bulunan milletleri tavla­mak maksadiyle, vaktiyle bolşeviklerin Rusya'da yaptıkları gibi, "Çin'deki Çinli olmıyan milletler isterlerse Çin devletine katüabilirlir, isterlerse Çin devletinden ayrılarak müstakil birer devlet kur­mak hakkını haizdirler" demiş ve bu sözler, Komünist Çin'in 1931 tarihli ilk anayasasında aynen kabul edilerek, resmen ilân edilmişti. Yine Mao-Tse-Tung, 1945 senesinde, Milliyetçi Çin idarecile-riyle müştereken bir koalisyon hükümeti kurulması bahis konusu iken, "Çin halkı başka ırka men­sup Çin'deki ekalliyet halklarına iyi muamele etmeyi arzular" demişti. Bunlara rağmen, Çin komü­nistlerinin Sovyetlerin desteği ile bütün kıt'a Çinini ellerine geçirmelerinden sonra, 1952 senesinde Pekin'de resmen kabul ve ilan ettikleri bugünkü anayasalarının 2 nci maddesinde, "Çinliden başka milletlerin yaşadıkları hudut bölgelerinin Çin'den ayrılmaz birer parça" olduğu kabul edilmiştir.

Halen Doğu Türkistan Türkleri, her türlü temel hak ve hukuktan mahrum olarak yaşamaktadır­lar. Bu hukuki duruma göre Doğu Türkistan Çin'in milli hudutları dışında kalmasına, ırk, dil, din, milli örf ve adetleri bakımından Çinlilerle hiç bir münasebeti ve yakınlığı bulunmamasına rağmen, bütün milli servetleri, gelir kaynaklan Çinlilerce gasp ve müsadere edilen bir ülkedir. Bu statü ise, insanlık şeref ve haysiyetiyle asla bağdaşmayan ağır bir esaret ve müstemleke zihniyetinin eseridir.

Doğu Türkistan'ın kısa tarihçesi:

Müslüman olduktan sonra Türklerin kurduklan ilk devlet olan Karahanlılar, Batı Türkistan'ın Yedi-Su, Seyhun, Fergana bölgeleriyle, Doğu Türkistan'ın Çungarya, Taşkent, Taklamakan çölü. Talaş, Çu, Kaşgar bölgelerine hakim bulunuyordu. Daha sonra doğu ve batı diye ikiye ayrılan Kara­hanlılar devletinin batı kolu 1133'de, Doğu kolu da 1221 'de Karahıtaylar tarafından ortadan kaldı­rıldı. Uygurlar, Moğollar, Kar hıklar ve Türkeşler birleşerek 1209'da Karahıt ayların hakimiyetine son verdiler. Bu defa ismen Cengiz Han'a tabi, fakat hakikatte müstakil olmak üzere Doğu Türkis­tan'ın kuzey bölgesinde Uygurlar, güneş bölgesinde Doğlatlar ismiyle birer devlet kuruldu. 1514 senesinde Doğu Türkistan'da hakimiyet Doğlatlara mensup Saidiyelere intikal etti. Merkezi Yar-kent olan Saidiye devletini, 1679'dan itibaren merkezi Kaşgar olan Hocalar saltanatı takip Mi. Do­ğu Türkistan'da çıkan dahili kargaşalıklardan faydalanan Mancur sülalase idaresindeki Çinliler 1757-1759 arasında Doğu Türkistan'ın kuzey bölgesini 1760'da da güney bölgesini fiilen zapt ve işgal ettiler. O tarihten bu yana iki asır geçmiş olmasına rağmen Türkistan'da kesin bir Çin hakimi­yetinden bahsedilemez. Çinliler dini, siyasi bir husus olarak kabul ettiklerinden herkesin resmi Çin dinine katılmasını istiyorlardı. Bu isteklerini bir kanunla Doğu Türkistan'a da uygulamaya kalkı­şınca çatışmalar başladı; çünkü Çin kanunları tslamiyetin ruhuyla tam tezad teşkil ediyordu. Bey­lerin etrafında toplanmış olan Türkistanlılar Çin idaresine karşı müteaddid kereler ayaklandılar. 1822'de başlayan hareketin önderi Cihangir Han, Kaşgar'ı ele geçirerek bir hükümet kurdu; daha sonra Yarkent, Yanıkhisar ve Hoten'i de ele geçirerek hakimiyet sahasını genişletti. 1824-1825 yıl­larında müstakil olan bu idareye 1827'de Çinliler son verdiler, ikinci ayaklanma 1845 yılında Meh-med Emin Han idaresinde oldu. Mehmed Emin Han Kaşgar'da bir hükümet teşkil ettiyse de bu hükümet uzun sürmedi. Çinlilerin işgali 1863 senesine kadar devam etti. 1862/63 senelerinde Doğu Türkistan'da pathyan müli ihtilallerde bütün Çinliler imha edilerek Küçar, Yarkent, Kaşgar ve lli'-de birer şehir devleti kuruldu. 1863'de Kaşgar devletinin Kuşbegi (askeri kumandan) olan Mehmed Yakup Bey iktidarı eline geçirerek ili şehir devleti müstesna, bütün bu devletçikleri birleştirdi; Kaşgar merkez olmak üzere, "Ba-Devlet" adiyle kuvvetli bir merkezi idarekurmaya muvaffak oldu. Ba dev­letini ingiltere, Rusya ve Osmanlı imparatorluğu resmen tanıdı. Yakup Han, bu devletlerle siyasi münasebetler kurdu, ticari muahedeler akdetti. Orta Asya'da büyük bir nüfuz rekabetine girişen ingiltere imparatorluğu ile Rus Çarlığı, M. Yakup Bey'i kendi tarafına çekebilmek için büyük gay­retler sarfettiler. Buna rağmen, Yakup Han, hiçbir teşebbüste bulunmayan Osmanlı imparatorlu­ğu'na tabi olmayı tercih etti. Bu maksatla yeğenini fevkalade selahiyetlerle hususi mümessil olarak istanbul'a gönderdi ve Sultan Abdülaziz'e resmen biat etti. Sultan Abdülaziz bu biati kabul ederek Kolağası Kazım ve İsmail Efendilerin başkanlığındaki askeri bir talim heyetini büyük ve kıymetli hediyelerle Kaşgar'a gönderdi. Yakup Han, Sultan Abdülaziz Han namına Doğu Türkistan'ın bü­tün cami ve mescitlerinde hutbeler okuttu ve sikkeler bastırdı.

Fakat Doğu Türkistan devleti ancak 1876 senesine kadar, yani 13 sene devam edebildi. Mehmed Yakup Han ingiltere ile Rusya arasındaki nüfuz rekabetinden faydalanamadı; bir taraftan Rusya, diğer taraftan Çinliler Bâ devletini ortadan kaldırmak için anlaştılar. Çinli general Tse-Tsung-Tng'ın kumandasında gönderilen büyük bir Çin ordusu, Rusya'nın yardımları sayesinde Doğu Türkistan'a kadar geldi ve Yakup Han'ın milli orduları karşısında mevki aldı. Memleketi istila için gelen düş­man ordularının hücum için fırsat kolladığı bir sırada Mehmed Yakup Han'm zehirlenerek ansızın ölmesi, oğulları ile kumanlanları arasında ihtilaf çıkmasına yol açtı. Bu durumdan faydalanan Çinli­ler Doğu Türkistan'ı harpsiz kolayca zapt ve işgale muvaffak oldular. Böylelikle Doğu Türkistan tarihte ikinci defa Çinlilerin fiili işgaline uğradı.

1911 'de Çin'de Mançu imparatorluğu yıkılarak yerine Çin Cumhuriyeti kuruldu. Çin'de kargaşa­lıklar çıktı, dahili savaşlar başladı. Fakat bu durumdan Doğu Türkistanlılar faydalanamadılar. 1911 'den itibaren başhyan Kuzey Çin - Güney Çin mücadelesini Milliyetçi Çin - Komünist Çin mü­cadelesi takip etti. Çin'de cumhuriyet ilan edilmesine rağmen, Mançu imparatorluk hükümetinin tayin etmiş olduğu Doğu Türkistan'daki umumi valiler yerlerinde kaldılar, ismen ve hukuken Çin hükümetine bağlı, fakat fiiliyatta ise tamamen müstakil olan bu askeri valiler, Doğu Türkistan'ı 1933 senesine kadar diledikleri gibi idare ettiler. 1931'de Doğu Türkistan'ı Kumul şehrinde parla­yan hürriyet istiklal meşalesi 1933 senesine kadar bütün memleket sathına sirayet etti. Memleke­tin her tarafında Çinliler mağlup, perişan oldular ve imha edildiler. Neticede merkezi Kaşgar'da ol­mak üzere 12 Kasım 1933 tarihinde bütün Doğu Türkistan'a şamil "Müstakil Türkistan Cumhuri­yeti Devleti" resmen kurularak, dünyaya ilan edildi. Bu devletin kurucuları ve hükümet azaları şu kimselerden meydana gelmişti.

— Reisicumhur: Hoca Niyaz Hacim Baki Niyaz

— Başvekil: Sabit Damulla Abdülbaki

— Harbiye Nazırı: Uraz Bey

— Erkanı Harbiye Reisi: General Mahmut Muhiti

— Dahiliye Nazırı: Zeyyid Zade Yunus Beg

— Hariciye Nazırı: Kasım Can Haci

— Maarif Nazırı: Abdülkerim Han Mahdum

— Evkaf Nazın: Şemseddin Turdi

— Adliye Nazın: Zarif Kari

— Ziraat ve Ticaret Nazırı: Abdulhasan Musa Bay

— Maliye Nazırı: Ah' Akhun

— Sıhhiye Nazın: Abdullah Gani.

Milliyetçi Çin hükümetinin iç savaşlarla meşguliyeti dolayısiyle Doğu Türkistan'a yeni bir ordu gönderemiyeceğini hesaplayan ve Doğu Türkistan'ın müstakil genç Türk devleti yaşadığı takdirde, Rus esaretindeki Batı Türkistan, Azerbaycan, İdil-Ural, Kuzey Kafkasya ve Kırım gibi Türk ülke­lerine örnek olacağından korkan Sovyet Rusya o sıralarda yalnız Urumçi'de tutunabilen mahsur Çin kuvvetleri kumandanı ile gizlice anlaştı. Sovyet Rusya, Çinli kıyafetine soktuğu Kızıl Ordu'nun en seçme birliklerini modern silahla teçhiz, uçaklarla takviye ederek, mahdut sayıdaki derme çatma silahlarla fakat imanla savaşan milli kuvvetlerin üzerine iki koldan saldırttı. Komşu devletlerden altın karşılığı silah ve cephane tedarik edemeyen milli kuvvetleri bu durum karşısında mukadder olan mağlubiyetten kurtulamayınca, genç Doğu Türkistan Cumhuriyeti Devleti ortadan kaldırıldı.

Milliyetçi Çin dahil olmak üzere, Doğu Türkistan'ın bütün dış alemle irtibatını kesen Sovyet kuv­vetleri, bu memleketi fiilen işgal ve tahakkümü altına aldı. Sureta iktidara geçirdiği general Şin-^Jı-Say vasıtasiyle Doğu Türkistan'da tedhiş rejimi kurarak, büyük bir temizlik ve sosyalizasyon hare­ketine girişti. Bu durumu 1933-34 senesinden 1943 senesine Kadar fasılasız devam etti. İkinci Dün­ya Harbi'nde Hitlerin ordularının süratle ilerliyerek Moskova'nın yakınlarına kadar sokulduğu bir sırada, o zamana kadar Sovyetlerin emellerine sadakatle hizmet etmiş ve Rus müşavirlerinin verdi­ği her emri kayıtsız şartsız yerine getirmiş bulunan, Şin-Şı-Say, zurjur eden bu fırsattan faydalana­rak gizlice Mareşal Çang-Kay-Şek hükümetiyle anlaştı ve 1943'de Çin kuvvetleri Doğu Türkistan'a girdi. Milliyetçi Çin hükümeti General Şin-Şi-Say'ı geri çekti; yerine merkezden general U-Cing-Şin'i umumi vali olarak Urumçi'ye gönderdi.

Hürriyet ve istiklal uğrundaki mücadelesinden yılmayan Doğu Türkistan Türkleri, 1944'de İli böl­gesinde Milliyetçi Çin kuvvetlerine karşı yemden ayaklandılar. Bu sıralarda Rus - Alman harbi de yavaşlamış, hatta Rusların lehine gelişmeye başlamıştı. Doğu Türkistan işlerine müdahale fırsatı kollayan Ruslar başlangıçta ili bölgesi milliyetçilerine yardım ettiler. Böylelikle İli havzasında merkezi Kulca olmak üzere, Tarbagatay ve Altay vilayetlerinden müteşekkil, müstekil "Doğu Türkistan Cum­huriyet Devleti" kuruldu ve 1944 Ekiminde resmen ilan edildi. İkinci defa istiklaline kavuşan Doğu Türkistan Türklerinin kurduğu bu devletin kurucuları ve hükümet erkanı şu kimselerden ibaret idi:

— Reisicumhur: Ali Han Töre

— Reisicumhur Muavini: Hekim Han Hoca Beg

— Gnel Sekreter: Abdürauf

— Maliye Nazırı: Enver Musabay

— Maarif Nazırı: Seyfeddin Azizi

— Adliye Nazın: Mehmet Can Mahdum

Sadece 3 vilayete münhasir küçücük bir devlet olmasına rağmen, Doğu Türkistan Cumhuriyeti'-nin tek başına Milliyetçi Çin ordularıyla savaşarak bu orduları mağlup ve perişen etmesi, ayrıca Sovyet esaretindeki Türk ülkelerine ve hususiyle bitişik Batı Türkistan'a karşı kötü emsal teşkil edebileceği kaygusu, Sovyetlerde korku ve endişe yarattığından Sovyetler, türlü entrikalarla milli hükümeti, Çank-Kay-Şek hükümetiyle sulh akdetmeye zorladılar. Böylece 1946 senesinde iki hükü­met temsilcileri arasında varılan bir anlaşma neticesinde müstakil Doğu Türkistan Cumhuriyeti fes­hedilerek, Milliyetçi Çin ile müştereken bir koalisyon hükümeti kurulması kararlaştırıldı. Sovyet­ler, böyle bir anlaşmayı sulh muahedesi imzalamayı reddeden Reisicumhur Ali Han Töre'yi bir gece yakalayıp Rusya'ya kaçırdılar ve yerine kendi taraftarlarını geçirdiler. Kulca andlaşması adliye ta­rihe geçen bu andlaşma gereğince kurulan müşterek koalisyon hükümetinde şu kimseler vardı: l Umumi Vah': Doğu Türkistan'daki Milliyetçi Çin orduları başkumandanı general Ciang-Ci-Curig (1947'den itibaren Dr. Mesut Sabri), 2 — Genel Sekreter: Lu-Ming-Cung (1947'den itibaren Isa Yu­ suf Alptekin), 3 — Umumi Vali birinci muavini Ahmet Can Kasım, 4 — Umumi Vah' ikinci muavini Burhan Şehidi (1947'den itibaren Mehmet Emin Buğra), 5 — Dahiliye Nazırı: Celaleddin Wang, 6

Dahiliye Nazır muavini Rahim Can Sabir, 7 — Sıhhiye Nazırı Delil Han, 8 — Nâfıa Nazırı Meh­met Emin Buğra, 9 — Maarif Nazırı Say-Zung-Şen, 10 — Maarif Nazır Mavini Seyfeddin Azizi, 11 Maliye Nazın Canım Han Hacmi.

Bu hükümet, Komünist Çin kuvvetlerinin, 13 Kasım 1949 tarihinde, Doğu Türkistan'ın hudut şehri Kumul'a girdikleri tarihe kadar devam etti.

Çin'in Doğu Türkistan ile münasebetlerine umumi bakış:

Milliyetçi Çin ve Kızıl devletlerinin gerek resmi şahsiyetleri, gerek ilim adamları, her vesilede Çin­lilerin 2.000 seneden beri Doğu Türkistan'a hükmettiklerini, bu memlekette koloniler halinde yaşa­dıklarını iddia ederler. Doğu Türkistan'a vaki Çin tecavüzlerini güya haklı göstermek için, sırf pro­paganda maksadiyle ileri sürülen bu gülünç iddiaların ne derece tarihi hakikatlere uyduğunu bizzat Çin tarihleri ve diğer Çin kaynaklan üzerinde yapılacak bir araştırma ortaya koyar.

Çin'in 5.000 senelik tarihini ilgilendiren ve Çin hükümetlerince muteber oldukları resmen kabul ve tescil edilmiş bulunan "Büyük Çin Tarihi" adlı 25 kitap vardır. Bu kitaplarda Çinlilerin tarihte Doğu Türkistan'la münasebetleri açıkça şöyle kaydedilmiştir:

— Çinliler Han sülalesi devrinde (M.Ö. 206 - M.S. 24), Hun Türklerinin baskısından kurtulmak maksadiyle, ili bölgesinde hüküm süren Usun Beyliği ile Afganistan'daki Yüeçi'leri Hunlara karşı
kaldırtmak için ittifaka davet etmişlerdir. Bu maksatla ilk defasında (M.Ö. 139'da), en kurnaz dev­let adamlarından general Can-Çen başkanlığında 100 kişilik, ikinci defasında (M.Ö. 121'de), 300 ki­
şilik bir sefaret heyetini fevkalade selahiyetlerle elçi olarak Doğu Türkistan'a göndermişler fakat bütün gayretlerine rağmen Çin elçisi eli boş olarak dönmüştür.

— Çinliler, M.Ö. 99,89 ve 64 senelerinde Doğu Türkistan'ın Lolan ve Turgan şehirlerine baskın­la girmeye muvaffak olmuşlarsa da pek çabuk tardedilmişlerdir.

— Han sülalesinin M.S. 25 — 220 devresinde, Hun birlikleri Turfan ve Urumçi şehirlerine saldı­ran Çinlilerle savaş halinde iken, Çin hükümeti, Türk beylerinin arasını açmak, nifak sokmak ve
Türk beylerini birbirine düşürmek maksadiyle en güvendikleri adamlarından Ben-Çao'yı, M.S. 72'de 36 kişilik ber sefaret heyeti başında Doğu Türkistan'm Yarkent, Yolan ve Kaşgar şehir devletleri
beylerine göndermiştir. Üç sene içinde hiç bir muvaffakiyet sağlayamaması üçzerine Ben-Çao geri çağrılmıştır. Ancak bu elçi davete icabet etmemiş, Doğu Türkistan'da kalarak M.S. 101 senesinde Çin'e avdet etmiştir.

— Tang sülalesi devrinde (M.S. 618-907) 630 senesinde Çin'in himayesine giren Doğu Göktürk Devleti 639,645 ve 655 senelerinde yaptığı akınlarla Doğu Türkistan'ın kuzey bölgesini işgal etmiş­
se de 600'da bu Türk devletinin Doğu Türkistan'la olan münasebeti kesilmiştir.

— Çinliler, 688 692 ve 746 senelerinde Tekrar Doğu Türkistan'a hücum etmişler fakat Türkler, Tibetliler ve Arabların müşterek hareketleriyle tardedilmişlerdir. Böylece M.Ö. 139 senesinden, M.S.
746 senesine kadar geçen 885 yıllık devre içinde Çin'in Doğu Türkistan'la olan münasebetleri, sade­ce birkaç askeri harekat ile elçilik münasebetlerine münhasır kalmıştır. Buna mukabil aynı devre­lerde, bizzat bugünkü Çin kıtası içinde, bazı Türk kabileleri tarafından, Çin tarihlerinin yalnız Çince isimlerini zikrettiği şu devletler kurulmuştur:

tik Cav devleti (304-414), Son Cav devleti (319-352), Batı Cıng devleti (385-431), ilk Yen devleti (338-370), Güney Liang devleti (397-414), Batı Liang devleti (397-439), Doğu Vi devleti (543-550), Kuzey Cu devleti (557-581), Son Tang devleti (923-936).

Diğer Çin kaynaklarına gelince; 339 senesinde Turfan, Karaşehir, Kuçar, Hoten ve Çargahk yol­larından geçerek doğu Türkistan 'in hemen her tarafını dolaşmış bulunan meşhur seyyah Çinli Rahib Fa-Şen yazdığı hatıratında Doğu Türkistan'ın şehir ve kasabalarında hiçbir Çinliye rastlamadığını kaydeder. Bu beyan, 399 senesin­den. Doğu Türkistan'ın Cinliler tarafından kesin surette zapt ve işgal edildiği 1760 senesine kadar geçen 1370 sene zarfında bu memleketin hiçbir yerinde Çinli koloninin bulunmadığını gösteren tari­hi bir vesikadır. Diğer bir Çinli seylah olan Rahib Şuang-Cang'ın anlattıktan da Rahib Fa-Şen'in ifadelerini doğrulamaktadır.

Seyyah 629-645 senelerinde Doğu Türkistan'ı baştanbaşa dolaşmış ve Doğu Türkistan'da bu de­virlerde yaşayan Türk kabileleri hakkında çok geniş bilgiler vermiştir.

Bu itibarla, Doğu Türkistan'a vaki birkaç Çin askeri harekatı, bazı kasaba ve şehirlerin muvak­kat işgali, nihayet birkaç sefaret heyetinin Doğu Türkistan'daki beyliklere gönderilmiş bulunması, bu memleketin 2000 senedenberi Çinliler tarafından işgal edildiğine veya Çinlilerin burada koloniler halinde asırlarca yaşadıklarına delil teşkil etmez. Kaldı ki, tarihte birçok devlet, uzun seneler ve hatta asırlar boyunca devamlı olarak ellerinde bulundurdukları, işgal ettikleri memleketleri terket-mek mecburiyetinde kaldıktan zaman, bu yerler üzerinde hiçbir hak ve iddiada bulunmamışlardır. Doğu Türkistan, Çinlilerden evvel, M.Ö. 539'da İranlıların, 300 senesinde Büyük iskender'in işgali­ne uğramış; M.S. 9 uncu asırda Arablar daha sonra da Moğollar tarafından zaptedilmiş olduğu hal­de bugün bu milletlerden hiçbirisi Doğu Türkistan üzerinde hak iddiasında bulunmamaktadırlar.

Bunlara rağmen Çinlilerin noktai nazarları itibar kazansa bizzat Çin devleti ve Çinliler, asırlarca Türklerin, Moğolların ve Mançu'ların hakimiyeti altında kalmış olduklarına göre, Çin kıtasının da sırasiyle Türklerin, Moğolların ve Mançu'ların mülkü obuası iktiza eder.

Coğrafi bakımdan münasebetler:

Coğrafi bakımdan Doğu Türkistan Çin'in milli hudutları dışındadır. Hun Türklerinin Çin'e olan devamlı hücum ve akınlarını önlemek maksadiyle, Çin imparatoru Chi-Huang devrinde (M.ö. 210), Çinliler 18 sene çalışarak 6 metre yükseldik, 4 metre genişlik ve 2550 km- uzunluğundaki meşhur Çüı şeddini (Wang-Li-Cang-Cing) yaptılar. Tarihte dünyanını 7 harikasından biri olarak kabul edi­len Çin şeddi o tarihtenberi Çin'in milli ve resmi hududunu teşkil eder. Çin duvarının batıya açılan iki kapısı vardır: a — Yü-Min-Guan, Yeşim Kapısı manasındadır. Yeşim taşının Doğu Türkistan'da istihsal edilmesi dolayısiyle Çin'in Doğu Türkistan'a bakan kapısına bu ismin verilmiş olması ihti­mali kuvvetlidir, b — Ca-Yi-Guan, dar ve derin güzel kayalık manasındadır. Bu kapı meşhur ipek yoluna açılır ve Kumul şehri istikametindedir. Nitekim Amerika'nın Hanvard Üniversitesi tarafın­dan 1935 senesinde yayınlanan Çin tarihi ve ticari atlası adlı bir kitabda, Çin sülalesi (M.ö. 255-206), ilk Han sülalesi (M.ö. 206 - M.S. 24), son Han sülalesi (M.S. 25-220) ve Tang sülalesi (M.ö. 618 -907) devirlerinde, Çin'in Batı hududu olarak Çin şeddinin Yü-Min-Guan kapısı gösterilmiştir. Bu itibarla Çin'in tarihi ve milli hudutları dışında yaşayan Doğu Türkistan Türklerinin ırk, dil, din kül­tür, dini örf ve adetler, hatta beslenme şekli bakımından Çin milleti ile hiçbir alaka ve rabıtası olma­mıştır.

Aksi halde 2.000 sene gibi uzun bir zaman zarfında Çin kültürünün mahalli kültüre müessir olma­sı, Doğu Türkistan Türklerinin milli yapısı veya yaşayış tarzı üzerinde semeresini göstermiş bulun­ması lazım gelirdi. Oysa, Doğu Türkistanhlardaki Çin düşmanlığı ve Çinlilere karşı üstünlük duy­gusu zamanımıza kadar bütün şiddetiyle devam edip gelen mühim bir unsurdur.

Çinlilerin Doğu Türkistanlılarla ırki yakınlık meselesi:

Milliyetçi Çüı hükümeti 1943 senesinde Doğu Türkistan'ı eline geçirince ilk iş olarak, Çin Cumhu­riyeti dahilinde yaşayan Doğu Türkistan, Tibet, Moğolistan ve Mançurya gibi hudut bölgelerinde yaşayan Çinli olmıyan milletlerin esas itibariyle Büyük Çin milleti içinde, olduğu mense' itibariyle Zung-Zu, yani aynı nesilden gelmiş birer kabile olduklarını, dolayısiyle Çin kıtası üzerinde muhtelif milletlerin mevcudiyetinin kabul edilemiyeceğini, ancak bir tek Çüı milletinin var olduğunu resmen iddia ve ilan etmiştir. Bu görüşü aynı zamanda Milliyetçi Çin'in başkam olan Mareşal Çang-Kai-Şenk de yazdığı "Çinin Mukadderatı" adlı kitabında aynen benimsediğini açıklamıştır. Çinlilerin bu iddiası, diğer iddiaları gibi tarihi hakikatlere uygun değildir. Doğu Türkistanlıların, Türk ırkına mensup özbeöz Türk olduktan ilim dünyasınca kabul edilen bu- gerçektir. Bu hususu bizzat tarihi Çüı kaynaklan da teyit eder:

a — Ling-Ho-De-Fin (538-666) tarafından yazılan ve resmi tarih kitabı olarak Çin hükümetince kabul ve tescil edilen Cing Sülalesi Tarihi adlı kitabın 51 inci cildinde "Gök Türkler Hunlarm bir kolu olup Asena soyundan gelmişlerdir" diye yazılıdır.

b - Keza U-Yang-Şu (1005-1071) adlı bu- Çüı tarihçisinin yazdığı "Yeni Tang Sülâlesi Tarihi" adlı kitabının 217 nci cildinde "Uygurların ecdadı Hunlardır" diye yazılıdır.

c — En eski Çin tarihçileri eserlerinde "Hunlarm, Göktürklerin ve Uygurların aynı ırka mensup olduklarını" kaydederler.

ç — Çin Cumhuriyetüıüı kurucusu olan Dr. Sun-Yat-Sen dahi 1924 senesinde yayınladığı meşhur San-Min-Cu-Yi = Uç Halk Prensibi adlı kitabında, Doğu Türkistanlılardan bahsederken "Müslü­man Türkler" tabirini kullanmıştır.

Dil bakımından münasebetler

Doğu Türkistanlıların konuştuktan dil Türkçe'dir; bu dil Hakani lehçeaidir. Türkçe, Çinceden ta-mamiyle f arklı Mrfisandır. Çince tek heceli, Türkçe ise çok hecelidir. Türk .ve Çin dillerinde en ibti-dai devirlerden beti kullanıla gelen yer isimleri, insan isimleri, hayvan isimleri, yemek isimleri ve sayılar gibi en çok! kullanılan if«liiT|Al«f incelenirse Çince ile Türkçe arasında bu bakımdan en ufak bir benzerlik veya yakınlık bulmak mümkün değildir. Bunun gibi, Türkçe ile Çince arasında cümle kuruluş tarzı bakımından büyük farklar vardır.

Doğu Türkistanblaıın Türkçe konuştuktan Vmirinnda Çin kaynaklarında şu H^iU"* vardır:

a — Çin hükümeti tarafından neşredilen Yeni Çin Atlasında Sinkiang'daki Türkler Türkçe konu­şurlar, denmektedir.

b — "Çin hudut h«iifi«nmn tarihi" adlı bir kitapta, "Sinkiang'da 14 çeşit millet vardır. Bunlar­dan, Türkçe konuşlan müslümanlar, uygurlar, Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler ve Tatarlardır" denil­mektedir.

c — "Çin tarih kronolojisi" adlı kitabında Lae-Ming-Yuan ve "Dünya Olayları" dergisinde Wang-Ping, Sinkiang'da halkın % 70 'ini Uygurlar teşkil eder; Uygurlar Türkçe konuşurlar, diye yazmak­tadırlar.

Yazı bakımından münasebetler

Doğu Türkistanlılar tarih boyunca Çinlilerle siyasi ve askeri temaslarda bulunmalarına rağmen, hiçbir zaman Çin yazısını, edebiyatını, sanatını ve kültürünü kabul etmemişlerdir. Doğu Türkistan­lılar tarihte sırasıyla Orhun, Uygur ve Arab alfabesini kullanmışlardır. Bu alfabelerde yazılmış sa­yısız eserler balen bütün büyük merkezlerdeki kütüphane ve müzeleri süslemektedir.

Japonlar ve Koreliler, ilk devirlerce Çin ile devamlı münasebetleri bulunmadığı, Çin medeniyet ve kültürünün kaynağı olan San Nehir boylarından çok uzaklarda yaşadıktan ve hiçbir suretle zor­lanmadıkları halde, Çin medeniyet ve kültürünün cazibesine kapılarak Çin yazısını ve Çince kelime-leri, taşıdıkları umun» ve mefhumlanyla birlikte kabul etmişlerdir. Halbuki asırlardan beri San Ne­hir boylarına yakın bölgelerde yaşıyan, senelerce Çin'e akınlar tertip ederek, Çinlilerle sıkı münase­betler tesis eden son 200 seneden beri birkaç def a Çin'in fiili tecavüz ve istilasına maruz kalan Doğu Türkistan Türkleri, zorlandıkları halde kendilerine has yüksek medeniyet ve kültürleri sayesinde Çin medeniyet ve kültürünün tesirinden uzak kalmışlardır.

Din, milli örf ve adet beslenme şekli halnmııufon münasebetler

Çinliler Tao, Konfüçiyüs ve Buda dinlerine mensupturlar. Doğu Türkistanlılar ise 10 ncu asırdan beri mü&lüman olup, sünni mezhobinHftndirlar, İslamiyet'ten evvelki devirlerde şamanı esaslarına dayanan eski Türk örf ve adetlerine sahiplerdi. Islamiyetten sonra teessüs eden yeni, dini, milli ört ve adetleri bugüne kadar devam edegelmiştir.

Doğu Türkistanlıların başlıca gıdaları, et, süt ve buğdaydır. Çinlilerin başlıca gıdaları ise pirinç ve balıktır.

Doğu Türkistan'ın eski medeniyet ve kültürü:

19 uncu yüzyılın sonlarında birçok Avrupalı şarkiyatçı ve Türkolog, bu meyanda D. De Rhine, Von le Coq, Brower, A. D. Klements, Dr. Swen Hedin, Dr. Aurel Stein gibi alimler, Doğu Türkis­tan'a üst üste yaptıkları ilmi seferlerde kazılara dayanan esaslı araştırma ve tetkiklerde bulunmuş­lardır. Bu alimlerden D. De Rhine 'nin 1983'de Doğu Türkistan'ın Hoten şehrindeki araştırmaların­da, kayın ağacı üzerine yazılmış 2.000 sene öncesine ait bir yazı bulunmuştur. Keza Dr. Aurel Stein Doğu Türkistan'da yaptığı kazılarda bulduğu büyük tarihi kıymeti haiz eserleri 108 sandık içinde memleketine taşımıştır.

Batılı alimlerin yaptıkları arkeolojik kazı ve araştırmaların neticesinde Doğu Türkistan'ın Tur­fan, Hoten, Lop ve Küçar şehirleri civarında kıymetli tarihi belgeler, eski şehir, mabed ve saray ha­rabeleri, gümüş sikkeler, kıymetli' yazılarla süslü güzel tablolar ve minyatürler meydana

tır. Bu eserler, Doğu Türkistan Türklerinin Tarih boyunca büyük bir medeniyet ve kültüre sahip olduklarını göstermektedir.

Doğu Türkistan medeniyet ve kültürünün ne derece yüksek bir seviyeye ulaşmış olduğunu bizzat Çin kaynaklarında müşahede etmek mümkündür:

— Çang-Çen «rfıpHalri bir Çinli seyyah M.Ö. 139-121 senelerinde Doğu Türkistan'da dolaşırken, yerli halkın nehir sularını küçük kanallara bölmek, suyu en uzak mevkilere götürmek, geniş ve an-
zalı arazileri dahi sulamak suretiyle ziraatta çok geniş bilgi ve tecrübeye sahip olduklarını, Çin'de bilinmeyen birçok bitkinin Doğu Türkistan'da yetiştirilmekte olduğunu, hayranlıkla müşahede et­
miş ve 20 'den f azla çeşitli bitkinin tohumlarını Çin'e götürmüştür.

- M.S. 65 senesinde Çin'den 18 kişilik bir heyet, Hoten şehrindeki yüksek Budist müessesele­rinde Budizmi yakından tetkik etmek ve öğrenmek gayesiyle bu şehre gelmiş ve 2 sene sonra Çin'e dönerek Çin 'in başkenti olan Lo-Yang şehrinde büyük bir budist mabedi inşa ettirmiş­lerdir.

3 — Budizmi öğrenmek için 10 sene Hoten'de kalan Çinli rahip Fa-Şen ve diğerleri Doğu Türkis­tan'da, bilhassa Hoten ve Küçar şehirlerinde, Budizmin çok inkişaf ettiğini, halkın son derece medeni, misafirperver ve alicenap olduklarını, musikiye karşı büyük alaka duyduklarını, çeşitli müzik aletleri kullandıklarını müşahade ve ifade etmişlerdir.

— 626'da Çin tahtına oturan imparator Tay-Zung, Turfan şehrine hususi stajiyerler göndermiş, bunlar vasıtasıyla şarap ve şeker imal etme usulünü Çin'e sokmuştur.

— Han ve Tang sülaleleri devrinde Doğu Türkistan'dan geçeri Çinli seyyahlar bu ülkede musiki­nin çok ileri olduğunu, Küçar ve Turfan'da 15 müzik aletli 20 kişilik, Kaşgar'da 10 müzik aletli 12
kişilik orkestralar gördüklerini hayranlıkla beyan etmişlerdir. Hatta Ciang ve Li adlarında devrin meşhur iki Çinli musikişinası Doğu Türkistan'a kadar giderek müzik tahsil etmişler ve avdetlerinde
birçok müzik aletlerini memleketlerine getirmişlerdir.

— Sonraki Han sülalesi devrinde (25 220 yıllan arasında) Doğu Türkistan'ın müzik aletlerinin Çin ordularında askeri bando olarak kullanıldığını Çin tarihçileri kaydeder.

Çinliler, askeri rütbe, talim-terbiye ve savaş taktikleri ile demir eritmek ve demire su vererek sert­leştirmek usullerini Türklerden öğrenmişlerdir.

Bizans imparatoru U. Justianus'un 568'de Göktürk imparatoru nezdine gönderdiği elçisi Zemark-hos ve maiyeti; Küçar şehri civarındaki Akdağ'da kurulan Göktürk hakanının otağına girdiği za­man, otağın ancak Bizans saraylarında görülebilen ziynet ve ihtişamda okluğunu hayranlıkla mü­şahede etmiştir. Bundan başka Bizans elçisi o tarihlerde Avrupa pazarlarında teşhir edilen birçok silah ve diğer aletlerin Türkler tarafından imal edildiğine şahit olmuştur.

Türklerin ilk kültür merkezleri Orhon ve ötügen bölgesinde bulunan Orhon kitabeleri inşa edil­dikleri tarihten 300 sene sonra Kaşgar şehrine intikal etmiştir. Bu şehri XI. yüzyılda Türk dünyası­nın kültür merkezi olarak görüyoruz. Doğu Türkistan'da kurulan Karahanhlar imparatorluğu dev­rinde, Doğu Türkistan, Türk kültür tarihinin en mühim eserlerini vermiştir. Türk kültürünün me- * dari iftiharı olan Kutadyu-Bilig ve Divanü Lügat-it Türk gibi ölmez şaheserler bu devrin mahsulü­dür.

Nihayet Cengiz Han'ın kurduğu Büyük Moğol imparatorluğunda, Uygur yazısı senelerce resmi devlet yazısı olarak kullanılmış ve imparatorluğun en mühim işlerim uygur Mirzalarının ve Uygur müşavirlerinin yardımı ile yürütmüştür.

Doğu Türkistan'da nüfus hareketlerinin manası:

Doğu Türkistan'da nüfus hareketleri, bu memleketin Çinlileştirümesi maksadiyle Çinli muhacir­lerle doldurularak yerli Türklerin azınlıkta bırakılması, yahut bu hareketlere karşı çıkan, fakat isti­lacı Çinlilerin katliamından korkan bir kısım Türklerin öz yurtlarını terkedip kitleler halinde komşu memleketlere göç etmeleri şeklinde olmuştur. Doğu Türkistan'ın son 200 senelik mazisi, Doğu Türk­istan'da uygulanmak istenilen Çinlileştirme politikasına ve Çinli muhacir akınına karşı yerli Türk­lerin gösterdikleri milli mukavemet ve şuurlu tepkilerin tarihidir. Gerçekten Doğu Türkistan Türk­leri asırlardanberi Çin ordularının saldırılarına karşı mukavemet ettikleri gibi, Çinli muhacirlerin bu memlekette yerleşmelerine de engel olarak vatanlarını ve kendi varlıklarını korumasını bilmiş­lerdir. Doğu Türkistan bu suretle bugüne kadar mevcudiyetini ve milli varlığını devam ettirebilmiş­tir. Eğer Doğu Türkistan Türkleri geçmişte bu şuurlu mukavemeti göstermemiş olsaydılar çoktan Çinlileştirilmiş ve tamamen imha edilmiş olacaklardı.

Çin'in Doğu Türkistan'ı Çinlileştirmek isteği, tarihi Çin emperyalizminin bir gereğidir.

Çinliler, hodgam, haris, insafsız, mağrur ve zalim bir millettir; kendisini diğer bütün milletlerden üstün görür; dünyanın diğer bütün milletlerinin efendisi telakki eder. Bu sebeple Çinliler kendileri­ne "Cung-Go" unvanını vermişlerdir. Merkezi Devlet manasına gelen bu unvana göre, Çin milleti kendi devletini, dünyanın bütün devletlerinin merkezi sayar.

Çin milleti fevkalade sızma ve yayılma karakterine, yüksek asimilasyon kudret ve kabiliyetine sahiptir. Devlet ve ilim adamları Çinlilerin bu karakteriyle iftihar ederler. Çin, dünya müstemleke­ler tarihinin kaydettiği en eski emperyalist ve.müstemlekeci devlettir, Çinliler başlangıçta Sarı neh­rin (Huang-ho) aşağı ve yukarı boylarında yaşamakta iken, temas ettiği komşuları olan ve yukarıda zikredildiği üzere, Cav, Batı Cav, Yen, Batı Liyang v.s. gibi Çince isimler taktıkları Türk soyundan birçok kabileleri bünyelerinde eriterek büyümüşlerdir. 1600 senesinde henüz seksen milyondan iba­ret olan Çin nüfusunun 3,5 asır zarfında 750 milyonluk muazzam kitle haline gelmesini sadece nü­fus artısına bağlamak hatalıdır. Bunun esas sebebi nüfus artısından ziyaret, Çin milletinin karakte­ristik vasıflarında ve tarihi emperyalizminde aramak daha isabetli olur. Gerçekten Çin milleti, Çin kıtasının doğu ve güneydoğu bölgelerine yavaş yavaş nüfuz ederek, buralarda yaşıyan Çin olmayan milletleri kısmen içinde eritmiş, bünyesi içine alamadıklarını buralardan kovarak Doğu ve Güney­doğu Çin denizlerindeki adalara sürmüş ve vatanlarını kendi topraklarına ilhak etmiştir. Bundan başka Batı Türkistan'ı, Afganistan'ı şimalindeki Bedehşah bölgesini, Keşmir'in Hunza, Gilgit ve Bakıştan bölgelerini, Nepal ve Bütan'ı, Dış Moğolistan ile tç Moğolistan'ı, Mançurya, Doğu Türk­istan ve Tibet gibi bugünkü müstemlekelerini, Tayland, Vietnam, Laos, Kamboçya, Malaya, Cava, Sumatra, Borneo ve Okinava gibi memleketlerden bazılarını Ming sülalesi devrinde, bazılarını da Mançu sülalesi devrinde birkaç defa istila etmiştir. Bütün bunlara rağmen Çinliler, tarihte başka milletlerin, mesela Türklerin, Tibetlilerin, Moğolların ve en son olarak da Mançu'ların esaretine uğ­radıkları zamanlarda; bu milletleri kendine yabancı, barbar, vahşi ve gasıp gibi sıfatlarla telin et­mekten geri kalmamışlardır.

Çin kıtasını işgal eden yabancı milletlerin Çin üzerindeki hakimiyetine karşı isyan etmekte kendi­sini daima haklı bulmuş; mezkûr milletleri esareti altına aldığı zamanlarda ise o milletleri yabancı değil, bilakis kendisine akraba bir millet (Zung-Zo) saymış ve kendi potasında eritip yok etmek için ne mümkünse yapmıştır.

Çin'in Doğu Türkistan'ı istila etmesinin ve bu memleketi Çinlileştirmek istemesinin başlıca se­beplerinden biri. Doğu Türkistan'm fevkalade müsait stratejik ve jeopolitik mevkiidir. Bu müsait durumu dolayısiyle Çin devleti, Doğu Türkistan'ı merkezi bir üs yaparak, buradan Batı Türkistan, İran, Afganistan, Hindistan, Orta-Doğu, Anadolu ve Balkanlar üzerinden bütün Avrupa'yı istila ve dünyaya hakim olma arzusundadır.

Çin tarihleri, Çinlilerin, daha miladdan önceki devirlerde, Hindistan ile bugünkü Pakistan'ı istila hareketine geçtiklerini, fakat bu bölgelere ait coğrafi bilgisizlikleri dolayısiyle hedeflerine ulaşama­dıklarını kaydeder. Çin devleti, M.Ö. 101 senesinde, Doğu Türkistan'ı üs yaparak, 6.000 askerle ve ertesi sene de 60.000 askerle Batı Türkistan'ı istila etmiştir. VII. asırda Çinliler gene Doğu Türkis­tan'ı üs yaparak. Batı Türkistan'ı istila etmişler ve Hazar denizi kıyılarına kadar uzanmışlar; daha da ileri giderek iran'ı İran üzerinden bütün Orta-Doğu memleketlerini istilaya hazırlandıkları bir sırada püskürtülmüşlerdir. Gene aynı asırda Çinliler bugünkü Pakistan'ın kuzeybölgelerini teşkil eden Hunza ve Baltıstan taraflarını iki defa istilaya muvaffak olmuşlardır.

Bu sayılanlar dışında, Doğu Türkistan Türklerinin asırlar boyunca Çinlilerle mücadelesi sayesin­de, emperyalist Çin'in batıya sıçrama teşebbüsleri ve batıya yönelmiş saldırılan Doğu Türkistan'­da kesilmiştir. Bu suretle Doğu Türkistan, Çin'in batıya geçmesine daima bir mania teşkil etmiş ve sel gibi akan Çin emperyalizmini Doğu Türkistan'da mevzileştirmeye muvaffak olmuştur. Eğer Doğu Türkistanlıların Çinlilerle mücadeleleri olmasaydı, emperyalist Çin, zamanımızdan asırlarca evvel batıya sıçrayacaktı. Böylece Doğu Türkistan tarihte, Türk dünyasının ve Batı aleminin doğu­daki en müstahkem kalesi rolünü oynamıştır. Bunu anlamak için bugünkü Milliyetçi Çin Cumhuri­yetinin kurucusu Dr. Sun-Yat-Sen'in meşhur kitabına bir göz atmak yeterlidir: Milliyetçi Çin devle­tinin umumi siyasetine ışık tuttuğu kadar bugünkü Kızıl Çin devletinin umumi politikasını etkile­yen Dr.Sun-Yat-Sen kitabının bir yerinde şöyle der: "Çin devleti, eskiden çok kuvvetli ve muazzam bir devlet idi. Çok geniş topraklara hükmederdi. Geçmişte Çin devletinin siyasi hudutları şöyle idi: Doğuda Şark denizi, batıda Pamir yaylasının batı kısımları, kuzeyde Amur nehri, güneyde Himala-ya dağlan, Vietnam, Burma bizim topraklanınız idi. Vietnam'ın Çin'den toparümasından evvel Çin devleti, Amur ve Asur nehirlerinin her iki kıyısındaki topraklarını kaybetti. Ondan daha evvel Do­ğu Türkistan, Batı Türkistan bizim topraklarımız idi. Bu ülkelerden başka Tayland, Okinava, Bor-neo, Sumatra, Cava, Nepal ve Bütan gibi Güneydoğu Asya memleketleri Çin'e tabi olup Çin devle­tine vergi veya haraç verirlerdi. Fakat Çin devleti geçen asırda zayıflayınca, Avrupalı emperyalist yabancı milletler Çin'in birçok ülkelerini zorla koparıp aldılar. Binaenaleyh Çin devleti tekrar kuv­vetlenmen* ve birgün bu ana topraklarımız mutlaka geri almadılar." Modern Çin'in kurucusu sözle­rine devamlı "Eğer 400 milyonluk Çin devleti tarihte, hangi yoldan yürümüştür diye bir sual sorula­cak olursa, Çin devletinin emperyalizm yolundan giderek bugünkü vüsat ve inkişafını sağladığı ce­vabı verilmelidir. Zira atalarımız, tarihte askeri kuvvet kullanarak zayıf milletlerin yurtlarını zapt ve işgal etmek suretiyle Çin devletini büyütmüşlerdir" diyor. Çin milletinin en yetkili şahsiyetinin kalemiyle ifade edilen bu sözler, ister milliyetçi, ister kızıl olsun Çin devletinin milli hedeflerini ve emperyalist gayelerini açıkça göstermektedir. Her ne kadar Milliyetçi Çin, uğradığı dahili ve harici gaileler dolayısiyle, kesin teşebbüslere girişmeye cesaret edememiş ve imkan bulamamış ise de bu­günkü Kızıl Çin hükümeti, komünizm yoluyla bu milli hedeflere müteveccih büyük gayretler sarfet-mekte, esaslı ve şümullü tedbirler almaktadır.

Doğu Turkistanda Çin İstila devirleri:

Doğu Türkistan 'in ırk, dil, din, örf-adetler ve sosyal yapısı bakımından Çin milleti ile hiçbir müna­sebet ve yakınlığı bulunmamaktadır; Çin'in tarihi ve milli hudutları HıaınHn kalan Doğu Türkistan, her ne kadar tarihte birkaç defa Çinlilerin istilasına maruz kalmışsa da, Çinliler pek çabuk tardedil-diklerinden istilaları geçici olmuştur. Çinlilerin Doğu Türkistan'ı devamlı ve fiili işgalleri ancak 1759/60 senelerinen itibaren başlar. Hürriyet ve istiklallerine son derece bağlı olan Doğu Türkistan Türkle­rin mütemadi ayaklanmalan ve bazen istiklallerine kavuşmalan dolayısiyle, Çin istilalan fasılalı ol­muştur. Doğu Türkistan Türkleri 1760 senesinden beri 97 defa silaha sarılarak Çin hakimiyetine son vermeyi teşebbüs etmişler ve bu hal, Cinliler arasında, "Sinkiang'da her 3 senede bir küçük is­yan, her 30 senede bir büyük isyan olur" sözünün bir darbımesel haline gelmesine vesile olmuştur. Böylece Doğu Türkistan'da son 200 sene zarfında bir istila devrini bir kurtuluş devri takip etmiş ve bu Türk ülkesi 5 defa Çinlilerin istilasına maruz kalmıştır. Bunlar, 1759/60 senesine kadar 103 sene devam eden birinci istila (imparatorluk) devri; 1876 senesinden 1911 senesine kadar 35 sene devam eden ikinci istila (imparatorluk) devri; 1911 'den 1943 senesine kadar devam eden üçüncü is­tila (yan müstakil, askeri Çinli umumi valiler) devri; 1943'den 1949 senesine kadar devam eden dör­düncü istila (Milliyetçi Çin) devri; 1949 senesinden beri halen devam etmekte olan beşinci istila (Kı­zıl Çüı) devridir. Bu son devir, Doğu Türkistan tarihinin en karanlık devridir. Zira Kızıl Çin işgali pek kanlı imha ve terör havası içinde ve bütün şiddetiyle hala devam etmektedir. Bu beş istila devri arasında Doğu Türkistan, 3 defa hürriyet ve istiklaline kavuşmuş, kısa bir müddet için de olsa, tam müstakildevlet kurmaya muvaffak olmuş, "Gökbayraktan Albayrağa selam" göndermek suretiyle Türklüğün bütün manevi şeref ve gururunu sinesinde duymuş ve yaşatmıştır.

A — Birinci ve ikinci istila (imparatorluk) devirleri-

Mançu sülalesinde imparator Çieng-Lung devrinde, 1759 senesinde Doğu Türkistan'ın zaptı için general Kao-Chi kumandasında gönderilen 100.000 kişilik büyük Çin ordusu, Çungarya bölgesinde şiddetli bir mukavemetle karşılaştı. Aldığı şiddetli ve hunharca tedbirleri neticesinde kanlı bir şe­kilde Çungarya'daki Kaşgarya bölgesini zaptetmeye muvaffak olan general Kuo-Chi'yi, imparator Çieng-Lung, fevkalade salahiyetlerle ve "Cang-Cung" ünvanıyle bütün Doğu Türkistan'a askeri umu­mi vah* tayin etti. 1760 senesinden sonra Doğu Türkistan'da fiili duruma hakim olan Çinliler, büyük katliama girişerek bir tedhiş ve sindirme politikası takip ettiler. Bu kanlı icraatın muhasebesini ya­pan general Kao-Chi, 1763 senesinde Çin imparatoruna gönderdiği resmi raporunda, Doğu Türkis­tan'da 1.200.000 kişinin öldürüldüğünü, 300.000 kişinin Çin'in iç taraflarına sürgün edildiğini, 12.500 ailenin yerlerinin değiştirildiğini bildirmiştir.

imparatorluk idaresi, öldürülenlerden boşalan yerlere Çin'den getirttiği 100.000 Çinli muhacir ile 7.000 Şive ve Solon ailesini yerleştirdi. Bunlara, yerli halktan zorla alınan en iyi topraklar dağıtıldı. Doğu Türkistan ziraatinin inceliklerini bilmeyen Çinli muhacirlerin bu ihtiyacını karşılamak üzere Kaşgar bölgesinin muhtelif şehir ve kasabalarından, ziraatla uğraşan 2.500 Türk ailesi zorla yerle­rinden alındı ve Çungarya bölgesine yerleştirildi. Böylece ekici manasında, "Tarançiler" adı verilen bu 12.500 hür aUe, toprağa bağlı köle haline getirilmiş oldu.

Doğu Türkistan büyükleri, ulema ve eşrafı Çinli memurların huzurunda oturmaktan menedildiği gibi, sokakta bir Çinli memura rastladığı zaman, hemen atından inerek hürmetle onu selamlamaya mecbur tutuldu. Eğer bu Çinli memur bir vali ise yerlinin, Çinli valiyi selamlarken ayrıca diz çökme­si ve ellerini arkasına bağlayarak başını önüne eğmesi, vali geçinceye kadar öylece kalması emredil­di. Vali bir Çin mabedine girmiş ise, buradan çıkıncaya kadar yoldan geçen bütün yerliler, mabedin kapısı önünde aynı vaziyette beklemeye ve vali giderken hürmetle uğurlamaya icbar edildiler.

imparatorluk Çin hükümeti Doğu Türkistan'daki Çinli memurlara, yerli Türklerden dilediği kim­seye dilediği cezayı vermek, darb ve hakaret etmek, hapsetmek hak ve selahiyetini tanıdı. Böylece umumi validen en küçüğüne kadar Çinli memurlar memleketi soyma yolunu tuttular. Memleketin ileri gelen eşrafını, zengin ve tüccarlarını çeşitli bahane ve töhmetlerle hapis, hatta idam ederek, bunların bütün mal ve mülklerini müsadere ettiler. Halkın işe yarar evleri dahi gasbedildi. Büyük evler Çin askerleri için talimgah veya subaylar için ikametgah olarak kullanıldı. Çinli memurlar hak­kında, yerli halkın şikayette bulunması menedildi.

Çin hükümeti, Doğu Türkistan halkını tahammül edemiyeceği ağır vergilere boğdu. Kanun dışı konan bu vergileri, cebir ve şiddetle tahsil cihetine gitti. Ayrıca her şahıs başına halkın "Çokça pu­lu" dediği muayyen bir baş vergisi koydu. Bu ağır vergilere rağmen yerli halk ticaretten menedildi; bütün ticaret Çinli tüccarların inhisarına verildi.

Doğu Türkistan'a ilk umumi vali olan General Kao-Chi memleketi 36 bölgeye taksim ederek, her bölgenin başına "Anbal" denilen bir vali tayin etti. Kao-Chi 9 şehirden müteşekkil olan ili vilayeti­ni kendisine merkez seçerek bu vilayetin Kulca ve Küre şehirleri arasındaki bir mahalde, devlet dai­relerini ve Çinli memurların meskenlerini içine alan hususi bir şehir inşa ettirdi; etrafını geniş ve yüksek surlarla çevirttiği bu şehre 8 kartal yumurtasını manasına "Ba-Yen-Day" ismini verdi.

Doğu Türkistan'da, Türklerin şanlı tarihlerini ve yüksek medeniyetini hatırlatan ne kadar tarihi abide, hükümet binası, kervansaray, çeşme, cami ve hamam varsa, hepsi yıktırıldı. Bunların malze­mesiyle Çin usulü hükümet binaları Baçhaneler (Vergi Dairesi), pudhaneler, Çin okulları ve Çin za­fer taklan inşa edildi.

Çin hükümeti, Doğu Türkistanlıların ahlakım bozmak, milletçe tereddiye düşürmek, sosyal yapı­sını zayıflatmak maksadiyle müslümanlığı kesin surette yasakladığı gibi, afyonhanelerin, meyha­nelerin, kumarhanelerin ve genel evlerin açılmasını teşvik etti. Doğu Türkistan'ı iktisaden sömür­mesine mukabil, bu memlekette ticaret ve sanayiin inkişafını sağhyacak hiçbir teşebbüste, memle­ketin iman ve halkın sağlığını koruyacak hiçbir müsbet faaliyette bulunmadı. Hülasa birinci ve ikinci Çin istila devirlerinde dünyanın diğer bölgelerindeki müstemlekeler büyük gelişmeler kaydederken, Çin müstemlekesi olan Doğu Türkistan, hergün biraz daha geri kalmakta, biraz daha zulmete bo­ğulmakta idi.

Çinlileştirme teşebbüsleri:

Çinlilerin Doğu Türkistan'ı zaptettikleri birinci istila devrinde kendilerine hizmette bulunan ve işgali kolaylaştıran yerli halktan bazı kimseler Pekin'e celbedildi. Bunlara, yaptıktan hizmetlerinin mahiyet ve derecesine göre batıdaki Prens, Dük, Kont v.s. gibi asalet unvanlarının muadili olan Er-Wang, Cing-Wang, Wang ve Cung gibi unvan ve rütbeler tevcih edildi. Çin imparatoru tarafından bu unvan sahiplerine Doğu Türkistan'da birçok malikane ve geniş topraklar ihsan edildiği gibi, ay­rıca devlet hazinesinden maaş bağlandı. Asiller doğrudan doğruya Çin imparatorunun şahsına sa­dık kullar sayıldığından, her türlü vergiden muaf, mahalli Çin makamlarının murakabe ve müdahaleşinden masun idiler.

Wanglann, "Çeldow" denilen geniş imtiyazlarına imrenen yerli halktan haris ve ikbal düşkünü bazı kimseler Çin imparatoruna yaranmak için, Çinlilerin lehine fakat öz vatanının ve yurttaşları­nın aleyhine birtakım faaliyetlerde bulunmaktan çekinmediler. Çin imparatoru, bunların taltif ede­rek arazi ihsan etti. Neticede halk, bir tarafta asalet unvanı ve imtiyaza sahip olanlar, diğer taraf­tan türlü meşekkat ve mahrumiyetlere katlanan memleketin öz halkı olmak üzere iki sınıfa ayrılmış oldu. Birincileri "Uluğlar", ikincilere "Uşaklar" veya "Karaçuğ'lar" denildi. Uluğlar sının geniş arazi ve malikanelere, çeşitli imtiyazlara sahip oldukları halde, uşaklar sınıfı efendileri olan asillerin ara­zilerini ekmek, onlara hizmet etmek mecburiyetindeydüer. Büyük halk kitlesini teşkil eden uşaklar, azınlıkta olan Uluğların, Uluğlar ise Pekin'de oturan Çin imparatorunun kul ve kölesi idiler.

Birinci istila devrinde Çinlileştirme teşebbüslerine, başlangıçta, Çin devletinin nimetlerine maz-har olan Uluğlar sınıfından başlandı. Bu asillerden Çinliler gibi yaşamaları, Çinliler gibi uzun saç bırakmaları, Çin usulü giyinmeleri, Çince öğrenmeleri, çocuklarını Çin okullarında okutmaları isten­di. Uluğlar ellerindeki geniş imtiyazlardan ve sağladıkları menfaatlerden mahrum kalmamak için, Çin imparatorunun kendilerine tebliğ olunan bütün emirlerini yerine getirmek maksadı ile öz yurt­larında Çince konuşmaya ve Çin usulü yaşamaya başladılar.

Çin hükümeti, Çinlileştirme sahasındaki ikinci teşebbüsünde, bütün Doğu Türkistanlıların Çin Örf ve adetlerini kabul etmelerim, Çinlilerle evlenmelerini, hatta beş vakit namaz kılınmamasını, şe­riat ahkâmına riâyet edilmemesini isteyecek kadar ileri gitti. Fakat bu teşebbüs, bütün vatan sat­hında, milletçe nefretle reddedildi. Dikkati çeken husus, Çin imparatorunun himayesine mazhar ol­muş uluğlar sınıfının bile, bu mevzuda hükümet kararlarının icrasına muhalefet etmesiydi. Hatta Uluğlar, memleketin bazı yerlerinde uşaklar sınıfı ile birleşerek Çin hükümetine karşı silaha sarıldı­lar.

Birinci istila devrinin gittikçe artan zulüm ve hakaretlerine, milli haysiyeti kinci karar ve icraatı­na karşı ilk kursun 1819 senesinde Üç turfan'dan atıldı. Bu milli ayaklanmayı diğerleri takip etti.

Birinci Çin istila devrine hakim olan ana fikir, asalet unvanları, tevcih, geniş malikaneler ve imti­yazlar ihsan ederek uluğlar zümresini kendilerine bağlamak, bunlar vasıtasiyle Doğu Türkistan'ı elinde tutmak ve süratle Çinlileştirmekti. Fakat bütün gayretler boşa gitmiş ve Doğu Türkistan'ın Çinlileştirilmesi mümkün olmamıştır.

ikinci istila devrinin umumi politikasına hakim olan esas unsur ise, Doğu Türkistan'ın idari sta­tüsünü değiştirerek, yerli halkın uyanmamasını temin etmek olmuştur. Bunun için de halk koyu bir cehalet içinde tutulmuştur.

1819/1876 seneleri arasında cereyan eden ayarlanmalar, Çinlilerin imhası, milli hükümetlerin icra­atı gibi birbirleri izleyen hâdiselerin bir daha tekerrür etmemesini, bunun için de Türklerin süratle Çinlileştirümesini sağlamak gayesiyle, 1876 da müstakil millî devletin (Bâdevlet) sukutunu mütea-kib Çin hükümeti o zamana kadar, müslüman ülke manasında "Huy-Ciang" dedikleri Doğu Türkis­tan'ın doğrudan doğruya Çin kıtasına ilhakına karar verdi. Bu maksatla Çin işgal kuvvetleri başko­mutanı general Zo-Zung-Tang'ın tavsiyesiyle, 1882 senesinde Doğu Türkistan'ın tarih! millî adını, yeni ilhak olunan toprak mânâsına gelen "Sinkiang" olarak değiştirip, Çin devletinin 19. eyaleti olarak resmin dünyaya ilân ettiler. Doğu Türkistan'ın millî adının değiştirilmesi, bu memleketin unu­tulmasını sağlayan mühim sebeplerden biri oldu. Zira adı Çince olan ve bir Çin eyaleti olarak tanıtı­lan bir memlekete, o ülkeyi tanımıyanlarca Çin toprağı nazariyle bakılması tabiidir.

1824 senesinde meşhur Cihangir Hoca'nın başlattığı millî hareketin muvaffakiyetsizliğe uğrama­sı üzerine, Çinlilerin intikam ve katliamından korkan 70.000-1830'da Cihangir Hoca'nın kardeşi Meh­met Yusuf Hoca'nın millî önderliğindeki hareketin başarılı olamaması üzerine 10.000,1885 senesin­de Cihangir Hoca'nın oğlu Velihan Töre'nin başlattığı millî hareketinin hedefine ulaşamaması dola-yısiyle de 100.000 Doğu Türkistan'h Batı Türkistan'a göçmek zorunda kalmışlardır. Son göç hare­keti kış mevsiminde, çok arızalı Terek-Divan yolu üzerinden olmuş; şiddetli kar fırtınalarına ve tipi­lere yakalanan göçmenlerin büyük bir kısmı soğuktan, açlıktan kırılmış ve yollarda ölmüştür. Terek-Davan faciası adıyla tarihe geçen bu hâdisede, civardan gelen pek cüzi yardımlarla ancak 15.000 .göçmenin hayatı kurtarılabUmiştir. Ertesi yaz buralardan geçenler, yolun her iki yanının insan is-keletleriyle dolu olduğunu dehşetle görmüşlerdir.

. 1876'da millî hükümet (Bâdevlet) in sukutundan sonra başlayan ikinci istilâ devrinde de büyük, küçük gruplar halinde binlerce Doğu Türkistanlı Batı Türkistan'a göç etmiştir. 1956 tarihli Büyük Sovyet Ansiklopedisine göre, muhtelif tarihlerde Doğu Türkistan'dan, Batı Türkistan'ın yalnız Ka­zakistan bölgesine hicret eden göçmenlerin sayısı 50.000'dir.

istiklâl mttcadeleleri ve millî kahramanlar:

Çetin imlcAnıaıglıklpr, kan ve ıztırap içinde çeşitli kahramanlık ve fedakârlıklar pahasına Doğu Türk­istan Türklerinin yürüttükleri hürriyet ve istiklal mücadelelerinin başhcalan ve bunların kahramanları şunlardır:

1819'da Üçturfan milli hareketi 1825'de Cihangir Hoca, 1820'de Mehmet Yusuf Hoca ile Hakkuli Binbaşı'mn, 1845 ve 1852'de Cihangir Hoca'nın oğlu Mehmet Emin Kette Töre'nin, 1855 (Kaşgar hareketi) ve 1856-57'de Cihangir Hoca'nın oğlu Velihan Töre'nin, 1862'de Küçar şehrinde Raşided-din Hoca ile başkumandanı Burhaneddin Hasib Hoca'nın, aynı sene lli'de Karasultan namiyle mâruf Ebû Âlâ Han Sultan'in önderliğindeki milli hareketler.

Bu sonunucu millî harekette, yapılan savaşlarda büyük kahramanlığıyla temayüz eden ve hak­kında halk arasında milli menkıbeler anlatılan, türkü ve şiirler, düzenlenen millâ kahraman Sadır Kannk bilhassa zikre değer. Birinci istilâ devrinin son millî hareketleri, Hoten'de Abdurrahman Paşa ile babası Habibullah Hacı'nın ve 1863'de Kaşgar havalisinde Kıpçak Sıddık Bey'in idaresinde ol­muştur. 1863'den itibaren ortaya çıkan Mehmet Yakup Beyin kuvvetli bir merkez! devlet (Bâdev-let) kurmasıyla bu devir kapanmıştır.

ikinci istilâ devrinin hürriyet mücadeleleri ise Mehmet ibrahim, Timur Halife, Ahmet Batur, Meh­met Ali Hoca, Rahman Kul Batur ve Nimet Halife gibi mili! karamanların önderliğinde yapılmıştır.

B — Üçüncü istilâ (askerî valiler) devri:

Askeri umumi valiler devrinin büyük bir kısmı, Sovyetlerin siyasi ve iktisadi nüfuzu altında geç­miştir. Bu devrin başlangıcında iktisadi ve ticari sahalarda başlayan Sovyet nüfuzu, devrin salonla­rına doğru siyasi ve fiili sahaya intikal etmiştir.

imparatorluk rejiminin son kalıntısı olan Umumi Vali Yang-Cang-Cung bir suikastle bertaraf edi­lince yerine geçen Çing-Şu-Rin Doğu Türkistan'ı Sovyetlerin daha fazla nüfuzu altına sokmak üzere gizli-açık bazı andlaşmalara girişti. Neticede 1933-1943 seneleri arasında Doğu Türkistan'da müş­terek Sovyet - Çin idaresi, fiilen teessüs'etti. Sovyetler daha 1933'lerde Çin askerleri kıyafetinde Doğu Türkistan'a Kızıl Ordu'nun seçme birliklerini sokmuşlar, Genç Doğu Türkistan mili! devleti­ne son vermişler; iktidara geçirdikleri Çinli general Şin-Şi-Say vasıtasiyle Doğu Türkistan'a hük­metmeye başlamışlardı. Birinci ve ikinci istilâ devirlerinin ana fikrinin Doğu Türkistan'ın Çinlileş-tirilmesi olmasına karşılık müşterek Sovyet - Çin idaresi devrinin ana fikri, mukavemeti bertaraf etmiş, memleketi bir Sovyet peyki haline getirmek üzere bir taraftan bütün milliyet perverleri kanlı bir şekilde temizlerken, diğer taraftan koyu bir komünist eğitimi ve sosyalizasyonla kitleleri her türlü düşünceden, mili! his ve ruihtan mahrum etme yoluna gitmiştir. Bu maksatla, başta müstakil Doğu Türkistan devletinin cumhurbaşkanı Hoca Niyaz Hacim ve başbakan Sabit Damulla Abdül-baki olmak üzere, mili! hükümette vazife alan bütün kabine üyeleri, siyasî liderler, hükümet me­murları, vatanı uğrunda savaşmış mücahitler, eşraftan ve tüccardan muteber kimseler, kitleler ha­linde tevkif edilerek, insana dehşet veren zulüm ve işkencelerle öldürülmüştür.

Müşterek Sovyet - Çin idaresi bununla yetinmemiş, çeşitli ve bahanelerle halk arasında da büyük bir temizlik yapmıştır. Gizli polis (G.P.U.) teşkilâtının faaliyeti neticesi kimsenin kimseye, ana-baba ve evlâtların bile birbirlerine itimadı kalmamış, halk, yalınından endişeli, büyük bir korku ve deh­şet içinde bırakılmıştır.

Doğu Türkistan tarihinde bir kâbus, tazyik ve tedhiş devri olan müşterek Sovyet - Çin devrinde yapılan tevkiflerle 300.000 'dan fazla masum Türkistanlı zindanlara atılmıştır; çeşitli şekillerde 160.000'den fazla Türk birtakım bahane ve töhmetlerle öldürülmüş, 10.000 ailenin ocağı söndürül­müş, bütün mal ve mülkleri müsadere edilmiştir. Doğu Türkistan'da bu devirde, efradından bir ve­ya birkaçını kurban vermemiş aile hemen hemen yoktur.

Çinlileştirme teşebbüsleri:

1911 senesinde Çin'de rejim ihtilâli oldu. Çinliler, başlarındaki Mançu sülalesinin hâkimiyetine son vererek, bütün Çin'e şâmil Cumhuriyet ilân ettiler. Başlangıçta Çin Cumhuriyetinin, Han deni­len asıl Çinlilerle Mançular, Moğollar, Doğu Türkistanlılar ve Tibetliler olmak üzere 5 milletten mü­teşekkil federatif ve demokratik bir bünye olduğu resmen kabul edilmiş ve bu husus adı geçen mil­letleri temsil eden 5 renkli millî bayraktan resmi ifadesini bulmuştu. Ancak, kısa bir müddet sonra demokratik esasten vazgeçildi; Çin milliyetçiliğine karar kılındı ve 5 renkli bayrak terkedilerek bu­günkü Milliyetçi Çin bayrağı, Cumhuriyetin bayrağı olarak kabul edildi. Buna bağlı olarak üçüncü istilâ devrindeki Çinlileştirme faaliyetleri'de bu açıdan yürütüldü.

Üçüncü istilâ devrinin esas aktif safhası olan 1933-1943 yıllan arasında Doğu Türkistan'da bü­yük milli hareketler oldu ve bunun neticesinde 12 Kasım 1933 tarihinde, bütün memleketi içine alan "müstakil Doğu Türkistan Cumhuriyet Devleti" kuruldu. Bu devlet 1760'dan beri kurulan ikinci müstakil devlettir. Millî Doğu Türkistan Hükümeti, memleketin mukadderatını tamamen eline al­mak üzere bulunduğu bir sırada, Sovyetlerin askeri müdahalesiyle, Doğu Türkistan devleti ortadan kaldırıldı.

Bu devrin nüfus hareketleri, siyasi hadiselere muvazi olarak iki safhada cereyan etmiştir:

a — Doğu Türkistan'da müşterek Sovyet - Çin hâkimiyetinin kurulmasından evvelki devrede, ya­ni 1911-1933 arasındaki yıllarda Çin'den binlerce Çinli muhacir getirilmiş, fakat bunların hepsi millî hareketler sırasında Türkler tarafından imha edilmişlerdir.

b — Son asırda, Doğu Türkistan tarihinin en hareketli devri 1933 senesinden sonra başlar. Bu devrede Doğu Türkistan'dan, Hindistan ve Pakistan'a üç büyük göç olmuştur.

Birinci göç, Müstakil Doğu Türkistan Cumhuriyeti 'nin ortadan kaldırılmasını mütealob, 1934/36 seneleri arasında, Doğu Türkistan'ın Kaşgar, Yarkent ve Hoten vilâyetlerinden Gilgit ve Ladak yo­luyla binlerce kişi Hindistan'a hareket etmiş fakat yolların fevkalade arızalı ve tehlikeli obuasın­dan, ancak 2.000 kişi varabilmiştir.

1937 senesinde, Türkistan'ın millî mücahitlerinden general Mahmut Muhiti ile birlikte başlayan ikinci göçte yine binlerce Türkistanlı yollara dökülmüş, fakat bunlardan ancak 500'U hür dünyaya ulaşabilmiştir.

Üçüncü göç hareketiN 1935/37 senelerinde, Doğu Türkistan'm kuzeyindeki Altay ve Tarbagatay bölgelerinden olmuş, 20.000 Türkistanlı, aileleri ve hayvanlariyle birlikte evvelâ Çin'in Çinhay eyâ­letine girmişlerdir. Mahalli Çin kuvvetleri bu göçmenleri tevkif'etmek istemiş, göçmenler silâhla karşı koyunca, çetin savaşlar olmuştur. Bu göçmenlerden 6.000 kadarı 1940 senesinde Kukunor üze­rinden Tibet'e geçmişler, Tibetliler hüsnükabul göstermediklerinden, onlarla da savaşmak mecburi­yetinde kalmışlar, neticede dünyanın en sarp dağlarını aşarak, 2 sene sonra Hindistan'da, 3.067 kişi olarak varabilmişlerdir. Bunların bir kısmı da Hindistan'ın sıcak iklimine dayanamıyarak ölmüş, ve Türkiye'ye hicret ettikleri tarih olan 1953 senesinde, sayılan 1400'e düşmüştür.

İstiklâl mücadeleleri ve millî kahramanlar:

Doğu Türkistan hürriyet ve milli mücadele tarihinin en hareketli devri, hiç şüphesiz üçüncü istilâ devridir. Bu devrin milli hareketleri ve bunları idare eden kahramanları şunlardır:

1931 senesinde Hoca Niyaz Nacim'in liderliğinde başhyan Kumul milli hareketi, 1932'de Turfan'-da Maksut Muhiti, Musul Muhiti ve Mahmud Muhiti kardeşlerin, 1933 de Altaylarda Cengiz Han sülalesinden prens Şerif Han'ın, 1933'de Toksun'da Tahta Beg, Karasehir'de Hafız Beg, Küçar ve havalisinde Timur Beg'in idaresindeki milli hareketler, aynı sene Kaşgar ve havalisinde Mehmed Emin Buğra ve kardeşleri ile Kaşgarh Sabit Damolla Abdülbaki Beglerin müşterek idaresindeki Hoten milli hareketi, 1935'deki Barköl, 1937'de Yarkent, Kaşgar ve havalisindeki Abdulniyaz milli hareketleri, nihayet 1941/43 senelerinde Altaylarda meşhur Osman Batar, Canımhan ve arkadaşla­rının idaresindeki Altay milli hareketi Bütün bu hareketler, sadece vatanın istiklâlini hedef tutan, Doğu Türkistan Türklerinin şahlanan milli şuur ve hürriyet «yinnm ölmez eserleridir:

C - Dördüncü istilâ (Milliyetçi Cin) devri:

Bu devrin bariz karakteri, koyu Çin şovenizminin hakim olduğu eski imparatorluk siyasetine dö­nüştür. Milliyetçi Çin hükümetinin, içinde yaşadığı XX. asrın icaplarını, İkinci Dünya Harbinin se­beplerini, milletlerin uyanan ruh ve şuurunun neticelerini göz önünde tutarak, Doğu Türkistan'da âdil ve demokratik bir politika izlemesi, iktisat ve kültür sahasında müsbet teşebbüslere girişerek halkın refahına ve memleketin kalkınmasına çalışması, demokratik esaslara uyarak, Doğu Türkis­tan halkına en azından bir defa kendini idare hakkı tanıması gerekirken, imparatorluğun tecrübe edilmiş köhne politikasının izinden giderek, Doğu Türkistan'a gönderdiği elamanları vasıtasıyla mem­leketi sür'atle Çinlileştirme yoluna gitti.

Milliyetçi Çin hükümeti, görüşte Doğu Türkistanlılarda eskidenberi mevcut Çin düşmanlığını or­tadan kaldırmak, Çinlilere karşı yerli halkta sevgi ve saygı uyandırmak, fakat hakikatte Doğu Türk­istanlıları Çinlileştirmeye ikna etmek maksadiyle, 1943 Nisanında yayınladığı bir beyanname ile Çin'de yaşayan Mançu, Moğol, Uygur ve Tibetlilerin ayn milletler olmadığını, Çin milleti ile nesildaş - (Zuhg-Zo) olduklarını, aynı soydan ve kökten geldiklerini, bu balomdan Çin milletinin içinde birer kabile olarak mütalâa edilmeleri gerektiğini iddia ediyordu.

Milliyetçi Çin hükümetinin, eski umumî vali Şin-Şi-Say'ın yerine tayin ettiği U-Cing-Şin ve Doğu Türkistan'daki Çin orduları başkumandanı general Co-Şao-Liang, hudut bölgeleri halklarınm Çinli-leştirümesi politikasının koyu taraftarlarından idiler. Doğu Türkistan'ın merkezi Urumci'ye gelen yeni umumi valinin ilk işi, yerli halktan etrafına topladığı haris ve ikbalperest kimseler vasıtasıyla, milliyet perverlere karşı cephe almak oldu. U-Cing-Şin, hükümet beyannamesinden kuvvet alarak Çinlileştirme politikasını açıkça tatbike başladı. Bu maksatla, Sinkianghlar ayn bir millet olmayıp Çin milletinin evladandır; aradaki dil farkı, Sinkianghlann uzun müddet ayn kalmasından ileri gel­miştir; bunun için Sinkianghlar, kendi ana lisanlarını tekrar elde etmek üzere, Çince öğrenmen', Çin kültürünü kabul etmeli ve Çinlilerle kaynaşmak üzere karşılıklı kız alıp vermelidirler, fikrini yay­maya çalıştı.

Doğu Türkistan'daki matbuat da aynı mevzularda neşriyata girişti. Bunlardan Urumçi'de çıkan Sinkiang adlı gazete, daha ileri gederek Doğu Türkistan Türkçesinde kullanılmakta olan Arapça, Farsça bazı terimlerin konuşulan dilden atılması ve yerlerine Çince terimlerin kullanılması gerekti­ğini halka telkin etmeye başladı. Bu sıralarda Urumci'ye gelen Milliyetçi Çin hükümetinin propa­ganda nazın Liang-Han-Sav, verdiği nutuklarında aynı fikirleri savunarak, Çin örf ve âdetlerinin Doğu Türkistan'da uygulanmasının lüzumuna işaret etti. Milliyetçi Çin Anayasasının "Ana Siya­setler'^ müteallik 8. faslının 6. bölümünde "Devlet, hudut bölgelerindeki ırk gruplarının eğitim ve öğretimini tamamiyle üzerine alır". 169 ve buna bağlı 158. maddesinde ise "Eğitim ve kültür, milli ruhun gelişmesini hedef tutar" denilmektedir. Bununla, hudut bölgeler halklarının Çince eğitimi ve Çin kültürü yoluyla Çinlileştirilmesi Anayasada resmen ifade edilmiş oluyordu.

Milliyetçi Çin hükümetinin Doğu Türkistan'da giriştiği bu Çinlileştirme Propagandaları, esasen memlekette mevcut bulunan umumi endişeleri daha da arttırdı. Bundan başka, Çinli muhacir sayı­sının gün geçtikçe artması ve Çinli memurların yerli tmUnn mal ve mülklerini çeşitli bahanelerle gasp etmeleri, keyif vergiler koymalan ve milli haysiyet kına taslan hareketlerde bulunmaları, Doğu Türk-istanların tekrar silaha sarılmalarına vesile oldu. Milliyetçi Çin hakimiyetine karşı ilk kurşun Doğu Türkistan'ın Kulca şehrinde 1944 Eylül'ünde atıldı; bunu diğerleri takip etti.

Milliyetçi Çin ordularının işgalini müteakib binlerce Çinli muhacir Doğu Türkistan'a akın etti. Mahalli Çin hükümeti bunları memleketin kilit mevkilerine iskan ederek en münbit topraklan da­ğıttı. Bu hükümetin resmi ilanına göre, 1946 yılında Doğu Türkistan'daki Çinlilerin yekûnu 222.401 kişi idi.

1949 senesinde komünist Çin kuvvetleri bütün Çin'i ve Doğu Türkistan'a komşu Çinhay ve Kan-su eyaletlerini işgal ettiler. Çin komünistleri 10 Ağustos 1949 tarihinde, Urumçi'deki Rus konsolo­su Alexandre Sevilof vasıtasıyla Doğu Türkistan mahalli hükümetine bir muhtıra vererek, kayıtsız şartsız teslim olunmasını istediler. Muhtıra üzerine Doğu Türkistan'daki Milliyetçi Çin orduları baş­kumandanı general Tav-Si-Yö'nün, memleketi tek kurşun atmaksızın Çin komünistlerine teslim ede­ceği haberi duyuldu. Bu haber, halk arasında büyük bir panik ve endişe yarattı. 1944'den beri Doğu Türkistan'da yürütülen Çinlileştirme icraatına karşı milli şuur ve ruhun kuvvetlenmesine bütün güç­leriyle gayret eden Dr. Mesut Sabri, Mehmed Emin Buğra, tsa Yusuf Alptekin ve arkadaşlarından ibaret bir avuç yerli milliyetperver, 100.000 kişilik milliyetçi Çin orduları kumandanının ve hareketi karşısında her türlü fiili mukavemetin bir işe yaramıyacağını anladılar ve milli mücadelelerine yurt dışında, hür dünyanın ve Türk-tslâm âleminin sinesinde devam etme kararma vardılar. Milliyetçi liderlerden Mehmed Emin Buğra ve tsa Yusuf Alptekin beylerin idaresindeki 7.000 Türkistanlı, göç etmek üzere Hindistan ve Pakistan'a müteveccihen yola çıktı. Mevsimin sonbahar obuası, takip edilen yolların Himalaya dağlarından geçmesi dolayısiyle yolculuk pek ağır şartlar altında geçti; büyük kısmı açlık ve yorgunluktan öldü. Hedefe ulaştıklarında ancak 852 kişi kalmışlardı.

Bu devrin ikinci göçü, 1950 senesinde vukubuldu. 1949'daki Kızıl Çin işgalini kabul etmeyen Do­ğu Türkistan Türkleri, 1950 senesinde memleketin kuzeyindeki Barköl, Altay bölgelerinde, meşhur mücahit Osman Batur ve arkadaşlarının idaresinde Kızıl Çin hâkimiyetine karşı ayaklandılar. Bu millî harekete 4.000 aile iştirak etti. Çarpışmalarda 1.000 kişilik bir grup, gittikçe daralan düşman çemberini yarıp çıkmaya muvaffak oldu. Bu grup, bir taraftan düşmanla diğer taraftan tabiat şart­lan ile 17 ay süren çok uzun ve çetin bir yolculuktan sonra 1951 senesi Ekim ayında, Hindistan'ın Ladak şehrine ancak 350 kişi olarak vardı.

 

İstiklâl mucadeleleri ve milli kahramanlar;

 

Doğu Türkistanlılarca "1li inkılâbı" diye anılan ve ili vilâyetinin Kulca şehrinde parlayan hürri­yet ve istiklâl meşalesi, kısa zamanda civar şehirlere sirayet etti. Milliyetçi Çin hükümeti, bu hare­keti zor kullanarak bastırmak üzere büyük sayıda kuvvet şevketti. Doğu Türkistan Türkleri ayrıca az, fakat milli ruh ve imanı yüksek bir ordu kurdular. Bu küçücük ordu, Milliyetçi Çin'in üstün kuv­vetlerini mağlup ve perişan etti. Neticede, Doğu Türkistan'ın ili, Tarbagatay ve Altay vilâyetlerini içine alan milli, "Doğu Türkistan Cumhuriyeti" 1944 E kim'inde kurularak, resmen dünyaya ilân edildi. Bu milli hareketin liderleri ve kahramanları Ah' Han Töre, Gani Batur, Fatih Batur, Rahim Can Sabiri, Abdülgafur Sabin ve arkadaşları idi.

 

Ç — Beşinci istilâ (bugünkü Kızıl Çin) devri:

 

Doğu Türkistan, Kızıl Çin'in batıya müteveccih genişleme politikasının yolu üzerinde olup, emper­yalist gayelerinin tahakkukunda mühim bir vasıtadır. 2.000 senelik tarih! olaylar bunu ispatlamak­tadır. Kızıl Çin için bu derece mühim bir mevkide bulunan Doğu Türkistan'ın, herşeyden evvel emin bir ülke haline getirilmesi, bu maksatla da tam manâsıyla Çin'e bağlanması ve burada yaşıyanlann süratle Çinlileştirilmesi gerekirdi. Bu gerekçe ile Doğu Türkistan'da takip edeceği Çinlileştirme pol-tikasını, kendinden evvelki Çin rejimlerinin ve hükümetlerinin yaptığı gibi, zamanın ağır temposu­na terkedemezdi; her ne pahasına olursa olsun süratle neticeye ulaşmalıydı. O halde, Doğu Türkis­tan'da gayrî insanî tedbirler ve insana dehşet veren korkunç bir icraat başlamalıydı. Bu itibarla Kı­zıl Çin, Doğu Türkistan'da, yerli Türklerin topyekûn imhasına hedef alan tarihte misli görülmemiş bir toplu imha (genosit) politikası tatbikine girişti:

13/20 Kasım 1949 tarihlerinde Doğu Türkistan'ın fiilen işgalini müteakib ilk iş olarak pantürkist, panislftmist, aşın milliyetçi, aksülinkılâbcı, gerici, Amerikan uşağı, Çang-Kay-Şek casusu, ağa, eş-kiya, zorba ve burjuva gibi çeşitli bahanelerle itham ettiği memleket münevvelerini tasfiyeye başla­dı. Bu tasfiye sırasında, kitle halinde tevkiflerle yüzbinlerce Türkistanlı zindanlara atıldı. Bir kısmı öldürüldü; geri kalanlar mecburi iş kamplarında en ağır şartlar altında çalıştırılmak suretiyle tedri­ci ölüme sevkedüdi.

Kızıl Çin'in Doğu Türkistan'ı işgal ettiği 1949 senesinden 1953 senesine kadar geçen 4 sene zar­fında, kitleler halinde tevkif ederek, çeşitli şekillerde öldürüldüğü Doğu Türkistanlıların sayısı tah­minen 100.000'den fazlada-. Buna karşılık, Çin Komünist Partisi'nin Doğu Türkistan Seksiyonu 2. Sekreteri Sav-Li-Cin 29.4.1951 tarihinde söylediği bir nutukta, "13.564 kişinin inküâb aleyhtarlığı ile suçlanarak hapsedildiğini, Kızıl Çin idaresinin ilk yularında kızılların tayin ettiği kukla umum! vali Burhan Şehidi ise Komünist Partisi merkezine gönderdiği bir raporda "Doğu Türkistan'da 20.000 kişinin gizli faaliyetlerde bulunduğundan dolayı çeşitli cezalara çarptırıldığını" resmen beyan et­mişlerdir. Kızıllar tarafından öldürülenler arasında milliyetçi liderlerden, Doğu Türkistan'ın ilk mil­li umumi valisi olan Dr. Mesut Sabri, eski Maliye Nazın Canım Han Hacı, Urumçi valisi Haduvan Hanım ve kocası, Aksu valisi Parsa Beg, Altay kahramanı meşhur Osman Batur, ili kahramanı meşhur Gani Batur, Sabık Uygur - Türk Birliği Başkam Abdülaziz Cengiz han, Yalkun gazetesi sahip ve başyazarı öğretmen Kurban Koday, yazar Abdurrahim Tileş ve daha nice sevilmiş, tanın­mış aydın kimseler vardı. Yine komünistler, Dr. Mesut Sabri beyin oğlu Yıldırım, Özbek Mehkem-bay Kuvan Sanyo, ibrahim Sanyo, Masum Sanyo ve Baha Sanyo başta olmak üzere, 60 kişiyi is­yancı partürkist, burjuva gibi ithamlarla, 15.8.1951 tarihinde hava alanında'; Nilkah Urazhan Ak-lakcı'yı, 12 idealist arkadaşıyla, Muttali Halife ve yeğeni Malik'i 17 arkadaşıyla Culukay mevkiin­de; Celâleddin Maksum'u 40 idealist arkadaşıyla 1960 seneside kurşuna dizdiler. Münferit olarak da 1951 Ağustos'unda Kulça'nın Harembağ bölgesinde açık mahkeme usulüyle idama mahkum edi­len Aktembay'm kardeşi Abdülgafurbey hava alanında; aynı tarihte Yakup Rah-manof Abdülmuttalip Bağ mevkiinde; 1951 senesinin şubat ayında kendi evinde ailesi huzurunda muhakemeyle ölüme mahkum edilen Artuşlak Celep Ibrahimbay adında bir Türkistanlı Küre şeh­rinde, Gazi Say o'nün oğlu Bekir dehşet ve korku içinde ağlaşan çocuklarının gözü önünde kurşuna dizildiler. 1951 Eylül'ünde tabib Şengen, Ruşenbağ mesiresinde muhakeme edilirken, kan kusarak; aynı tarihlerde Tatar Adil Şah adındaki diğer bir Türkistanlı da muhakeme edileceği günden bir gün evvel intihar ederek öldüler.

Bu münferit hâdiseler, sadece Doğu Türkistan'ın ili vilâyetinde cereyan edenlerdir. Yurdun diğer bölgeleri de buna benzer facialara sahne olmaktan kurtulmamıştır.

Kızıl Çin, Doğu Türkistan'ın bütün milli servetlerini, yerli halkın, kadın ve tozların ziynet eşyaları­na varıncaya kadar, menkule gayr! menkul bütün emvalini, çeşitli bahanelerle müsadere etti. Bu mallan kamyonlarla Çin'e taşıdı ve karşılığında Çinli muhacir getirdi.

Bunlarla yetinmeyen Kızıl Cin, Doğu Türkistan nüfusunun % 99'unu teşkil eden köylü ve işçileri­ni, "komün" denilen 450 mecburi çalışma kampına bağlıyarak, en ağır işlerde günde 18 saat çalış­tırmak, yeterli gıda vermemek, kâfi derecede istirahat ettirmemek, hastalara bakmamak, tedavi et­tirmemek suretiyle tedricen ölüme şevketti. Milli mukavemetleri ve sabotajları cezalandırmak ba­hanesiyle, sun'i kıtlıklar yaratarak halkın açlıktan ölmesine göz yumdu. Tedavi bahanesiyle düş­kün evlerine topladığı bütün ihtiyarlan, sakat ve acizleri, uzun vadeli zehirlerle ölüme şevketti. Sırf propaganda maksadiyle, süratte fakat çürük olarak inşa edilmiş bazı barajları kasten patlatarak civar şehir ve kasabaların sular altında kalması, halkın boğulup ölmesi yahut yurtlarnı terkedip Çin'in iç taraflarına göç etmeleri sağlandı. Türkistanlı işçilerin, çalıştıkları dağlarda, yollarda, maden ocak­larında ve diğer emsali iş ylflterinde, gerekli teknik tedbirleri almaksızın patlatılan dinamitlerle uçur­tulan kayalar altında, ealttp^çtan ölmelerine sebep oldu.

 

Çinlileştirmeye hedef tutan tedbirler:

 

Bunlar Türkçenin bozulnjjyajjnilli örf, âdet ve dini hükümlerin yasak edilmesi, din aleyhine şid­detli kampanya açılması      tecelli eden tedbirlerdir.

Sömürgeciliğin başlıca si|Hİpîndan biri, sömürge halkının öz dilini elinden almak, yerine yaban­cı bir dili zorla kabul ettirmevffr. Bu sebeple Kızıl Çin Hükümeti, Çin ile Doğu Türkistan'ın tesanü-dünü sağlamak bahanesiyle, Sovyetlerle Çin'in dost olduğu 1956 senesinde, Türklerin eskidenberi kullandıkları Arap alfabesini yasak ederek yerine Rus-Kiril alfabesini uygulamaya başladı. Ancak Sovyetlerle arası açılınca, 1960 Şubat'ında çıkardığı bir kararname ile Kiril alfabesini yasakladı ve Çin ortografisi esas tutulmak suretiyle hazırlanan, Çin-Latin alfabesini kabul etti. Doğu Türkistan edebiyat ve ilim dilinde Çince kelime ve terimler yokken, Kızıl Çin işgalinden sonra Türk diline Çin terimlerinin karıştırılması için büyük bir Kampanya açıldı. Yerli basında, radyo yayın­larında gittikçe daha fazla Cince ilmi ve siyasi terimler kullanılmaya, bütün ders kitap lan Çince asıllarında tercüme edilmeye ve tercümede bol miktarda Çince terimler yer almaya başla­dı. Çin dilinin Doğu Türkistan'da 10 seneden beri fiilen resmi devlet dili olarak kullanılmakta olma­sı, Kızıl Çin idarecilerinin Çinlileştirme tedbirleri meyanında kaydettikleri ikinci büyük hamledir. Bunu sağlamak için, bir taraftan "ilerlemenin tek çaresi Çinceyi öğrenmektir" sloganı ile kesif bir propaganda yapmışlar, diğer taraftan, devlet dairelerine Türkçe olarak verilen dilekçeleri geri çevir­mişler, Çince yazılanları tercih etmişlerdir. Doğu Türkistan'da yaşayan ve soyu, dini hatta mezhebi aynı olan Uygur, Özbek, Kazak/Kırgız ve Tatar gibi Türk boylan arasındaki milli birlik ve ahengi bozmak, fikren ve ruhen anlaşarak birleşmelerini önlemek maksadiyle, aralarında sedece lehçe fark­larını ayrı birer dil gibi göstererek, bölücü bir siyaset takip etmişlerdir:

Kızıl Çin'in Doğu Türkistan'da açtığı diğer amansız bir mücadele kampanyası Müslümanlığa karşı olmuştur. Zira müslümanlık, buradaki Türklerin Çinlileşmesi ve Çin kültürünün tesiri altına girme­mesi hususunda tarih boyunca mühim rol oynamıştı.

Bilindiği üzere, komünizm din tanımaz; dini insanları uyutan bir afyon telakki eder. Bu maksat­la Kızıl Çüı, 1950 senesinden itibaren göstermelik olarak bıraktığı birkaç cami haricinde Doğu Türk­istan'daki camileri, mescitleri, medreseleri ve yerli halkın mukaddes saydığı bütün ziyaretgahlan kapatmıştır. Bu dini müesseselerden bazılarını yıkmış, enkazını başka inşaatlarda kullanmış, bazı­larını ise tiyatro, klüp, dikimevi, yemekhane ve hatta domuz ahin olarak kullanmıştır, dinin icaplarının yerine getirilmesi nazari olarak serbesttir. Hakikatte ise Çin idarecileri islâm dini aleyhine tazyik ve propaganda yapmaktan bir an geri kalmamışlardır. Tanınmış din ulemasını hac-cın ve zekatın farz olmadığı hakkında fetva vermeye mecbur etmişlerdir. Daha da ileri giderek, is­tihsal ve randımanı azalttığı gerekçesiyle namazın farz olmadığı hakkında da fetva verilmesini iste­mişler; şiddetli bir mukavemetle karşılaşınca bu defa fetvayı vermekten kaçınan din adamlarını mevki ve durumu ne olursa olsun, ağır cezalara çarptırmışlar, mecburi iş kamplarına sevketmişlerdir. Çok yoğun olan propaganda ve yasaklar yüzünden halk gizli oruç tutmak mecburiyetinde kalmıştır. Kızıl Çin hükümeti bunlardan başka dini nikah merasimlerini, cenaze namazlarını ve emsali tö­renleri tamamen yasak etmiştir, islam kendi kontrolü altında tutmak için, 1955 senesinde, merkezi Pekin'de bulunan "Çin-İslâm Cemiyeti "ni, müslümanlıkla mücadelede kendi emellerine hizmet ede­cek vasıf ve karakterde din adamları yetiştirmek maksadiyle de "İslam teknoloji Enstitüsü" kurul­muştur. Doğu Türkistan'ın hemen bütün şehir ve kasabalarında, bu müesseselerin şubeleri açılarak din aleyhinde kesif bir propagandaya girişilmiştir. Komünist Partisi 'nin bu sahadaki zaferinden bah­seden Çin Komünist Partisi'nin resmi yayın organı Rin-Min-Ji-Bao gazetesinin 4 Eylül 1959 tarihli sayısında çıkan bir yazıda, "Allahsızlık fikri artık halkın kalbine iyice yerleştirildi; bununla beraber kudretli Allah ve ruh fikri kökünün tamamiyle kazınması lâzımdır"; Urumçi'de çıkmakta olan 25 Ağustos 1959 tarihli Sinkiang gazetesindeki bir yazıda ise "Yerli milliyetçiler parti içine sızmakta ve dışardaki milliyetçilerle işbirliği yapmaktadırlar. Bunlar dinlerini herşeyden üstün tutmakta, biz dini bayram günlerinde çalışmayı, böylelikle tasarruf etmeyi düşünürken, onlar koyun kesmeyi ve AUahlarına ibadet etmeyi düşünmektedirler" denilmektedir. 1956 senesinde Kızıl Çin'i ziyareta da­vet edilen Endonezyalı din âlimi Dr. El-Şeyh Celâleddin, dönüşünde intihalarım soran bir gazeteci­ye, Çin'deki müslümanhğın durumuna temasla şu hakikati ifade etmişti: "Çin hükümetinin Doğu Türkistan'daki din aleyhtarlığı, önce, yerli halkın müslümanlıkla olan bağlarının gevşetilmesini sağ­lamaya, sonra da bu dini büsbütün ortadan kaldırarak milleti manevi destekten yoksun etmeye, böylelikle Çin potasında eritmeye yöneltilmiştir. Lâkin Kızıl Çin Hükümetinin bütün gayretlerine rağmen, Doğu Türkistan müslümanları, dinlerine son derece sadıktırlar. Müslümanhğın hükümleri­ni mümkün mertebe yerine getirmeye çalışmakta ve ancak bu suretle müh' varlıklarını idame ettire­bileceklerine kani bulunmaktadırlar.

Kızıl Çin hükümeti, Doğu Türkistan Türklerini Çinlileştirmek üzere, tarihlerini hatırlatan bütün milli örf ve âdetlerini, milli kültürlerini ortadan kaldırmak, yerine Çin örf ve adetlerini kabul ettir­mek için ne mümkünse yapmaktadır. Mesela Türklerin nişan, düğün ve ölümlerinde yapılan çeşitli merasimleri, bayram namazlarını kesin surette yasaklamış. Buna mukabil onların Çin usulü giyin­meye, Çinliler gibi yaşamaya, umumi yemekhanelerde pişirilen Çin yemeklerini, yine Çin usulü kü­çük değneklerle yemeye, Çin bayramlarını müştereken kutlamaya mecbUr etmiştir. 25 Ağustos 1956 tarihli Sinkiang gazetesinde neşredilen bir yazıda, Sinkiang'daki Yjrf&uilliyetçilerin bütün suç ve günahtan birer birer sayılıp dökülmekte ve bu meyanda "Müliyet|HBı kendi milli örf ve adetlerini aynen muhafaza etmeye uğraştıkları, bu sebeple hükümetin asinajjfon f aidiyetlerine mukavemet ve muhalefet ettikleri, oysa bu faaliyetlerin Sinkiang'in sosyalizefiinmı esas hedeflerinden biri ol­duğu" açıkça ifade edilmektedir.

Doğu Türkistan 'in Çinlileştirilmesi hususunda alınan tedbirlerden çok şayanı dikkat biri de bu ülkenin isminin değiştirilmesidir. Komünist Çin idarecileri, Doğu Türkistan'a muhtariyet verdikle­rini, isminin de "Sinkiang Uygur Muhtar bölgesi" olarak değiştirildiğini tantanalı bir şekilde res­men ilan ettiler. Partili yerli komünistlerin, bu ismin, Uyguristan Muhtar Bölgesi şeklinde değişti­rilmesi yolundaki taleplerini, milliyetçilik olur, sosyalizasyona aykırıdır, gerekçesiyle reddettiler. Türkistanlılar Çinlilere ötedenberi "Hatıy", Çinliler kendilerine "Han" derler. Kızıl Çin hükümeti ayrılık ifade ettiği gerekçesiyle, bu gibi sıfatların kullanılmasını kesin olarak yasakla­dı ve Çinlilerin Doğu Türkistanlılara "Küçük Kardeş Millet" manasına "Di-Di-Min-Zu' Doğu Türk­istanlılara da Çinlilere "Ağabey Millet" manasına "Go-Go-Min-Zu" diye hitap etmelerini emretti. Ayrıca, Çinlileştirmeyi kolaylaştırması için, Doğu Türkistan'daki Türk aileleri birer Çin soyadı al­maya mecbur tutuldu.

 

Çinlileştirmeye yönelik icrâât:

 

Bu icraat memleketi Çinlilerle doldurmak, şehir ve kasabalarda karışık iskân sistemiyle yerleşti­rip, yerli halkın Çinlileşmesinden faydalanmak, köylerde ise müşterek komünist sistemini uygula­yarak Türk aile hayatını ve içtima! bünyesini kökünden sarsmak şeklinde kendini göstermektedir.

Kızıl Çin hükümeti, kendinden evvelki Çin istilâ devirlerinin değişmez siyasetini aynen izlemiş, ve Doğu Türkistan'a büyük çapta Çinli muhacir getirip iskân etmiştir. Pekin hükümeti 1958 sene­sinde aldığı bir kararla, Doğu Türkistan'a ilk planda 30.000.000 Çinli yerleştirmek, bu suretle mem­leketin öz halkını azınlıkta bırakmak ve sonradan kalabalık Çin potasında eritmeyi hedef almıştı. Nitekim batılı bir gazetesi: "Çinlilerin nüfus hareketlerinin gayesi, Sinkiang'da nüfusun % 90'mı teşkil eden ve Çinlilerden ayn bir kültüre, ayrı bir medeniyete sahip bulunan Sinkiang müslümanla-rını yok etmektir. Bu sebeple Kızıl Çin bu memleketi Çinlilerle doldurmak istemektedir" diye yaz­maktadır. Başka bir batılı yazar ise, Kızıl Çin'in Doğu Türkistan'daki icraatını şu 3 esas noktada hülâsa etmektedir:

a — Çin'in bir müstemlekesi olan Doğu Türkistan'ı yabancı tesirlerden temizlemek,

b — Doğu Türkistan'ı ham madde üretim sahası olarak kullanmak,

c — Doğu Türkistan'da Çinli olmayan yerli halkı muazzam Çin potasında eriterek yok etmek.

Doğu Türkistan halkından 500.000 kişinin zorla çahştuıhnasiyle 2356 km. uzunluğundaki Lencow-Urumçi demiryolu inşa edilmiş; bu sayede Doğu Türkistan'a milyonlarca Çinli muhacir sokulmuş­tur. Milliyetçi Çin devrinde sayüan ancak 222.400 olan Çinlilerin mevcudu 1963'de 3.720.000'i, 1967'de ise tahminen 5.OOO.OOO'u bulmuştur. Muhacirlerin büyük kısmı köylü ve işçi idi. Bunlardan köylü muhacirler en iyi topraklara; sivil işçiler, asker işçiler ve mücrim işçiler olmak üzere üç kısma ayrı­lan işçi muhacirler ise karışık şekilde iskan edilmişlerdir. Kızıl Çin hükümeti ayrıca, bu müstemle­kesini alfanla tutabilmek için en stratejik mevkilere l milyon civarında asker, istihkam işlerine yar­dım edecekleri bahanesiyle 260 bin üniversite öğrencisi, ağır harp sanayiinin Doğu Türkistan'da kurulmasıyla ilgili olarak 10 binlerce Çin mühendis ve teknisyeni, yerli halkın Çinlileştirümesinde vazife almak üzere büyük miktarda Çinli öğretmen ve yazar Doğu Türkistan'a yerleştirilmiştir. Bü­tün bu Çinli muhacir yirminin tabii neticesi olarak Doğu Türkistan'da şehir ve kasabaların nüfusu büyük çapta arttığı gibi bir takım yeni şehirler (Karamay petrol havzasında ve Kulca civarındaki libero petrol sahasında) de doğmuştur.

1963'deki duruma göre Doğu Türkistan'da yerli nüfusun % 22,5 artmasına karşılık Çinli nüfus % 800 artmıştır. Oysa 1889 senesinde Doğu Türkistan'da dolaşan Rus kurmayı albayı Kornilov, bütün Doğu Türkistan'daki Çinlilerin nüfusunun ancak 6.000 olduğunu kaydeder.

Çinli muhacirlerin iskan şekli: Komünist işgalinin ilk senelerinde arka arkaya gelen Çinli muha­cirler Doğu Türkistan'ı yağma ettiler. Türklerin yiyecek içecek neleri varsa hepsini zorla ellerinden aldılar. Hatta, domuz, kedi, köpek, serçe, kurbağa, sıçan ve yılan gibi yerli halkın sevmediği veya iğrendiği hayvanları bile yediler. Bir şey bulamadıkları zaman kavak kabuklarını, otları pişirmeden ve yıkamadan yemek mecburiyetinde kaldıklarından hastalık ve kitle halinde ölümler başladı. Me­sela yalnız Urumçi şehrinde günde 30-40 Çinlinin öldüğü görüldü, ölenleri cesetlerim mahalli Çin hükümeti kamyonlara istif edip Urumçi civarındaki bir göle döktürüyor, sonra gölün suyunu civar­daki boş tarlalara akıtıp gübre olarak faydalanıyordu. Yerli halk Çinli muhacirlerin tecavüz ve yağ­malarına karşı koymak için fırsat buldukça Çinlileri öldürmeye başladı. Durumun gittikçe vehamet kesbettigini gören Kızıl Çin hükümeti halkın gözünü boyamak için muhacirleri Çin'e geri gönderdi. Fakat kısa bir müddet sonra, Çinli gençlerin Doğu Türkistanlı Çitfçi ve işçi kardeşlerine yardım etmek istediklerini, bu sebeple Doğu Türkistan'a geleceklerini, binaenaleyh misafir sayılacaklarım etrafa yayarak geniş bir propagandaya ve nabız yoklamasına girişti. Durumu müsait bulunca, tek­rar getirttiği Çinli muhacirleri bu defa şehirlere değil, halkın gözünden uzak boş araziye iskan etti. Daha sonra gelenleri de hudut mıntıkalarına yerleştirdi. Bu suretle yavaş yavaş halkı alıştırdıktan ve her türlü muhalefet ve engellemeyi peşinen bertaraf ettikten sonra sürekli surette getirttiği kala­balık Çinli muhacirleri bu defa doğrudan doğruya şehir ve kasabalara iskan etmeye başladı.

Kızıl Çin hükümeti Çinli muhacirleri daha ziyade Kumul, Kaşgar, Hoten ve Kulca gibi bilhassa yakın geçmişte Çin hâkimiyetine karşı müteaddid defalar silâha sarılan şehirlere ve civarlarına yer­leştirmeye gayret etti. Bundan maksadı, bu bölgelerde ileride patlaması muhtemel mili! muhalefet haketlerine karşı tedbir almak ve milli hareketlerin vukuu halinde korunmak için, Çinli ekseriyetine dayanmaktadır.

Son zamanlarda daha da ileri giden Kızıl Çin hükümeti, memleketteki mesken buhranını bahane ederek, hakikatte, Doğu Türkistanlıları ÇinÜleştirmek, Çin örf ve âdetlerine, lisanına, düşünceleri­ne ve Çin yaşayış tarzına yerli halkı alıştırmak maksadıyla muhacirleri yerli Türklerin evlerinin içi­ne karışık bir şekilde iskân etmeye başladı. Meselâ bir Türk ailesinin evinde 3 odası varsa, bu odala­rını Çinli ailelere terketmeye ve kendisi evinin ahırına veya samanlığına yerleşmeye mecbur tutul­du.

Kolektifleştirme hareketleri - Komün: Doğu Türkistan'da halkın % 96,6'sı Komün denilen devle­tin çiftliklerine bağlanmıştır. Kolektifleştirme ile güdülen gaye, görünüşte zirai istihsali yoğunlaş­tırmak ve verimi azami derecede arttırmak ise de, maksat, sosyal bünyeyi kökünden değiştirerek Çinlileştirmeyi çabuklaştırmaktır. Nitekim müşterek komün hayatı, Doğu Türkistan'da büyük sos­yal değişiklikler meydana getirmiş, asırlardan beri devam edip gelen Türk aile hayâtını ortadan kal­dırmış, bunun yerine müşterek komün hayatı kaim obuaya başlamıştır. Artık her varlık komüne aittir ve her şey komün çerçevesi içinde cereyan etmektedir, istihsal ve mülkiyetin kollektifleştiril-mesi mülkiyet ve miras usullerinin kendiliğinden ortadan kalkmasına vesile olmuştur. Milli örf ve âdetlere riayet gittikçe zorlaştirümış ve günden güne ehemmiyetini kaybetmiştir. Böylece müşte­rek komün hayati Doğu Türkistan'ın içtimai bünyesinde meşum bir rol oynamıştır.

Çinlilerin Gunşi dedikleri komünler ekseriya ziraat ve ormancılık gibi iş sahalarında faaliyet gös­terir. Komünlerin iç teşkilâtı şöyledir: Her komünün başında bir başkan, bir muavin, bir komiser, bir parti komiseri ve bir de parti baş sekreteri bulunur. Komünü bunlar idare ederler. Komünlerin bazan şubeleri de bulunur. Her şubenin başında şube başkanı ve birer vekili vardır. Komünler, 30-70 arasında değişen parti azalarına sahiptirler; bunlardan müteşekkil meclis, komünün umumi sevk ve idaresini kontrol eder. Her komüne ortalama 8-10 kışlık (köy) bağlıdır. Kışlaktaki ortalama nü­fus 800-1000 arasındadır. Komünlerin ayrıca 3-5 kadar umumi yatakhaneleri, yemekhaneleri, revir­leri, ambar ve depolan vardır.

Hayvancılık sahasında ise komünün yerini Pirma denilen bir teşkilat almıştır. Halkın elinden alı­nan bütün hayvanlar bu teşekkülde toplanmıştır. Pumalar' nahiyelere bağlıdır. Her Pirma'da bir başkan, bir muavin, bir baytar, bir kontrol müdürü ile yeter sayıda kâtip ve memur bulunur, Komü­nist rejimde Pirma dışında hiç kimsenin hayvanı yoktur ve kimse hayvan besleyemez. Ziraate elve­rişli, elverişsiz bütün arazi, zirai araç fabrikaları, okulları ve diğer emsali işletmeler, o bölgenin komün idaresine aittir.

Komünlere ait arazilerden hektar başına yıllık ne miktar hububat alınacağı hükümet tarafından evvelden tesbit edilmiştir. Keza çiftçilerin ücretleri ve hububat fiatları hükümet tarafından tesbit edilerek dondurulmuştur. Çiftçiler komünde sabahtan akşama kadar polis kontrolü altında çalıştı­rılır. Komün idaresi sene sonunda istihsal edilecek hububatın gerçek miktarı üzerinde değil, hükü­metin tesbit ettiği miktar üzerinden devlete % 35 oranında vergi verir. Bakiyesinin bir miktarı hü­kümetten alınan tarım araçlarına ve komünün senelik idare masraflarına ayrılır. Bunlardan geriye birşey kalırsa hükümet dondurulmuş fiat üzerinden kendisi satın alır. Hükümete satılan hububatın bedeli, zirai işçilere çalıştığı işgününe göre taksim edilir.

Zirai işçinin senelik kazancı, kendisinin yıllık iaşe ve ikamet masraflarını karşılarsa, hükümete karşı ne alacaklı ne de borçlu durumda olur. Eğer karşılamazsa borçlu duruma düşer ki, ziraat işçisi bu borcunu ödemek için ertesi yıl daha fazla çalışmaya veya az yemek yemeye mecbur tutulur. Zira­at işçisinin tahakkuk eden ücret alacağı, kendisinin zaruri masraflaından artıyorsa, artan miktar, kendisine verilmeyip komünün emniyet sandığına yatırdır; ancak bu parayı istediği zaman ve iste­diği şekilde sarfedemez. Fevkalâde hallerde ve iki kişinin şehadeti ve komün müdürünün mevafaka-tiyle, ihtiyacına yetedek miktarda sandıktan para çekebilir. Fabrika ve diğer sanayi işletmelerinde çalışan isçilerin durumu da ziraat isçilerine benzer. Aradaki yegane fark, fabrikaların senelik kazan­cınız az ve çokluğuna bakılmaksızın, fabrika işçilerinin ücrete müstahak olmalarıdır. Komün üyele­ri çalıştırıldıkları iş durumuna göre kadın, erkek ayrı ayrı olmak üzere, umumi tahta barakalarda yatıp kalkarlar, umumi yemekhanelerde Çin usulü pişirilen yemekleri, gene Çin usulü ile yemeye mecbur tutulurlar. Komün üyelerine aylık yemek fişleri verilir. Elinde yemek fişi olmayan kimse hiçbir yerde yiyecek bulamaz. Hiç kimse kendi arzu ettiği yemeği pişirip yiyemez. Yemekler Çinlile­rin arzusuna göre pişirilir. Haftada bir kere etli yemek verilir. Kızıl Çin hükümeti hayvan sayısını arttırmak ve tasarruf etmek maksadıyla sağlam hayvan kesilmesini yasak etmiştir. Ancak çalışa­mayacak hale gelen ihtiyar, hasta, sakat olan eşek, sığır, deve, domuz, koyun gibi hayvanlar kesilir; bunların etleri karıştırılıp komün mutfaklarına sevkedilir.

Komün hayatında aile mefhumu kalmamıştır. Ailede kadının kocasına, kocanın karısına, çocukla­rın ana ve babalarına karşı olan sevgileri ve aile bağlan kökünden koparılmıştır. Komünlerde kadın-erkek çeşitli çalışma gruplarına ayrılarak muhtelif yerlerde çalışmak mecburiyetinde tutulurlar, böy­lece aile fertleri birbirinden aylarca ayrı kalırlar. Çocuklar, küçük yaştan itibaren kendi anne ve ba­balan tarafından değil, kreşlerde ve çocuk yuvalarında Çinli kadınlar tarafından bakılarak terbiye edildiğinden tabii olarak anne ve babalarına karşı bağlılıkları, sevgileri zayıflamaktadır.

Komünlerde kadın erkek herkes çalışmak mecburiyetinde olduğundan, 3 yaşından aşağı çocuklar annelerinden alınarak komünün çocuk bakımevlerine tevdi edilir. 3 yaşından 7 yaşına kadar olan çocuklar ise komünün çocuk yuvalarında büyütülür. Buralarda, Çinli kadınlar tarafından Çinli ço­cuklarla birlikte bakılmaları ve büyütülmeleri, bu Türk çocuklarının daha küçük yaşta Çinlileştiril-melerini kolaylaştırmaktadır.

Komün üyesi bir çift evlenmeye karar verdiği takdirde komün idaresine müracaat eder. Komün müdüriyeti bir akşam yemeğinde düğün merasimi tertip eder. Bu düğün sadece gelin ile damat için hazırlanan hususi bir yemekten ibarettir. Düğündeki misafirler ise kendilerinin günlük normal ye­meklerini yerler. Evlenen çiftlere evlenme masrafı olarak çok cüz'i bir para verilir. Komün müdürü yemek sırasında bu çiftin evlendiğini ilan eder; bu suretle düğün merasimi nihayet bulur. Evlenen çiftler için yeni elbise, yeni yatak, yorgan gibi eşya verilmez. Bütün masrafı iki tabak yemekten ibarettir.

Komün üyelerine, komünlerde muayyen günlerde film veya halk oyunları gösterilir. Bunlar ko­münizm ve Çin propagandasını aksettiren konulardan ibarettir. Eskiden Türkistan halkı ziyafetler­de, düğünlerde ve bayramlarda çeşitli milli oyunlar oynayarak eğlenirdi ve her ailede milli sazlar bulunurdu. Artık bu gibi millî âdetler tamamen ortadan kalkmıştır. Bunun yerini Çin millî oyunları ve âdetleri almıştır.

16 Kasım 1957 tarihinde Kızıl Çin hükümeti, isçi ve memurlar için muvakkat emeklilik kanununu kabul etmiş ise de bu kanun bugüne kadar yürürlüğe konulmamıştır. Bundan dolayı, hâlen Doğu Türkistan'daki işçi ve memurlar ölünceye kadar çalıştırılmaktadır.

Komünlerde ölen bir kimse ister müslüman, ister gayri müslim olsun dinî tören yapılmaz. Ceset­ler kümes hayvanlarına yem yapılır veya göllere atılarak tarlalarda gübre olarak kullanılır.

Komün üyeleri komün idaresinin iznini almaksızın hiçbir yere gidemez. Ancak zaruret halinde ko­mün idaresinin muvafakatiyle şehir ve kasabalara gidebilir. Bunun dışında hiç kimse akrabasını ve­ya dostunu ziyarete gidemez ve ziyaretçi kabul edemez.

Komün mensupları birbirlerinin kabahatim açıkça ortaya dökmek ve muhatabının yüzüne karşı alenen söylemek mecburiyetindedir. Bu sebeple komünde herkes birbiri baklanda doğru yanlış mut­laka bir kusur veya kabahat bularak iftira etmek zorundadır. Başkasına kusur ve kabahat isnat etmiyen, kendisi kusurlu duruma düşer ve hakiki bir vatandaş sayılmaz; iyi muamele görmez ve hatta cezayi takibata uğrar. Kızıl Çin hükümeti bu taktik sayesinde Doğu Türkistan halkı arasında birlik ve beraberliğin meydana gelmesini önlemek emelindedir.

Komünist eğitimi: Kızıl Çin hükümeti Doğu Türkistan'ın sosyalizasyonunu bahane ederek fakat hakikatte memleketin Çinlileştirilmesini sağlamak için, halkın, bilhassa gençliğin komünist usulü eğitimini ele almış ve bu alanda büyük bir kampanya açmıştır. 1960 senesinde Çincenin Doğu Türk­istan'da resmî devlet dili olarak kabul edilmesiyle komünist eğitimine verilen ehemmiyet arttırıl­mıştır. Kızıl Çin hükümeti aynı maksatla Doğu Türkistan'da çok sayıda yeni okullar açmış ve tah­sil için gürültülü propagandalar yapmıştır. Kızıl Çin'in 1949 senesindeki işgaline kadar bütün Doğu Türkistan'daki okulların sayısı 2.796, öğrenci sayısı da ancak 222.185 idi. Bunlardan 5'i ortaokul (1.242 öğrenci), l'i üniversite (300 öğrenci) ve l'i de san'at okulu (53 öğrenci) idi. İşgalden sonra, yalnız 1963 senesinde Doğu Türkistan'da 210.000 öğrenci ilk, orta ve yüksek okullara kaydolun-muştur. Resmi Çin kaynaklarının açıklamalarına göre hâlen Doğu Türkistan'da fiilen öğrenim ya­pan ilk, orta ve yüksek okulların sayısı 4.000, öğrenci sayısı ise 970toOO'dir. Üniversitelerin sayısı 9'u, liselerin sayısı da 1000'i bulmuştur. Bundan başka binlerce Doğu Türkistanlı öğrenci, Pekin, Tiençin ve Lencov gibi büyük şehirlerde tahsil görmektedirler.

öğretim şekline gelince, Doğu Türkistan'da 4 sınıflı olan ilkokullarda öğretim Türkçedir. Orta okullardan itibaren Çince öğretim mecburidir. Bütün kitaplar Çinceden tercüme edilmiştir. 1963 se­nesine kadar bu çeşit kitapların sayısı 5.000'i bulmuştur. Doğu Türkistan okullarında millî eğitim yasak edilmiştir. Artık Türk çocukları kendi memleketlerinde vatanlarının öz tarihini, edebiyatını ve millî kültürünü öğrenemez olmuştur. Bunun yerine Çin tarihi, Çin edebiyatı öğrenmeye mecbur tutulmaktadır. Doğu Türkistan'ın bütün ilk, orta ve yüksek okullarında öğrenim herşeyden evvel komünizm ruhuna uygun olarak yapılmakta ve buna çok dikkat edilmektedir. İlkokullarda öğretim Türkçe yapılmakla beraber, öğretmenler mini mini öğrencilerin düşüncelerini, şahsi temayüllerini ve müstakbel inkişaflarını keşfetmek için derslerde, vatan, millet, din ve aile mefhumları aleyhine kasten münakaşalar açar, sualler sorar, aldığı cevaplara göre mahalli eğitim müdürlüğüne resmen rapor verir. Bu raporlarda milliyetçi ve dini inançları sağlam olarak gösterilen öğrenciler derhal okul­dan kovulur. Bu gibi öğrenciler, yaşlarına ve vücut teşekkülâtına bakılmaksızın şiddetli cezalara çarptırılır. Verilen cezalar ekseriye kömür ocaklarında ve iş kamplarında çalıştırılmaktır. Bu gibi iş yerlerinde çalıştırılan cezalı çocuklar tıpkı büyükler gibi ağır yükleri kaldırmak ve taşımak mec­buriyetindedirler. Kızıl Çin hükümeti, Türk öğrencilerin petrol, mineroloji, elektrik, mühendislik gi­bi teknik sahalarda ve askerlik alanında yüksek tahsil görmelerine çeşitli bahanelerle engel olmak­tadır. Bunlara müsaade edilen tahsil alanı ekseriya çiftçilik ve hayvancılıktır.

 

Doğu Türkistan'da idari teşkilât:

 

Kızıl Çin hükümeti, halkın gururunu okşamak, dış ülkelere hürriyetseverlek propagandası yap­mak ve bilhassa Sovyetlerin tahriklerini önlemek gibi maksatlarla 30.9.1955 tarihinde Doğu Türk­istan'a "Sinkiang Uygur muhtar bölgesi" adıyla, komünist usulü bir muhtariyet tanımış ve bunu tantanalı bir şekilde ilân etmiştir. Dış dünya ile her türlü irtibatı kesilmiş bulunan Doğu Türkistan­lılar, bu muhtariyetten bazı ümitlere kapıldılar. Ancak bu muhtariyetin, Çin'in diğer eyaletler halk­larına tanınan umumî bazı hak ve selâhiyetlerden fazla bir hususiyeti olmadığı anlaşılınca hayal kı­rıklığına uğradılar. Hakikatte Kızıl Çin, Doğu Türkistan'ı katiyen elinden çıkarmak istememekte­dir; 1952 anayasasının ikinci maddesindeki "Cindeki muhtar bölgeler, Çin'in aynlmaz bir parçası­dır. Muhtar hükümetler ise merkezî Çin hükümetinin enirinde çalışan mahallî bir teşekküldür" hük­mü, Kızıl Çin'in bu arzusunun resmî ifadesidir. Bu icbarla bugün Doğu Türkistan'a tanınmış bulu­nan sözde muhtariyet, Batı'daki mânâsından çok uzaktır.

Kızıl Çin idare sistemine göre Sinkiang Uygur Muhtar Bölgesi aşağıdaki şekilde 11 vilâyete, vilâ­yetler de 100 kadar kazaya ayrılmıştır:

Merkez Unımçi villâyeti (6 kazalı),

Sançi Tungan muhtar vilâyeti (27 kazalı, ayrıca Mori Kazak Muhtar Kazası buraya bağlıdır),

ili Kazak Muhtar vilâyeti (9 kazalı, ayrıca Solon muhtar kazası buraya bağlıdır),

Böritala Moğol Muhtar vilâyeti (3 kazalı),

Tarbagatay vilâyeti (7 kazalı),

Altay vilâyeti (7 kazalı),

Kızılsu Kırgız Muhtar vilâyeti (4 kazalı),

Aksu vilâyeti (8 kazak),

Hoten vilâyeti (14 kazak),

Kaşgar vilâyeti (11 kazalı, ayrıca Taşkorgan Tacik Muhtar kazası buraya bağlıdır).

Kumul vilâyeti (3 kazak).

Kızıl Çin hükümeti Doğu Türkistan'da uzun yıllar tatbik edilen eski Çin istilâ devirlerinin Dotey ve Şengen'lik şeklindeki idarî teşkilâtını tamamen lağvetmiş, bunun yerine Oblast ve Rayyon teşki­lâtını ihdas etmiştir. Oblas'ın başında geniş selâhiyetle bir Çinli bulunur, bölgenin bütün iç ve dış meseleleri bu şahsa aittir. Oblast'ın Tannan denilen bir şubesi vardır. Şehir ve kazalarda her 4.5 mahalle bir Rayyon teşkil eder. Her mahallede bir muhtarlık vardır.

Çin komünistleri işgalin ilk günlerinden itibaren Komünist Partisi'nin her şeyden daha üstün ol­duğunu ve Sinkiang'ın Çin'in ayrılmaz bir parçası bulunduğunu propaganda etmişler ve yerli halka bunu kabul ettirmeye çalışmışlardır. Çin Komünist Partisi'nin Doğu Türkistan'ın bütün şehir, kaza ve köylerinde 18.000'den fazla teşkilâtı ve 280.000 üyesi vardır. Ancak parti üyelerinin sadece 16.800 kadarı Türk, gerisi Çinlidir. Doğu Türkistan'daki asker! ve sivil bütün idarî selâhiyetler Çin Komü­nist Partisi'nin Sinkiang şubesi birinci sekreteri olan bir Çinlinin elinde toplanmıştır. Ayrıca mü­him kararların Pekin'in tasdikinden geçirilmesi şarttır. Bu suretle Pekin'deki Çin Komünist Par ti­si'nin mahalli muhtar hükümet üzerindeki murakabesi sağlanmış olur. İdari muhtariyet bakımın­dan Sinkiang eyalet hükümetinin başında yerli bir Türk bulunursa da, ne bu şahsın ne de, vali ve kaymakamlar dahil, diğer yerli devlet memurlarının fiiliyatta hiçbir salahiyetleri yoktur; bunlar bi­rer kukladan ibarettir. Yine millî emniyet, posta-telgraf, sanayi ve ulaştırma gibi belli başlı mühim idari mevkilerin başında hep Çinli elemanlar vardır. Yerli Türklere tanınan idari mevkiler, ziraat ve hayvancılık ile ilgilidir.

 

Doğu Türkistanın sömürülmesi:

 

Kızıl Çin başkanı Çu-En-Lay, 1960 senesi mayıs ayında yapılan bir parti kongresinde verdiği nu­tukta, "Büyük ve geniş araziler, zengin yeraltı ve yerüstü servet kaynaklan hâlen azınlıkların yaşa­dıkları hudut bölgelerindedir. Çinliler ise dar arazi parçaları üzerinde yoğun bir durumda yaşamak­tadırlar. Bundan böyle sanayi ve ticarî işler, azınlıkların bulunduğu hudut bölgelerine kaydırılarak genişletilecektir. Bu şekildeki karışmalar (Çinlilerle, hudut bölgelerindeki Çinli olmayan milletlerin karışması) her iki taraf içinde faydalı olacaktır", demiştir. Kızıl Çin hükümetinin, Çin ağır sanayii­ni Doğu Türkistan'da kurması ve geliştirmesi, bu sözlerin bir tatbikatıdır. Zira Doğu Türkistan başta uranyum ve volfram olmak üzere nadir maden yataklarına, bol ve birbirine yakın mevkilerde demir, kömür ve elektrik enerjisi gibi ağır sanayi hammaddelerine, nihayet emin ve mahfuz bir coğrafi mev­kiine sahiptir.

Doğu Türkistan'da ağır sanayiin gelişmesi, maden yataklarının işletmeye açılmasından sonra, 1958 senesinde başlamış ve onu takip eden yıllarda yüksek bir seviyeye erişmiştir. Bu gelişmenin esas sebeplerini Kızıl Çin hükümetinin siyasî emellerinde aramak lâzımdır. Sanayiinin gelişmesi, Çinli mühendis ve teknisyenlerin Doğu Türkistan'a akınına yol açmıştır. Kızıl Çin hâkimiyetinden evvel Doğu Türkistan'da kurulan çeşitli fabrikaların sayısı 1100 civarında iken, bugün komünlerde kuru­lan yalnız küçük ve orta büyüklükteki sanayi kuruluşlarının sayısı ise 550 binin üstündedir. Bu iş­letmelerde 2000 çeşit sanayi maddesi imâl edilmektedir. 1958'deki düzeltilmiş Kızıl Çin istatistikle­rine göre, Doğu Türkistan'ın başlıca sanayi merkezlerinden Kaşgar'da halen 4.728, ili'de, 3.033. Urum-çi'de 841'de, Kumul'da 300, Alt ayda'da 176 fabrika faaliyettedir. Sınaî gelişme bilhassa demir-çelik, kömür ve elektrik enerjisi ve petrol sahalarında görülür. Fakat hemen şurasını ilâve etmek gerekir ki, bütün bu fabrika ve sanayi kuruluşlarının imalât ve istihsalleri tamamen Çin'e taşındığından. buradaki sanayi gelişmesinden Türkistan faydalanmamaktadır.

Kızıl Çin idarecileri, istikbalde muazzam Çin ordularını ve kıta Çinindeki milyonlarca Çinliyi bes­leyecek kapasitede büyük zahire ambarı haline getirmek için Doğu Türkistan'ın geniş toprakların­dan, akarsularuıdan hatta yüksek dağlarındaki buzullarından azami derecede faydalanmayı hedef almışlar ve bir düzine dev projiye yine bu memleketin öz evlatlarını ölesiye çalıştırmak suretiyle. gerçekleştirmek gayreti içine girmişlerdir.

Urumçi'de çıkan Sinkiang-i Ji-Bao gazetesinin yazdığına göre halen biri Urumçi'de, diğeri Kaş­gar'da olmak üzere iki ziraat makinesi fabrikası vardır. Bu fabrikalarda her çeşit zirai makina ve araç imal edilmektedir. Bundan başka günde 1.000 ton pancar işleyen şeker fabrikaları ile, yıllık kapasitesi 10.000 ton olan bir kağıt fabrikası vardır. İli şehrinde Hüseyinbay ve Bahaddinbay kar­deşler tarafından kurulan deri fabrikasından halen 40 çeşit deri imal edilmektedir. Bugün Doğu Türk­istan'da makine ile işletilen 100'den fazla devlet çiftliği vardır. Son 10 sene zarfında 1.000.000'den fazla Doğu Türkistanlı Tanrı dağlarının kuzey ve güney bölgelerinde bulunan ham toprakların ziraa­ta açılması işinde çalıştırılmış ve 1.736.000hektar (28.000.000 Mo°) dan fazla ziraat sahası kazanıl­mıştır. Kızıl Çin hükümeti Doğu Türkistan'da açılacak toprakların miktarını 186 milyon hektar (3.000.000.000 M°) olarak tesbit etmiştir. Keza bu programa dahil olarak Taklamaktan'da Yurunkaş kaş ve Karakaş bölgelerinde 80.600 hektar (1.300.000 M°) tutarında arazinin ziraata açılması plan­lanmıştır. Doğu Türkistan'da halen ziraate elverişli arazinin yüzölçümü 3.100.000 hektar (50.000.000 M°)dır.

Doğu Türkistan büyük yeraltı zenginliklerine sahiptir. 32-35 milyar ton olarak hesaplanan kömür yatakları ili ve Urumçi şehirlerindedir. Urumçi'nin 200 km. yakınında rezervi 6 milyar ton olarak hesaplanan kömür ocakları halen işletilmektedir.

Doğu Türkistan'da petrol sanayii ikinci Dünya Savaşı sırasında ehemmiyet kazanmıştır. Harbin sonunda. 22.000 tona yükselen petrol istihsalinin büyük bir kısmı Sovyetlerin Kolayalum rafinesi­ne sevkedilmiştir. 1949'dan sonra Kızıl Çin, Sovyetlerle olan sistematik işbirliği sayesinde, Doğu Türkistan'da yeni yeni petrol sahaları keşfettirerek işletmeğe başlamıştır. 1953'de Mao-Tse-Tung ve Sinkiang eyaleti hükümeti başkanı Seyfeddin Azizi Moskova'ya giderek, Sovyetlerle Doğu Türk­istan maden ve petrollerinin Sovyet-Çin işbirliğiyle işletilmesini hedef alan bir anlaşma imzalamış­lardır. Doğu Türkistan'da işletilmeye başlanan petrol sahalarının en büyükleri Şiho şehrinin yakın­larında bulunan Maytag ve Karamay havzaları ile ili şehri kuzeyindeki Ubero bölgesidir. 1955 se­nesinde tecrübe alanındaki sondaj kuyularından bol miktarda ham petrol fışkırınca, Çin'den ve de­mirperde arkası ülkelerinden binlerce petrol mühendisi ve teknisyen Doğu Türkistan'a hücum etti.

Petrol istihsali için gerekli araç ve malzemeleri Sovyetler teinin etti. Bu petrol bölgesine kadar uza­nan 30 millik bir demiryolu, bir kanal ve Sovyetlerin Kolayalum rafinesine varan bir petrol boru hattı (pipeline) inşa edildi. Karamay şehrindeki petrol rezervi çok zengin olup burada faaliyette bu­lunan müteaddit kuyularda yalnız birinden, yılda 30.000 ton ham petrol istihsal edilmektedir. Yeni yeni keşfedilen diğer petrol bölgeleriyle memleketin umumi petrol istihsali büyük miktarda artmak­tadır. Doğu Türkistan'da 1958'de 330.000 ton, 1959 senesinin ilk 6 ayında ise 400.000 ton ham pet­rol istihsal edilmiştir.

Kızıl Çin'in memleketi sömürmesi karşısında Doğu Türkistan'da umumi huzursuzluk ve muhale­fetin yaygın hal alması artık gözle görülecek kadar barizdir. Batılı bir müşahidin söylediği gibi, Kı­zıl Çin buldozerleri Doğu Türkistan topraklarında ilerledikçe yerli halkın Çin'e karşı duyduğu nef­ret ve infial de o derece artacaktır. Zira artık maddi ve manevi bütün varlığı elinden alınmış bulu­nan o sırtındaki yamalı gömleğinden başka bir şeyi kalmayan yan aç, yan tok Doğu Türkistan mil­leti ölmekten de, öldürmekten de korkmamaktadır. Bu sebeple en ufak fırsatta parti dışındaki bü­yük halk kitlesi yer yer silahlı mukavemet, tecavüz ve sabotajlarda bulundukları gibi yerli komü­nistler de bazı hallerde parti içinde muhalefetten çekinmemektedirler. Dış dünya ahvalinin bazı dal­galanmalar göstermesi dolayısiyle Doğu Türkistan'daki parti kontrolü biraz hafifler gibi olduğu de­virlerde, yerli komünistler daha cesurane hücumlara geçerek "Doğu Türkistan'daki komünist par­tisinin kovulmasını Sinkiahg adının Doğu Türkistan veya Uyguristan olarak değiştirilmesini ve mem­lekette müstakil bir federal cumhuriyet rejiminin kurulmasını" istemişlerdir. Tabiatiyle bu gibi ta­lepler komünist üst makamlarda aksi tesirler yaratmakta gecikmemiş ve talep sahibi yerli partililer aşın milliyetçilik, karşı devrimci ve pantürkistlik ile suçlandırılarak şiddetle cezalandırılmış ve tas­fiye edilmişlerdir.

 

İstiklâl mücadeleleri ve millî kahramanlar:

 

Milliyetçi Çin'in Doğu Türkistan'daki ordulan başkumandanı General Tao-Si-Yu'nun gizlice an-laşmasiyle Çin komünistleri bir tek kurşun almaksızın 13 Ekim 1949'da Doğu Türkistan'ı işgal et­tiler. Fakat bu işgali kabul etmeyen bir kısın Doğu Türkistanlı, liderleri Osman Batur ve Canım Han Hacı'nın sevk ve idaresinde dağlara çekilerek çete savaşına giriştiler. Cereyan eden çetin sa­vaşlarda Canım Han kızıllara esir düştü. Dağılan milli kuvvetler Osman Batur, Delil Han, Sultan Şerif ve Nurgucay Batur'un sevk ve idaresinde Çin'in komşu Kokunar eyaletine çekilerek mücade­lelerine devam ettiler. Şubat 1951 'de Osman Batur esir edildi. Çinliler Osman Batur'la Canım Han Hacı ve maiyetindekileri Urumçi'ye sevkederek 1951 yılı Nisanında, zorla bir araya getirilmiş halk yığınlarının huzurunda kurşuna dizdiler. Ne var ki, son bulduğu zannedilen milli mukavemet ruhu ölmemiş, söndüğü zannedilen hürriyet ateşi hakikatte sadece küllenmişti. Nitekim müteakip sene­lerde Doğu Türkistan'ın Kutubi şehrinde Urazbeg, Altay'da Şirdiman, Küçür şehrinde Mahmat Ni­yaz, İli'de Abdurrahman, Turfan şehrinde Abdüsellam, Toksun şehrinde Mehmet Niyaz, Hoten şeh­rinde Abdülhamit Damulla ve Fetheddin Mahdum, Karakaş şehrinde Paşahımın'm sevk ve idare­sindeki milli hareketler ve ayaklanmalar birbirini takip etti. Bu hareketleri 20 Şubat 1959'da Ho­ten'de 10.000 Türkistanlının ayaklanması ve ilk iş olarak hapishanelere hücumla 600 masumun kur­tarılması izledi. Temmuz 1962 de İh' havzasının Kulca ve Tarbagatay şehirlerinde Kızıl Çin hâkimi­yetine karşı büyük bir ayaklanma oldu. Kızıl Çin kuvvetleri, başkaldıran milliyetçi mücahitleri ma­kineli tüfeklerle biçti. Öldürülen mücahitlerden 200 tanesi ise henüz ortaokul talebesiydi. Kızıl Çin gazete haberlerinden ve radyo yayınlarından öğrenildiğine göre 1965 senesi Nisan ve Ekim ayların­da, 1966 senesinde yine Nisan ayında Doğu Türkistan'ın Ih', Kaşgar ve Hoten şehirlerinde rejim aleyhtarı büyük ayaklanmalar oldu. Doğu Türkistan'da Kızıl Çin hâkimiyetine karşı yürütülen mil­li mukavemet hareketlerinin en müessiri ve en yıpratıcı hiç şüphesiz ki önüne bir türlü geçilemeyen sabotaj ve yeraltı faaliyetleridir. Kızıl Çin hakimiyeti altındaki Doğu Türkistan Umumî Valisi Bur­han Şehidîı l Ocak 1953 tarihinde Urumçi'de verdiği bir nutukta, 1950-1953 seneleri arasında Doğu Türkistanlıların Çin askeri garnizonlarına 571 defa baskın yaptıklarını, 1490 sabotaj hareketlerin­de bulunduklarını, Doğu Türkistan fabrikalarında 213 defa yangın çıkardıklarını söylemiştir.

 

Kızıl Çin devrindeki Türk göçleri:

 

1949 senesi Ekim ayında milliyetçi liderlerden Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin bey­lerin sevk ve idaresinde 7.000 Doğu Türkistanlı Hindistan ve Pakistan'a müteveccihen yola çıktı.
Fakat takip etmek mecburiyetinde bulundukları yollar fevkalade arızalı ve o nisbette tehlikeli oldu­ğundan, bu göçmenlerden ancak 850 kişi Keşmir'in Ladak şehrine, 1000 kadarı da Pakistan'ın G il-
git şehrine ulaşabildiler; 45 kişi yolculuğun ağır şartlarına dayanamıyarak yollarda öldü.

Doğu Türkistan'daki Kızıl Çin hâkimiyetine karşı silâha sarılan Doğu Türkistanlılar 1950 se­nesi başlarında Osman Batur ve Canımhan Hacı'nın liderliğinde modern Çin ordulariyle savaşır­
ken, bunlardan 1.000 kişilik bir grup kızıl çemberi yararak Sultan Serip, Delil Han, Yolvas Bey ve Nurgocay Batur'un sevk ve idaresinde Çin'in Kokunar eyaletine, oradan Tibet'e geçtiler ve Tibet
üzerinden meşakkatli bir yolculuğu müteakip l Ekim 1951'de Hindistan'ın Ladak şehrine 350 kişi olarak varabildiler. Geri kalan 650 kişi savaşlarda ve yollarda öldü.

1958, 1959 ve 1961 senelerinde Doğu Türkistan'ın Yarkent ve İli şehirlerinden 664 kişi Afga­nistan'a göç etti. Bunlardan 234 kişi 1965'de Türkiye'ye geldiler.

1917 senesindeki bolşevik ihtilâli sırasında 200.000 kadar Batı Türkistanlı Türk, Doğu Türkis­tan'a iltica etmişti. Müteakip senelerde Doğu Türkistan'daki Sovyet propagandalarına katılan 300.000
kişi Doğu Türkistan'da oturdukları halde Sovyet tabiiyetine geçmişti. Bu suretle Kızıl Çin – Sovyet Rusya işbirliği devrinde Doğu Türkistan'daki Sovyet tabiiyetinde bulunan Doğu Türkistanlıların
sayısı 500.000'i bulmuştu. Müteakip senelerde bu işbirliği son bulunca Sovyetlere karşı Doğu Türk­istan'da tedbir alan Kızıl Çin, bu memleketteki bütün Sovyet tabiiyetindeki Doğu Türkistanlıları
kovdu. Bunlar, 1960 senesinde Batı Türkistan'a göç ederek Kazakistan ve Özbekistan'ın Almaata, Pişbek, Kızılorda, Taşkent ve Andicen şehirlerine yerleştirildiler.

Çin tabiiyetinde kalan Doğu Türkistanlılardan onbinlerce Türk muhtelif tarihlerde küçük ve büyük gruplar halinde Doğu Türkistan'dan kaçarak Batı Türkistan'a iltica ettiler.

29 Mayıs 1962 tarihinde ili ve Tarbagatay bölgelerde Kızıl Çin hâkimiyetine karşı yürütülen milli mücadele ve ayaklanmalar sonunda 50.000 Doğu Türkistanlı Batı Türkistan'a göç etti.

Doğu Türkistan'ın unutulması:

Son 200 seneden beri 5 defa Çin istilasına maruz kalan Doğu Türkistan Türkleri, bu müddet zar­fında tam 58 defa Çin hakimiyetine karşı silaha sarıldılar. Doğu Türkistan, Çin esaretinde kaldığı bu devirlerde dünya müstemlekeler tarihinde hiçbir esir milletin maruz kalmadığı derecede ağır zu­lüm, işkence ve hakaretlere muhatap oldu. Fakat bu esaret devirlerinin hiçbirisi bugünkü1 Kızıl Çin esareti kadar vahim ve zelil olmamıştır. Zira Kızıl Çin, hâlen Doğu Türkistan'da uyguladığı terör rejimi ve insanlık dışı icraatı ile bu memlekette yaşıyan 12 milyondan fazla Türk'ü, Çin potasında günden güne daha fazla eriterek Çinlileştirmek ve tamamiyle asimile ve imha ederek şanlı tarihi varlığına bir an evvel son vermek çabasındadır.

Doğu Türkistan Türkleri bugün işte böylesine muazzam bir tehlike ile karşı karşıya bulunmakta­dır. Bu itibarla Doğu Türkistan Türklerinin gösterdikleri milli faaliyet ve mücadeleler herşeyden evvel milletçe varlığını muhafaza ve idame edebilmek kaygusu içinde yürütülen bir kurtuluş dava­sıdır. Lâkin durumun bu kadar fecaat ve vehametine rağmen Türk dünyası, İslâm âlemi ve hür dün­ya maalesef Doğu Türkistan'ın bugünkü feci ahvalinden ve bu memlekette olup bitenlerden haber­sizdir. 2 milyon km2'ye yaklaşan bir vatan sathında yaşıyan 12 milyonluk bir kütlenin tamamen imhasına matuf olarak bu memlekette cereyan eden ve her biri başlıbaşına dünya çapında reaksi­yon uyandırmaya yeterli facialar silsilesi insanlığın yüzünü kızartıcı mahiyette olmasına rağmen şimdiye kadar hiçbir devlet, hiçbir resmi veya hususi teşekkül, sadece insan olmak sıfatıyla da olsa. bu zavallı bedbaht insanlarla alâkadar olmamış, ahvalini sormamışlardır. Oysa ki Doğu Türkistan'­ın bitişik komşusu olan Tibet, Doğu Türkistan'dan bir sene sonra, aynı Kızıl Çin, işgal ve mezalimi­ne maruz kalınca, bütün dünya ve Budist âlemi sanki yerinden oynadı. Budist memleketlerde yüz-binlerin iştirakiyle protesto ve telin mitingleri tertip olundu. Bu devletlerin hükümetleri harekete geçirildi. Sırf Budist aleminin sempatisini kazanmak isteyen budist olmayan devletler bile Tibet'in yanında yer alarak maddi ve manevi her türlü yardım ve tavassutta bulundular. Bu devletlerden Malezya, Tayland, Salvador ve İrlan'da 1959, 1965 ve 1966 senelerinde Tibet davasını Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na getirerek dünya efkârı umumiyesi önünde bütün cepheleriyle teşrih ve Kızıl Çin işgalinin resmen telin edilmesini sağladılar. Şunu da ilave edelim ki hâlen Tibet'in Ameri­ka'da, İsviçre'de ve bazı Asya memleketlerinde davasını savunan dostları, geniş çapta yardım gö­ren hususi büroları, propagandasını yapan gezici mümessilleri vardır. Bu meyanda zikre değer bir nokta, merkezi, İsviçre'nin Cenevre şehrinde bulunan beynelmilel hukukçular cemiyetinin Tibet da­vası lehine yaptığı neşriyattır.

İnsan haysiyetine büyük bir kıymet atfedilen zamanımızda dünyanın herhangi bir mahallinde ya­pılan en ufak bir haksızlık, bütün medeni dünyanın muhalefetini celbederek çeşitli reaksiyonlar ve yankılara sebep olurken. Doğu Türkistan'a-karşı gösterilen alakasızlık büyük bir zıddiyet arzeder. Bütün bunların başlıca sebebi müstevli Çin idarecilerin öteden beri izledikleri politika ve sistemli propagandalarının muvaffakiyetidir. Doğu Türkistan haiz olduğu fevkalade ehemmiyetine ve mu­azzam zenginliklerine rağmen bugün maalesef unutulmuş, Orta Asya'nın yüksek dağları, ovaları, geniş çölleri arasında ve Kızıl Çin ejderinin pençesinde kendi mukadderatıyla başbaşa bırakılmıştır.

 

Kaynak: Dogu turkistan sesi dergisi

 

 
 

Ana Sayfa

aturan2003@yahoo.com

Taklamakan Uygur Neşriyat Tüm Hakliri Saklıdır

 All Rights Reserved Taklamakan Uyghur Publishing 2007 --- 2009 http://www.uyghurweb.net