|
M.Emin Hazret
Seyfeddîn Azizi
istenmeyen yersiz
misafir
Doğu Türkistan'ı Kızıl Çin'e hediye etmede en mühim rolü üstlenen millî
hain, Türk düşmanı Seyfeddin Azizi bugünlerde Çin Parlamento Bakan
vekili sıfatıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yıldönümü
münasebetiyle Türkiye'de bulunmaktadır.
Bu şahsın kimliğini Türk vatandaşlarına anlatmayı zaruri bilmekteyiz.
Seyfeddin Azizi kimdir?
1933 yılında Kaşgar'da kurulmuş olan Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti
Ruslar ile Çinliler'in işbirliği neticesinde ortadan kaldırıldı. Bu
sırada Ruslar, Doğu Türkistan'ı kendi etkisi altına almak için Doğu
Türkistan'dan bir kısım gençleri Sovyetler Birliği'ne götürülüp okutmaya
başladı. Seyfeddin Azizi işte bu maksatla Sovyetler Birliği'ne götürüp
okutulan öğrencilerden biriydi. O Sovyetler Birliğindeki iki yıllık
eğitim süresini tamamlayıp döndükten sonra Rusları her zaman öven
birisi olarak kendini gösterdi.
1944 yılında Doğu Türkistan'ın İli eyaletinde Çin zulmüne karşı millî
ayaklanma patladı. Bu millî faaliyetin sonucu olarak 1945 yılında
Şarki Türkistan Cumhuriyeti kuruldu. Bu inkılap da Ruslar'ın kontrolü
altına alındığı için Ruslar'a casuslık etmekte olan Seyfeddin
Azizi, Şarki Türkistan Hükümeti içinde yer almayı kolayca elde etti.
Aradan çok geçmeden Ruslar'a boyun eğmeyen inkılapçı Cumhuriyet
başkanlarından Mareşal Ali Han Töre, bir gece aniden Ruslar tarafından
Sovyetler Birliği'ne kaçırıldı. Bundan böyle Doğu Türkistan Cumhuriyeti
tamamen Ruslar'ın istediği doğrultuda hareket eden kişilerin eline
geçti.
Doğu Türkistan meselesinde Çin komünistleri ile gizli anlaşmaya varan
Rus bolsevikleri gelecekteki büyük menfaatlerini hesaba alarak kendi
casusu olan Seyfeddin Azizi'nin dosyasını Çin komünistlerine devretti.
Seyfettin Azizi kendisinin 1988 yılında neşrettiği "Tanrı Dağ Doğanı"
adlı kitabında Çin komünistleri ile 1946 yılından itibaren gizli temasta
bulunduğunu, Doğu Türkistan Cumhuriyeti Hükümeti'nin gizli durumlarını
Çin komünistlerine sık sık rapor ettiğini hiç utanmadan yazmıştır.
1946 yılında Doğu Türkistan Cumhuriyeti hükümeti Ruslar'ın baskısı
sonucu Milliyetçi Çin ile birleşik hükümet kurmaya mecbur oldu.
Halkımızın millî rehberlerinden Mehmed Emin Buğra'nın Başkan
Yardımcılığı, İsa Yusuf Alptekin'in Genel Sekreterlik yaptığı birleşik
mahalli hükümette Seyfeddin Azizide Maarif Nazın (Millî Eğitim Bakanı)
olarak görev yapmıştı.
1949 yılının sonunda Stalin Doğu Türkistan'ı Çin komünistlerine
bırakarak bütün Çin'de komünist rejimi yerine oturtmak istedi. Yüz bin
kişilik orduya ve ay-yıldızlı gök bayrağına sahip olan Doğu Türkistan
Hükümeti, Stalin'in iradesince vatanını satmayı utanç bilerek Stalin'in
teklifini reddetti. Rus komünistleri, Doğu Türkistan hükümetinin
Cumhurbaşkanı Ahmet Can Kasimi, Yardımcısı Abdülkerim Abbas, General
İshak Bey, General Delilkan'ları uçak kazası süsü verilen bir suikast
ile öldürdü. Bu sırada Doğu Türkistan halkı bu olup bitenlerden
habersizdi. Bu vakadan üç gün sonra Ruslar Seyfeddin Azizi'yi gizlice
Pekin'e götürdü. Seyfeddin Azizi, Şarki Türkistan Cumhuriyeti
Hükmeti'nin ve halkın hiç haberi olmadan büyük bir millî hainliği kendi
başına işlemeye karar verdi. O Pekin'de Mao Zedung ile görüşerek
kendisini Doğu Türkistan Hükümeti'nin vekili olarak tanıtıp dünya
basınına demeç verdi ve Doğu Türkistan'ın şartsız, kayıtsız Çin Halk
Cumhuriyeti'ne tâbi olduğunu ilan etti. Ve ilgili yazıları imzaladı. Tam
bu sırada Ruslar, Doğu Türkistan ordusunu silahsızlandırdı. Hemen
ardından Doğu Türkistan Hükümeti'nin liderlerinden beş kişinin uçak
kazasında öldüğünü açıkladı.
Seyfeddin, Pekin'de vatanını sattığını açıkladıktan sonra millî
liderlerimizden Muhammed Emin Buğra ile İsa Yusuf Alptekin iki bin kadar
mücahid ile vatandan ayrılmaya mecbur oldu. 1949 yılı Kasım ayında
Kızıl Çin ordusu Doğu Türkistan'a girdi. Seyfeddin milletin gururunu
ayaklar altına alarak Kızıl Çin ordusuna hademelik etmeye başladı. 1950
yılında Kızıl Çin, sadece Osman Batur'un ellndeki dağlar hariç bütün
Doğu Türkistan'ı tamamiyle işgal etti. Seyfeddin'in hainliğinden sonra
Doğu Türkistan mahalli hükümetinin sabık reisi Mesud Sabri (Allah
rahmet eylesin) de Pantürkizmci, Çin ve Rus düşmanı suçlarından hapse
atıldı. Mesud Sabri, Türkiye'de beş yıl tıp tahsili görmüş Doğu
Türkistan'da itibarlı bir ilim adamı ve değerli bir devlet adamıydı.
Gene Türkiye'de tahsil görmüş ilim adamı ve gazeteci Kurban Kutay 1951
yılında idam edildi. Aynı yıl millî mücahidlerden Osman Bahadır ve
arkadaşları da tutuklanarak kurşuna dizildi. Seyfeddin, Çin ve Rusları
sevindirmek için Türkiye'de tahsil yapmış olan veya millî şuuru olan
şahısları bir bir tutuklattı ve ölüme mahkûm etti. Pantürkizme karşı
sloganı karşısında kendi milletinin aleyhinde çalıştı. Bu sırada Mısır,
Hindistan ve Türkiye'de dini tahsil yapmış olan din adamlarından
binlerce kişiyi hapse attı. Hatta ölüme mahkım ettirdi.
Mübarek İslâm dinimize hakaret eden bir sürü kitapları neşrettirdi.
Kendi milletinin kanını dökme pahasına Çin ve Ruslar'ın güvencesin
kazanan Seyfeddin, 20 Eylül 1955 tarihinde Uygur Özerk Bölgesi'nin
başkan yardımcılığından başkanlığa yükseldi. 1956 yılında İslâm'a
yapılan hakaretler millî zulme dayanamayan halk başta Hoten olmak üzere
geniş çapta silahlı ayaklanmaya başladı. Bu sırada Seyfeddin'in
emriyle sadece Hoten'de binlerce Müslüman Türk katledildi. Ve
binlercesi de hapsedildi. Bu vakadan sonra Seyfeddin, Pekin'e gidip Mao
Zedung'dan Doğu Türkistan'da yerli milliyetçiliğe karşı siyasi bir
kampanya başlatmak için izin istedi ve aldı.
1957 yılından başlayarak bütün Doğu Türkistan çapında milliyetçiliğe
karşı sloganı altında yeni bir siyasi hareket başladı. Meşhur ilim ve
din adamları bu hareketin iık hedefleriydi. Türk memurları yerlerinden
alınarak yerlerine tamamen Çinliler yerleştirildi. Üniversite
öğrencilerinden ilkokul öğrencilerine kadar Çinliler'e sadık olduğunu
ifade eden sadakatname yazdırttırıldı. 1957-58 yıllannda Çin-liler'e
karşı milliyetçi denilerek öldürülen, hapsedilen ve gözaltına alınan
Uygur, Kazak ve Kırgız Türkleri'nden ikibinden fazla kişi
cezalandırıldı. O günlerdeki hareketin vehimesi hâlâ etkisini kaybetmiş
değildir. Bu hareket sadece Seyfeddin'in isteği üzerine ve onun
önderliğinde yapılmıştır.
Yerli milliyetçiliğe karşı hareket adında böyle bir hareket Çin'in
müstemlekesi altındaki diğer beş özerk bölge içinde sadece Doğu
Türkistan'da olmuştur. Başka azınlıkların yaşadığı özerk bölgelerde bu
tür ceza yapılmadı ve o milletlerin içinden çıkan idareciler de kendi
milletlerine böyle bir zulmü kabul etmediler. Tamamıyla Çin
komünistlerinin yararına yapılmış olan bu işte Mao Zedung bile
sevincinden şaşırmıştır. Söylenenlere göre o günlerde bir akşam
yemeğinde Mao Zedung ile dönemin başbakanı Coenley arasında şöyle bir
diyalog geçmiştir:
Mao Zedung: Seyfeddin'in sağlığını kontrol için en iyi doktorlardan
birini Urumçi'ye göndermemiz gerek.
Coenley biraz anlamadığını ifade eder.
Mao Zedung devam eder: Japonlar Çin'in yarısını işgal ettiğinde bugün
Seyfeddin'in bize hizmet ettiği gibi Japonlara hizmet eden Çin
büyükleri olmuş muydu?
Coenley "hayır" anlamında başını sallar.
Mao: Eğer olmuş idi ise ne olacaktı?
Co: Çin Japonların eline geçer idi. Mao gülmüş Co da gülerek anladım,
demiş.
1959 yılından 1962 yılına kadar üç yıl Çin'in iç kısmında arka arkaya su
afeti ve kuraklık afeti meydana gelmiş ve büyük bir kıtlık yaşanmıştı.
Gerçi Doğu Türkistan'da herhangi bir tabiî afet olmamasına rağmen
açlıktan ölenlerin en çok olduğu yer Doğu Türkistan oldu. Çünkü,
Seyfeddin Pekin'e Doğu Türkistan'daki yiyecek yedeğini fazlasıyla rapor
verdiği için Pekin'in Doğu Türkistan'dan Çin'in iç kısımlarına götürdüğü
yiyecek miktarı da Doğu Türkistan'ın imkânlarını zorlamış idi. Böylece
Pekin'in verdiği tahsisatı doldurabilmek için yurttaki bütün yiyecekler
Çin'e götürülmüş, millet ise açlık sebebiyle ölmeye başlamıştır. 1961
yılında Doğu Türkistan'ın Aksu vilayetine bağlı Bay nahiyesinde 100
bine yakın nüfustan otuz bin kişi ölmüştür. Bu sadece bir nahiyede ölen
kişi sayısıdır. Doğu Türkistan'da 70 nahiye var. Bütün Doğu Türkistan
çapında açlıktan ölenlerin sayısı yukarıda verdiğimiz örnekten
anlaşılmaktadır.
Benim babam da 1962 yılında açlık sebebiyle ölenlerden biridir. Bu
insanların hepsini Seyfeddin öldürmüştür, amacı ise sadece Çinliler'i
sevindirebilmektir. İli, Çöçek, Altay gibi Sovyet hududuna yakın
bölgelerdeki halklardan 62 bin kişi açlığa dayanamayıp 1962 yılı 29
Mayıs'tan 31 Mayıs'a kadar 48 saat içinde Sovyetler'e bağlı Batı
Türkistan'a kaçmıştır. Bu halktan boşalan şehir ve köylere Seyfeddin
hemen Çin'den yüzbinlerce Çinliyi getirip yerleştirdi. Bu kadar insanın
anavatanını terk etmesine sebep olan da gene Seyfeddin idi. 1962
yılının sonunda bütün Doğu Türkistan çapında hapis dışında kalan din
adamlarını toplayıp dinsizlik terbiyesi yaptı ve domuz eti yemeye
mecbur ettiler. Müslümanların mezarlıklarını bozup Çinli göçmenler için
konut yaptırdılar. Bu hal 1966 yılına kadar devam etti. Bütün bunları
yapan da yine Seyfeddin'dir.
1966 yılında Çin'de kültür inkılabı başlatıldı. Bu dönemde inkılabın
icabı diye Doğu Türkistan'daki bütün camileri kapatmaya, Kur'ân-ı
Kerimleri yakmaya, namazı yasaklamaya, Müslümanlan ahırlarında koyun
yerine domuz bakmasına emir veren de Seyfeddin'dir. Hatta Müslüman
erkeklerin sakal ve bıyıklarını kesmeye, bayanların ise uzun saçlarını
kesip, uzun elbise yerine pantolon ve gömlek giymesine, kısaca aynı
bir Çinli gibi yasamaya da mecbur etmiştir.
1966 yılından 1968 yılına kadar iki yıl içerisinde Doğu Türkistan'da
milyonlarca Kur'ân-ı Kerim ateşe verildi, binlerce cami bozuldu ve
hatta domuz ahırına döndürüldü. Kur'ân-ı Kerim'lerini evinde gizleyen
binlerce Müslüman Türk;dövülerek öldürüldü. Yüzbinlerce Müslüman
erkeklerin sakal ve bıyıkları kesildi.
Bütün bunlan yapan Seyfeddin'dir. Kültür inkılabı sırasında Çin'in bütün
bölgeleri askeri yönetimle idare edildi. Doğu Türkistan'da temel
hukuklar orduya devredildi. Hükümet ise hemen hemen felç idi. Hükümet
yerlerindeki yetkililer çeşitli ithamlarla suçlandırıldı. Böyle bir
fırsattan istifade eden üniversite öğrencileri Seyfeddin Azizi'nin
Ruslar'a casusluk eniğine dair delilleri ele geçirip, Seyfeddin'i de bu
hareketin içine sokup ceza verecek kendi kazdığı kuyuya düşürmek
istediler. Ancak Pekin'den Mao Zedung ve Co En Ley telefonla emir
vererek, Seyfeddin'in özeı korumaya alınması gerekir. Askeri yönetim
Seyfeddin'i koruma altına alsın' diye emir verdiler. Seyfeddin,
yeniden askeri yönetimin himayesi altında kendi milletine karşı
faaliyetlerini devam ettirdi. 1969 yılında askeri yönetim hukuku,
Seyfeddin Azizi'nin başında bulunduğu hükümete devretti. Nisan 1970'de
Urumçi'de 74 Müslüman Türk, karşı devrimci suçuyla anında kurşuna
dizildi. Fırsattan istifade ederek, milletine hizmet etmek isteyen bu
millî kahramanların öldürülmesine emir veren de gene katil
Seyfeddin'dir. 1966 yılından 1976 yılına kadar on yıl devam eden kültür
inkılabı sırasında Doğu Türkistan'da toplam 150 bin kişi öldürüldü,
hapsedildi, çalışma kamplarına gönderildi.
Seyfeddin'in gösterdiği bu hizmetlerinden sonra Mao Zedung onu Çin
Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin daimi üyeliğine getirdi. Böylece
o, Mao Zedung
gibi önemli 11 kişi arasinda yer aldi 1976
yılında Mao Zedung öldü. Onun karşıtları hemen hakimiyeti ele
geçirdiler. Böylece yönetim içindeki Mao taraftarları görevden
uzaklaştırılmaya başlandı. Hemen ardından Ocak 1978'de Seyfeddin'in
bütün görevlerinden alındığı kararı ilân edildi. Aynı günün gecesi
Seyfeddin ailesi ile beraber silahlı polislerin nezaretinde özel
uçakla Urumçi'den Pekin'e götürültü gözaltına alındı. Seyfeddin, Ocak
1978'den 1988 yılına kadar on yıl özgür hareket etmesi men edilerek
Pekin'de yaşadı. Seyfeddin, siyasi sıkıntı içinde yaşadığı on yıl
içerisinde büyük bunalım geçirdi bu şahıs, gözaltı edildiği yıllarda
Kızıl Çin yönetiminin kendine yaptığı vefasızlığından yakınıp şiirler
yazmaya başladı.
Seyfeddin'in birkaç parça şiirinin yayınlanmasından korkan Çin'li
hkümeti onun edebi sanatlarının yayınlamasını menetti. Seyfeddin, Doğu
Türkistan'da hakimiyetin başında kurduğu 28 yıl içerisinde kendisinden
başka Uygur, Kazak, Kırgız yazarların roman ve diğer eserlerini
neşretmeye izin vermemişti.
1986 ve 1987 yıllarında Türkistan'ın bütün bölgelerinde Çin
hakimiyetine karşı kabiliyetler şiddetle meydana gelmeye başlamıştı. Bu
münasebetle Pekin hükümeti Seyfeddin'i kendi milletine karşı
kullanabilmek için onu televizyondan veya diğer iletişim araçlarında
sık sık yer vermeye başladı. Ona, 'Tanrı Dağı Doğanı' adlı bir kitap
yazdırıp yayınlatt. Seyfeddin bu kitabını 1988 yılında yayınladı. Bu
kitap, tarihteki Doğu Türkistan Cumhuriyeti'ne ve Cumhuriyet
liderlerine, Doğu Türkistan millî ordusuna ve Doğu Türkistan halkına
ağır hakaretlerle dolu bir kitaptı. Üniversite öğrencileri bu kitabın
daha çok dağılmaması için bütün gücüyle kitaplan satın alarak yaktılar.
Tabiî Çinliler'in kitabı daha çok
yayınlamasına engel olamazdı ama milletin nefretinin bir
ifadesiydi bu. Seyfeddin'in hâlâ bir işe yarayacağını anlayan Çinliler,
sı-kıntılı günlerinde kalp hastalığına yakalanan adamını Amerika'ya
götürüp büyük masraflarla tedavi ettirdiler. O Amerika'dan döndükten
hemen sonra Türkistan'a gönderildi. Ağustos 1988 yılında Urumçi
Havaalanı'nda gazetecilere yaptığı açıklamada, Çinliler'e karşı durmak
karşı devrimciliktir. Biz millî bölücüleri eskiden de bastırdık,
bastırıyoruz ve bundan sonra da bastıracağız' dedi. Çinliler
Seyfeddin'in üzerinde iyi bir yatırım yaptığını bir daha anladı. Onun
bu alçakça açıklamaları bütün Doğu Türkistan Türkleri'ni küplere
bindirdi. Hayatındaki tek çocuğu olan kızını daha önce evli olduğu Uygur
Türkü'nden boşandırıp Pekin'de bir Çinli ile evlendirdikten sonra içi
rahatlayan Seyfeddin, Türk haini ve Türk düşmanıdır. o "Tanrı Dağı
Doğanı' isimli kitabında şöyle yazıyor: '1946 yılında Urumci'deki
Birleşik Hükümet üyelerinin katıldıkları bir yemekte Mehmet Emin Buğra
ile İsa Yusuf Alptekin konuşmasında 'Biz hepimiz Türk evladıyız. Her
zaman millî menfaatimizi hatırımızdan çıkarmamamız gerekir dediler. Biz
onlara 'Siz Türk, ama biz Türk değiliz, biz Uyguruz diye cevap verdik'
diye yazmıştır.
Bu saırları yazan Seyfeddin Azizi bugün Türkiye'ye geldiğinde acaba
Çinli olarak mı, Türk olarak mı geliyor? Burada gerek sima gerek din ve
ırk bakımından kendisini büyüten anne ve babasından hiç farkı olmayan
bu milleti görünce acaba aynı düşüncelerde ısrar ediyor mu?
1986 yılının Ağustos aylarında dönemin Çin Başbakanı Zao Ziyang
Türkiye'yi ziyarete gelmişti. O Pekin'e döndükten sonra Pekin'deki Doğu
Türkistanlı vekilleri toplayıp, Türkiye bize bir teklifte bulundu.
Çin'de yaşamakta olan Türk dilinde konuşan grubunun kurulmasını
önerdi. Bu meselede sizlerin görüşünüz ne diye sor-muş.Seyfeddin hemen
kalkıp 'Eğer bu işe girişmeye kalkarsak, başımızı derde sokarız.
Türkiye'nin maksadı bu bahane ile Panturkizm düşüncesini yaymaktır'
diyor.
Zao Ziya gibi bu işi yapmamaya çağırarak, uyarır. O kadar alçak bir
insanı Çin hakimiyeti Türkiye Büyük Millet Meclisi'n 70. yıldonömü
merasimlerine katılmak için gönderiyor. Çin'in amacı bir; Türkiye'ye
Türk kavminden olan bir kimseyi göndererek Türkiye üzerinde iyi bir
etki bırakmak, ikincisi Doğu Türkistan'daki ve Türkiye'deki vatanperver
insanlara, 'Biz Türkiye ile dostuz, sizin siyasi hareketleriniz ve
ayrılıkçı faaliyetleriniz sonuçsuz kalacak' diye bir mesaj vermektir.
Çin hakimiyeti. Doğu Türkistan'da halkı kanlı bir şekilde bastırmakta
olduğu şu günlerde Seyfeddin Türk basınına açıklama yapıp, oradaki
vaka, Müslümanların polislere ateş açması sonucu meydana gelmiştir'
diyerek, kanlı olayların sebebini Çin zulmüne değil, halkımızın üzerine
yüklemektedir.
|