| |
DOĞU TÜRKİSTAN
\
İlhan MUSABAY
Polat TURFANİ
Doğu Türkistan, tarihde bütün dünya Türklerinin beşiği, Türk medeniyet
ve ihtişamının kaynağı olan Büyük Türkistan'ın doğu kısmını teşkil eden
bölgedir. Hür dünyada bugün Türkistan denilince, sadece Batı Türkistan
anlaşılır. Büyük Türkistan'ın yalnız batı kısmına Kuşlar tarafından
geçen asırda verilen bu tabiri, doğu kısmını teşkil eden bugünkü Doğu
Türkistan'ın maalesef unutulmasına ve Çinlilerin bu ülke Türklerini
Çinlileştirmek maksadiyle taktığı ve bir müstemleke adı olan Sinkiang
ismi altında bilinmesine sebeb olmuştur. Türkistan tabiri sadece bugünkü
Batı Türkistan için kullanılırsa 2.000.000 km*'lik bir saha üzerinde
takriben 12 milyondan fazla Türk'ün yaşadığı Doğu Türkistan'a ne isim
vermek icab edecektir? Acaba Çinlilerin istedikleri gibi Sinkiang demek
mi daha doğru olacaktır? Bu balomdan sadece Batı Türkistan'a izafe
edilen "Türkistan" tabiri yanlış ve zararlıdır. Bu tâbir, ancak bugünkü
Batı ve Doğu Türkistan'ın bütününü içine alan Büyük .Türkistan'a
verilebilir ve bu mânada anlaşılmalıdır.
Asya haritalarında bu Türk yurdunu, "Doğu Türkistan" adiyle bulmak
maalesef mümkün değildir. Çünkü haritalarda, ekseriyetle, Doğu
Türkistan'm yerinde, bir Çin eyaleti olarak gösterilen Sinkiang ismi
yazılıdır. Birçok atlas, coğrafya kitabı ve dergilerde de durum aynıdır.
Coğrafi bakımdan Doğu Türkistan, kuzey yarım küresinde 34 °—40 ° ncı
enlemlerle, 74 °—95 ° inci boylamlar arasında kalır. Hudutlarını, doğuda
Çin, Moğolistan ve kısmen Tibet, batıda Batı Türkistan, kuzeyde
Sibirya, güneyde ise Hindistan, Pakistan ve kısmen Tibet ile Afganistan
teşkil eder.
Doğu Türkistan, etrafı dağlarla çevrili yüksek bir yayladır. Kuzeyinde
Altay dağlan, güneyinde Himalaya, Karakurum ve Karanlık dağları vardır.
Altay dağlan iki kısımdan ibarettir. Büyük Altay dağlan, Doğu
Türkistan'ı Moğolistan'dan, Küçük Altay dağlan ise Doğu Türkistan'ı
Sibirya'dan ayırır. Doğu Türkistan'ın ortasında bir sistem halinde
meşhur Tanrı Dağlan vardır. Bu sistemin orta kısmına Tiyan Şan denir.
Tiyan Şan dağlarının en yüksek yeri, meşhur Türk destanlarında adı geçen
7315 m. yükseklikteki Han Tann'dır. Tanrı dağlan, Doğu Türkistan'ı
doğudan batıya doğru baştan başa katederek memleketi ortasından iki
büyük kısma böler. Kuzeydeki kısma Çungarya veya ili havzası, güneydeki
kısma ise Kaşgarya veya Tarım Havzası denir.
Doğu Türkistan açık denizlere kapalı olduğundan deniz ikliminin
tesirinden uzaktır. Bu sebeble ülkenin iklimi de kısmen yayla kısmen de
çöl iklimidir. Bunun için yaz aylan çok sıcak, kış aylan ise çok soğuk
ve serttir.
Dünyanın en yüksek dağlarının bulunduğu bu ülkenin karlı ve buzlu
dağlarından büyük, küçük sayısız dereler, çaylar ve ırmaklar akar. Bu
akarsular birleşerek, yerli halkın "Derya" tabir ettiği, büyük akarsulan
meydana getirir. Tanrı dağlarının Ih' Havzası'na bakan cephesinden akıp
gelen Göksu ve Tikes ile eski Türk destanlarına ismini veren meşhur Kaz
veya Kaş akarsularının birleşmesiyle, havzaya adını veren tli nehri
teşekkül eder. Bu nehir 1li havzasını tamamen sulayarak, Sibirya 'daki
Balkaş gölüne dökülür. Tarım havzasının akarsulan ise batıdan gelen
Kaşgar Derya, güneybatıdan gelen Yarkent Derya, güneyden gelen Hoten
Derya ve kuzeybatıdan gelen Aksu Der-ya'dır. Bu akarsular bir yelpaze
şeklinde Tarım Havzası'm sularla. Bunların birleşmesinden havzaya adını
veren ve Doğu Türkistan 'in en büyük nehri olan, meşhur Tarım nehri
meydana gelir.
Doğu Türkistan'ın Nüfusu:
Çin kaynaklan, Çinlileştirme politikasının icabı olarak, Doğu
Türkistan'ın nüfusunu az gösterirler. Bu kaynaklara göre Doğu
Türkistan'ın umumi nüfusu senelerden beri 2-5 milyon arasında Batılı
kaynaklara göre ise 3,5 - 6 milyon arasında değişir. Milli kaynaklara
gelince, bu husustaki bilgi ve kanaatler çeşitlidir: Rıza Nur'a göre
7.260.000, Togan'a göre 5.500.000, Türk Kültürü dergisine göre
12,750.000'- dur.
Kabul etmek gerekir ki, yüzölçümünün çok geniş olması, Kazak, Kırgız ve
Moğollar gibi bazı etnik grubların dağlarda göçebe hayatı yaşamakta
olmaları dolayısiyle bu memlekette modern manada umumi nüfus sayımı
yapılmasını güçleştirmektedir. Bununla beraber bazı teşebbüsler
yapılmıştır. 1944'de Doğu Türkistan'ın kuzeyindeki İli bölgesinde
resmen kurulan genç "Doğu Türkistan Cumhuriyet Devleti "nin başkanı Ah
Han Töre, bütün Doğu Türkistan nüfusunun 8.000.000 olduğunu resmen ilan
etmiştir. Bu değer. Doğu Türkistanlı liderlerce de kabul edilen bir
rakamdır. Asgari binde 20 artışla 1970'lerde Doğu Türkistan nüfusunun
12.310.000'e ulaşmış olması gerekir.
Kızıl Çin işgalinde evvel Doğu Türkistan'da yaşayan halkın etnik durumu
çeşitli kaynaklara göre şöyleydi:
a
— 1899 senesinde Kaşgar'da bulunan Rus Kurmay Yarbayı Kormilof Doğu
Türkistan'ın umumi nüfusunu 2.626.000 olarak tahmin etmiş ve bu
nüfusunun şu etnik unsurlardan meydana geldiği kaydetmiştir: Uygurlar
1.456.000, Karakırgızlar 450.000, Moğollar 43.000, Tunganlar (Çinli
müslü-manlar) 35.000, Dolanlar 30.000, Tacikler 13.000, Hindiler 6.000,
Özbekler 3.000, Çinliler 6.000 ve Çingeneler 1.000
b
—b Askeri Umumi Vali Şin-si-Say Hükümeti'nin resmi ve raporunda
1943-1944 seneleri arasındaki Doğu Türkistan'ı umumi nüfusu 4:754.035
olarak gösterilmiştir. Bu nüfusun etnik dağılışı şöyleydi: Uygurlar
3.749.Ü79, Kazaklar 50.000, Çinliler 222.410, Tunganlar 99.607, Moğollar
59.686, Ruslar 19.392, Özbekler 10.624, Solonlar 2,508, Şiveler 10,624,
Tacikler 8.216, Tatarlar 5.614 ve Mançular 762.
c
— Milliyetçi Çin devrinde Doğu Türkistan eyalet hükümeti, Doğu
Türkistan'ın 1946 senesi umumi nüfusunu 3.680.322 olarak ilan etmiştir.
Bu yekun şu etnik grublardan müteşekkildir: Uygurlar 2.956.085, Kazaklar
235.509, Çinliler 19.392, Şiveler 10.626, Özbekler 10.224. Tatarlar
8.210, Solonlar 2.506, Mançular 762.
d
— Doğu Türkistan'ın milli liderlerinden tarihçi Mehmet Emin Buğra'ya
göre Doğu Türkistan'ın genel nüfusu 8.000.000'un üstündedir ve bu
nüfusun % 96.6'sı Türk ve Müslüman'dır. Geriye kalan nisbet yabancı
unsurlardan mürekkebtir. Uygurlar 6.622.000, Kazaklar 930.000, Çinliler
200.000, Tunganlar 90.000, Kırgızlar 65.000, Moğollar 63.000, Mançular
30.000.
1949 senesinde başlayan Kızıl Çin işgalinden sonra, bu Türk ülkesine
Çinli muhacir, asker ve memurların yerleştirilmesiyle. Doğu
Türkistan'daki Çinli nüfus yerli halkın aleyhine olarak devamlı
artmaktadır.
Doğu Türkistan'ın yollan:
Doğu Türkistan'ın muhtelif şehirleri arasındaki münakalatı sağlayan ve
uzunlukları 7.900 km.'yu bilan 19 büyük kara yolu vardır. Tarihte
Avrupa'yı Asya'ya bağlayan meşhur "İpek Yolu" Doğu Türkistan'dan geçer.
İpek Yolu Doğu Türkistan'da kuzey yolu ve güney yolu olmak üzere ikiye
ayrılır. Bu yollar memleketi dolaştıktan sonra Doğu Türkistan'ın hudut
şehri Kumul'da birleşerek, Çin'e doğru devam eder. Doğu Türkistan'ın
diğer büyük kervan yolları şunlardır; Kaşgar - Batı Türkistan yolu ( bu
yol, Kaşgar-Andican, Kaşgar-Süyek ve Kaşgar-Pişpek olmak üzere üç kola
ayrılık); Kaşgar-Hindistan yolu (Himalayalan aşarak Kaşgar'dan
Hindistan'ın hudut şehri olan Ladak'a ulaşan bu yol çok arızalıdır);
Kaşar-Pakistan yolu (Karakurum dağlarından geçen bu yol Kaşgar'dan
Pakistan'ın hudut şehri olan Gilgit şehrine ulaşır).
Umumi seyrüsefer ve ticaret yolları olan bu yollardan başka Kızıl Çin
hükümeti, 1949'dan itibaren Doğu Türkistan'dan komşu memleketlerin
hudutlarına ulaşan askeri ve stratejik ehemmiyeti haiz Sinkiang - Batı
Türkistan, Sinkiang - Tibet (Pamir yaylasından geçen ve Ak Ay diye
anılan bu yol çok mühimdir), Sinkiang - Karakurum ve Sinkiang - Kansu
yollarını inşa ettirmiştir. 27 Ocak 1959 tarihinde Pekin'de toplanan
Milli Münakalat Konferansı'nda Kızıl Çin Hükümeti'ni temsilen hazır
bulunan Ulaştırma Bakanlığı Kara Yolları Genel Müdürü Lien-Pay-Sen
tarafından söylenen "Çin'in milli müdafaa ihtiyaçlarını karşılamak için
hudut bölgelerindeki karayolları inşaatına devamlı surette ehemmiyet
verilecektir " sözleri, Kızıl Çin'in bu karayollarını ne maksatla inşa
ettirdi- • ğini ifade eder.
Çin'e uzaklığını göz önünde tutan Çin hükümetleri askeri, siyasi ve
iktisadi maksatlarla Doğu Türkistan'ı bir demiryolu ile Çin'e bağlamayı
her zaman düşünmüşler ve buna teşebbüs etmişlerse de, bu işi Kızıl Çin
hükümeti, son senelerde 500.000 Türkistanlı'yi gece gündüz zorla
çalıştırmak suretiyle kısa bir zamanda başarmıştır. Eskiden kamyonlarla
yapılan münakalat, 2350 km. uzunluğundaki lencov - Urumçi demiryolunun
l Ekim 1952 tarihinde işletmeye açılmasiyle daha kolay, süratli ve ucuz
yapılmaya başlanmıştır. Bu sayede Kızıl Çin hükümeti, müstemlekesi Doğu
Türkistan'a milyonlarca Çinli muhaciri kısa bir zamanda nakletmek,
mukabilinde Doğu Türkistan'ın milli servetlerini Çin'e taşımak ve askeri
ihtiyaçlarını süratle yerine getirmek imkanını bulmuştur. Bundan başka
halen bu ana demiryolunu Doğu Türkistan'ın müteaddit sanayi bölgelerine
bağlayan 15'den fazla ikinci derecede demiryolları daha inşa edilmiştir.
Milliyetçi Çin devrinde Doğu Türkistan'ın başlıca şehirlerinde birer
küçük hava alanı mevcuttur. Urumçi ile Kazakistan'ın merkezi Almaata ve
Çin'in Kansu eyaletinin merkezi arasında hava münakalesi yapılıyordu.
Kızıl Çin hükümeti, bütün bu hava yollarına yenilerini ilave ettiği
gibi, mevcut hava alanlarını daha da genişleterek, askeri ihtiyaçlarını
karşılayarak kapasiteye ulaştırmıştır.
Doğu Türkistan'ın tarihi ehemmiyeti:
Doğu Türkistan, Türklüğün yurdu, Türk medeniyet ve ihtişamının kaynağı
olan Büyük Türkistan'ın bir parçası olarak bütün dünya Türklerinin
beşiğidir. Türk destanlarının, Türk mitolojisinin. Dede Korkut
masallarının ülkesidir. Bu ecdad diyarı tarihte birçok Türk devlet ve
imparatorluklarına vatan ve merkez; meşhur ipek yolunun üzerinde
bulunması hasebiyle de doğu ile batı arasında çeşitli dinlerin,
medeniyetlerin ve ticaretlerin mübadele sahası olmuştur. Çinlilerin
batıya müteveccih bütün akınlarını durdurmak suretiyle tarihte Türk ve
İslâm dünyasına muhteşem bir kale vazifesi görmüştür.
Doğu Türkistan Türkleri, Karahanülar devrinde, kendi istekleriyle,
milletçe İslâm dinini kabul etmişler, bu yeni dinin en samimi ve en faal
koruyucusu olarak, İslâmiyetin Asya kıtasında süratle yayılmasına,
yerleşmesine ve yaşamasına büyük çapta hizmet etmişlerdir. Doğu
Türkistan, Türk dilinin ve Türk edebiyatının en güzel numunelerini
vererek, Türkçenin üstünlüğünü isbat ettiği gibi Türk filojosine de
muazzam hizmetlerde bulunmuştur. Burada kurulan Turfan, Kaşgar ve Hoten
devletleri sayesinde Türk medeniyet ve kültürünün en mühim eserleri
meydana gelmiştir. Nihayet
tarihi Kaşgar şehri, tarihde İslâmiyetin meşhur merkezlerinden biri
olarak temayüz etmiş ve Küçük Buhara namiyle ün şahniştir.
Siyasi ehemmiyeti:
Doğu Türkistan, Asya kıtasının merkezi, kalbi ve mihveridir. Bu durumu
itibariyle, tarihte Doğu Türkistan'a hakim olan devlet, bütün Asya'ya
hükmetmiştir. Çin'den ve Moğolistan'dan batıya doğru yapılan bütün
genişleme hareketleri Doğu Türkistan üzerinden olmuş, bu ülke, tarihte
siyasi, askeri faaliyetlerin hareket üssü ve ikmal merkezi olarak
kullanılmıştır. Askeri strateji bakımından, doğuda Çin'e, batıda
Rusya'ya açık olması, buna mukabil kuzey ve bilhassa güney hudutlarında
dünyanın en yüksek, en sarp dağlariyle açık denizlere kapalı bulunması,
bu memleketin yakın siyasi mukadderatı üzerinde birinci derecede amil
olmuştur. Bu coğrafi durumu, Doğu Türkistan'ı aynı zamanda Polaris
denizaltılarının atış menzilinden uzak tutmaktadır. Bütün bunlardan
anlaşılacağı gibi, Doğu Türkistan, müdafaası çok kolay, emniyetli ve
gayet mahfuz bir memlekettir. Kızıl Çin, komşu memleketlere müteveccih
emperyalist planlarının uygulanışında bu ülkeyi üs olarak kullanmak
üzere, şimdiden birçok askeri hazırlıklar yapmış ve bazı tedbirler
almıştır. Çin'in ağır harp sanayiinin burada kurulması da sebepsiz
değildir.
İktisadi ehemmiyeti:
Doğu Türkistan, bilhassa yeraltı servet kaynaklan bakımından fevkalada
zengin bir ülkedir. Halen Doğu Türkistan'ın 5 yerinde uranyum, 5
yerinde volfram, 34 yerinde petrol, 46 yerinde demir, 70 yerinde kömür,
50 yerinde altın, 2 yerinde platin, 37 yerinde bakır, 13 yerinde kükürt,
32 yerinde kurşun, 16 yerinde gümüş, 21 yerinde kalay, 6 yerinde mika, 8
yerinde akiktaşı, 3 yerinde yeşim taşı ve 3 yerinde zümrüt taşı
ocaklarının fiilen işletilmekte olması, bu ülkenin maden zenginliği
hakkında bir fikir vermeye yeterlidir.
Doğu Türkistan'ın diğer servet kaynaklan çeşitli hububat, pamuk, ipek,
hah, dokumacılık ve çeşitli hayvan ürünleridir. Eski Türk örf, adet ve
tegaddi şekillerine bağlı olarak başlıca gıdasını toprak ürünleriyle
hayvan ürünlerinden elde eden Doğu Türkistan Türkleri, hayvancılıkta çok
ileridirler. Altay Tarbagatay ve ili bölgelerindeki geniş ovalarda ve
yüksek yaylalarda beslenen milyonlarca büyük ve küçük baş hayvanlardan
sağlanan en iyi cins yapağı, deri gibi ürünleri, Kaşgar ve Ho-ten
bölgelerinden elde edilen pamuklu dokuma, ipek, hah gibi ticari emtia,
Hindistan, Pakistan ve bilhassa Rusya'ya ihraç olunur. Eskiden Doğu
Türkistan'da sulama ziraatı yapılır ve memleketin ihtiyacına yeterli iyi
cins hububat elde edilirdi. Kızıl Çin işgalinden sonra bura halkı,
memleket ihtiyacından ziyade, Çin'in ihtiyacı için hububat yetiştirmeye
zorlanümıştır. Bu maksatla, eski sulama ziraatının yerine makineli
ziraat almış ve daha fazla istihsal için yeni yeni topraklar ziraata
açılmıştır.
Ağır sanayi için lüzumlu olan demir, kömür ve elektrik enerjisi
kaynaklarının birbirine çok yakın mesafelerde ve bol olarak bulunması,
Kızıl Çin harb gücünün ve askeri potansiyelinin artırılmasında
kullanılan 4 büyük sanayi bölgesinden en büyüğünün Doğu Türkistan'da
kurulmasına vesile olmuştur. Bundan başka uranyum madeninin burada
keşfedilmesi ve Taklamakan çölü gibi gayet mahfuz bir mahallin
mevcudiyeti dolayısıyla Kızıl Çin, atom fabrikasını Doğu Türkistan'da
kurmuş" ve atom tecrübeleri yapmışta-.
İnsan Haklan Beyannamesi karşısında Doğu Türkistan'ın hukuki durumu:
10
Aralık 1948 tarihinde 100'den fazla devletin üyesi bulunduğu Birleşmiş
Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen "insan Haklan Alemşümul
Beyannamesi", insanın, insan olmak sıfatiy-le haiz olduğu temel
haklarının mevcudiyetini teyit eden beynelmilel mahiyette resmi ve umumi
bir vesikadır. Esasen daha 26.2.1945 tarihli Birleşmiş Milletler
Andlaşması'nın giriş kısmında; "İnsan Haklarına, şahsın haysiyet ve
değerine" olan inanç teyit edilmişti. Bu andlaşmanın birinci bölümünün
birinci maddesinin 2 numaralı bendinde ise, "Milletler arasında
milletlerin hak ve eşitliği" ile "Her milletin kendi mukadderatını
kendisinin tayin etmek hakkına sahip olduğu" prensipleri belirtilmişti.
İnsan Haklan Alemşümul Beyannamesinin l'nci bölümünün 3'üncü maddesinde,
"Hiç bir kimse işkenceye, gayri insani yahut haysiyet kına ceza ve
muameleye tabi tutulamaz" dedi. Buna rağmen Doğu Türkistan'da geçmiş
senelerde ve halen yerli Türkler çeşitli işkencelere, gayri insani ve
haysiyet kinci muamelelere tabi tutulmuş ve tutulmaktadır. Mezkur
beyannamenin 4 üncü maddesinde ise: "Hiçbir kimse zorla çalıştırılamaz
ve mecburi çalışmaya tabi tutulamaz" denilmektedir. Oysa Doğu
Türkistan'da çeşitli bahane ve töhmetlerle yüz binlerce Türk ölesiye
"Komün" denilen bir nevi mecburi iş kamplarına bağlanarak zorla
çalıştırılmaktadır.
İnsan Haklan Alemşümul Beyannamesinin 5 inci maddesine göre, "Her ferdin
hürriyete ve güvenliğe hakkı vardır". Halbuki Doğu Türkistan'da
milyonlarca Türkistanlı her türlü hürriyetlerinden mahrum edilmiş ve
tarihte misli görülmemiş bir esaret hayatına mahkum edilmiştir. Doğu
Türkistan'da, gerek Şin-Şi-Say devrinde, gerekse Kızıl Çin devrinde
tesis edilen tedhiş ve terörden dolayı hiçbir kimse bir saat sonraki
hayatından emin olaunaz hale gelmiştir. Beyannamenen 7 nci maddesinde
"Hiçbir kimse, milli veya milletlerarası hukuka göre, suç teşkil etmeyen
bir fiilden veya ihmalden dolayı mahkum edilemez" denildiği halde Doğu
Türkistan'da insanlar, ölmüş babasının.
hatta 3 göbek ecdadının hayattayken yaptıklarının hesabını vermeye
mecbur tutulmuş, ağır cezalara çarptırılmıştır. Beyannamenin 8 inci
maddesinde "Her şahıs düşünce, vicdan ve din hürriyetine sahiptir" der.
Oysa Kızıl Çin hükümeti halen Doğu Türkistan'da yerli halkın
düşüncelerine, vicdanlarına hükmetmeye çalışmakta ve müslüman Türklerin
asırlardan beri kökleşen milli ve dini inançlarını söküp atmak, örf ve
adetlerine son vermek çabasındadır. Nihayet insan Haklari
Alemşümul Beyannamesi 10 uncu maddesinde:
"Her ferdin ifade izhar hakkına malik olduğunu" kabul edilmiştir. Madeni
iııaımlık camiasında durum böyle iken, Kızıl Çin hükümeti müstemlekesi
olan Doğu Türkistan'da yerli halkın düşündüklerini söylediği veya
vatanlarını sevdiklerini ifade ettikleri için "Yerli Milliyetçi, Aksül
Inkilapçı" gibi töhmetlerle cezalandırmaktadır.
Çin'de, gerek imparatorluk devirlerinde gerekse askeri umumi valiler
devrinde herhangi bir anayasa teşebbüsü yapılmadığından, Doğu
Türkistan'da yaşıyan millyonlarca Türk'ün hakları, mahalli Çinli
idarecilerin dudakları arasından çıkacak bir kelimeye bağlı kalmıştır.
Milliyetçi Çin devrinde Çin Halk Meclisi (Guomindang) tarafından 25
Kasım 1946 tarihinde bir anayasa kabul edilmesine ve bir sene sonra
yürürlüğe gireceği ilan edilmesine rağmen, Komünist Çinlilerle olan
dahili savaş dolayısiyle bu anayasanın hükümleri henüz uygulanamamıştır.
Kızıl Çin devrinde ise, Çin komünistlerinin başkanı Mao-Tse-Tung,
kızılların Çin kıtasının bir köşesine sıkışmış bulundukları 1931
senelerinde Guang-Şi eyaletinde söylediği bir nutkunda, esaretleri
altında bulunan milletleri tavlamak maksadiyle, vaktiyle bolşeviklerin
Rusya'da yaptıkları gibi, "Çin'deki Çinli olmıyan milletler isterlerse
Çin devletine katüabilirlir, isterlerse Çin devletinden ayrılarak
müstakil birer devlet kurmak hakkını haizdirler" demiş ve bu sözler,
Komünist Çin'in 1931 tarihli ilk anayasasında aynen kabul edilerek,
resmen ilân edilmişti. Yine Mao-Tse-Tung, 1945 senesinde, Milliyetçi Çin
idarecile-riyle müştereken bir koalisyon hükümeti kurulması bahis konusu
iken, "Çin halkı başka ırka mensup Çin'deki ekalliyet halklarına iyi
muamele etmeyi arzular" demişti. Bunlara rağmen, Çin komünistlerinin
Sovyetlerin desteği ile bütün kıt'a Çinini ellerine geçirmelerinden
sonra, 1952 senesinde Pekin'de resmen kabul ve ilan ettikleri bugünkü
anayasalarının 2 nci maddesinde, "Çinliden başka milletlerin yaşadıkları
hudut bölgelerinin Çin'den ayrılmaz birer parça" olduğu kabul
edilmiştir.
Halen Doğu Türkistan Türkleri, her türlü temel hak ve hukuktan mahrum
olarak yaşamaktadırlar. Bu hukuki duruma göre Doğu Türkistan Çin'in
milli hudutları dışında kalmasına, ırk, dil, din, milli örf ve adetleri
bakımından Çinlilerle hiç bir münasebeti ve yakınlığı bulunmamasına
rağmen, bütün milli servetleri, gelir kaynaklan Çinlilerce gasp ve
müsadere edilen bir ülkedir. Bu statü ise, insanlık şeref ve
haysiyetiyle asla bağdaşmayan ağır bir esaret ve müstemleke zihniyetinin
eseridir.
Doğu Türkistan'ın kısa tarihçesi:
Müslüman olduktan sonra Türklerin kurduklan ilk devlet olan
Karahanlılar, Batı Türkistan'ın Yedi-Su, Seyhun, Fergana bölgeleriyle,
Doğu Türkistan'ın Çungarya, Taşkent, Taklamakan çölü. Talaş, Çu, Kaşgar
bölgelerine hakim bulunuyordu. Daha sonra doğu ve batı diye ikiye
ayrılan Karahanlılar devletinin batı kolu 1133'de, Doğu kolu da 1221
'de Karahıtaylar tarafından ortadan kaldırıldı. Uygurlar, Moğollar, Kar
hıklar ve Türkeşler birleşerek 1209'da Karahıt ayların hakimiyetine son
verdiler. Bu defa ismen Cengiz Han'a tabi, fakat hakikatte müstakil
olmak üzere Doğu Türkistan'ın kuzey bölgesinde Uygurlar, güneş
bölgesinde Doğlatlar ismiyle birer devlet kuruldu. 1514 senesinde Doğu
Türkistan'da hakimiyet Doğlatlara mensup Saidiyelere intikal etti.
Merkezi Yar-kent olan Saidiye devletini, 1679'dan itibaren merkezi
Kaşgar olan Hocalar saltanatı takip Mi. Doğu Türkistan'da çıkan dahili
kargaşalıklardan faydalanan Mancur sülalase idaresindeki Çinliler
1757-1759 arasında Doğu Türkistan'ın kuzey bölgesini 1760'da da güney
bölgesini fiilen zapt ve işgal ettiler. O tarihten bu yana iki asır
geçmiş olmasına rağmen Türkistan'da kesin bir Çin hakimiyetinden
bahsedilemez. Çinliler dini, siyasi bir husus olarak kabul ettiklerinden
herkesin resmi Çin dinine katılmasını istiyorlardı. Bu isteklerini bir
kanunla Doğu Türkistan'a da uygulamaya kalkışınca çatışmalar başladı;
çünkü Çin kanunları tslamiyetin ruhuyla tam tezad teşkil ediyordu.
Beylerin etrafında toplanmış olan Türkistanlılar Çin idaresine karşı
müteaddid kereler ayaklandılar. 1822'de başlayan hareketin önderi
Cihangir Han, Kaşgar'ı ele geçirerek bir hükümet kurdu; daha sonra
Yarkent, Yanıkhisar ve Hoten'i de ele geçirerek hakimiyet sahasını
genişletti. 1824-1825 yıllarında müstakil olan bu idareye 1827'de
Çinliler son verdiler, ikinci ayaklanma 1845 yılında Meh-med Emin Han
idaresinde oldu. Mehmed Emin Han Kaşgar'da bir hükümet teşkil ettiyse de
bu hükümet uzun sürmedi. Çinlilerin işgali 1863 senesine kadar devam
etti. 1862/63 senelerinde Doğu Türkistan'da pathyan müli ihtilallerde
bütün Çinliler imha edilerek Küçar, Yarkent, Kaşgar ve lli'-de birer
şehir devleti kuruldu. 1863'de Kaşgar devletinin Kuşbegi (askeri
kumandan) olan Mehmed Yakup Bey iktidarı eline geçirerek ili şehir
devleti müstesna, bütün bu devletçikleri birleştirdi; Kaşgar merkez
olmak üzere, "Ba-Devlet" adiyle kuvvetli bir merkezi idarekurmaya
muvaffak oldu. Ba devletini ingiltere, Rusya ve Osmanlı imparatorluğu
resmen tanıdı. Yakup Han, bu devletlerle siyasi münasebetler kurdu,
ticari muahedeler akdetti. Orta Asya'da büyük bir nüfuz rekabetine
girişen ingiltere imparatorluğu ile Rus Çarlığı, M. Yakup Bey'i kendi
tarafına çekebilmek için büyük gayretler sarfettiler. Buna rağmen,
Yakup Han, hiçbir teşebbüste bulunmayan Osmanlı imparatorluğu'na tabi
olmayı tercih etti. Bu maksatla yeğenini fevkalade selahiyetlerle hususi
mümessil olarak istanbul'a gönderdi ve Sultan Abdülaziz'e resmen biat
etti. Sultan Abdülaziz bu biati kabul ederek Kolağası Kazım ve İsmail
Efendilerin başkanlığındaki askeri bir talim heyetini büyük ve kıymetli
hediyelerle Kaşgar'a gönderdi. Yakup Han, Sultan Abdülaziz Han namına
Doğu Türkistan'ın bütün cami ve mescitlerinde hutbeler okuttu ve
sikkeler bastırdı.
Fakat Doğu Türkistan devleti ancak 1876 senesine kadar, yani 13 sene
devam edebildi. Mehmed Yakup Han ingiltere ile Rusya arasındaki nüfuz
rekabetinden faydalanamadı; bir taraftan Rusya, diğer taraftan Çinliler
Bâ devletini ortadan kaldırmak için anlaştılar. Çinli general
Tse-Tsung-Tng'ın kumandasında gönderilen büyük bir Çin ordusu, Rusya'nın
yardımları sayesinde Doğu Türkistan'a kadar geldi ve Yakup Han'ın milli
orduları karşısında mevki aldı. Memleketi istila için gelen düşman
ordularının hücum için fırsat kolladığı bir sırada Mehmed Yakup Han'm
zehirlenerek ansızın ölmesi, oğulları ile kumanlanları arasında ihtilaf
çıkmasına yol açtı. Bu durumdan faydalanan Çinliler Doğu Türkistan'ı
harpsiz kolayca zapt ve işgale muvaffak oldular. Böylelikle Doğu
Türkistan tarihte ikinci defa Çinlilerin fiili işgaline uğradı.
1911 'de Çin'de Mançu imparatorluğu yıkılarak yerine Çin Cumhuriyeti
kuruldu. Çin'de kargaşalıklar çıktı, dahili savaşlar başladı. Fakat bu
durumdan Doğu Türkistanlılar faydalanamadılar. 1911 'den itibaren
başhyan Kuzey Çin - Güney Çin mücadelesini Milliyetçi Çin - Komünist Çin
mücadelesi takip etti. Çin'de cumhuriyet ilan edilmesine rağmen, Mançu
imparatorluk hükümetinin tayin etmiş olduğu Doğu Türkistan'daki umumi
valiler yerlerinde kaldılar, ismen ve hukuken Çin hükümetine bağlı,
fakat fiiliyatta ise tamamen müstakil olan bu askeri valiler, Doğu
Türkistan'ı 1933 senesine kadar diledikleri gibi idare ettiler. 1931'de
Doğu Türkistan'ı Kumul şehrinde parlayan hürriyet istiklal meşalesi
1933 senesine kadar bütün memleket sathına sirayet etti. Memleketin her
tarafında Çinliler mağlup, perişan oldular ve imha edildiler. Neticede
merkezi Kaşgar'da olmak üzere 12 Kasım 1933 tarihinde bütün Doğu
Türkistan'a şamil "Müstakil Türkistan Cumhuriyeti Devleti" resmen
kurularak, dünyaya ilan edildi. Bu devletin kurucuları ve hükümet
azaları şu kimselerden meydana gelmişti.
—
Reisicumhur: Hoca Niyaz Hacim Baki Niyaz
—
Başvekil: Sabit Damulla Abdülbaki
—
Harbiye Nazırı: Uraz Bey
—
Erkanı Harbiye Reisi: General Mahmut Muhiti
—
Dahiliye Nazırı: Zeyyid Zade Yunus Beg
—
Hariciye Nazırı: Kasım Can Haci
—
Maarif Nazırı: Abdülkerim Han Mahdum
—
Evkaf Nazın: Şemseddin Turdi
—
Adliye Nazın: Zarif Kari
—
Ziraat ve Ticaret Nazırı: Abdulhasan Musa Bay
—
Maliye Nazırı: Ah' Akhun
—
Sıhhiye Nazın: Abdullah Gani.
Milliyetçi Çin hükümetinin iç savaşlarla meşguliyeti dolayısiyle Doğu
Türkistan'a yeni bir ordu gönderemiyeceğini hesaplayan ve Doğu
Türkistan'ın müstakil genç Türk devleti yaşadığı takdirde, Rus
esaretindeki Batı Türkistan, Azerbaycan, İdil-Ural, Kuzey Kafkasya ve
Kırım gibi Türk ülkelerine örnek olacağından korkan Sovyet Rusya o
sıralarda yalnız Urumçi'de tutunabilen mahsur Çin kuvvetleri kumandanı
ile gizlice anlaştı. Sovyet Rusya, Çinli kıyafetine soktuğu Kızıl
Ordu'nun en seçme birliklerini modern silahla teçhiz, uçaklarla takviye
ederek, mahdut sayıdaki derme çatma silahlarla fakat imanla savaşan
milli kuvvetlerin üzerine iki koldan saldırttı. Komşu devletlerden altın
karşılığı silah ve cephane tedarik edemeyen milli kuvvetleri bu durum
karşısında mukadder olan mağlubiyetten kurtulamayınca, genç Doğu
Türkistan Cumhuriyeti Devleti ortadan kaldırıldı.
Milliyetçi Çin dahil olmak üzere, Doğu Türkistan'ın bütün dış alemle
irtibatını kesen Sovyet kuvvetleri, bu memleketi fiilen işgal ve
tahakkümü altına aldı. Sureta iktidara geçirdiği general Şin-^Jı-Say
vasıtasiyle Doğu Türkistan'da tedhiş rejimi kurarak, büyük bir temizlik
ve sosyalizasyon hareketine girişti. Bu durumu 1933-34 senesinden 1943
senesine Kadar fasılasız devam etti. İkinci Dünya Harbi'nde Hitlerin
ordularının süratle ilerliyerek Moskova'nın yakınlarına kadar sokulduğu
bir sırada, o zamana kadar Sovyetlerin emellerine sadakatle hizmet etmiş
ve Rus müşavirlerinin verdiği her emri kayıtsız şartsız yerine getirmiş
bulunan, Şin-Şı-Say, zurjur eden bu fırsattan faydalanarak gizlice
Mareşal Çang-Kay-Şek hükümetiyle anlaştı ve 1943'de Çin kuvvetleri Doğu
Türkistan'a girdi. Milliyetçi Çin hükümeti General Şin-Şi-Say'ı geri
çekti; yerine merkezden general U-Cing-Şin'i umumi vali olarak Urumçi'ye
gönderdi.
Hürriyet ve istiklal uğrundaki mücadelesinden yılmayan Doğu Türkistan
Türkleri, 1944'de İli bölgesinde Milliyetçi Çin kuvvetlerine karşı
yemden ayaklandılar. Bu sıralarda Rus - Alman harbi de yavaşlamış, hatta
Rusların lehine gelişmeye başlamıştı. Doğu Türkistan işlerine müdahale
fırsatı kollayan Ruslar başlangıçta ili bölgesi milliyetçilerine yardım
ettiler. Böylelikle İli havzasında merkezi Kulca olmak üzere, Tarbagatay
ve Altay vilayetlerinden müteşekkil, müstekil "Doğu Türkistan
Cumhuriyet Devleti" kuruldu ve 1944 Ekiminde resmen ilan edildi. İkinci
defa istiklaline kavuşan Doğu Türkistan Türklerinin kurduğu bu devletin
kurucuları ve hükümet erkanı şu kimselerden ibaret idi:
—
Reisicumhur: Ali Han Töre
—
Reisicumhur Muavini: Hekim Han Hoca Beg
—
Gnel Sekreter: Abdürauf
—
Maliye Nazırı: Enver Musabay
—
Maarif Nazırı: Seyfeddin Azizi
—
Adliye Nazın: Mehmet Can Mahdum
Sadece 3 vilayete münhasir küçücük bir devlet olmasına rağmen, Doğu
Türkistan Cumhuriyeti'-nin tek başına Milliyetçi Çin ordularıyla
savaşarak bu orduları mağlup ve perişen etmesi, ayrıca Sovyet
esaretindeki Türk ülkelerine ve hususiyle bitişik Batı Türkistan'a karşı
kötü emsal teşkil edebileceği kaygusu, Sovyetlerde korku ve endişe
yarattığından Sovyetler, türlü entrikalarla milli hükümeti, Çank-Kay-Şek
hükümetiyle sulh akdetmeye zorladılar. Böylece 1946 senesinde iki
hükümet temsilcileri arasında varılan bir anlaşma neticesinde müstakil
Doğu Türkistan Cumhuriyeti feshedilerek, Milliyetçi Çin ile müştereken
bir koalisyon hükümeti kurulması kararlaştırıldı. Sovyetler, böyle bir
anlaşmayı sulh muahedesi imzalamayı reddeden Reisicumhur Ali Han Töre'yi
bir gece yakalayıp Rusya'ya kaçırdılar ve yerine kendi taraftarlarını
geçirdiler. Kulca andlaşması adliye tarihe geçen bu andlaşma gereğince
kurulan müşterek koalisyon hükümetinde şu kimseler vardı: l Umumi Vah':
Doğu Türkistan'daki Milliyetçi Çin orduları başkumandanı general
Ciang-Ci-Curig (1947'den itibaren Dr. Mesut Sabri), 2 — Genel Sekreter:
Lu-Ming-Cung (1947'den itibaren Isa Yu suf Alptekin), 3 — Umumi Vali
birinci muavini Ahmet Can Kasım, 4 — Umumi Vah' ikinci muavini Burhan
Şehidi (1947'den itibaren Mehmet Emin Buğra), 5 — Dahiliye Nazırı:
Celaleddin Wang, 6
Dahiliye Nazır muavini Rahim Can Sabir, 7 — Sıhhiye Nazırı Delil Han, 8
— Nâfıa Nazırı Mehmet Emin Buğra, 9 — Maarif Nazırı Say-Zung-Şen, 10 —
Maarif Nazır Mavini Seyfeddin Azizi, 11 Maliye Nazın Canım Han Hacmi.
Bu
hükümet, Komünist Çin kuvvetlerinin, 13 Kasım 1949 tarihinde, Doğu
Türkistan'ın hudut şehri Kumul'a girdikleri tarihe kadar devam etti.
Çin'in Doğu Türkistan ile münasebetlerine umumi bakış:
Milliyetçi Çin ve Kızıl devletlerinin gerek resmi şahsiyetleri, gerek
ilim adamları, her vesilede Çinlilerin 2.000 seneden beri Doğu
Türkistan'a hükmettiklerini, bu memlekette koloniler halinde
yaşadıklarını iddia ederler. Doğu Türkistan'a vaki Çin tecavüzlerini
güya haklı göstermek için, sırf propaganda maksadiyle ileri sürülen bu
gülünç iddiaların ne derece tarihi hakikatlere uyduğunu bizzat Çin
tarihleri ve diğer Çin kaynaklan üzerinde yapılacak bir araştırma ortaya
koyar.
Çin'in 5.000 senelik tarihini ilgilendiren ve Çin hükümetlerince muteber
oldukları resmen kabul ve tescil edilmiş bulunan "Büyük Çin Tarihi" adlı
25 kitap vardır. Bu kitaplarda Çinlilerin tarihte Doğu Türkistan'la
münasebetleri açıkça şöyle kaydedilmiştir:
—
Çinliler Han sülalesi devrinde (M.Ö. 206 - M.S. 24), Hun Türklerinin
baskısından kurtulmak maksadiyle, ili bölgesinde hüküm süren Usun
Beyliği ile Afganistan'daki Yüeçi'leri Hunlara karşı
kaldırtmak için ittifaka davet etmişlerdir. Bu maksatla ilk defasında
(M.Ö. 139'da), en kurnaz devlet adamlarından general Can-Çen
başkanlığında 100 kişilik, ikinci defasında (M.Ö. 121'de), 300 ki
şilik bir sefaret heyetini fevkalade selahiyetlerle elçi olarak Doğu
Türkistan'a göndermişler fakat bütün gayretlerine rağmen Çin elçisi eli
boş olarak dönmüştür.
—
Çinliler, M.Ö. 99,89 ve 64 senelerinde Doğu Türkistan'ın Lolan ve Turgan
şehirlerine baskınla girmeye muvaffak olmuşlarsa da pek çabuk
tardedilmişlerdir.
—
Han sülalesinin M.S. 25 — 220 devresinde, Hun birlikleri Turfan ve
Urumçi şehirlerine saldıran Çinlilerle savaş halinde iken, Çin
hükümeti, Türk beylerinin arasını açmak, nifak sokmak ve
Türk beylerini birbirine düşürmek maksadiyle en güvendikleri
adamlarından Ben-Çao'yı, M.S. 72'de 36 kişilik ber sefaret heyeti
başında Doğu Türkistan'm Yarkent, Yolan ve Kaşgar şehir devletleri
beylerine göndermiştir. Üç sene içinde hiç bir muvaffakiyet
sağlayamaması üçzerine Ben-Çao geri çağrılmıştır. Ancak bu elçi davete
icabet etmemiş, Doğu Türkistan'da kalarak M.S. 101 senesinde Çin'e avdet
etmiştir.
—
Tang sülalesi devrinde (M.S. 618-907) 630 senesinde Çin'in himayesine
giren Doğu Göktürk Devleti 639,645 ve 655 senelerinde yaptığı akınlarla
Doğu Türkistan'ın kuzey bölgesini işgal etmiş
se de 600'da bu Türk devletinin Doğu Türkistan'la olan münasebeti
kesilmiştir.
—
Çinliler, 688 692 ve 746 senelerinde Tekrar Doğu Türkistan'a hücum
etmişler fakat Türkler, Tibetliler ve Arabların müşterek hareketleriyle
tardedilmişlerdir. Böylece M.Ö. 139 senesinden, M.S.
746 senesine kadar geçen 885 yıllık devre içinde Çin'in Doğu
Türkistan'la olan münasebetleri, sadece birkaç askeri harekat ile
elçilik münasebetlerine münhasır kalmıştır. Buna mukabil aynı
devrelerde, bizzat bugünkü Çin kıtası içinde, bazı Türk kabileleri
tarafından, Çin tarihlerinin yalnız Çince isimlerini zikrettiği şu
devletler kurulmuştur:
tik Cav devleti (304-414), Son Cav devleti (319-352), Batı Cıng devleti
(385-431), ilk Yen devleti (338-370), Güney Liang devleti (397-414),
Batı Liang devleti (397-439), Doğu Vi devleti (543-550), Kuzey Cu
devleti (557-581), Son Tang devleti (923-936).
Diğer Çin kaynaklarına gelince; 339 senesinde Turfan, Karaşehir, Kuçar,
Hoten ve Çargahk yollarından geçerek doğu Türkistan 'in hemen her
tarafını dolaşmış bulunan meşhur seyyah Çinli Rahib Fa-Şen yazdığı
hatıratında Doğu Türkistan'ın şehir ve kasabalarında hiçbir Çinliye
rastlamadığını kaydeder. Bu beyan, 399 senesinden. Doğu Türkistan'ın
Cinliler tarafından kesin surette zapt ve işgal edildiği 1760 senesine
kadar geçen 1370 sene zarfında bu memleketin hiçbir yerinde Çinli
koloninin bulunmadığını gösteren tarihi bir vesikadır. Diğer bir Çinli
seylah olan Rahib Şuang-Cang'ın anlattıktan da Rahib Fa-Şen'in
ifadelerini doğrulamaktadır.
Seyyah 629-645 senelerinde Doğu Türkistan'ı baştanbaşa dolaşmış ve Doğu
Türkistan'da bu devirlerde yaşayan Türk kabileleri hakkında çok geniş
bilgiler vermiştir.
Bu
itibarla, Doğu Türkistan'a vaki birkaç Çin askeri harekatı, bazı kasaba
ve şehirlerin muvakkat işgali, nihayet birkaç sefaret heyetinin Doğu
Türkistan'daki beyliklere gönderilmiş bulunması, bu memleketin 2000
senedenberi Çinliler tarafından işgal edildiğine veya Çinlilerin burada
koloniler halinde asırlarca yaşadıklarına delil teşkil etmez. Kaldı ki,
tarihte birçok devlet, uzun seneler ve hatta asırlar boyunca devamlı
olarak ellerinde bulundurdukları, işgal ettikleri memleketleri
terket-mek mecburiyetinde kaldıktan zaman, bu yerler üzerinde hiçbir hak
ve iddiada bulunmamışlardır. Doğu Türkistan, Çinlilerden evvel, M.Ö.
539'da İranlıların, 300 senesinde Büyük iskender'in işgaline uğramış;
M.S. 9 uncu asırda Arablar daha sonra da Moğollar tarafından zaptedilmiş
olduğu halde bugün bu milletlerden hiçbirisi Doğu Türkistan üzerinde
hak iddiasında bulunmamaktadırlar.
Bunlara rağmen Çinlilerin noktai nazarları itibar kazansa bizzat Çin
devleti ve Çinliler, asırlarca Türklerin, Moğolların ve Mançu'ların
hakimiyeti altında kalmış olduklarına göre, Çin kıtasının da sırasiyle
Türklerin, Moğolların ve Mançu'ların mülkü obuası iktiza eder.
Coğrafi bakımdan münasebetler:
Coğrafi bakımdan Doğu Türkistan Çin'in milli hudutları dışındadır. Hun
Türklerinin Çin'e olan devamlı hücum ve akınlarını önlemek maksadiyle,
Çin imparatoru Chi-Huang devrinde (M.ö. 210), Çinliler 18 sene çalışarak
6 metre yükseldik, 4 metre genişlik ve 2550 km- uzunluğundaki meşhur Çüı
şeddini (Wang-Li-Cang-Cing) yaptılar. Tarihte dünyanını 7 harikasından
biri olarak kabul edilen Çin şeddi o tarihtenberi Çin'in milli ve resmi
hududunu teşkil eder. Çin duvarının batıya açılan iki kapısı vardır: a —
Yü-Min-Guan, Yeşim Kapısı manasındadır. Yeşim taşının Doğu Türkistan'da
istihsal edilmesi dolayısiyle Çin'in Doğu Türkistan'a bakan kapısına bu
ismin verilmiş olması ihtimali kuvvetlidir, b — Ca-Yi-Guan, dar ve
derin güzel kayalık manasındadır. Bu kapı meşhur ipek yoluna açılır ve
Kumul şehri istikametindedir. Nitekim Amerika'nın Hanvard Üniversitesi
tarafından 1935 senesinde yayınlanan Çin tarihi ve ticari atlası adlı
bir kitabda, Çin sülalesi (M.ö. 255-206), ilk Han sülalesi (M.ö. 206 -
M.S. 24), son Han sülalesi (M.S. 25-220) ve Tang sülalesi (M.ö. 618
-907) devirlerinde, Çin'in Batı hududu olarak Çin şeddinin Yü-Min-Guan
kapısı gösterilmiştir. Bu itibarla Çin'in tarihi ve milli hudutları
dışında yaşayan Doğu Türkistan Türklerinin ırk, dil, din kültür, dini
örf ve adetler, hatta beslenme şekli bakımından Çin milleti ile hiçbir
alaka ve rabıtası olmamıştır.
Aksi halde 2.000 sene gibi uzun bir zaman zarfında Çin kültürünün
mahalli kültüre müessir olması, Doğu Türkistan Türklerinin milli yapısı
veya yaşayış tarzı üzerinde semeresini göstermiş bulunması lazım
gelirdi. Oysa, Doğu Türkistanhlardaki Çin düşmanlığı ve Çinlilere karşı
üstünlük duygusu zamanımıza kadar bütün şiddetiyle devam edip gelen
mühim bir unsurdur.
Çinlilerin Doğu Türkistanlılarla ırki yakınlık meselesi:
Milliyetçi Çüı hükümeti 1943 senesinde Doğu Türkistan'ı eline geçirince
ilk iş olarak, Çin Cumhuriyeti dahilinde yaşayan Doğu Türkistan, Tibet,
Moğolistan ve Mançurya gibi hudut bölgelerinde yaşayan Çinli olmıyan
milletlerin esas itibariyle Büyük Çin milleti içinde, olduğu mense'
itibariyle Zung-Zu, yani aynı nesilden gelmiş birer kabile olduklarını,
dolayısiyle Çin kıtası üzerinde muhtelif milletlerin mevcudiyetinin
kabul edilemiyeceğini, ancak bir tek Çüı milletinin var olduğunu resmen
iddia ve ilan etmiştir. Bu görüşü aynı zamanda Milliyetçi Çin'in başkam
olan Mareşal Çang-Kai-Şenk de yazdığı "Çinin Mukadderatı" adlı kitabında
aynen benimsediğini açıklamıştır. Çinlilerin bu iddiası, diğer iddiaları
gibi tarihi hakikatlere uygun değildir. Doğu Türkistanlıların, Türk
ırkına mensup özbeöz Türk olduktan ilim dünyasınca kabul edilen bu-
gerçektir. Bu hususu bizzat tarihi Çüı kaynaklan da teyit eder:
a
— Ling-Ho-De-Fin (538-666) tarafından yazılan ve resmi tarih kitabı
olarak Çin hükümetince kabul ve tescil edilen Cing Sülalesi Tarihi adlı
kitabın 51 inci cildinde "Gök Türkler Hunlarm bir kolu olup Asena
soyundan gelmişlerdir" diye yazılıdır.
b
- Keza U-Yang-Şu (1005-1071) adlı bu- Çüı tarihçisinin yazdığı "Yeni
Tang Sülâlesi Tarihi" adlı kitabının 217 nci cildinde "Uygurların ecdadı
Hunlardır" diye yazılıdır.
c
— En eski Çin tarihçileri eserlerinde "Hunlarm, Göktürklerin ve
Uygurların aynı ırka mensup olduklarını" kaydederler.
ç
— Çin Cumhuriyetüıüı kurucusu olan Dr. Sun-Yat-Sen dahi 1924 senesinde
yayınladığı meşhur San-Min-Cu-Yi = Uç Halk Prensibi adlı kitabında, Doğu
Türkistanlılardan bahsederken "Müslüman Türkler" tabirini kullanmıştır.
Dil bakımından münasebetler
Doğu Türkistanlıların konuştuktan dil Türkçe'dir; bu dil Hakani
lehçeaidir. Türkçe, Çinceden ta-mamiyle f arklı Mrfisandır. Çince tek
heceli, Türkçe ise çok hecelidir. Türk .ve Çin dillerinde en ibti-dai
devirlerden beti kullanıla gelen yer isimleri, insan isimleri, hayvan
isimleri, yemek isimleri ve sayılar gibi en çok! kullanılan if«liiT|Al«f
incelenirse Çince ile Türkçe arasında bu bakımdan en ufak bir benzerlik
veya yakınlık bulmak mümkün değildir. Bunun gibi, Türkçe ile Çince
arasında cümle kuruluş tarzı bakımından büyük farklar vardır.
Doğu Türkistanblaıın Türkçe konuştuktan Vmirinnda Çin kaynaklarında şu
H^iU"* vardır:
a
— Çin hükümeti tarafından neşredilen Yeni Çin Atlasında Sinkiang'daki
Türkler Türkçe konuşurlar, denmektedir.
b
— "Çin hudut h«iifi«nmn tarihi" adlı bir kitapta, "Sinkiang'da 14 çeşit
millet vardır. Bunlardan, Türkçe konuşlan müslümanlar, uygurlar,
Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler ve Tatarlardır" denilmektedir.
c
— "Çin tarih kronolojisi" adlı kitabında Lae-Ming-Yuan ve "Dünya
Olayları" dergisinde Wang-Ping, Sinkiang'da halkın % 70 'ini Uygurlar
teşkil eder; Uygurlar Türkçe konuşurlar, diye yazmaktadırlar.
Yazı bakımından münasebetler
Doğu Türkistanlılar tarih boyunca Çinlilerle siyasi ve askeri temaslarda
bulunmalarına rağmen, hiçbir zaman Çin yazısını, edebiyatını, sanatını
ve kültürünü kabul etmemişlerdir. Doğu Türkistanlılar tarihte sırasıyla
Orhun, Uygur ve Arab alfabesini kullanmışlardır. Bu alfabelerde yazılmış
sayısız eserler balen bütün büyük merkezlerdeki kütüphane ve müzeleri
süslemektedir.
Japonlar ve Koreliler, ilk devirlerce Çin ile devamlı münasebetleri
bulunmadığı, Çin medeniyet ve kültürünün kaynağı olan San Nehir
boylarından çok uzaklarda yaşadıktan ve hiçbir suretle zorlanmadıkları
halde, Çin medeniyet ve kültürünün cazibesine kapılarak Çin yazısını ve
Çince kelime-leri, taşıdıkları umun» ve mefhumlanyla birlikte kabul
etmişlerdir. Halbuki asırlardan beri San Nehir boylarına yakın
bölgelerde yaşıyan, senelerce Çin'e akınlar tertip ederek, Çinlilerle
sıkı münasebetler tesis eden son 200 seneden beri birkaç def a Çin'in
fiili tecavüz ve istilasına maruz kalan Doğu Türkistan Türkleri,
zorlandıkları halde kendilerine has yüksek medeniyet ve kültürleri
sayesinde Çin medeniyet ve kültürünün tesirinden uzak kalmışlardır.
Din, milli örf ve adet beslenme şekli halnmııufon münasebetler
Çinliler Tao, Konfüçiyüs ve Buda dinlerine mensupturlar. Doğu
Türkistanlılar ise 10 ncu asırdan beri mü&lüman olup, sünni
mezhobinHftndirlar, İslamiyet'ten evvelki devirlerde şamanı esaslarına
dayanan eski Türk örf ve adetlerine sahiplerdi. Islamiyetten sonra
teessüs eden yeni, dini, milli ört ve adetleri bugüne kadar devam
edegelmiştir.
Doğu Türkistanlıların başlıca gıdaları, et, süt ve buğdaydır. Çinlilerin
başlıca gıdaları ise pirinç ve balıktır.
Doğu Türkistan'ın eski medeniyet ve kültürü:
19
uncu yüzyılın sonlarında birçok Avrupalı şarkiyatçı ve Türkolog, bu
meyanda D. De Rhine, Von le Coq, Brower, A. D. Klements, Dr. Swen Hedin,
Dr. Aurel Stein gibi alimler, Doğu Türkistan'a üst üste yaptıkları ilmi
seferlerde kazılara dayanan esaslı araştırma ve tetkiklerde
bulunmuşlardır. Bu alimlerden D. De Rhine 'nin 1983'de Doğu
Türkistan'ın Hoten şehrindeki araştırmalarında, kayın ağacı üzerine
yazılmış 2.000 sene öncesine ait bir yazı bulunmuştur. Keza Dr. Aurel
Stein Doğu Türkistan'da yaptığı kazılarda bulduğu büyük tarihi kıymeti
haiz eserleri 108 sandık içinde memleketine taşımıştır.
Batılı alimlerin yaptıkları arkeolojik kazı ve araştırmaların
neticesinde Doğu Türkistan'ın Turfan, Hoten, Lop ve Küçar şehirleri
civarında kıymetli tarihi belgeler, eski şehir, mabed ve saray
harabeleri, gümüş sikkeler, kıymetli' yazılarla süslü güzel tablolar ve
minyatürler meydana
tır. Bu eserler, Doğu Türkistan Türklerinin Tarih boyunca büyük bir
medeniyet ve kültüre sahip olduklarını göstermektedir.
Doğu Türkistan medeniyet ve kültürünün ne derece yüksek bir seviyeye
ulaşmış olduğunu bizzat Çin kaynaklarında müşahede etmek mümkündür:
—
Çang-Çen «rfıpHalri bir Çinli seyyah M.Ö. 139-121 senelerinde Doğu
Türkistan'da dolaşırken, yerli halkın nehir sularını küçük kanallara
bölmek, suyu en uzak mevkilere götürmek, geniş ve an-
zalı arazileri dahi sulamak suretiyle ziraatta çok geniş bilgi ve
tecrübeye sahip olduklarını, Çin'de bilinmeyen birçok bitkinin Doğu
Türkistan'da yetiştirilmekte olduğunu, hayranlıkla müşahede et
miş ve 20 'den f azla çeşitli bitkinin tohumlarını Çin'e götürmüştür.
-
M.S. 65 senesinde Çin'den 18 kişilik bir heyet, Hoten şehrindeki yüksek
Budist müesseselerinde Budizmi yakından tetkik etmek ve öğrenmek
gayesiyle bu şehre gelmiş ve 2 sene sonra Çin'e dönerek Çin 'in başkenti
olan Lo-Yang şehrinde büyük bir budist mabedi inşa ettirmişlerdir.
3
— Budizmi öğrenmek için 10 sene Hoten'de kalan Çinli rahip Fa-Şen ve
diğerleri Doğu Türkistan'da, bilhassa Hoten ve Küçar şehirlerinde,
Budizmin çok inkişaf ettiğini, halkın son derece medeni, misafirperver
ve alicenap olduklarını, musikiye karşı büyük alaka duyduklarını,
çeşitli müzik aletleri kullandıklarını müşahade ve ifade etmişlerdir.
—
626'da Çin tahtına oturan imparator Tay-Zung, Turfan şehrine hususi
stajiyerler göndermiş, bunlar vasıtasıyla şarap ve şeker imal etme
usulünü Çin'e sokmuştur.
—
Han ve Tang sülaleleri devrinde Doğu Türkistan'dan geçeri Çinli
seyyahlar bu ülkede musikinin çok ileri olduğunu, Küçar ve Turfan'da 15
müzik aletli 20 kişilik, Kaşgar'da 10 müzik aletli 12
kişilik orkestralar gördüklerini hayranlıkla beyan etmişlerdir. Hatta
Ciang ve Li adlarında devrin meşhur iki Çinli musikişinası Doğu
Türkistan'a kadar giderek müzik tahsil etmişler ve avdetlerinde
birçok müzik aletlerini memleketlerine getirmişlerdir.
—
Sonraki Han sülalesi devrinde (25 220 yıllan arasında) Doğu Türkistan'ın
müzik aletlerinin Çin ordularında askeri bando olarak kullanıldığını Çin
tarihçileri kaydeder.
Çinliler, askeri rütbe, talim-terbiye ve savaş taktikleri ile demir
eritmek ve demire su vererek sertleştirmek usullerini Türklerden
öğrenmişlerdir.
Bizans imparatoru U. Justianus'un 568'de Göktürk imparatoru nezdine
gönderdiği elçisi Zemark-hos ve maiyeti; Küçar şehri civarındaki
Akdağ'da kurulan Göktürk hakanının otağına girdiği zaman, otağın ancak
Bizans saraylarında görülebilen ziynet ve ihtişamda okluğunu hayranlıkla
müşahede etmiştir. Bundan başka Bizans elçisi o tarihlerde Avrupa
pazarlarında teşhir edilen birçok silah ve diğer aletlerin Türkler
tarafından imal edildiğine şahit olmuştur.
Türklerin ilk kültür merkezleri Orhon ve ötügen bölgesinde bulunan Orhon
kitabeleri inşa edildikleri tarihten 300 sene sonra Kaşgar şehrine
intikal etmiştir. Bu şehri XI. yüzyılda Türk dünyasının kültür merkezi
olarak görüyoruz. Doğu Türkistan'da kurulan Karahanhlar imparatorluğu
devrinde, Doğu Türkistan, Türk kültür tarihinin en mühim eserlerini
vermiştir. Türk kültürünün me- * dari iftiharı olan Kutadyu-Bilig ve
Divanü Lügat-it Türk gibi ölmez şaheserler bu devrin mahsulüdür.
Nihayet Cengiz Han'ın kurduğu Büyük Moğol imparatorluğunda, Uygur yazısı
senelerce resmi devlet yazısı olarak kullanılmış ve imparatorluğun en
mühim işlerim uygur Mirzalarının ve Uygur müşavirlerinin yardımı ile
yürütmüştür.
Doğu Türkistan'da nüfus hareketlerinin manası:
Doğu Türkistan'da nüfus hareketleri, bu memleketin Çinlileştirümesi
maksadiyle Çinli muhacirlerle doldurularak yerli Türklerin azınlıkta
bırakılması, yahut bu hareketlere karşı çıkan, fakat istilacı
Çinlilerin katliamından korkan bir kısım Türklerin öz yurtlarını
terkedip kitleler halinde komşu memleketlere göç etmeleri şeklinde
olmuştur. Doğu Türkistan'ın son 200 senelik mazisi, Doğu Türkistan'da
uygulanmak istenilen Çinlileştirme politikasına ve Çinli muhacir akınına
karşı yerli Türklerin gösterdikleri milli mukavemet ve şuurlu
tepkilerin tarihidir. Gerçekten Doğu Türkistan Türkleri asırlardanberi
Çin ordularının saldırılarına karşı mukavemet ettikleri gibi, Çinli
muhacirlerin bu memlekette yerleşmelerine de engel olarak vatanlarını ve
kendi varlıklarını korumasını bilmişlerdir. Doğu Türkistan bu suretle
bugüne kadar mevcudiyetini ve milli varlığını devam ettirebilmiştir.
Eğer Doğu Türkistan Türkleri geçmişte bu şuurlu mukavemeti göstermemiş
olsaydılar çoktan Çinlileştirilmiş ve tamamen imha edilmiş olacaklardı.
Çin'in Doğu Türkistan'ı Çinlileştirmek isteği, tarihi Çin
emperyalizminin bir gereğidir.
Çinliler, hodgam, haris, insafsız, mağrur ve zalim bir millettir;
kendisini diğer bütün milletlerden üstün görür; dünyanın diğer bütün
milletlerinin efendisi telakki eder. Bu sebeple Çinliler kendilerine
"Cung-Go" unvanını vermişlerdir. Merkezi Devlet manasına gelen bu unvana
göre, Çin milleti kendi devletini, dünyanın bütün devletlerinin merkezi
sayar.
Çin milleti fevkalade sızma ve yayılma karakterine, yüksek asimilasyon
kudret ve kabiliyetine sahiptir. Devlet ve ilim adamları Çinlilerin bu
karakteriyle iftihar ederler. Çin, dünya müstemlekeler tarihinin
kaydettiği en eski emperyalist ve.müstemlekeci devlettir, Çinliler
başlangıçta Sarı nehrin (Huang-ho) aşağı ve yukarı boylarında yaşamakta
iken, temas ettiği komşuları olan ve yukarıda zikredildiği üzere, Cav,
Batı Cav, Yen, Batı Liyang v.s. gibi Çince isimler taktıkları Türk
soyundan birçok kabileleri bünyelerinde eriterek büyümüşlerdir. 1600
senesinde henüz seksen milyondan ibaret olan Çin nüfusunun 3,5 asır
zarfında 750 milyonluk muazzam kitle haline gelmesini sadece nüfus
artısına bağlamak hatalıdır. Bunun esas sebebi nüfus artısından ziyaret,
Çin milletinin karakteristik vasıflarında ve tarihi emperyalizminde
aramak daha isabetli olur. Gerçekten Çin milleti, Çin kıtasının doğu ve
güneydoğu bölgelerine yavaş yavaş nüfuz ederek, buralarda yaşıyan Çin
olmayan milletleri kısmen içinde eritmiş, bünyesi içine alamadıklarını
buralardan kovarak Doğu ve Güneydoğu Çin denizlerindeki adalara sürmüş
ve vatanlarını kendi topraklarına ilhak etmiştir. Bundan başka Batı
Türkistan'ı, Afganistan'ı şimalindeki Bedehşah bölgesini, Keşmir'in
Hunza, Gilgit ve Bakıştan bölgelerini, Nepal ve Bütan'ı, Dış Moğolistan
ile tç Moğolistan'ı, Mançurya, Doğu Türkistan ve Tibet gibi bugünkü
müstemlekelerini, Tayland, Vietnam, Laos, Kamboçya, Malaya, Cava,
Sumatra, Borneo ve Okinava gibi memleketlerden bazılarını Ming sülalesi
devrinde, bazılarını da Mançu sülalesi devrinde birkaç defa istila
etmiştir. Bütün bunlara rağmen Çinliler, tarihte başka milletlerin,
mesela Türklerin, Tibetlilerin, Moğolların ve en son olarak da
Mançu'ların esaretine uğradıkları zamanlarda; bu milletleri kendine
yabancı, barbar, vahşi ve gasıp gibi sıfatlarla telin etmekten geri
kalmamışlardır.
Çin kıtasını işgal eden yabancı milletlerin Çin üzerindeki hakimiyetine
karşı isyan etmekte kendisini daima haklı bulmuş; mezkûr milletleri
esareti altına aldığı zamanlarda ise o milletleri yabancı değil, bilakis
kendisine akraba bir millet (Zung-Zo) saymış ve kendi potasında eritip
yok etmek için ne mümkünse yapmıştır.
Çin'in Doğu Türkistan'ı istila etmesinin ve bu memleketi Çinlileştirmek
istemesinin başlıca sebeplerinden biri. Doğu Türkistan'm fevkalade
müsait stratejik ve jeopolitik mevkiidir. Bu müsait durumu dolayısiyle
Çin devleti, Doğu Türkistan'ı merkezi bir üs yaparak, buradan Batı
Türkistan, İran, Afganistan, Hindistan, Orta-Doğu, Anadolu ve Balkanlar
üzerinden bütün Avrupa'yı istila ve dünyaya hakim olma arzusundadır.
Çin tarihleri, Çinlilerin, daha miladdan önceki devirlerde, Hindistan
ile bugünkü Pakistan'ı istila hareketine geçtiklerini, fakat bu
bölgelere ait coğrafi bilgisizlikleri dolayısiyle hedeflerine
ulaşamadıklarını kaydeder. Çin devleti, M.Ö. 101 senesinde, Doğu
Türkistan'ı üs yaparak, 6.000 askerle ve ertesi sene de 60.000 askerle
Batı Türkistan'ı istila etmiştir. VII. asırda Çinliler gene Doğu
Türkistan'ı üs yaparak. Batı Türkistan'ı istila etmişler ve Hazar
denizi kıyılarına kadar uzanmışlar; daha da ileri giderek iran'ı İran
üzerinden bütün Orta-Doğu memleketlerini istilaya hazırlandıkları bir
sırada püskürtülmüşlerdir. Gene aynı asırda Çinliler bugünkü Pakistan'ın
kuzeybölgelerini teşkil eden Hunza ve Baltıstan taraflarını iki defa
istilaya muvaffak olmuşlardır.
Bu
sayılanlar dışında, Doğu Türkistan Türklerinin asırlar boyunca
Çinlilerle mücadelesi sayesinde, emperyalist Çin'in batıya sıçrama
teşebbüsleri ve batıya yönelmiş saldırılan Doğu Türkistan'da
kesilmiştir. Bu suretle Doğu Türkistan, Çin'in batıya geçmesine daima
bir mania teşkil etmiş ve sel gibi akan Çin emperyalizmini Doğu
Türkistan'da mevzileştirmeye muvaffak olmuştur. Eğer Doğu
Türkistanlıların Çinlilerle mücadeleleri olmasaydı, emperyalist Çin,
zamanımızdan asırlarca evvel batıya sıçrayacaktı. Böylece Doğu Türkistan
tarihte, Türk dünyasının ve Batı aleminin doğudaki en müstahkem kalesi
rolünü oynamıştır. Bunu anlamak için bugünkü Milliyetçi Çin
Cumhuriyetinin kurucusu Dr. Sun-Yat-Sen'in meşhur kitabına bir göz
atmak yeterlidir: Milliyetçi Çin devletinin umumi siyasetine ışık
tuttuğu kadar bugünkü Kızıl Çin devletinin umumi politikasını etkileyen
Dr.Sun-Yat-Sen kitabının bir yerinde şöyle der: "Çin devleti, eskiden
çok kuvvetli ve muazzam bir devlet idi. Çok geniş topraklara hükmederdi.
Geçmişte Çin devletinin siyasi hudutları şöyle idi: Doğuda Şark denizi,
batıda Pamir yaylasının batı kısımları, kuzeyde Amur nehri, güneyde
Himala-ya dağlan, Vietnam, Burma bizim topraklanınız idi. Vietnam'ın
Çin'den toparümasından evvel Çin devleti, Amur ve Asur nehirlerinin her
iki kıyısındaki topraklarını kaybetti. Ondan daha evvel Doğu Türkistan,
Batı Türkistan bizim topraklarımız idi. Bu ülkelerden başka Tayland,
Okinava, Bor-neo, Sumatra, Cava, Nepal ve Bütan gibi Güneydoğu Asya
memleketleri Çin'e tabi olup Çin devletine vergi veya haraç verirlerdi.
Fakat Çin devleti geçen asırda zayıflayınca, Avrupalı emperyalist
yabancı milletler Çin'in birçok ülkelerini zorla koparıp aldılar.
Binaenaleyh Çin devleti tekrar kuvvetlenmen* ve birgün bu ana
topraklarımız mutlaka geri almadılar." Modern Çin'in kurucusu sözlerine
devamlı "Eğer 400 milyonluk Çin devleti tarihte, hangi yoldan yürümüştür
diye bir sual sorulacak olursa, Çin devletinin emperyalizm yolundan
giderek bugünkü vüsat ve inkişafını sağladığı cevabı verilmelidir. Zira
atalarımız, tarihte askeri kuvvet kullanarak zayıf milletlerin
yurtlarını zapt ve işgal etmek suretiyle Çin devletini büyütmüşlerdir"
diyor. Çin milletinin en yetkili şahsiyetinin kalemiyle ifade edilen bu
sözler, ister milliyetçi, ister kızıl olsun Çin devletinin milli
hedeflerini ve emperyalist gayelerini açıkça göstermektedir. Her ne
kadar Milliyetçi Çin, uğradığı dahili ve harici gaileler dolayısiyle,
kesin teşebbüslere girişmeye cesaret edememiş ve imkan bulamamış ise de
bugünkü Kızıl Çin hükümeti, komünizm yoluyla bu milli hedeflere
müteveccih büyük gayretler sarfet-mekte, esaslı ve şümullü tedbirler
almaktadır.
Doğu Turkistanda Çin İstila devirleri:
Doğu Türkistan 'in ırk, dil, din, örf-adetler ve sosyal yapısı
bakımından Çin milleti ile hiçbir münasebet ve yakınlığı
bulunmamaktadır; Çin'in tarihi ve milli hudutları HıaınHn kalan Doğu
Türkistan, her ne kadar tarihte birkaç defa Çinlilerin istilasına maruz
kalmışsa da, Çinliler pek çabuk tardedil-diklerinden istilaları geçici
olmuştur. Çinlilerin Doğu Türkistan'ı devamlı ve fiili işgalleri ancak
1759/60 senelerinen itibaren başlar. Hürriyet ve istiklallerine son
derece bağlı olan Doğu Türkistan Türklerin mütemadi ayaklanmalan ve
bazen istiklallerine kavuşmalan dolayısiyle, Çin istilalan fasılalı
olmuştur. Doğu Türkistan Türkleri 1760 senesinden beri 97 defa silaha
sarılarak Çin hakimiyetine son vermeyi teşebbüs etmişler ve bu hal,
Cinliler arasında, "Sinkiang'da her 3 senede bir küçük isyan, her 30
senede bir büyük isyan olur" sözünün bir darbımesel haline gelmesine
vesile olmuştur. Böylece Doğu Türkistan'da son 200 sene zarfında bir
istila devrini bir kurtuluş devri takip etmiş ve bu Türk ülkesi 5 defa
Çinlilerin istilasına maruz kalmıştır. Bunlar, 1759/60 senesine kadar
103 sene devam eden birinci istila (imparatorluk) devri; 1876 senesinden
1911 senesine kadar 35 sene devam eden ikinci istila (imparatorluk)
devri; 1911 'den 1943 senesine kadar devam eden üçüncü istila (yan
müstakil, askeri Çinli umumi valiler) devri; 1943'den 1949 senesine
kadar devam eden dördüncü istila (Milliyetçi Çin) devri; 1949
senesinden beri halen devam etmekte olan beşinci istila (Kızıl Çüı)
devridir. Bu son devir, Doğu Türkistan tarihinin en karanlık devridir.
Zira Kızıl Çin işgali pek kanlı imha ve terör havası içinde ve bütün
şiddetiyle hala devam etmektedir. Bu beş istila devri arasında Doğu
Türkistan, 3 defa hürriyet ve istiklaline kavuşmuş, kısa bir müddet için
de olsa, tam müstakildevlet kurmaya muvaffak olmuş, "Gökbayraktan
Albayrağa selam" göndermek suretiyle Türklüğün bütün manevi şeref ve
gururunu sinesinde duymuş ve yaşatmıştır.
A
— Birinci ve ikinci istila (imparatorluk) devirleri-
Mançu sülalesinde imparator Çieng-Lung devrinde, 1759 senesinde Doğu
Türkistan'ın zaptı için general Kao-Chi kumandasında gönderilen 100.000
kişilik büyük Çin ordusu, Çungarya bölgesinde şiddetli bir mukavemetle
karşılaştı. Aldığı şiddetli ve hunharca tedbirleri neticesinde kanlı bir
şekilde Çungarya'daki Kaşgarya bölgesini zaptetmeye muvaffak olan
general Kuo-Chi'yi, imparator Çieng-Lung, fevkalade salahiyetlerle ve
"Cang-Cung" ünvanıyle bütün Doğu Türkistan'a askeri umumi vah* tayin
etti. 1760 senesinden sonra Doğu Türkistan'da fiili duruma hakim olan
Çinliler, büyük katliama girişerek bir tedhiş ve sindirme politikası
takip ettiler. Bu kanlı icraatın muhasebesini yapan general Kao-Chi,
1763 senesinde Çin imparatoruna gönderdiği resmi raporunda, Doğu
Türkistan'da 1.200.000 kişinin öldürüldüğünü, 300.000 kişinin Çin'in iç
taraflarına sürgün edildiğini, 12.500 ailenin yerlerinin
değiştirildiğini bildirmiştir.
imparatorluk idaresi, öldürülenlerden boşalan yerlere Çin'den getirttiği
100.000 Çinli muhacir ile 7.000 Şive ve Solon ailesini yerleştirdi.
Bunlara, yerli halktan zorla alınan en iyi topraklar dağıtıldı. Doğu
Türkistan ziraatinin inceliklerini bilmeyen Çinli muhacirlerin bu
ihtiyacını karşılamak üzere Kaşgar bölgesinin muhtelif şehir ve
kasabalarından, ziraatla uğraşan 2.500 Türk ailesi zorla yerlerinden
alındı ve Çungarya bölgesine yerleştirildi. Böylece ekici manasında,
"Tarançiler" adı verilen bu 12.500 hür aUe, toprağa bağlı köle haline
getirilmiş oldu.
Doğu Türkistan büyükleri, ulema ve eşrafı Çinli memurların huzurunda
oturmaktan menedildiği gibi, sokakta bir Çinli memura rastladığı zaman,
hemen atından inerek hürmetle onu selamlamaya mecbur tutuldu. Eğer bu
Çinli memur bir vali ise yerlinin, Çinli valiyi selamlarken ayrıca diz
çökmesi ve ellerini arkasına bağlayarak başını önüne eğmesi, vali
geçinceye kadar öylece kalması emredildi. Vali bir Çin mabedine girmiş
ise, buradan çıkıncaya kadar yoldan geçen bütün yerliler, mabedin kapısı
önünde aynı vaziyette beklemeye ve vali giderken hürmetle uğurlamaya
icbar edildiler.
imparatorluk Çin hükümeti Doğu Türkistan'daki Çinli memurlara, yerli
Türklerden dilediği kimseye dilediği cezayı vermek, darb ve hakaret
etmek, hapsetmek hak ve selahiyetini tanıdı. Böylece umumi validen en
küçüğüne kadar Çinli memurlar memleketi soyma yolunu tuttular.
Memleketin ileri gelen eşrafını, zengin ve tüccarlarını çeşitli bahane
ve töhmetlerle hapis, hatta idam ederek, bunların bütün mal ve
mülklerini müsadere ettiler. Halkın işe yarar evleri dahi gasbedildi.
Büyük evler Çin askerleri için talimgah veya subaylar için ikametgah
olarak kullanıldı. Çinli memurlar hakkında, yerli halkın şikayette
bulunması menedildi.
Çin hükümeti, Doğu Türkistan halkını tahammül edemiyeceği ağır vergilere
boğdu. Kanun dışı konan bu vergileri, cebir ve şiddetle tahsil cihetine
gitti. Ayrıca her şahıs başına halkın "Çokça pulu" dediği muayyen bir
baş vergisi koydu. Bu ağır vergilere rağmen yerli halk ticaretten
menedildi; bütün ticaret Çinli tüccarların inhisarına verildi.
Doğu Türkistan'a ilk umumi vali olan General Kao-Chi memleketi 36
bölgeye taksim ederek, her bölgenin başına "Anbal" denilen bir vali
tayin etti. Kao-Chi 9 şehirden müteşekkil olan ili vilayetini kendisine
merkez seçerek bu vilayetin Kulca ve Küre şehirleri arasındaki bir
mahalde, devlet dairelerini ve Çinli memurların meskenlerini içine alan
hususi bir şehir inşa ettirdi; etrafını geniş ve yüksek surlarla
çevirttiği bu şehre 8 kartal yumurtasını manasına "Ba-Yen-Day" ismini
verdi.
Doğu Türkistan'da, Türklerin şanlı tarihlerini ve yüksek medeniyetini
hatırlatan ne kadar tarihi abide, hükümet binası, kervansaray, çeşme,
cami ve hamam varsa, hepsi yıktırıldı. Bunların malzemesiyle Çin usulü
hükümet binaları Baçhaneler (Vergi Dairesi), pudhaneler, Çin okulları ve
Çin zafer taklan inşa edildi.
Çin hükümeti, Doğu Türkistanlıların ahlakım bozmak, milletçe tereddiye
düşürmek, sosyal yapısını zayıflatmak maksadiyle müslümanlığı kesin
surette yasakladığı gibi, afyonhanelerin, meyhanelerin, kumarhanelerin
ve genel evlerin açılmasını teşvik etti. Doğu Türkistan'ı iktisaden
sömürmesine mukabil, bu memlekette ticaret ve sanayiin inkişafını
sağhyacak hiçbir teşebbüste, memleketin iman ve halkın sağlığını
koruyacak hiçbir müsbet faaliyette bulunmadı. Hülasa birinci ve ikinci
Çin istila devirlerinde dünyanın diğer bölgelerindeki müstemlekeler
büyük gelişmeler kaydederken, Çin müstemlekesi olan Doğu Türkistan,
hergün biraz daha geri kalmakta, biraz daha zulmete boğulmakta idi.
Çinlileştirme teşebbüsleri:
Çinlilerin Doğu Türkistan'ı zaptettikleri birinci istila devrinde
kendilerine hizmette bulunan ve işgali kolaylaştıran yerli halktan bazı
kimseler Pekin'e celbedildi. Bunlara, yaptıktan hizmetlerinin mahiyet ve
derecesine göre batıdaki Prens, Dük, Kont v.s. gibi asalet unvanlarının
muadili olan Er-Wang, Cing-Wang, Wang ve Cung gibi unvan ve rütbeler
tevcih edildi. Çin imparatoru tarafından bu unvan sahiplerine Doğu
Türkistan'da birçok malikane ve geniş topraklar ihsan edildiği gibi,
ayrıca devlet hazinesinden maaş bağlandı. Asiller doğrudan doğruya Çin
imparatorunun şahsına sadık kullar sayıldığından, her türlü vergiden
muaf, mahalli Çin makamlarının murakabe ve müdahaleşinden masun idiler.
Wanglann, "Çeldow" denilen geniş imtiyazlarına imrenen yerli halktan
haris ve ikbal düşkünü bazı kimseler Çin imparatoruna yaranmak için,
Çinlilerin lehine fakat öz vatanının ve yurttaşlarının aleyhine
birtakım faaliyetlerde bulunmaktan çekinmediler. Çin imparatoru,
bunların taltif ederek arazi ihsan etti. Neticede halk, bir tarafta
asalet unvanı ve imtiyaza sahip olanlar, diğer taraftan türlü meşekkat
ve mahrumiyetlere katlanan memleketin öz halkı olmak üzere iki sınıfa
ayrılmış oldu. Birincileri "Uluğlar", ikincilere "Uşaklar" veya
"Karaçuğ'lar" denildi. Uluğlar sının geniş arazi ve malikanelere,
çeşitli imtiyazlara sahip oldukları halde, uşaklar sınıfı efendileri
olan asillerin arazilerini ekmek, onlara hizmet etmek
mecburiyetindeydüer. Büyük halk kitlesini teşkil eden uşaklar, azınlıkta
olan Uluğların, Uluğlar ise Pekin'de oturan Çin imparatorunun kul ve
kölesi idiler.
Birinci istila devrinde Çinlileştirme teşebbüslerine, başlangıçta, Çin
devletinin nimetlerine maz-har olan Uluğlar sınıfından başlandı. Bu
asillerden Çinliler gibi yaşamaları, Çinliler gibi uzun saç bırakmaları,
Çin usulü giyinmeleri, Çince öğrenmeleri, çocuklarını Çin okullarında
okutmaları istendi. Uluğlar ellerindeki geniş imtiyazlardan ve
sağladıkları menfaatlerden mahrum kalmamak için, Çin imparatorunun
kendilerine tebliğ olunan bütün emirlerini yerine getirmek maksadı ile
öz yurtlarında Çince konuşmaya ve Çin usulü yaşamaya başladılar.
Çin hükümeti, Çinlileştirme sahasındaki ikinci teşebbüsünde, bütün Doğu
Türkistanlıların Çin Örf ve adetlerini kabul etmelerim, Çinlilerle
evlenmelerini, hatta beş vakit namaz kılınmamasını, şeriat ahkâmına
riâyet edilmemesini isteyecek kadar ileri gitti. Fakat bu teşebbüs,
bütün vatan sathında, milletçe nefretle reddedildi. Dikkati çeken
husus, Çin imparatorunun himayesine mazhar olmuş uluğlar sınıfının
bile, bu mevzuda hükümet kararlarının icrasına muhalefet etmesiydi.
Hatta Uluğlar, memleketin bazı yerlerinde uşaklar sınıfı ile birleşerek
Çin hükümetine karşı silaha sarıldılar.
Birinci istila devrinin gittikçe artan zulüm ve hakaretlerine, milli
haysiyeti kinci karar ve icraatına karşı ilk kursun 1819 senesinde Üç
turfan'dan atıldı. Bu milli ayaklanmayı diğerleri takip etti.
Birinci Çin istila devrine hakim olan ana fikir, asalet unvanları,
tevcih, geniş malikaneler ve imtiyazlar ihsan ederek uluğlar zümresini
kendilerine bağlamak, bunlar vasıtasiyle Doğu Türkistan'ı elinde tutmak
ve süratle Çinlileştirmekti. Fakat bütün gayretler boşa gitmiş ve Doğu
Türkistan'ın Çinlileştirilmesi mümkün olmamıştır.
ikinci istila devrinin umumi politikasına hakim olan esas unsur ise,
Doğu Türkistan'ın idari statüsünü değiştirerek, yerli halkın
uyanmamasını temin etmek olmuştur. Bunun için de halk koyu bir cehalet
içinde tutulmuştur.
1819/1876 seneleri arasında cereyan eden ayarlanmalar, Çinlilerin
imhası, milli hükümetlerin icraatı gibi birbirleri izleyen hâdiselerin
bir daha tekerrür etmemesini, bunun için de Türklerin süratle
Çinlileştirümesini sağlamak gayesiyle, 1876 da müstakil millî devletin
(Bâdevlet) sukutunu mütea-kib Çin hükümeti o zamana kadar, müslüman ülke
manasında "Huy-Ciang" dedikleri Doğu Türkistan'ın doğrudan doğruya Çin
kıtasına ilhakına karar verdi. Bu maksatla Çin işgal kuvvetleri
başkomutanı general Zo-Zung-Tang'ın tavsiyesiyle, 1882 senesinde Doğu
Türkistan'ın tarih! millî adını, yeni ilhak olunan toprak mânâsına gelen
"Sinkiang" olarak değiştirip, Çin devletinin 19. eyaleti olarak resmin
dünyaya ilân ettiler. Doğu Türkistan'ın millî adının değiştirilmesi, bu
memleketin unutulmasını sağlayan mühim sebeplerden biri oldu. Zira adı
Çince olan ve bir Çin eyaleti olarak tanıtılan bir memlekete, o ülkeyi
tanımıyanlarca Çin toprağı nazariyle bakılması tabiidir.
1824 senesinde meşhur Cihangir Hoca'nın başlattığı millî hareketin
muvaffakiyetsizliğe uğraması üzerine, Çinlilerin intikam ve
katliamından korkan 70.000-1830'da Cihangir Hoca'nın kardeşi Mehmet
Yusuf Hoca'nın millî önderliğindeki hareketin başarılı olamaması üzerine
10.000,1885 senesinde Cihangir Hoca'nın oğlu Velihan Töre'nin
başlattığı millî hareketinin hedefine ulaşamaması dola-yısiyle de
100.000 Doğu Türkistan'h Batı Türkistan'a göçmek zorunda kalmışlardır.
Son göç hareketi kış mevsiminde, çok arızalı Terek-Divan yolu üzerinden
olmuş; şiddetli kar fırtınalarına ve tipilere yakalanan göçmenlerin
büyük bir kısmı soğuktan, açlıktan kırılmış ve yollarda ölmüştür.
Terek-Davan faciası adıyla tarihe geçen bu hâdisede, civardan gelen pek
cüzi yardımlarla ancak 15.000 .göçmenin hayatı kurtarılabUmiştir. Ertesi
yaz buralardan geçenler, yolun her iki yanının insan is-keletleriyle
dolu olduğunu dehşetle görmüşlerdir.
.
1876'da millî hükümet (Bâdevlet) in sukutundan sonra başlayan ikinci
istilâ devrinde de büyük, küçük gruplar halinde binlerce Doğu
Türkistanlı Batı Türkistan'a göç etmiştir. 1956 tarihli Büyük Sovyet
Ansiklopedisine göre, muhtelif tarihlerde Doğu Türkistan'dan, Batı
Türkistan'ın yalnız Kazakistan bölgesine hicret eden göçmenlerin sayısı
50.000'dir.
istiklâl mttcadeleleri ve millî kahramanlar:
Çetin imlcAnıaıglıklpr, kan ve ıztırap içinde çeşitli kahramanlık ve
fedakârlıklar pahasına Doğu Türkistan Türklerinin yürüttükleri hürriyet
ve istiklal mücadelelerinin başhcalan ve bunların kahramanları
şunlardır:
1819'da Üçturfan milli hareketi 1825'de Cihangir Hoca, 1820'de Mehmet
Yusuf Hoca ile Hakkuli Binbaşı'mn, 1845 ve 1852'de Cihangir Hoca'nın
oğlu Mehmet Emin Kette Töre'nin, 1855 (Kaşgar hareketi) ve 1856-57'de
Cihangir Hoca'nın oğlu Velihan Töre'nin, 1862'de Küçar şehrinde
Raşided-din Hoca ile başkumandanı Burhaneddin Hasib Hoca'nın, aynı sene
lli'de Karasultan namiyle mâruf Ebû Âlâ Han Sultan'in önderliğindeki
milli hareketler.
Bu
sonunucu millî harekette, yapılan savaşlarda büyük kahramanlığıyla
temayüz eden ve hakkında halk arasında milli menkıbeler anlatılan,
türkü ve şiirler, düzenlenen millâ kahraman Sadır Kannk bilhassa zikre
değer. Birinci istilâ devrinin son millî hareketleri, Hoten'de
Abdurrahman Paşa ile babası Habibullah Hacı'nın ve 1863'de Kaşgar
havalisinde Kıpçak Sıddık Bey'in idaresinde olmuştur. 1863'den itibaren
ortaya çıkan Mehmet Yakup Beyin kuvvetli bir merkez! devlet (Bâdev-let)
kurmasıyla bu devir kapanmıştır.
ikinci istilâ devrinin hürriyet mücadeleleri ise Mehmet ibrahim, Timur
Halife, Ahmet Batur, Mehmet Ali Hoca, Rahman Kul Batur ve Nimet Halife
gibi mili! karamanların önderliğinde yapılmıştır.
B
— Üçüncü istilâ (askerî valiler) devri:
Askeri umumi valiler devrinin büyük bir kısmı, Sovyetlerin siyasi ve
iktisadi nüfuzu altında geçmiştir. Bu devrin başlangıcında iktisadi ve
ticari sahalarda başlayan Sovyet nüfuzu, devrin salonlarına doğru
siyasi ve fiili sahaya intikal etmiştir.
imparatorluk rejiminin son kalıntısı olan Umumi Vali Yang-Cang-Cung bir
suikastle bertaraf edilince yerine geçen Çing-Şu-Rin Doğu Türkistan'ı
Sovyetlerin daha fazla nüfuzu altına sokmak üzere gizli-açık bazı
andlaşmalara girişti. Neticede 1933-1943 seneleri arasında Doğu
Türkistan'da müşterek Sovyet - Çin idaresi, fiilen teessüs'etti.
Sovyetler daha 1933'lerde Çin askerleri kıyafetinde Doğu Türkistan'a
Kızıl Ordu'nun seçme birliklerini sokmuşlar, Genç Doğu Türkistan mili!
devletine son vermişler; iktidara geçirdikleri Çinli general Şin-Şi-Say
vasıtasiyle Doğu Türkistan'a hükmetmeye başlamışlardı. Birinci ve
ikinci istilâ devirlerinin ana fikrinin Doğu Türkistan'ın
Çinlileş-tirilmesi olmasına karşılık müşterek Sovyet - Çin idaresi
devrinin ana fikri, mukavemeti bertaraf etmiş, memleketi bir Sovyet
peyki haline getirmek üzere bir taraftan bütün milliyet perverleri kanlı
bir şekilde temizlerken, diğer taraftan koyu bir komünist eğitimi ve
sosyalizasyonla kitleleri her türlü düşünceden, mili! his ve ruihtan
mahrum etme yoluna gitmiştir. Bu maksatla, başta müstakil Doğu Türkistan
devletinin cumhurbaşkanı Hoca Niyaz Hacim ve başbakan Sabit Damulla
Abdül-baki olmak üzere, mili! hükümette vazife alan bütün kabine
üyeleri, siyasî liderler, hükümet memurları, vatanı uğrunda savaşmış
mücahitler, eşraftan ve tüccardan muteber kimseler, kitleler halinde
tevkif edilerek, insana dehşet veren zulüm ve işkencelerle
öldürülmüştür.
Müşterek Sovyet - Çin idaresi bununla yetinmemiş, çeşitli ve bahanelerle
halk arasında da büyük bir temizlik yapmıştır. Gizli polis (G.P.U.)
teşkilâtının faaliyeti neticesi kimsenin kimseye, ana-baba ve evlâtların
bile birbirlerine itimadı kalmamış, halk, yalınından endişeli, büyük bir
korku ve dehşet içinde bırakılmıştır.
Doğu Türkistan tarihinde bir kâbus, tazyik ve tedhiş devri olan müşterek
Sovyet - Çin devrinde yapılan tevkiflerle 300.000 'dan fazla masum
Türkistanlı zindanlara atılmıştır; çeşitli şekillerde 160.000'den fazla
Türk birtakım bahane ve töhmetlerle öldürülmüş, 10.000 ailenin ocağı
söndürülmüş, bütün mal ve mülkleri müsadere edilmiştir. Doğu
Türkistan'da bu devirde, efradından bir veya birkaçını kurban vermemiş
aile hemen hemen yoktur.
Çinlileştirme teşebbüsleri:
1911 senesinde Çin'de rejim ihtilâli oldu. Çinliler, başlarındaki Mançu
sülalesinin hâkimiyetine son vererek, bütün Çin'e şâmil Cumhuriyet ilân
ettiler. Başlangıçta Çin Cumhuriyetinin, Han denilen asıl Çinlilerle
Mançular, Moğollar, Doğu Türkistanlılar ve Tibetliler olmak üzere 5
milletten müteşekkil federatif ve demokratik bir bünye olduğu resmen
kabul edilmiş ve bu husus adı geçen milletleri temsil eden 5 renkli
millî bayraktan resmi ifadesini bulmuştu. Ancak, kısa bir müddet sonra
demokratik esasten vazgeçildi; Çin milliyetçiliğine karar kılındı ve 5
renkli bayrak terkedilerek bugünkü Milliyetçi Çin bayrağı, Cumhuriyetin
bayrağı olarak kabul edildi. Buna bağlı olarak üçüncü istilâ devrindeki
Çinlileştirme faaliyetleri'de bu açıdan yürütüldü.
Üçüncü istilâ devrinin esas aktif safhası olan 1933-1943 yıllan arasında
Doğu Türkistan'da büyük milli hareketler oldu ve bunun neticesinde 12
Kasım 1933 tarihinde, bütün memleketi içine alan "müstakil Doğu
Türkistan Cumhuriyet Devleti" kuruldu. Bu devlet 1760'dan beri kurulan
ikinci müstakil devlettir. Millî Doğu Türkistan Hükümeti, memleketin
mukadderatını tamamen eline almak üzere bulunduğu bir sırada,
Sovyetlerin askeri müdahalesiyle, Doğu Türkistan devleti ortadan
kaldırıldı.
Bu
devrin nüfus hareketleri, siyasi hadiselere muvazi olarak iki safhada
cereyan etmiştir:
a
— Doğu Türkistan'da müşterek Sovyet - Çin hâkimiyetinin kurulmasından
evvelki devrede, yani 1911-1933 arasındaki yıllarda Çin'den binlerce
Çinli muhacir getirilmiş, fakat bunların hepsi millî hareketler
sırasında Türkler tarafından imha edilmişlerdir.
b
— Son asırda, Doğu Türkistan tarihinin en hareketli devri 1933
senesinden sonra başlar. Bu devrede Doğu Türkistan'dan, Hindistan ve
Pakistan'a üç büyük göç olmuştur.
Birinci göç, Müstakil Doğu Türkistan Cumhuriyeti 'nin ortadan
kaldırılmasını mütealob, 1934/36 seneleri arasında, Doğu Türkistan'ın
Kaşgar, Yarkent ve Hoten vilâyetlerinden Gilgit ve Ladak yoluyla
binlerce kişi Hindistan'a hareket etmiş fakat yolların fevkalade arızalı
ve tehlikeli obuasından, ancak 2.000 kişi varabilmiştir.
1937 senesinde, Türkistan'ın millî mücahitlerinden general Mahmut Muhiti
ile birlikte başlayan ikinci göçte yine binlerce Türkistanlı yollara
dökülmüş, fakat bunlardan ancak 500'U hür dünyaya ulaşabilmiştir.
Üçüncü göç hareketiN 1935/37 senelerinde, Doğu Türkistan'm
kuzeyindeki Altay ve Tarbagatay bölgelerinden olmuş, 20.000 Türkistanlı,
aileleri ve hayvanlariyle birlikte evvelâ Çin'in Çinhay eyâletine
girmişlerdir. Mahalli Çin kuvvetleri bu göçmenleri tevkif'etmek istemiş,
göçmenler silâhla karşı koyunca, çetin savaşlar olmuştur. Bu
göçmenlerden 6.000 kadarı 1940 senesinde Kukunor üzerinden Tibet'e
geçmişler, Tibetliler hüsnükabul göstermediklerinden, onlarla da
savaşmak mecburiyetinde kalmışlar, neticede dünyanın en sarp dağlarını
aşarak, 2 sene sonra Hindistan'da, 3.067 kişi olarak varabilmişlerdir.
Bunların bir kısmı da Hindistan'ın sıcak iklimine dayanamıyarak ölmüş,
ve Türkiye'ye hicret ettikleri tarih olan 1953 senesinde, sayılan 1400'e
düşmüştür.
İstiklâl mücadeleleri ve millî kahramanlar:
Doğu Türkistan hürriyet ve milli mücadele tarihinin en hareketli devri,
hiç şüphesiz üçüncü istilâ devridir. Bu devrin milli hareketleri ve
bunları idare eden kahramanları şunlardır:
1931 senesinde Hoca Niyaz Nacim'in liderliğinde başhyan Kumul milli
hareketi, 1932'de Turfan'-da Maksut Muhiti, Musul Muhiti ve Mahmud
Muhiti kardeşlerin, 1933 de Altaylarda Cengiz Han sülalesinden prens
Şerif Han'ın, 1933'de Toksun'da Tahta Beg, Karasehir'de Hafız Beg, Küçar
ve havalisinde Timur Beg'in idaresindeki milli hareketler, aynı sene
Kaşgar ve havalisinde Mehmed Emin Buğra ve kardeşleri ile Kaşgarh Sabit
Damolla Abdülbaki Beglerin müşterek idaresindeki Hoten milli hareketi,
1935'deki Barköl, 1937'de Yarkent, Kaşgar ve havalisindeki Abdulniyaz
milli hareketleri, nihayet 1941/43 senelerinde Altaylarda meşhur Osman
Batar, Canımhan ve arkadaşlarının idaresindeki Altay milli hareketi
Bütün bu hareketler, sadece vatanın istiklâlini hedef tutan, Doğu
Türkistan Türklerinin şahlanan milli şuur ve hürriyet «yinnm ölmez
eserleridir:
C
- Dördüncü istilâ (Milliyetçi Cin) devri:
Bu
devrin bariz karakteri, koyu Çin şovenizminin hakim olduğu eski
imparatorluk siyasetine dönüştür. Milliyetçi Çin hükümetinin, içinde
yaşadığı XX. asrın icaplarını, İkinci Dünya Harbinin sebeplerini,
milletlerin uyanan ruh ve şuurunun neticelerini göz önünde tutarak, Doğu
Türkistan'da âdil ve demokratik bir politika izlemesi, iktisat ve kültür
sahasında müsbet teşebbüslere girişerek halkın refahına ve memleketin
kalkınmasına çalışması, demokratik esaslara uyarak, Doğu Türkistan
halkına en azından bir defa kendini idare hakkı tanıması gerekirken,
imparatorluğun tecrübe edilmiş köhne politikasının izinden giderek, Doğu
Türkistan'a gönderdiği elamanları vasıtasıyla memleketi sür'atle
Çinlileştirme yoluna gitti.
Milliyetçi Çin hükümeti, görüşte Doğu Türkistanlılarda eskidenberi
mevcut Çin düşmanlığını ortadan kaldırmak, Çinlilere karşı yerli halkta
sevgi ve saygı uyandırmak, fakat hakikatte Doğu Türkistanlıları
Çinlileştirmeye ikna etmek maksadiyle, 1943 Nisanında yayınladığı bir
beyanname ile Çin'de yaşayan Mançu, Moğol, Uygur ve Tibetlilerin ayn
milletler olmadığını, Çin milleti ile nesildaş - (Zuhg-Zo) olduklarını,
aynı soydan ve kökten geldiklerini, bu balomdan Çin milletinin içinde
birer kabile olarak mütalâa edilmeleri gerektiğini iddia ediyordu.
Milliyetçi Çin hükümetinin, eski umumî vali Şin-Şi-Say'ın yerine tayin
ettiği U-Cing-Şin ve Doğu Türkistan'daki Çin orduları başkumandanı
general Co-Şao-Liang, hudut bölgeleri halklarınm Çinli-leştirümesi
politikasının koyu taraftarlarından idiler. Doğu Türkistan'ın merkezi
Urumci'ye gelen yeni umumi valinin ilk işi, yerli halktan etrafına
topladığı haris ve ikbalperest kimseler vasıtasıyla, milliyet perverlere
karşı cephe almak oldu. U-Cing-Şin, hükümet beyannamesinden kuvvet
alarak Çinlileştirme politikasını açıkça tatbike başladı. Bu maksatla,
Sinkianghlar ayn bir millet olmayıp Çin milletinin evladandır; aradaki
dil farkı, Sinkianghlann uzun müddet ayn kalmasından ileri gelmiştir;
bunun için Sinkianghlar, kendi ana lisanlarını tekrar elde etmek üzere,
Çince öğrenmen', Çin kültürünü kabul etmeli ve Çinlilerle kaynaşmak
üzere karşılıklı kız alıp vermelidirler, fikrini yaymaya çalıştı.
Doğu Türkistan'daki matbuat da aynı mevzularda neşriyata girişti.
Bunlardan Urumçi'de çıkan Sinkiang adlı gazete, daha ileri gederek Doğu
Türkistan Türkçesinde kullanılmakta olan Arapça, Farsça bazı terimlerin
konuşulan dilden atılması ve yerlerine Çince terimlerin kullanılması
gerektiğini halka telkin etmeye başladı. Bu sıralarda Urumci'ye gelen
Milliyetçi Çin hükümetinin propaganda nazın Liang-Han-Sav, verdiği
nutuklarında aynı fikirleri savunarak, Çin örf ve âdetlerinin Doğu
Türkistan'da uygulanmasının lüzumuna işaret etti. Milliyetçi Çin
Anayasasının "Ana Siyasetler'^ müteallik 8. faslının 6. bölümünde
"Devlet, hudut bölgelerindeki ırk gruplarının eğitim ve öğretimini
tamamiyle üzerine alır". 169 ve buna bağlı 158. maddesinde ise "Eğitim
ve kültür, milli ruhun gelişmesini hedef tutar" denilmektedir. Bununla,
hudut bölgeler halklarının Çince eğitimi ve Çin kültürü yoluyla
Çinlileştirilmesi Anayasada resmen ifade edilmiş oluyordu.
Milliyetçi Çin hükümetinin Doğu Türkistan'da giriştiği bu Çinlileştirme
Propagandaları, esasen memlekette mevcut bulunan umumi endişeleri daha
da arttırdı. Bundan başka, Çinli muhacir sayısının gün geçtikçe artması
ve Çinli memurların yerli tmUnn mal ve mülklerini çeşitli bahanelerle
gasp etmeleri, keyif vergiler koymalan ve milli haysiyet kına taslan
hareketlerde bulunmaları, Doğu Türk-istanların tekrar silaha
sarılmalarına vesile oldu. Milliyetçi Çin hakimiyetine karşı ilk kurşun
Doğu Türkistan'ın Kulca şehrinde 1944 Eylül'ünde atıldı; bunu diğerleri
takip etti.
Milliyetçi Çin ordularının işgalini müteakib binlerce Çinli muhacir Doğu
Türkistan'a akın etti. Mahalli Çin hükümeti bunları memleketin kilit
mevkilerine iskan ederek en münbit topraklan dağıttı. Bu hükümetin
resmi ilanına göre, 1946 yılında Doğu Türkistan'daki Çinlilerin yekûnu
222.401 kişi idi.
1949 senesinde komünist Çin kuvvetleri bütün Çin'i ve Doğu Türkistan'a
komşu Çinhay ve Kan-su eyaletlerini işgal ettiler. Çin komünistleri 10
Ağustos 1949 tarihinde, Urumçi'deki Rus konsolosu Alexandre Sevilof
vasıtasıyla Doğu Türkistan mahalli hükümetine bir muhtıra vererek,
kayıtsız şartsız teslim olunmasını istediler. Muhtıra üzerine Doğu
Türkistan'daki Milliyetçi Çin orduları başkumandanı general
Tav-Si-Yö'nün, memleketi tek kurşun atmaksızın Çin komünistlerine teslim
edeceği haberi duyuldu. Bu haber, halk arasında büyük bir panik ve
endişe yarattı. 1944'den beri Doğu Türkistan'da yürütülen Çinlileştirme
icraatına karşı milli şuur ve ruhun kuvvetlenmesine bütün güçleriyle
gayret eden Dr. Mesut Sabri, Mehmed Emin Buğra, tsa Yusuf Alptekin ve
arkadaşlarından ibaret bir avuç yerli milliyetperver, 100.000 kişilik
milliyetçi Çin orduları kumandanının ve hareketi karşısında her türlü
fiili mukavemetin bir işe yaramıyacağını anladılar ve milli
mücadelelerine yurt dışında, hür dünyanın ve Türk-tslâm âleminin
sinesinde devam etme kararma vardılar. Milliyetçi liderlerden Mehmed
Emin Buğra ve tsa Yusuf Alptekin beylerin idaresindeki 7.000
Türkistanlı, göç etmek üzere Hindistan ve Pakistan'a müteveccihen yola
çıktı. Mevsimin sonbahar obuası, takip edilen yolların Himalaya
dağlarından geçmesi dolayısiyle yolculuk pek ağır şartlar altında geçti;
büyük kısmı açlık ve yorgunluktan öldü. Hedefe ulaştıklarında ancak 852
kişi kalmışlardı.
Bu
devrin ikinci göçü, 1950 senesinde vukubuldu. 1949'daki Kızıl Çin
işgalini kabul etmeyen Doğu Türkistan Türkleri, 1950 senesinde
memleketin kuzeyindeki Barköl, Altay bölgelerinde, meşhur mücahit Osman
Batur ve arkadaşlarının idaresinde Kızıl Çin hâkimiyetine karşı
ayaklandılar. Bu millî harekete 4.000 aile iştirak etti. Çarpışmalarda
1.000 kişilik bir grup, gittikçe daralan düşman çemberini yarıp çıkmaya
muvaffak oldu. Bu grup, bir taraftan düşmanla diğer taraftan tabiat
şartlan ile 17 ay süren çok uzun ve çetin bir yolculuktan sonra 1951
senesi Ekim ayında, Hindistan'ın Ladak şehrine ancak 350 kişi olarak
vardı.
İstiklâl mucadeleleri ve milli kahramanlar;
Doğu Türkistanlılarca "1li inkılâbı" diye anılan ve ili vilâyetinin
Kulca şehrinde parlayan hürriyet ve istiklâl meşalesi, kısa zamanda
civar şehirlere sirayet etti. Milliyetçi Çin hükümeti, bu hareketi zor
kullanarak bastırmak üzere büyük sayıda kuvvet şevketti. Doğu Türkistan
Türkleri ayrıca az, fakat milli ruh ve imanı yüksek bir ordu kurdular.
Bu küçücük ordu, Milliyetçi Çin'in üstün kuvvetlerini mağlup ve perişan
etti. Neticede, Doğu Türkistan'ın ili, Tarbagatay ve Altay vilâyetlerini
içine alan milli, "Doğu Türkistan Cumhuriyeti" 1944 E kim'inde
kurularak, resmen dünyaya ilân edildi. Bu milli hareketin liderleri ve
kahramanları Ah' Han Töre, Gani Batur, Fatih Batur, Rahim Can Sabiri,
Abdülgafur Sabin ve arkadaşları idi.
Ç
— Beşinci istilâ (bugünkü Kızıl Çin) devri:
Doğu Türkistan, Kızıl Çin'in batıya müteveccih genişleme politikasının
yolu üzerinde olup, emperyalist gayelerinin tahakkukunda mühim bir
vasıtadır. 2.000 senelik tarih! olaylar bunu ispatlamaktadır. Kızıl Çin
için bu derece mühim bir mevkide bulunan Doğu Türkistan'ın, herşeyden
evvel emin bir ülke haline getirilmesi, bu maksatla da tam manâsıyla
Çin'e bağlanması ve burada yaşıyanlann süratle Çinlileştirilmesi
gerekirdi. Bu gerekçe ile Doğu Türkistan'da takip edeceği Çinlileştirme
pol-tikasını, kendinden evvelki Çin rejimlerinin ve hükümetlerinin
yaptığı gibi, zamanın ağır temposuna terkedemezdi; her ne pahasına
olursa olsun süratle neticeye ulaşmalıydı. O halde, Doğu Türkistan'da
gayrî insanî tedbirler ve insana dehşet veren korkunç bir icraat
başlamalıydı. Bu itibarla Kızıl Çin, Doğu Türkistan'da, yerli Türklerin
topyekûn imhasına hedef alan tarihte misli görülmemiş bir toplu imha
(genosit) politikası tatbikine girişti:
13/20 Kasım 1949 tarihlerinde Doğu Türkistan'ın fiilen işgalini müteakib
ilk iş olarak pantürkist, panislftmist, aşın milliyetçi, aksülinkılâbcı,
gerici, Amerikan uşağı, Çang-Kay-Şek casusu, ağa, eş-kiya, zorba ve
burjuva gibi çeşitli bahanelerle itham ettiği memleket münevvelerini
tasfiyeye başladı. Bu tasfiye sırasında, kitle halinde tevkiflerle
yüzbinlerce Türkistanlı zindanlara atıldı. Bir kısmı öldürüldü; geri
kalanlar mecburi iş kamplarında en ağır şartlar altında çalıştırılmak
suretiyle tedrici ölüme sevkedüdi.
Kızıl Çin'in Doğu Türkistan'ı işgal ettiği 1949 senesinden 1953 senesine
kadar geçen 4 sene zarfında, kitleler halinde tevkif ederek, çeşitli
şekillerde öldürüldüğü Doğu Türkistanlıların sayısı tahminen
100.000'den fazlada-. Buna karşılık, Çin Komünist Partisi'nin Doğu
Türkistan Seksiyonu 2. Sekreteri Sav-Li-Cin 29.4.1951 tarihinde
söylediği bir nutukta, "13.564 kişinin inküâb aleyhtarlığı ile
suçlanarak hapsedildiğini, Kızıl Çin idaresinin ilk yularında kızılların
tayin ettiği kukla umum! vali Burhan Şehidi ise Komünist Partisi
merkezine gönderdiği bir raporda "Doğu Türkistan'da 20.000 kişinin gizli
faaliyetlerde bulunduğundan dolayı çeşitli cezalara çarptırıldığını"
resmen beyan etmişlerdir. Kızıllar tarafından öldürülenler arasında
milliyetçi liderlerden, Doğu Türkistan'ın ilk milli umumi valisi olan
Dr. Mesut Sabri, eski Maliye Nazın Canım Han Hacı, Urumçi valisi Haduvan
Hanım ve kocası, Aksu valisi Parsa Beg, Altay kahramanı meşhur Osman
Batur, ili kahramanı meşhur Gani Batur, Sabık Uygur - Türk Birliği
Başkam Abdülaziz Cengiz han, Yalkun gazetesi sahip ve başyazarı öğretmen
Kurban Koday, yazar Abdurrahim Tileş ve daha nice sevilmiş, tanınmış
aydın kimseler vardı. Yine komünistler, Dr. Mesut Sabri beyin oğlu
Yıldırım, Özbek Mehkem-bay Kuvan Sanyo, ibrahim Sanyo, Masum Sanyo ve
Baha Sanyo başta olmak üzere, 60 kişiyi isyancı partürkist, burjuva
gibi ithamlarla, 15.8.1951 tarihinde hava alanında'; Nilkah Urazhan
Ak-lakcı'yı, 12 idealist arkadaşıyla, Muttali Halife ve yeğeni Malik'i
17 arkadaşıyla Culukay mevkiinde; Celâleddin Maksum'u 40 idealist
arkadaşıyla 1960 seneside kurşuna dizdiler. Münferit olarak da 1951
Ağustos'unda Kulça'nın Harembağ bölgesinde açık mahkeme usulüyle idama
mahkum edilen Aktembay'm kardeşi Abdülgafurbey hava alanında; aynı
tarihte Yakup Rah-manof Abdülmuttalip Bağ mevkiinde; 1951 senesinin
şubat ayında kendi evinde ailesi huzurunda muhakemeyle ölüme mahkum
edilen Artuşlak Celep Ibrahimbay adında bir Türkistanlı Küre şehrinde,
Gazi Say o'nün oğlu Bekir dehşet ve korku içinde ağlaşan çocuklarının
gözü önünde kurşuna dizildiler. 1951 Eylül'ünde tabib Şengen, Ruşenbağ
mesiresinde muhakeme edilirken, kan kusarak; aynı tarihlerde Tatar Adil
Şah adındaki diğer bir Türkistanlı da muhakeme edileceği günden bir gün
evvel intihar ederek öldüler.
Bu
münferit hâdiseler, sadece Doğu Türkistan'ın ili vilâyetinde cereyan
edenlerdir. Yurdun diğer bölgeleri de buna benzer facialara sahne
olmaktan kurtulmamıştır.
Kızıl Çin, Doğu Türkistan'ın bütün milli servetlerini, yerli halkın,
kadın ve tozların ziynet eşyalarına varıncaya kadar, menkule gayr!
menkul bütün emvalini, çeşitli bahanelerle müsadere etti. Bu mallan
kamyonlarla Çin'e taşıdı ve karşılığında Çinli muhacir getirdi.
Bunlarla yetinmeyen Kızıl Cin, Doğu Türkistan nüfusunun % 99'unu teşkil
eden köylü ve işçilerini, "komün" denilen 450 mecburi çalışma kampına
bağlıyarak, en ağır işlerde günde 18 saat çalıştırmak, yeterli gıda
vermemek, kâfi derecede istirahat ettirmemek, hastalara bakmamak, tedavi
ettirmemek suretiyle tedricen ölüme şevketti. Milli mukavemetleri ve
sabotajları cezalandırmak bahanesiyle, sun'i kıtlıklar yaratarak halkın
açlıktan ölmesine göz yumdu. Tedavi bahanesiyle düşkün evlerine
topladığı bütün ihtiyarlan, sakat ve acizleri, uzun vadeli zehirlerle
ölüme şevketti. Sırf propaganda maksadiyle, süratte fakat çürük olarak
inşa edilmiş bazı barajları kasten patlatarak civar şehir ve kasabaların
sular altında kalması, halkın boğulup ölmesi yahut yurtlarnı terkedip
Çin'in iç taraflarına göç etmeleri sağlandı. Türkistanlı işçilerin,
çalıştıkları dağlarda, yollarda, maden ocaklarında ve diğer emsali iş
ylflterinde, gerekli teknik tedbirleri almaksızın patlatılan
dinamitlerle uçurtulan kayalar altında, ealttp^çtan ölmelerine sebep
oldu.
Çinlileştirmeye hedef tutan tedbirler:
Bunlar Türkçenin bozulnjjyajjnilli örf, âdet ve dini hükümlerin yasak
edilmesi, din aleyhine şiddetli kampanya açılması tecelli eden
tedbirlerdir.
Sömürgeciliğin başlıca si|Hİpîndan biri, sömürge halkının öz dilini
elinden almak, yerine yabancı bir dili zorla kabul ettirmevffr. Bu
sebeple Kızıl Çin Hükümeti, Çin ile Doğu Türkistan'ın tesanü-dünü
sağlamak bahanesiyle, Sovyetlerle Çin'in dost olduğu 1956 senesinde,
Türklerin eskidenberi kullandıkları Arap alfabesini yasak ederek yerine
Rus-Kiril alfabesini uygulamaya başladı. Ancak Sovyetlerle arası
açılınca, 1960 Şubat'ında çıkardığı bir kararname ile Kiril alfabesini
yasakladı ve Çin ortografisi esas tutulmak suretiyle hazırlanan,
Çin-Latin alfabesini kabul etti. Doğu Türkistan edebiyat ve ilim dilinde
Çince kelime ve terimler yokken, Kızıl Çin işgalinden sonra Türk diline
Çin terimlerinin karıştırılması için büyük bir Kampanya açıldı. Yerli
basında, radyo yayınlarında gittikçe daha fazla Cince ilmi ve siyasi
terimler kullanılmaya, bütün ders kitap lan Çince asıllarında tercüme
edilmeye ve tercümede bol miktarda Çince terimler yer almaya başladı.
Çin dilinin Doğu Türkistan'da 10 seneden beri fiilen resmi devlet dili
olarak kullanılmakta olması, Kızıl Çin idarecilerinin Çinlileştirme
tedbirleri meyanında kaydettikleri ikinci büyük hamledir. Bunu sağlamak
için, bir taraftan "ilerlemenin tek çaresi Çinceyi öğrenmektir" sloganı
ile kesif bir propaganda yapmışlar, diğer taraftan, devlet dairelerine
Türkçe olarak verilen dilekçeleri geri çevirmişler, Çince yazılanları
tercih etmişlerdir. Doğu Türkistan'da yaşayan ve soyu, dini hatta
mezhebi aynı olan Uygur, Özbek, Kazak/Kırgız ve Tatar gibi Türk boylan
arasındaki milli birlik ve ahengi bozmak, fikren ve ruhen anlaşarak
birleşmelerini önlemek maksadiyle, aralarında sedece lehçe farklarını
ayrı birer dil gibi göstererek, bölücü bir siyaset takip etmişlerdir:
Kızıl Çin'in Doğu Türkistan'da açtığı diğer amansız bir mücadele
kampanyası Müslümanlığa karşı olmuştur. Zira müslümanlık, buradaki
Türklerin Çinlileşmesi ve Çin kültürünün tesiri altına girmemesi
hususunda tarih boyunca mühim rol oynamıştı.
Bilindiği üzere, komünizm din tanımaz; dini insanları uyutan bir afyon
telakki eder. Bu maksatla Kızıl Çüı, 1950 senesinden itibaren
göstermelik olarak bıraktığı birkaç cami haricinde Doğu Türkistan'daki
camileri, mescitleri, medreseleri ve yerli halkın mukaddes saydığı bütün
ziyaretgahlan kapatmıştır. Bu dini müesseselerden bazılarını yıkmış,
enkazını başka inşaatlarda kullanmış, bazılarını ise tiyatro, klüp,
dikimevi, yemekhane ve hatta domuz ahin olarak kullanmıştır, dinin
icaplarının yerine getirilmesi nazari olarak serbesttir. Hakikatte ise
Çin idarecileri islâm dini aleyhine tazyik ve propaganda yapmaktan bir
an geri kalmamışlardır. Tanınmış din ulemasını hac-cın ve zekatın farz
olmadığı hakkında fetva vermeye mecbur etmişlerdir. Daha da ileri
giderek, istihsal ve randımanı azalttığı gerekçesiyle namazın farz
olmadığı hakkında da fetva verilmesini istemişler; şiddetli bir
mukavemetle karşılaşınca bu defa fetvayı vermekten kaçınan din
adamlarını mevki ve durumu ne olursa olsun, ağır cezalara çarptırmışlar,
mecburi iş kamplarına sevketmişlerdir. Çok yoğun olan propaganda ve
yasaklar yüzünden halk gizli oruç tutmak mecburiyetinde kalmıştır. Kızıl
Çin hükümeti bunlardan başka dini nikah merasimlerini, cenaze
namazlarını ve emsali törenleri tamamen yasak etmiştir, islam kendi
kontrolü altında tutmak için, 1955 senesinde, merkezi Pekin'de bulunan
"Çin-İslâm Cemiyeti "ni, müslümanlıkla mücadelede kendi emellerine
hizmet edecek vasıf ve karakterde din adamları yetiştirmek maksadiyle
de "İslam teknoloji Enstitüsü" kurulmuştur. Doğu Türkistan'ın hemen
bütün şehir ve kasabalarında, bu müesseselerin şubeleri açılarak din
aleyhinde kesif bir propagandaya girişilmiştir. Komünist Partisi 'nin bu
sahadaki zaferinden bahseden Çin Komünist Partisi'nin resmi yayın
organı Rin-Min-Ji-Bao gazetesinin 4 Eylül 1959 tarihli sayısında çıkan
bir yazıda, "Allahsızlık fikri artık halkın kalbine iyice yerleştirildi;
bununla beraber kudretli Allah ve ruh fikri kökünün tamamiyle kazınması
lâzımdır"; Urumçi'de çıkmakta olan 25 Ağustos 1959 tarihli Sinkiang
gazetesindeki bir yazıda ise "Yerli milliyetçiler parti içine sızmakta
ve dışardaki milliyetçilerle işbirliği yapmaktadırlar. Bunlar dinlerini
herşeyden üstün tutmakta, biz dini bayram günlerinde çalışmayı,
böylelikle tasarruf etmeyi düşünürken, onlar koyun kesmeyi ve AUahlarına
ibadet etmeyi düşünmektedirler" denilmektedir. 1956 senesinde Kızıl
Çin'i ziyareta davet edilen Endonezyalı din âlimi Dr. El-Şeyh
Celâleddin, dönüşünde intihalarım soran bir gazeteciye, Çin'deki
müslümanhğın durumuna temasla şu hakikati ifade etmişti: "Çin
hükümetinin Doğu Türkistan'daki din aleyhtarlığı, önce, yerli halkın
müslümanlıkla olan bağlarının gevşetilmesini sağlamaya, sonra da bu
dini büsbütün ortadan kaldırarak milleti manevi destekten yoksun etmeye,
böylelikle Çin potasında eritmeye yöneltilmiştir. Lâkin Kızıl Çin
Hükümetinin bütün gayretlerine rağmen, Doğu Türkistan müslümanları,
dinlerine son derece sadıktırlar. Müslümanhğın hükümlerini mümkün
mertebe yerine getirmeye çalışmakta ve ancak bu suretle müh'
varlıklarını idame ettirebileceklerine kani bulunmaktadırlar.
Kızıl Çin hükümeti, Doğu Türkistan Türklerini Çinlileştirmek üzere,
tarihlerini hatırlatan bütün milli örf ve âdetlerini, milli kültürlerini
ortadan kaldırmak, yerine Çin örf ve adetlerini kabul ettirmek için ne
mümkünse yapmaktadır. Mesela Türklerin nişan, düğün ve ölümlerinde
yapılan çeşitli merasimleri, bayram namazlarını kesin surette
yasaklamış. Buna mukabil onların Çin usulü giyinmeye, Çinliler gibi
yaşamaya, umumi yemekhanelerde pişirilen Çin yemeklerini, yine Çin usulü
küçük değneklerle yemeye, Çin bayramlarını müştereken kutlamaya mecbUr
etmiştir. 25 Ağustos 1956 tarihli Sinkiang gazetesinde neşredilen bir
yazıda, Sinkiang'daki Yjrf&uilliyetçilerin bütün suç ve günahtan birer
birer sayılıp dökülmekte ve bu meyanda "Müliyet|HBı kendi milli örf ve
adetlerini aynen muhafaza etmeye uğraştıkları, bu sebeple hükümetin
asinajjfon f aidiyetlerine mukavemet ve muhalefet ettikleri, oysa bu
faaliyetlerin Sinkiang'in sosyalizefiinmı esas hedeflerinden biri
olduğu" açıkça ifade edilmektedir.
Doğu Türkistan 'in Çinlileştirilmesi hususunda alınan tedbirlerden çok
şayanı dikkat biri de bu ülkenin isminin değiştirilmesidir. Komünist Çin
idarecileri, Doğu Türkistan'a muhtariyet verdiklerini, isminin de
"Sinkiang Uygur Muhtar bölgesi" olarak değiştirildiğini tantanalı bir
şekilde resmen ilan ettiler. Partili yerli komünistlerin, bu ismin,
Uyguristan Muhtar Bölgesi şeklinde değiştirilmesi yolundaki
taleplerini, milliyetçilik olur, sosyalizasyona aykırıdır, gerekçesiyle
reddettiler. Türkistanlılar Çinlilere ötedenberi "Hatıy", Çinliler
kendilerine "Han" derler. Kızıl Çin hükümeti ayrılık ifade ettiği
gerekçesiyle, bu gibi sıfatların kullanılmasını kesin olarak yasakladı
ve Çinlilerin Doğu Türkistanlılara "Küçük Kardeş Millet" manasına
"Di-Di-Min-Zu' Doğu Türkistanlılara da Çinlilere "Ağabey Millet"
manasına "Go-Go-Min-Zu" diye hitap etmelerini emretti. Ayrıca,
Çinlileştirmeyi kolaylaştırması için, Doğu Türkistan'daki Türk aileleri
birer Çin soyadı almaya mecbur tutuldu.
Çinlileştirmeye yönelik icrâât:
Bu
icraat memleketi Çinlilerle doldurmak, şehir ve kasabalarda karışık
iskân sistemiyle yerleştirip, yerli halkın Çinlileşmesinden
faydalanmak, köylerde ise müşterek komünist sistemini uygulayarak Türk
aile hayatını ve içtima! bünyesini kökünden sarsmak şeklinde kendini
göstermektedir.
Kızıl Çin hükümeti, kendinden evvelki Çin istilâ devirlerinin değişmez
siyasetini aynen izlemiş, ve Doğu Türkistan'a büyük çapta Çinli muhacir
getirip iskân etmiştir. Pekin hükümeti 1958 senesinde aldığı bir
kararla, Doğu Türkistan'a ilk planda 30.000.000 Çinli yerleştirmek, bu
suretle memleketin öz halkını azınlıkta bırakmak ve sonradan kalabalık
Çin potasında eritmeyi hedef almıştı. Nitekim batılı bir gazetesi:
"Çinlilerin nüfus hareketlerinin gayesi, Sinkiang'da nüfusun % 90'mı
teşkil eden ve Çinlilerden ayn bir kültüre, ayrı bir medeniyete sahip
bulunan Sinkiang müslümanla-rını yok etmektir. Bu sebeple Kızıl Çin bu
memleketi Çinlilerle doldurmak istemektedir" diye yazmaktadır. Başka
bir batılı yazar ise, Kızıl Çin'in Doğu Türkistan'daki icraatını şu 3
esas noktada hülâsa etmektedir:
a
— Çin'in bir müstemlekesi olan Doğu Türkistan'ı yabancı tesirlerden
temizlemek,
b
— Doğu Türkistan'ı ham madde üretim sahası olarak kullanmak,
c
— Doğu Türkistan'da Çinli olmayan yerli halkı muazzam Çin potasında
eriterek yok etmek.
Doğu Türkistan halkından 500.000 kişinin zorla çahştuıhnasiyle 2356 km.
uzunluğundaki Lencow-Urumçi demiryolu inşa edilmiş; bu sayede Doğu
Türkistan'a milyonlarca Çinli muhacir sokulmuştur. Milliyetçi Çin
devrinde sayüan ancak 222.400 olan Çinlilerin mevcudu 1963'de
3.720.000'i, 1967'de ise tahminen 5.OOO.OOO'u bulmuştur. Muhacirlerin
büyük kısmı köylü ve işçi idi. Bunlardan köylü muhacirler en iyi
topraklara; sivil işçiler, asker işçiler ve mücrim işçiler olmak üzere
üç kısma ayrılan işçi muhacirler ise karışık şekilde iskan
edilmişlerdir. Kızıl Çin hükümeti ayrıca, bu müstemlekesini alfanla
tutabilmek için en stratejik mevkilere l milyon civarında asker,
istihkam işlerine yardım edecekleri bahanesiyle 260 bin üniversite
öğrencisi, ağır harp sanayiinin Doğu Türkistan'da kurulmasıyla ilgili
olarak 10 binlerce Çin mühendis ve teknisyeni, yerli halkın
Çinlileştirümesinde vazife almak üzere büyük miktarda Çinli öğretmen ve
yazar Doğu Türkistan'a yerleştirilmiştir. Bütün bu Çinli muhacir
yirminin tabii neticesi olarak Doğu Türkistan'da şehir ve kasabaların
nüfusu büyük çapta arttığı gibi bir takım yeni şehirler (Karamay petrol
havzasında ve Kulca civarındaki libero petrol sahasında) de doğmuştur.
1963'deki duruma göre Doğu Türkistan'da yerli nüfusun % 22,5 artmasına
karşılık Çinli nüfus % 800 artmıştır. Oysa 1889 senesinde Doğu
Türkistan'da dolaşan Rus kurmayı albayı Kornilov, bütün Doğu
Türkistan'daki Çinlilerin nüfusunun ancak 6.000 olduğunu kaydeder.
Çinli muhacirlerin iskan şekli: Komünist işgalinin ilk senelerinde arka
arkaya gelen Çinli muhacirler Doğu Türkistan'ı yağma ettiler. Türklerin
yiyecek içecek neleri varsa hepsini zorla ellerinden aldılar. Hatta,
domuz, kedi, köpek, serçe, kurbağa, sıçan ve yılan gibi yerli halkın
sevmediği veya iğrendiği hayvanları bile yediler. Bir şey bulamadıkları
zaman kavak kabuklarını, otları pişirmeden ve yıkamadan yemek
mecburiyetinde kaldıklarından hastalık ve kitle halinde ölümler başladı.
Mesela yalnız Urumçi şehrinde günde 30-40 Çinlinin öldüğü görüldü,
ölenleri cesetlerim mahalli Çin hükümeti kamyonlara istif edip Urumçi
civarındaki bir göle döktürüyor, sonra gölün suyunu civardaki boş
tarlalara akıtıp gübre olarak faydalanıyordu. Yerli halk Çinli
muhacirlerin tecavüz ve yağmalarına karşı koymak için fırsat buldukça
Çinlileri öldürmeye başladı. Durumun gittikçe vehamet kesbettigini gören
Kızıl Çin hükümeti halkın gözünü boyamak için muhacirleri Çin'e geri
gönderdi. Fakat kısa bir müddet sonra, Çinli gençlerin Doğu Türkistanlı
Çitfçi ve işçi kardeşlerine yardım etmek istediklerini, bu sebeple Doğu
Türkistan'a geleceklerini, binaenaleyh misafir sayılacaklarım etrafa
yayarak geniş bir propagandaya ve nabız yoklamasına girişti. Durumu
müsait bulunca, tekrar getirttiği Çinli muhacirleri bu defa şehirlere
değil, halkın gözünden uzak boş araziye iskan etti. Daha sonra gelenleri
de hudut mıntıkalarına yerleştirdi. Bu suretle yavaş yavaş halkı
alıştırdıktan ve her türlü muhalefet ve engellemeyi peşinen bertaraf
ettikten sonra sürekli surette getirttiği kalabalık Çinli muhacirleri
bu defa doğrudan doğruya şehir ve kasabalara iskan etmeye başladı.
Kızıl Çin hükümeti Çinli muhacirleri daha ziyade Kumul, Kaşgar, Hoten ve
Kulca gibi bilhassa yakın geçmişte Çin hâkimiyetine karşı müteaddid
defalar silâha sarılan şehirlere ve civarlarına yerleştirmeye gayret
etti. Bundan maksadı, bu bölgelerde ileride patlaması muhtemel mili!
muhalefet haketlerine karşı tedbir almak ve milli hareketlerin vukuu
halinde korunmak için, Çinli ekseriyetine dayanmaktadır.
Son zamanlarda daha da ileri giden Kızıl Çin hükümeti, memleketteki
mesken buhranını bahane ederek, hakikatte, Doğu Türkistanlıları
ÇinÜleştirmek, Çin örf ve âdetlerine, lisanına, düşüncelerine ve Çin
yaşayış tarzına yerli halkı alıştırmak maksadıyla muhacirleri yerli
Türklerin evlerinin içine karışık bir şekilde iskân etmeye başladı.
Meselâ bir Türk ailesinin evinde 3 odası varsa, bu odalarını Çinli
ailelere terketmeye ve kendisi evinin ahırına veya samanlığına
yerleşmeye mecbur tutuldu.
Kolektifleştirme hareketleri - Komün: Doğu Türkistan'da halkın % 96,6'sı
Komün denilen devletin çiftliklerine bağlanmıştır. Kolektifleştirme ile
güdülen gaye, görünüşte zirai istihsali yoğunlaştırmak ve verimi azami
derecede arttırmak ise de, maksat, sosyal bünyeyi kökünden değiştirerek
Çinlileştirmeyi çabuklaştırmaktır. Nitekim müşterek komün hayatı, Doğu
Türkistan'da büyük sosyal değişiklikler meydana getirmiş, asırlardan
beri devam edip gelen Türk aile hayâtını ortadan kaldırmış, bunun
yerine müşterek komün hayatı kaim obuaya başlamıştır. Artık her varlık
komüne aittir ve her şey komün çerçevesi içinde cereyan etmektedir,
istihsal ve mülkiyetin kollektifleştiril-mesi mülkiyet ve miras
usullerinin kendiliğinden ortadan kalkmasına vesile olmuştur. Milli örf
ve âdetlere riayet gittikçe zorlaştirümış ve günden güne ehemmiyetini
kaybetmiştir. Böylece müşterek komün hayati Doğu Türkistan'ın içtimai
bünyesinde meşum bir rol oynamıştır.
Çinlilerin Gunşi dedikleri komünler ekseriya ziraat ve ormancılık gibi
iş sahalarında faaliyet gösterir. Komünlerin iç teşkilâtı şöyledir: Her
komünün başında bir başkan, bir muavin, bir komiser, bir parti komiseri
ve bir de parti baş sekreteri bulunur. Komünü bunlar idare ederler.
Komünlerin bazan şubeleri de bulunur. Her şubenin başında şube başkanı
ve birer vekili vardır. Komünler, 30-70 arasında değişen parti azalarına
sahiptirler; bunlardan müteşekkil meclis, komünün umumi sevk ve
idaresini kontrol eder. Her komüne ortalama 8-10 kışlık (köy) bağlıdır.
Kışlaktaki ortalama nüfus 800-1000 arasındadır. Komünlerin ayrıca 3-5
kadar umumi yatakhaneleri, yemekhaneleri, revirleri, ambar ve depolan
vardır.
Hayvancılık sahasında ise komünün yerini Pirma denilen bir teşkilat
almıştır. Halkın elinden alınan bütün hayvanlar bu teşekkülde
toplanmıştır. Pumalar' nahiyelere bağlıdır. Her Pirma'da bir başkan, bir
muavin, bir baytar, bir kontrol müdürü ile yeter sayıda kâtip ve memur
bulunur, Komünist rejimde Pirma dışında hiç kimsenin hayvanı yoktur ve
kimse hayvan besleyemez. Ziraate elverişli, elverişsiz bütün arazi,
zirai araç fabrikaları, okulları ve diğer emsali işletmeler, o bölgenin
komün idaresine aittir.
Komünlere ait arazilerden hektar başına yıllık ne miktar hububat
alınacağı hükümet tarafından evvelden tesbit edilmiştir. Keza
çiftçilerin ücretleri ve hububat fiatları hükümet tarafından tesbit
edilerek dondurulmuştur. Çiftçiler komünde sabahtan akşama kadar polis
kontrolü altında çalıştırılır. Komün idaresi sene sonunda istihsal
edilecek hububatın gerçek miktarı üzerinde değil, hükümetin tesbit
ettiği miktar üzerinden devlete % 35 oranında vergi verir. Bakiyesinin
bir miktarı hükümetten alınan tarım araçlarına ve komünün senelik idare
masraflarına ayrılır. Bunlardan geriye birşey kalırsa hükümet
dondurulmuş fiat üzerinden kendisi satın alır. Hükümete satılan
hububatın bedeli, zirai işçilere çalıştığı işgününe göre taksim edilir.
Zirai işçinin senelik kazancı, kendisinin yıllık iaşe ve ikamet
masraflarını karşılarsa, hükümete karşı ne alacaklı ne de borçlu durumda
olur. Eğer karşılamazsa borçlu duruma düşer ki, ziraat işçisi bu borcunu
ödemek için ertesi yıl daha fazla çalışmaya veya az yemek yemeye mecbur
tutulur. Ziraat işçisinin tahakkuk eden ücret alacağı, kendisinin
zaruri masraflaından artıyorsa, artan miktar, kendisine verilmeyip
komünün emniyet sandığına yatırdır; ancak bu parayı istediği zaman ve
istediği şekilde sarfedemez. Fevkalâde hallerde ve iki kişinin şehadeti
ve komün müdürünün mevafaka-tiyle, ihtiyacına yetedek miktarda sandıktan
para çekebilir. Fabrika ve diğer sanayi işletmelerinde çalışan isçilerin
durumu da ziraat isçilerine benzer. Aradaki yegane fark, fabrikaların
senelik kazancınız az ve çokluğuna bakılmaksızın, fabrika işçilerinin
ücrete müstahak olmalarıdır. Komün üyeleri çalıştırıldıkları iş
durumuna göre kadın, erkek ayrı ayrı olmak üzere, umumi tahta
barakalarda yatıp kalkarlar, umumi yemekhanelerde Çin usulü pişirilen
yemekleri, gene Çin usulü ile yemeye mecbur tutulurlar. Komün üyelerine
aylık yemek fişleri verilir. Elinde yemek fişi olmayan kimse hiçbir
yerde yiyecek bulamaz. Hiç kimse kendi arzu ettiği yemeği pişirip
yiyemez. Yemekler Çinlilerin arzusuna göre pişirilir. Haftada bir kere
etli yemek verilir. Kızıl Çin hükümeti hayvan sayısını arttırmak ve
tasarruf etmek maksadıyla sağlam hayvan kesilmesini yasak etmiştir.
Ancak çalışamayacak hale gelen ihtiyar, hasta, sakat olan eşek, sığır,
deve, domuz, koyun gibi hayvanlar kesilir; bunların etleri karıştırılıp
komün mutfaklarına sevkedilir.
Komün hayatında aile mefhumu kalmamıştır. Ailede kadının kocasına,
kocanın karısına, çocukların ana ve babalarına karşı olan sevgileri ve
aile bağlan kökünden koparılmıştır. Komünlerde kadın-erkek çeşitli
çalışma gruplarına ayrılarak muhtelif yerlerde çalışmak mecburiyetinde
tutulurlar, böylece aile fertleri birbirinden aylarca ayrı kalırlar.
Çocuklar, küçük yaştan itibaren kendi anne ve babalan tarafından değil,
kreşlerde ve çocuk yuvalarında Çinli kadınlar tarafından bakılarak
terbiye edildiğinden tabii olarak anne ve babalarına karşı bağlılıkları,
sevgileri zayıflamaktadır.
Komünlerde kadın erkek herkes çalışmak mecburiyetinde olduğundan, 3
yaşından aşağı çocuklar annelerinden alınarak komünün çocuk
bakımevlerine tevdi edilir. 3 yaşından 7 yaşına kadar olan çocuklar ise
komünün çocuk yuvalarında büyütülür. Buralarda, Çinli kadınlar
tarafından Çinli çocuklarla birlikte bakılmaları ve büyütülmeleri, bu
Türk çocuklarının daha küçük yaşta Çinlileştiril-melerini
kolaylaştırmaktadır.
Komün üyesi bir çift evlenmeye karar verdiği takdirde komün idaresine
müracaat eder. Komün müdüriyeti bir akşam yemeğinde düğün merasimi
tertip eder. Bu düğün sadece gelin ile damat için hazırlanan hususi bir
yemekten ibarettir. Düğündeki misafirler ise kendilerinin günlük normal
yemeklerini yerler. Evlenen çiftlere evlenme masrafı olarak çok cüz'i
bir para verilir. Komün müdürü yemek sırasında bu çiftin evlendiğini
ilan eder; bu suretle düğün merasimi nihayet bulur. Evlenen çiftler için
yeni elbise, yeni yatak, yorgan gibi eşya verilmez. Bütün masrafı iki
tabak yemekten ibarettir.
Komün üyelerine, komünlerde muayyen günlerde film veya halk oyunları
gösterilir. Bunlar komünizm ve Çin propagandasını aksettiren konulardan
ibarettir. Eskiden Türkistan halkı ziyafetlerde, düğünlerde ve
bayramlarda çeşitli milli oyunlar oynayarak eğlenirdi ve her ailede
milli sazlar bulunurdu. Artık bu gibi millî âdetler tamamen ortadan
kalkmıştır. Bunun yerini Çin millî oyunları ve âdetleri almıştır.
16
Kasım 1957 tarihinde Kızıl Çin hükümeti, isçi ve memurlar için muvakkat
emeklilik kanununu kabul etmiş ise de bu kanun bugüne kadar yürürlüğe
konulmamıştır. Bundan dolayı, hâlen Doğu Türkistan'daki işçi ve memurlar
ölünceye kadar çalıştırılmaktadır.
Komünlerde ölen bir kimse ister müslüman, ister gayri müslim olsun dinî
tören yapılmaz. Cesetler kümes hayvanlarına yem yapılır veya göllere
atılarak tarlalarda gübre olarak kullanılır.
Komün üyeleri komün idaresinin iznini almaksızın hiçbir yere gidemez.
Ancak zaruret halinde komün idaresinin muvafakatiyle şehir ve
kasabalara gidebilir. Bunun dışında hiç kimse akrabasını veya dostunu
ziyarete gidemez ve ziyaretçi kabul edemez.
Komün mensupları birbirlerinin kabahatim açıkça ortaya dökmek ve
muhatabının yüzüne karşı alenen söylemek mecburiyetindedir. Bu sebeple
komünde herkes birbiri baklanda doğru yanlış mutlaka bir kusur veya
kabahat bularak iftira etmek zorundadır. Başkasına kusur ve kabahat
isnat etmiyen, kendisi kusurlu duruma düşer ve hakiki bir vatandaş
sayılmaz; iyi muamele görmez ve hatta cezayi takibata uğrar. Kızıl Çin
hükümeti bu taktik sayesinde Doğu Türkistan halkı arasında birlik ve
beraberliğin meydana gelmesini önlemek emelindedir.
Komünist eğitimi: Kızıl Çin hükümeti Doğu Türkistan'ın sosyalizasyonunu
bahane ederek fakat hakikatte memleketin Çinlileştirilmesini sağlamak
için, halkın, bilhassa gençliğin komünist usulü eğitimini ele almış ve
bu alanda büyük bir kampanya açmıştır. 1960 senesinde Çincenin Doğu
Türkistan'da resmî devlet dili olarak kabul edilmesiyle komünist
eğitimine verilen ehemmiyet arttırılmıştır. Kızıl Çin hükümeti aynı
maksatla Doğu Türkistan'da çok sayıda yeni okullar açmış ve tahsil için
gürültülü propagandalar yapmıştır. Kızıl Çin'in 1949 senesindeki
işgaline kadar bütün Doğu Türkistan'daki okulların sayısı 2.796, öğrenci
sayısı da ancak 222.185 idi. Bunlardan 5'i ortaokul (1.242 öğrenci), l'i
üniversite (300 öğrenci) ve l'i de san'at okulu (53 öğrenci) idi.
İşgalden sonra, yalnız 1963 senesinde Doğu Türkistan'da 210.000 öğrenci
ilk, orta ve yüksek okullara kaydolun-muştur. Resmi Çin kaynaklarının
açıklamalarına göre hâlen Doğu Türkistan'da fiilen öğrenim yapan ilk,
orta ve yüksek okulların sayısı 4.000, öğrenci sayısı ise 970toOO'dir.
Üniversitelerin sayısı 9'u, liselerin sayısı da 1000'i bulmuştur. Bundan
başka binlerce Doğu Türkistanlı öğrenci, Pekin, Tiençin ve Lencov gibi
büyük şehirlerde tahsil görmektedirler.
öğretim şekline gelince, Doğu Türkistan'da 4 sınıflı olan ilkokullarda
öğretim Türkçedir. Orta okullardan itibaren Çince öğretim mecburidir.
Bütün kitaplar Çinceden tercüme edilmiştir. 1963 senesine kadar bu
çeşit kitapların sayısı 5.000'i bulmuştur. Doğu Türkistan okullarında
millî eğitim yasak edilmiştir. Artık Türk çocukları kendi
memleketlerinde vatanlarının öz tarihini, edebiyatını ve millî kültürünü
öğrenemez olmuştur. Bunun yerine Çin tarihi, Çin edebiyatı öğrenmeye
mecbur tutulmaktadır. Doğu Türkistan'ın bütün ilk, orta ve yüksek
okullarında öğrenim herşeyden evvel komünizm ruhuna uygun olarak
yapılmakta ve buna çok dikkat edilmektedir. İlkokullarda öğretim Türkçe
yapılmakla beraber, öğretmenler mini mini öğrencilerin düşüncelerini,
şahsi temayüllerini ve müstakbel inkişaflarını keşfetmek için derslerde,
vatan, millet, din ve aile mefhumları aleyhine kasten münakaşalar açar,
sualler sorar, aldığı cevaplara göre mahalli eğitim müdürlüğüne resmen
rapor verir. Bu raporlarda milliyetçi ve dini inançları sağlam olarak
gösterilen öğrenciler derhal okuldan kovulur. Bu gibi öğrenciler,
yaşlarına ve vücut teşekkülâtına bakılmaksızın şiddetli cezalara
çarptırılır. Verilen cezalar ekseriye kömür ocaklarında ve iş
kamplarında çalıştırılmaktır. Bu gibi iş yerlerinde çalıştırılan cezalı
çocuklar tıpkı büyükler gibi ağır yükleri kaldırmak ve taşımak
mecburiyetindedirler. Kızıl Çin hükümeti, Türk öğrencilerin petrol,
mineroloji, elektrik, mühendislik gibi teknik sahalarda ve askerlik
alanında yüksek tahsil görmelerine çeşitli bahanelerle engel
olmaktadır. Bunlara müsaade edilen tahsil alanı ekseriya çiftçilik ve
hayvancılıktır.
Doğu Türkistan'da idari teşkilât:
Kızıl Çin hükümeti, halkın gururunu okşamak, dış ülkelere
hürriyetseverlek propagandası yapmak ve bilhassa Sovyetlerin
tahriklerini önlemek gibi maksatlarla 30.9.1955 tarihinde Doğu
Türkistan'a "Sinkiang Uygur muhtar bölgesi" adıyla, komünist usulü bir
muhtariyet tanımış ve bunu tantanalı bir şekilde ilân etmiştir. Dış
dünya ile her türlü irtibatı kesilmiş bulunan Doğu Türkistanlılar, bu
muhtariyetten bazı ümitlere kapıldılar. Ancak bu muhtariyetin, Çin'in
diğer eyaletler halklarına tanınan umumî bazı hak ve selâhiyetlerden
fazla bir hususiyeti olmadığı anlaşılınca hayal kırıklığına uğradılar.
Hakikatte Kızıl Çin, Doğu Türkistan'ı katiyen elinden çıkarmak
istememektedir; 1952 anayasasının ikinci maddesindeki "Cindeki muhtar
bölgeler, Çin'in aynlmaz bir parçasıdır. Muhtar hükümetler ise merkezî
Çin hükümetinin enirinde çalışan mahallî bir teşekküldür" hükmü, Kızıl
Çin'in bu arzusunun resmî ifadesidir. Bu icbarla bugün Doğu Türkistan'a
tanınmış bulunan sözde muhtariyet, Batı'daki mânâsından çok uzaktır.
Kızıl Çin idare sistemine göre Sinkiang Uygur Muhtar Bölgesi aşağıdaki
şekilde 11 vilâyete, vilâyetler de 100 kadar kazaya ayrılmıştır:
Merkez Unımçi villâyeti (6 kazalı),
Sançi Tungan muhtar vilâyeti (27 kazalı, ayrıca Mori Kazak Muhtar Kazası
buraya bağlıdır),
ili Kazak Muhtar vilâyeti (9 kazalı, ayrıca Solon muhtar kazası buraya
bağlıdır),
Böritala Moğol Muhtar vilâyeti (3 kazalı),
Tarbagatay vilâyeti (7 kazalı),
Altay vilâyeti (7 kazalı),
Kızılsu Kırgız Muhtar vilâyeti (4 kazalı),
Aksu vilâyeti (8 kazak),
Hoten vilâyeti (14 kazak),
Kaşgar vilâyeti (11 kazalı, ayrıca Taşkorgan Tacik Muhtar kazası buraya
bağlıdır).
Kumul vilâyeti (3 kazak).
Kızıl Çin hükümeti Doğu Türkistan'da uzun yıllar tatbik edilen eski Çin
istilâ devirlerinin Dotey ve Şengen'lik şeklindeki idarî teşkilâtını
tamamen lağvetmiş, bunun yerine Oblast ve Rayyon teşkilâtını ihdas
etmiştir. Oblas'ın başında geniş selâhiyetle bir Çinli bulunur, bölgenin
bütün iç ve dış meseleleri bu şahsa aittir. Oblast'ın Tannan denilen bir
şubesi vardır. Şehir ve kazalarda her 4.5 mahalle bir Rayyon teşkil
eder. Her mahallede bir muhtarlık vardır.
Çin komünistleri işgalin ilk günlerinden itibaren Komünist Partisi'nin
her şeyden daha üstün olduğunu ve Sinkiang'ın Çin'in ayrılmaz bir
parçası bulunduğunu propaganda etmişler ve yerli halka bunu kabul
ettirmeye çalışmışlardır. Çin Komünist Partisi'nin Doğu Türkistan'ın
bütün şehir, kaza ve köylerinde 18.000'den fazla teşkilâtı ve 280.000
üyesi vardır. Ancak parti üyelerinin sadece 16.800 kadarı Türk, gerisi
Çinlidir. Doğu Türkistan'daki asker! ve sivil bütün idarî selâhiyetler
Çin Komünist Partisi'nin Sinkiang şubesi birinci sekreteri olan bir
Çinlinin elinde toplanmıştır. Ayrıca mühim kararların Pekin'in
tasdikinden geçirilmesi şarttır. Bu suretle Pekin'deki Çin Komünist Par
tisi'nin mahalli muhtar hükümet üzerindeki murakabesi sağlanmış olur.
İdari muhtariyet bakımından Sinkiang eyalet hükümetinin başında yerli
bir Türk bulunursa da, ne bu şahsın ne de, vali ve kaymakamlar dahil,
diğer yerli devlet memurlarının fiiliyatta hiçbir salahiyetleri yoktur;
bunlar birer kukladan ibarettir. Yine millî emniyet, posta-telgraf,
sanayi ve ulaştırma gibi belli başlı mühim idari mevkilerin başında hep
Çinli elemanlar vardır. Yerli Türklere tanınan idari mevkiler, ziraat ve
hayvancılık ile ilgilidir.
Doğu Türkistanın sömürülmesi:
Kızıl Çin başkanı Çu-En-Lay, 1960 senesi mayıs ayında yapılan bir parti
kongresinde verdiği nutukta, "Büyük ve geniş araziler, zengin yeraltı
ve yerüstü servet kaynaklan hâlen azınlıkların yaşadıkları hudut
bölgelerindedir. Çinliler ise dar arazi parçaları üzerinde yoğun bir
durumda yaşamaktadırlar. Bundan böyle sanayi ve ticarî işler,
azınlıkların bulunduğu hudut bölgelerine kaydırılarak genişletilecektir.
Bu şekildeki karışmalar (Çinlilerle, hudut bölgelerindeki Çinli olmayan
milletlerin karışması) her iki taraf içinde faydalı olacaktır",
demiştir. Kızıl Çin hükümetinin, Çin ağır sanayiini Doğu Türkistan'da
kurması ve geliştirmesi, bu sözlerin bir tatbikatıdır. Zira Doğu
Türkistan başta uranyum ve volfram olmak üzere nadir maden yataklarına,
bol ve birbirine yakın mevkilerde demir, kömür ve elektrik enerjisi gibi
ağır sanayi hammaddelerine, nihayet emin ve mahfuz bir coğrafi mevkiine
sahiptir.
Doğu Türkistan'da ağır sanayiin gelişmesi, maden yataklarının işletmeye
açılmasından sonra, 1958 senesinde başlamış ve onu takip eden yıllarda
yüksek bir seviyeye erişmiştir. Bu gelişmenin esas sebeplerini Kızıl Çin
hükümetinin siyasî emellerinde aramak lâzımdır. Sanayiinin gelişmesi,
Çinli mühendis ve teknisyenlerin Doğu Türkistan'a akınına yol açmıştır.
Kızıl Çin hâkimiyetinden evvel Doğu Türkistan'da kurulan çeşitli
fabrikaların sayısı 1100 civarında iken, bugün komünlerde kurulan
yalnız küçük ve orta büyüklükteki sanayi kuruluşlarının sayısı ise 550
binin üstündedir. Bu işletmelerde 2000 çeşit sanayi maddesi imâl
edilmektedir. 1958'deki düzeltilmiş Kızıl Çin istatistiklerine göre,
Doğu Türkistan'ın başlıca sanayi merkezlerinden Kaşgar'da halen 4.728,
ili'de, 3.033. Urum-çi'de 841'de, Kumul'da 300, Alt ayda'da 176 fabrika
faaliyettedir. Sınaî gelişme bilhassa demir-çelik, kömür ve elektrik
enerjisi ve petrol sahalarında görülür. Fakat hemen şurasını ilâve etmek
gerekir ki, bütün bu fabrika ve sanayi kuruluşlarının imalât ve
istihsalleri tamamen Çin'e taşındığından. buradaki sanayi gelişmesinden
Türkistan faydalanmamaktadır.
Kızıl Çin idarecileri, istikbalde muazzam Çin ordularını ve kıta
Çinindeki milyonlarca Çinliyi besleyecek kapasitede büyük zahire ambarı
haline getirmek için Doğu Türkistan'ın geniş topraklarından,
akarsularuıdan hatta yüksek dağlarındaki buzullarından azami derecede
faydalanmayı hedef almışlar ve bir düzine dev projiye yine bu memleketin
öz evlatlarını ölesiye çalıştırmak suretiyle. gerçekleştirmek gayreti
içine girmişlerdir.
Urumçi'de çıkan Sinkiang-i Ji-Bao gazetesinin yazdığına göre halen biri
Urumçi'de, diğeri Kaşgar'da olmak üzere iki ziraat makinesi fabrikası
vardır. Bu fabrikalarda her çeşit zirai makina ve araç imal
edilmektedir. Bundan başka günde 1.000 ton pancar işleyen şeker
fabrikaları ile, yıllık kapasitesi 10.000 ton olan bir kağıt fabrikası
vardır. İli şehrinde Hüseyinbay ve Bahaddinbay kardeşler tarafından
kurulan deri fabrikasından halen 40 çeşit deri imal edilmektedir. Bugün
Doğu Türkistan'da makine ile işletilen 100'den fazla devlet çiftliği
vardır. Son 10 sene zarfında 1.000.000'den fazla Doğu Türkistanlı Tanrı
dağlarının kuzey ve güney bölgelerinde bulunan ham toprakların ziraata
açılması işinde çalıştırılmış ve 1.736.000hektar (28.000.000 Mo°) dan
fazla ziraat sahası kazanılmıştır. Kızıl Çin hükümeti Doğu Türkistan'da
açılacak toprakların miktarını 186 milyon hektar (3.000.000.000 M°)
olarak tesbit etmiştir. Keza bu programa dahil olarak Taklamaktan'da
Yurunkaş kaş ve Karakaş bölgelerinde 80.600 hektar (1.300.000 M°)
tutarında arazinin ziraata açılması planlanmıştır. Doğu Türkistan'da
halen ziraate elverişli arazinin yüzölçümü 3.100.000 hektar (50.000.000
M°)dır.
Doğu Türkistan büyük yeraltı zenginliklerine sahiptir. 32-35 milyar ton
olarak hesaplanan kömür yatakları ili ve Urumçi şehirlerindedir.
Urumçi'nin 200 km. yakınında rezervi 6 milyar ton olarak hesaplanan
kömür ocakları halen işletilmektedir.
Doğu Türkistan'da petrol sanayii ikinci Dünya Savaşı sırasında ehemmiyet
kazanmıştır. Harbin sonunda. 22.000 tona yükselen petrol istihsalinin
büyük bir kısmı Sovyetlerin Kolayalum rafinesine sevkedilmiştir.
1949'dan sonra Kızıl Çin, Sovyetlerle olan sistematik işbirliği
sayesinde, Doğu Türkistan'da yeni yeni petrol sahaları keşfettirerek
işletmeğe başlamıştır. 1953'de Mao-Tse-Tung ve Sinkiang eyaleti hükümeti
başkanı Seyfeddin Azizi Moskova'ya giderek, Sovyetlerle Doğu Türkistan
maden ve petrollerinin Sovyet-Çin işbirliğiyle işletilmesini hedef alan
bir anlaşma imzalamışlardır. Doğu Türkistan'da işletilmeye başlanan
petrol sahalarının en büyükleri Şiho şehrinin yakınlarında bulunan
Maytag ve Karamay havzaları ile ili şehri kuzeyindeki Ubero bölgesidir.
1955 senesinde tecrübe alanındaki sondaj kuyularından bol miktarda ham
petrol fışkırınca, Çin'den ve demirperde arkası ülkelerinden binlerce
petrol mühendisi ve teknisyen Doğu Türkistan'a hücum etti.
Petrol istihsali için gerekli araç ve malzemeleri Sovyetler teinin etti.
Bu petrol bölgesine kadar uzanan 30 millik bir demiryolu, bir kanal ve
Sovyetlerin Kolayalum rafinesine varan bir petrol boru hattı (pipeline)
inşa edildi. Karamay şehrindeki petrol rezervi çok zengin olup burada
faaliyette bulunan müteaddit kuyularda yalnız birinden, yılda 30.000
ton ham petrol istihsal edilmektedir. Yeni yeni keşfedilen diğer petrol
bölgeleriyle memleketin umumi petrol istihsali büyük miktarda
artmaktadır. Doğu Türkistan'da 1958'de 330.000 ton, 1959 senesinin ilk
6 ayında ise 400.000 ton ham petrol istihsal edilmiştir.
Kızıl Çin'in memleketi sömürmesi karşısında Doğu Türkistan'da umumi
huzursuzluk ve muhalefetin yaygın hal alması artık gözle görülecek
kadar barizdir. Batılı bir müşahidin söylediği gibi, Kızıl Çin
buldozerleri Doğu Türkistan topraklarında ilerledikçe yerli halkın Çin'e
karşı duyduğu nefret ve infial de o derece artacaktır. Zira artık maddi
ve manevi bütün varlığı elinden alınmış bulunan o sırtındaki yamalı
gömleğinden başka bir şeyi kalmayan yan aç, yan tok Doğu Türkistan
milleti ölmekten de, öldürmekten de korkmamaktadır. Bu sebeple en ufak
fırsatta parti dışındaki büyük halk kitlesi yer yer silahlı mukavemet,
tecavüz ve sabotajlarda bulundukları gibi yerli komünistler de bazı
hallerde parti içinde muhalefetten çekinmemektedirler. Dış dünya
ahvalinin bazı dalgalanmalar göstermesi dolayısiyle Doğu Türkistan'daki
parti kontrolü biraz hafifler gibi olduğu devirlerde, yerli komünistler
daha cesurane hücumlara geçerek "Doğu Türkistan'daki komünist
partisinin kovulmasını Sinkiahg adının Doğu Türkistan veya Uyguristan
olarak değiştirilmesini ve memlekette müstakil bir federal cumhuriyet
rejiminin kurulmasını" istemişlerdir. Tabiatiyle bu gibi talepler
komünist üst makamlarda aksi tesirler yaratmakta gecikmemiş ve talep
sahibi yerli partililer aşın milliyetçilik, karşı devrimci ve
pantürkistlik ile suçlandırılarak şiddetle cezalandırılmış ve tasfiye
edilmişlerdir.
İstiklâl mücadeleleri ve millî kahramanlar:
Milliyetçi Çin'in Doğu Türkistan'daki ordulan başkumandanı General
Tao-Si-Yu'nun gizlice an-laşmasiyle Çin komünistleri bir tek kurşun
almaksızın 13 Ekim 1949'da Doğu Türkistan'ı işgal ettiler. Fakat bu
işgali kabul etmeyen bir kısın Doğu Türkistanlı, liderleri Osman Batur
ve Canım Han Hacı'nın sevk ve idaresinde dağlara çekilerek çete savaşına
giriştiler. Cereyan eden çetin savaşlarda Canım Han kızıllara esir
düştü. Dağılan milli kuvvetler Osman Batur, Delil Han, Sultan Şerif ve
Nurgucay Batur'un sevk ve idaresinde Çin'in komşu Kokunar eyaletine
çekilerek mücadelelerine devam ettiler. Şubat 1951 'de Osman Batur esir
edildi. Çinliler Osman Batur'la Canım Han Hacı ve maiyetindekileri
Urumçi'ye sevkederek 1951 yılı Nisanında, zorla bir araya getirilmiş
halk yığınlarının huzurunda kurşuna dizdiler. Ne var ki, son bulduğu
zannedilen milli mukavemet ruhu ölmemiş, söndüğü zannedilen hürriyet
ateşi hakikatte sadece küllenmişti. Nitekim müteakip senelerde Doğu
Türkistan'ın Kutubi şehrinde Urazbeg, Altay'da Şirdiman, Küçür şehrinde
Mahmat Niyaz, İli'de Abdurrahman, Turfan şehrinde Abdüsellam, Toksun
şehrinde Mehmet Niyaz, Hoten şehrinde Abdülhamit Damulla ve Fetheddin
Mahdum, Karakaş şehrinde Paşahımın'm sevk ve idaresindeki milli
hareketler ve ayaklanmalar birbirini takip etti. Bu hareketleri 20 Şubat
1959'da Hoten'de 10.000 Türkistanlının ayaklanması ve ilk iş olarak
hapishanelere hücumla 600 masumun kurtarılması izledi. Temmuz 1962 de
İh' havzasının Kulca ve Tarbagatay şehirlerinde Kızıl Çin hâkimiyetine
karşı büyük bir ayaklanma oldu. Kızıl Çin kuvvetleri, başkaldıran
milliyetçi mücahitleri makineli tüfeklerle biçti. Öldürülen
mücahitlerden 200 tanesi ise henüz ortaokul talebesiydi. Kızıl Çin
gazete haberlerinden ve radyo yayınlarından öğrenildiğine göre 1965
senesi Nisan ve Ekim aylarında, 1966 senesinde yine Nisan ayında Doğu
Türkistan'ın Ih', Kaşgar ve Hoten şehirlerinde rejim aleyhtarı büyük
ayaklanmalar oldu. Doğu Türkistan'da Kızıl Çin hâkimiyetine karşı
yürütülen milli mukavemet hareketlerinin en müessiri ve en yıpratıcı
hiç şüphesiz ki önüne bir türlü geçilemeyen sabotaj ve yeraltı
faaliyetleridir. Kızıl Çin hakimiyeti altındaki Doğu Türkistan Umumî
Valisi Burhan Şehidîı l Ocak 1953 tarihinde Urumçi'de verdiği bir
nutukta, 1950-1953 seneleri arasında Doğu Türkistanlıların Çin askeri
garnizonlarına 571 defa baskın yaptıklarını, 1490 sabotaj
hareketlerinde bulunduklarını, Doğu Türkistan fabrikalarında 213 defa
yangın çıkardıklarını söylemiştir.
Kızıl Çin devrindeki Türk göçleri:
1949 senesi Ekim ayında milliyetçi liderlerden Mehmet Emin Buğra ve İsa
Yusuf Alptekin beylerin sevk ve idaresinde 7.000 Doğu Türkistanlı
Hindistan ve Pakistan'a müteveccihen yola çıktı.
Fakat takip etmek mecburiyetinde bulundukları yollar fevkalade arızalı
ve o nisbette tehlikeli olduğundan, bu göçmenlerden ancak 850 kişi
Keşmir'in Ladak şehrine, 1000 kadarı da Pakistan'ın G il-
git şehrine ulaşabildiler; 45 kişi yolculuğun ağır şartlarına
dayanamıyarak yollarda öldü.
Doğu Türkistan'daki Kızıl Çin hâkimiyetine karşı silâha sarılan Doğu
Türkistanlılar 1950 senesi başlarında Osman Batur ve Canımhan Hacı'nın
liderliğinde modern Çin ordulariyle savaşır
ken, bunlardan 1.000 kişilik bir grup kızıl çemberi yararak Sultan
Serip, Delil Han, Yolvas Bey ve Nurgocay Batur'un sevk ve idaresinde
Çin'in Kokunar eyaletine, oradan Tibet'e geçtiler ve Tibet
üzerinden meşakkatli bir yolculuğu müteakip l Ekim 1951'de Hindistan'ın
Ladak şehrine 350 kişi olarak varabildiler. Geri kalan 650 kişi
savaşlarda ve yollarda öldü.
1958, 1959 ve 1961 senelerinde Doğu Türkistan'ın Yarkent ve İli
şehirlerinden 664 kişi Afganistan'a göç etti. Bunlardan 234 kişi
1965'de Türkiye'ye geldiler.
1917 senesindeki bolşevik ihtilâli sırasında 200.000 kadar Batı
Türkistanlı Türk, Doğu Türkistan'a iltica etmişti. Müteakip senelerde
Doğu Türkistan'daki Sovyet propagandalarına katılan 300.000
kişi Doğu Türkistan'da oturdukları halde Sovyet tabiiyetine geçmişti. Bu
suretle Kızıl Çin – Sovyet Rusya işbirliği devrinde Doğu Türkistan'daki
Sovyet tabiiyetinde bulunan Doğu Türkistanlıların
sayısı 500.000'i bulmuştu. Müteakip senelerde bu işbirliği son bulunca
Sovyetlere karşı Doğu Türkistan'da tedbir alan Kızıl Çin, bu
memleketteki bütün Sovyet tabiiyetindeki Doğu Türkistanlıları
kovdu. Bunlar, 1960 senesinde Batı Türkistan'a göç ederek Kazakistan ve
Özbekistan'ın Almaata, Pişbek, Kızılorda, Taşkent ve Andicen şehirlerine
yerleştirildiler.
Çin tabiiyetinde kalan Doğu Türkistanlılardan onbinlerce Türk muhtelif
tarihlerde küçük ve büyük gruplar halinde Doğu Türkistan'dan kaçarak
Batı Türkistan'a iltica ettiler.
29
Mayıs 1962 tarihinde ili ve Tarbagatay bölgelerde Kızıl Çin hâkimiyetine
karşı yürütülen milli mücadele ve ayaklanmalar sonunda 50.000 Doğu
Türkistanlı Batı Türkistan'a göç etti.
Doğu Türkistan'ın unutulması:
Son 200 seneden beri 5 defa Çin istilasına maruz kalan Doğu Türkistan
Türkleri, bu müddet zarfında tam 58 defa Çin hakimiyetine karşı silaha
sarıldılar. Doğu Türkistan, Çin esaretinde kaldığı bu devirlerde dünya
müstemlekeler tarihinde hiçbir esir milletin maruz kalmadığı derecede
ağır zulüm, işkence ve hakaretlere muhatap oldu. Fakat bu esaret
devirlerinin hiçbirisi bugünkü1 Kızıl Çin esareti kadar vahim
ve zelil olmamıştır. Zira Kızıl Çin, hâlen Doğu Türkistan'da uyguladığı
terör rejimi ve insanlık dışı icraatı ile bu memlekette yaşıyan 12
milyondan fazla Türk'ü, Çin potasında günden güne daha fazla eriterek
Çinlileştirmek ve tamamiyle asimile ve imha ederek şanlı tarihi
varlığına bir an evvel son vermek çabasındadır.
Doğu Türkistan Türkleri bugün işte böylesine muazzam bir tehlike ile
karşı karşıya bulunmaktadır. Bu itibarla Doğu Türkistan Türklerinin
gösterdikleri milli faaliyet ve mücadeleler herşeyden evvel milletçe
varlığını muhafaza ve idame edebilmek kaygusu içinde yürütülen bir
kurtuluş davasıdır. Lâkin durumun bu kadar fecaat ve vehametine rağmen
Türk dünyası, İslâm âlemi ve hür dünya maalesef Doğu Türkistan'ın
bugünkü feci ahvalinden ve bu memlekette olup bitenlerden habersizdir.
2 milyon km2'ye yaklaşan bir vatan sathında yaşıyan 12
milyonluk bir kütlenin tamamen imhasına matuf olarak bu memlekette
cereyan eden ve her biri başlıbaşına dünya çapında reaksiyon
uyandırmaya yeterli facialar silsilesi insanlığın yüzünü kızartıcı
mahiyette olmasına rağmen şimdiye kadar hiçbir devlet, hiçbir resmi veya
hususi teşekkül, sadece insan olmak sıfatıyla da olsa. bu zavallı
bedbaht insanlarla alâkadar olmamış, ahvalini sormamışlardır. Oysa ki
Doğu Türkistan'ın bitişik komşusu olan Tibet, Doğu Türkistan'dan bir
sene sonra, aynı Kızıl Çin, işgal ve mezalimine maruz kalınca, bütün
dünya ve Budist âlemi sanki yerinden oynadı. Budist memleketlerde
yüz-binlerin iştirakiyle protesto ve telin mitingleri tertip olundu. Bu
devletlerin hükümetleri harekete geçirildi. Sırf Budist aleminin
sempatisini kazanmak isteyen budist olmayan devletler bile Tibet'in
yanında yer alarak maddi ve manevi her türlü yardım ve tavassutta
bulundular. Bu devletlerden Malezya, Tayland, Salvador ve İrlan'da 1959,
1965 ve 1966 senelerinde Tibet davasını Birleşmiş Milletler Genel
Kurulu'na getirerek dünya efkârı umumiyesi önünde bütün cepheleriyle
teşrih ve Kızıl Çin işgalinin resmen telin edilmesini sağladılar. Şunu
da ilave edelim ki hâlen Tibet'in Amerika'da, İsviçre'de ve bazı Asya
memleketlerinde davasını savunan dostları, geniş çapta yardım gören
hususi büroları, propagandasını yapan gezici mümessilleri vardır. Bu
meyanda zikre değer bir nokta, merkezi, İsviçre'nin Cenevre şehrinde
bulunan beynelmilel hukukçular cemiyetinin Tibet davası lehine yaptığı
neşriyattır.
İnsan haysiyetine büyük bir kıymet atfedilen zamanımızda dünyanın
herhangi bir mahallinde yapılan en ufak bir haksızlık, bütün medeni
dünyanın muhalefetini celbederek çeşitli reaksiyonlar ve yankılara sebep
olurken. Doğu Türkistan'a-karşı gösterilen alakasızlık büyük bir
zıddiyet arzeder. Bütün bunların başlıca sebebi müstevli Çin
idarecilerin öteden beri izledikleri politika ve sistemli
propagandalarının muvaffakiyetidir. Doğu Türkistan haiz olduğu fevkalade
ehemmiyetine ve muazzam zenginliklerine rağmen bugün maalesef
unutulmuş, Orta Asya'nın yüksek dağları, ovaları, geniş çölleri arasında
ve Kızıl Çin ejderinin pençesinde kendi mukadderatıyla başbaşa
bırakılmıştır.
Kaynak: Dogu turkistan sesi dergisi
|
|