English

Türkçe

 

عربي

ئۇيغۇرچە

 

 

“ÜÇ EFENDİLER” HAREKETİNİ DOĞU TÜRKİSTAN SİYASİ TARİHİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ"

M. Ali Alioğlu

20. Yüzyıl insanlık tarihinde eşi benzeri görüşmemiş sosyal ve siyasal olayların yaşadığı bir yüzyıl olmuştur. Milyonlarca insanın hayatına mal olmuş iki büyük savaş ve ardından büyük değişimlerin, devrimlerin meydana gelişiyle, imparatorlukların yıkılıp yerine ulus eksenli üniter yapıda devletlerin, siyasal birliklerin teşekkül ettiği bir zaman dilimidir 20.yüzyıl. Hiç şüphesiz Doğu Türkistan coğrafyası da, dünyanın tamamını etkileyen bu siyasal ve sosyal hareketlerden nasibini almıştır.

İşte burada konumuzu teşkil eden “Üç Efendiler Hareketi”  Doğu Türkistan’ın  siyasi liderleri olan hepimizin de saygı ve rahmetle andığımız merhum Dr.Mesut Sabri Baykozu, Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin’in 1943-1949 yılları arasında devrin siyasal ve sosyal şartları göz önüne alınarak, Doğu Türkistan’da ve Çin’in o yıllardaki siyasi başkenti olan Çungking’de yürüttükleri Doğu Türkistan milli mücadelesinin adıdır. 

Üç Efendiler Hareketi, özünde siyasi bir hareket olmakla birlikte aynı zamanda soysal ve kültürel yönlerinin de bulunduğu, geniş kapsamlı bir milli mücadele hareketidir. Doğu Türkistan hürriyet mücadelesinde önemli bir kilometre taşıdır. Tarihin bir evresinde bir kapı aralanmış; oradan girilerek, ülkeyi aşamalı olarak özerkliğe, self-determinasyona ve sonunda bağımsızlığa  götüreceği umulan, ince ve uzun bir yolculuğa çıkılmıştı.  Bu süreçte önemli mesafeler alınmış, değerli kazanımlar elde edilmiştir.  İşte bu süreçtedir ki  Doğu Türkistan’ın kurtuluş mücadelesi kalıcı bir biçimde, Türk milliyetçiliği niteliği kazanmıştır. [1]

Bu bakımdan geniş kapsamlı, milli bir mücadele hareketi olan “Üç Efendiler Hareketi”nin analiz edilmesi, doğru bir şekilde anlaşılması; gerek Doğu Türkistan’da gerekse dünyanın çeşitli ülkelerinde yürütülmekte olan Doğu Türkistan milli mücadele hareketleri için hayati bir önemi haizdir. Çünkü, günümüzde dünyanın pek çok tarafına yayılmış ulusal, uluslar arası nitelikte ve amacı Doğu Türkistan milli davasına hizmet etmek olan, pek çok farklı isim altında toplanmış siyasal, sosyal, kültürel oluşumlarda “Üç Efendiler Hareketi”nin tesiri yadsınamaz bir gerçektir.

Bu son derece önemli hareketi doğru anlayabilmek için öncelikle bu hareketi meydana getiren etken amilleri gözden geçirmemizde büyük fayda vardır. Aynı zamanda şunu da akıldan çıkarmamamız gerekir ki, şu an bizim için bir “Tarih” niteliğinde olan bu hareketi, her şeyden önce kendi zamanındaki siyasi ve sosyal koşullar göz önünde bulundurularak bir değerlendirme yapılması daha sağlıklı olacaktır. Yoksa, günümüz şartlarına bakarak o dönemi yargılamamız hiçbir zaman bilimsel bir yaklaşım olmayacağı aşikardır. Bu bağlamda öncelikle “Üç Efendiler Hareketi”nin başlangıcından evvel Doğu Türkistan’da ve Çin’deki önemli gelişmeleri genel hatlarıyla kısaca gözden geçirmemiz, hareketin doğru analiz ve anlaşılması açısından gerekli bir durumdur.

1.     Doğu Türkistan’daki Durum

Türk medeniyetinin beşiği, coğrafi konumu itibariyle Jeopolitik, Jeostratejik açıdan büyük önemi haiz; yer altı ve yerüstü kaynakları bakımdan dünyanın sayılı coğrafyalarından birisi olan Doğu Türkistan, tarihin pek çok devirlerinde müstebit devletlerin istilasına uğramıştır. Yakup Han’ın kurduğu Doğu Türkistan Devleti’nin 1878’de yıkılmasının ardından Çin’in müstemlekesi haline gelmiş, adı “Xınjiang= Yeni Müstemleke Topraklar” olarak değiştirilmiş ve bu tarihten itibaren Çin imparatorluğu tarafından Çin’in bir eyaleti olarak ilan edilmeye başlanmıştır.[2] Bu devirden itibaren kendi başına buyruk, şoven, müstebid Çinli valilerce idare edilmeye başlanmış[3] ve nihayetinde Doğu Türkistan halkı son derece yoksullaşmış, cehalet karanlığına itilmiş; haksızlık, zulüm ve hatta soykırım diyebileceğimiz acımasız muamelelere maruz kalmıştır. Ezilen halk pek çok ayaklanmalarla bağımsızlıklarını elde etmek için mücadele etmiş ve bu bağımsızlık mücadeleleri çok kanlı bir şekilde bastırılmıştır.

1931-1937 tarihleri arasında vukubulan silahlı milli kurtuluş mücadeleleri, son tahlilde Sovyet Rusya’nın Asya politikası amaçlarına kurban edilmiştir. Moskova’nın açık askeri müdahalesi ve siyasi entrikaları sonucunda, milli kuvvetler, kimi yerde düşman tarafından imha edilmiş, kimi yerde de birbirlerine kırdırılmıştır.[4] 1933’te Kaşgar’da kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti, Sovyet Rus entrikaları ve iç çekişmeler neticesinde yıkılmıştır.[5]

1933-1944 yılları arasında Doğu Türkistan, tarihinin en gaddar, müstebid, zalim genel valisi Rus yanlısı Şin Si-Sey rejimi altında yaşamaya mahkum olmuştur.[6] O yıllarda merkezi Çin’de hakim olan Gomindang / Milliyetçi Çin hükümeti’nin, Japon istilası ve içeride Komünist Çinlilerle yürütmekte oldukları savaşlardan dolayı Doğu Türkistan üzerindeki etkisi oldukça azalmıştı. Bu boşluğu ise Sovyet Rusya, kuklası olan Şin Si-Sey aracılığıyla dolduruyordu.

1944 yıllarına gelindiğinde merkezi Çin hükümeti Doğu Türkistan üzerinde söz sahibi olmaya başladı, bunun neticesi olarak da Şin Si-Sey  azledilerek yerine yine merkezi hükümete son derece sadık, militarist, şoven general Wu Cung-Şi getirildi.[7] Bu devirden itibaren Doğu Türkistan’da, Gomindag/Miliyetçi Çin hükümetinin etkisi giderek artmaya başladı. Wu Cung-Şi ve onun memurlarının ortaya koydukları zulümler neticesinde yine belli bölgelerde ayaklanmalar olmuş ve nihayetinde de İli vilayeti merkez olmak üzere bölgesel çapta, 1944 yılında Doğu Türkistan Cumhuriyet’i kuruldu.[8] Ne yazik ki bu Cumhuriyet’in ömrü de uzun sürmemiştir. Burada da yukarıda ifade ettiğimiz birinci cumhuriyetin yıkılmasında etkin olan güçler yine sahnededir.

Gomindag/ Milliyetçi Çin hükümeti, Doğu Türkistan’daki durumunu yeniden gözden geçirerek Wu Cung-Şi’yi görevinden azlederek, yerine icraatlarıya nispeten daha ılımlı bir politika izlemeye niyeti[9] olan Çang Çi-Çung’u 1946 yılında genel vali olarak atandı.[10]

2. Merkezi Çin’deki Durum

1911’de Çin’de, yönetim Mançu hanedanını tasfiye ederek Cumhuriyeti ilan eden Sun Yat-Sin ve arkadaşlarının eline geçti. Bu yeni yönetim Çin için demokratik bir cumhuriyet vaat etmişler. Çin’de bulunan Han (etnik Çinli) soyundan olmayan topluluklara, bu bağlamda “Türk soyundan olan Müslüman Şincanlılara(Doğu Türkistanlılara) ” hak eşitliği, öz-yönetim, hatta dilerlerse kendi siyasi kaderlerini belirleme (self-determinasyon) dahil, siyasi, adli, kültürel haklar tanınacağı vaadinde bulunmuşlardı.[11]

1939 İkinci Dünya Savaşı çıkmasıyla Çin-Japon savaşı daha da şiddetlenmiş ve Çin hükümeti, ABD başta olmak üzere, müttefik devletler yardımıyla, Japonlarla baş etmeyi, içerde komünistleri sindirmeyi, Doğu Türkistan üzerinde de Sovyet Rusya oyunlarını bozarak ülkeyi denetim altına almayı umuyordu.  Savaş sonrası, kendi emellerine uygun bir demokratik düzen gerçekleştirmeye yönelik hedefleri vardı.  Bu hedefler, bugün geriye doğru bakıldığında oldukça hayali görünse de, 1943-45 yıllarında hiç de hayali görünmüyordu.  Hatta gerçekçi de sayılabilirdi. Zira o günlerde Savaşın sonucu aşağı yukarı belli olmuştu.  Gomindang yönetimi, dünyada üçüncü büyük muzaffer devleti temsil ediyordu.  Üstelik ABD, Çin’in iç ve dış düşmanlarına karşı, Gomindang yönetimine askeri ve ekonomik destek sağlıyordu.[12] Bilindiği üzere Milliyetçi Çin Tayvan’a ABD’nin bu desteği günümüzde de devam etmektedir.

Üç Efendiler Hareketinin Başlaması

Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığımız bu iç ve dış önemli siyasal gelişmeler Üç Efendiler Hareketi’nin oluşumunun temel etmenlerini oluşturmaktadır.

Dr. Mesut Sabri Baykozu,  M. Emin Buğra, İsa Yusuf Alptekin 1943 yılında devrin Çin başkenti Çunking’de bir araya gelmeden önce yurt içinde ve dışında çeşitli bölgelerde birbirinden farklı usul ve yöntemlerle Doğu Türkistan milli bağımsızlık mücadelesini yürütmekteydiler.

Mesut Sabri, Türkiye’de eğitimini tamamladıktan sonra 1915 yılında Doğu Türkistan’a dönmüş;  yurdun her yanını sarmış olan cehalet ve yoksunluk ile mücadele etmeye başlamış, bu bağlamda okullar açmış, öğrenciler yetiştirmiş. Toplumda milli şuuru yeniden canlandırma girişimlerinde bulunarak eğitim ve kültürel faaliyetlerine ağırlık vermiştir. 1934 yılında Rus işgalinin “Gulca”ya ulaşmasının ardından yurdu terk etmek zorunda kalmış önce Hindistan’a oradan da Shanghai’ya geçmiş. Bu andan itibaren mücadeleyi siyasi alanda yapmak düşüncesiyle 1935 yılında Gomindang/ Milliyetçi Çin Devleti 5. Kurultayı’nda “Merkez Komite Üyesi” seçilmiş ve böylece Doğu Türkistan Milli Mücadelesini, Çin’in merkezine taşımıştır.[13] 

M.Emin Buğra da, 1930 yıllarının sonlarına doğru Hoten’de Milli Inkilap Teşkilatı’nı kurmuş, silahlı mücadeleler neticesinde 1932-33 tarihlerinde Batı’da Kaşgar’ın Yenihisar nahiyesinden Doğuda Çin’in Dunghuan eyalet sınırına kadar olan bölgeyi Çin istilasından kurtarıp hürriyetine kavuşturmuştu. Ancak Rusların desteğini alan Çinli militarist Şin-Si-Şey’in saldırılarına yenik düşen M.Emin Buğra 1934’te Hindistan’a hicret etmek zorunda kalmıştır.[14] 1943 yılına kadar hicret hayatında Doğu Türkistan Milli Mücadelesini çeşitli platformlarda sürdürür ve bu yıllarda ölmez eseri “Doğu Türkistan Tarihi”ni Kabil’de kaleme alır.

İsa Yusuf Alptekin ise, aldığı eğitim ve sosyal nüfuzu sayesinde 1923 -1932 yılları arasında gerek Doğu Türkistan’da gerekse Batı Türkistan’da dönemin Çin hükümetinin çeşitli kademelerinde memuriyet ve bir takım bürokratik görevlerde bulunmuş[15]; 1932 yılından beri merkezi Çin’de kalemiyle ve siyasi yollardan Doğu Türkistan milli mücadelesini sürdürmektedir[16] ve aynı zamanda Çin Halk Konseyi üyesidir.[17] 

Nihayetinde M.Emin Buğra, 1943 yılları başında Hindistan üzerinden uçakla Çungkin’e giderek Mesut ve Sabri beylere katılır,[18] böylece, Doğu Türkistan Siyasi Tarihin’e “Üç Efendiler Hareketi” olarak geçen  milli mücadele hareketi başlamış olur.

Yetiştikleri kültürel ortam, aldıkları eğitim, milli mücadelede izledikleri yollar birbirinden farklı olsa da; bu mümtaz şahsiyetler,  Doğu Türkistan Milli Mücadele davası etrafında tek bir ses, tek bir yürek olmayı başararak; dilde, fikirde, işte birlik ülküsünün canlı örnekleri oldular. Bu durum o yıllarda olduğu gibi günümüzde her zaman muhtaç olduğumuz birlik ve beraberliğin somut bir örneğini teşkil etmektedir.

Çungking’de uzun süren durum değerlendirmesinden sonra Üç Efendiler aşağıda özetle yer verdiğimiz temel ilkeler etrafında anlaştılar:

1. Bağımsızlık talebinin ertelenmesi; yerine, dışişleri ile savunma hariç, bütün işlerde Doğu Türkistan’ın tam yetki sahibi olacağı bir Muhtariyet rejimi (Özerklik statüsü) talep edilmesi.

 

2. Devlet başkanı ve parlamento organları başta olmak üzere, bütün Çin yetkili mercilerine, özerklik talebi içeren birer memorandum sunulması.

3. Türkçe ve Çince yayınlayacakları dergi ve broşürler yoluyla Çin kamuoyunu özerkliğe yatkın hale getirilmesi için çalışılması, ve Çin basınında da bu ilkeler çizgisinde tanıtım yapılması.  

4. Özerklik statüsü kazanıldıktan sonraki hürriyet ortamında, halkın siyasi bilincini, Türk milliyetçiliği ekseni üzerinde yoğunlaştırarak, yabancı egemenliğini  etkin biçimde ret edecek  bir düzeye yükseltilmesi.  Ondan sonra ulusal bağımsızlık konusunun gündeme getirilmesi.[19] 

Yukarıda ifade edilen bu ilkelerin doğru bir şekilde anlaşılması için, yazının başında belirttiğimiz dönemin siyasal ve sosyal şartları mutlakla göz önünde bulundurulması gereklidir. 1. Maddede ifade edildiği gibi geçici bir süre için “Bağımsızlık talebinin ertelenmesi” söz konusudur. Yoksa hiçbir zaman, Doğu Türkistanlı milli mücadele önderleri olan bu mümtaz şahsiyetler bir an bile ebedi ülküleri olan Bağımsız Doğu Türkistan davasından vazgeçmiş değillerdir. Özerklik, ileride kurulacak olan Bağımsız Doğu Türkistan için bir alt yapı hazırlamanın birinci adımını teşkil etmektedir. Nitekim 4. madde, 1. maddenin bir nevi şerhi konumundadır.

 

Öncelikli olarak, bu ilkeler doğrultusunda çalışmaları resmen  üstlenecek bir temsil organına ihtiyaç vardı. Öteden beri Çin’de faaliyet göstere gelen  “Yurtdaşlar Uyuşması (Tung şang Huy)” adlı derneğin adını “Türkistanlı Yurtdaşlar Uyuşması (Birliği)” olarak değiştirilerek işe koyuldular. Mehmet Emin Buğranın el yazısıyla yazılmış  “Şarki Türkistanlı Yurtdaşlar Uyuşması İş Planı” başlık ve 2.9.1943 tarihli bir belgede[20] derneğin resmen üstlendiği şu iki görev dikkat çekmektedir:

       “1. Halkımızın milli kimlik bilincinin güçlendirilmesi: Bugünlerde Uygur, Kazak, Kırgız, Tarançi, Özbek, Tatar, Tacik adlarıyla anılanların tümünün “tek bir Türk milleti” olduğunu, bir milletin varlığının idamesi için milliyet bilincinin elzem olduğunu, delillerle kanıtlayarak, halkımıza anlatılması görevi.

       2. Çin Cumhuriyetinin temel ilkelerini tarif eden, Çin misak-i millisi Sen Min Cu-yi’de belirtilen haklarımız konusunda halkımızı bilinçlendirme görevi.”[21]

 

          Bu belgede daha sonra Türkistan halkının Çin anayasasında belirtilen haklarının neler olduğu, bu hakları hayata geçirmek için nelerin yapılması gerektiği, sıralanmaktadır: Özerklik, hak eşitliği, milli kimlik, dil-din ve milli gelenekler korunarak, eğitim ve kültür alanlarında gelişme, ve düşünce hürriyeti alanlarındaki yasal hakların geliştirilmesi vurgulanmıştır.  En sonunda, bu hakları  elde etmek  için, “Şarki Türkistanlı Yurtdaşlar Uyuşması” olarak,  izleyecekleri ilkeleri, aşağıdaki altı maddede şöyle ifade etmişlerdir:

        

       1. Çin devletinden ayrılmayı, veya bir başka devletle birleşmeyi, düşünmüyoruz.  Bu bizim temel politikamızdır.   Bugün var olan Jeopolitik ve medeni (kültürel - sosyal - ekonomik) durumumuz, bizi buna mecbur kılmaktadır.  Var olan koşullar altında yurdumuzun ve halkımızın esenliği için bunu en iyi çare (ehveni şer) olarak görüyoruz. 

 

       2. Milli muhtariyet, yani dış politikada Çin Devletine tabi kalarak, içerde kendi kendimizi yönetme hakkımızı, elde etmek için barışçı ve diyalogdan yana bir çizgi üzerinde çaba göstereceğiz.  Çünkü; muhtariyet (özerklik), Çin Cumhuriyeti anayasası ve San Min Cu-yi ile tescil edilmiştir.  Bu hakkı kullanabilmenin ilk şartı, bütün halkımızın, birlikte, Merkezi Hükümetten bunu resmen istemesidir.

 

       3. Vatandaşlarımızın içinde bulundukları  zor durumdan kurtulmaları yönünde her fırsattan yararlanarak, Merkezi Hükümetten adalet ve destek talep edilmelidir.

 

       4. Milletimizin adının “Türk”, yurdumuzun adının “Türkistan” olduğunu, Çin devleti ve milletine, sözde ve eylemde,  benimsetmeğe  çalışacağız. Bunun, bizim için yaşamsal önemi vardır.

 

       5. Dilimizi, medeniyetimizi, dinimizi, geleneğimizi, tarihimizi ve ekonomimizi her türlü tecavüzden korumak üzere, güçlü delillere  dayanarak, çaba göstereceğiz.

 

       6. Milletimizin ve yurdumuzun varlığını ve bütünlüğünü korumak için elimizden gelen her türlü akılcı (rasyonel), bilimsel ve siyasi çarelere başvuracağız.[22]    

 

Yukarda zikredilen ilkeler uyarınca Türkistanlı Yurtdaşlar Uyuşması adına Mesud Sabri, Mehmet Emin, Isa Yusuf, Kadir Samani ve İsmail Efendi  imzalarıyla Çin Devlet Başkanına, Merkezi Hükümete, Parti ve Parlamento organlarına, memorandumlar sunuldu.[23]  Bu arada, Doğu Türkistan açısından Çin anayasasında yapılması gerekli değişiklikleri içeren bir teklif (önerge), aynı örgütün temsilcileri olarak adı geçen şahısların imzalarıyla Çin Anayasası Tadil Komisyonu’na 22 Nisan 1944 günü teslim edilmiştir.

 

Bu önemli belge 12 Ekim 1944 günü Çin’in en büyük günlük gazetesi olan Da Gung Ribao‘da yayınlanmıştır.[24] Gerekçeli 19 maddeden oluşan bu çok değerli belge Yunus Buğra tarafından hazırlanmakta olan M.Emin Buğra Külliyatı Cd setinde 3.3.1.3. nolu kayıtlı olarak gerekli notlandırmalar yapılarak günümüz Türkçesine çevrilmiştir. Vaktimizi de gözönüne alarak burada sadece ilk 5 maddesini gerekçeleriyle beraber okumak isterim. Çünkü, sözkonusu maddelerin kendileri olduğu kadar gerekçeleri de hiçbir koşulda akl-ı selim ve insaf sahibi insanların reddedemeyeceği nitelikte; akli, ilmi ve mantikî gerekçelerdir.

        

1. Öneri: Türkistan halkının milli kimliğinin Türk olduğu anayasada tescil  edilsin.

Gerekçe: Dr. Sun Yat-sin, Çin Cumhuriyeti devrimi gerçekleştirdiği zaman[25] Çin devletinin beş milletten oluştuğunu, bu beş milletin hak eşitliğine sahip olduğunu ilan etmiştir. Söz konusu beş millet, Çin (Hen-tzu), Manchu, Monğol, Müslüman Türk, ve Tibetli’den ibarettir. Dr. Sun Yat-sin, Üç Halkçı Ülkü[26] adlı eserinde  “Çin’e katılan bir milyonunun üzerinde İslam dinine mensup Türkler vardır” demiştir. Sözü edilen bu “Müslüman Türkler”, Türkistan halkından başkası değildir. Dr. Sun Yat-sin’in bu söylemi, gerçeğe pek uygun bir sözdür. 

Son zamanlarda Türkistan ahalisini Uyğur, Kazak, Kırğız, Tarançı, Özbek, Tatar, Tacik gibi adlarla tanımlayanlar görülmüş ise de; bu yedi adının her biri birer oymak / aymak adı olup kesinlikle bir millet adı değildir.  Bu yedi  oymağın etnik kökeni, dili, dini, örf-adeti birdir, aynidir.  Tümü ancak bir milletin üyeleridir.  Bu millet ise Türk milletidir. Çin’de genellikle kullanıla gelen  Hui (Müslüman milleti) tanımlaması, Türkistanda yaşayan hiçbir oymağın adı değildir.  İşte bu nedenlerden dolayı Türkistan halkının Türk milleti olarak adlandırılması hem bilimseldir, hem de tarih gerçeklerine uygundur. 

 

2. Öneri: Türkistan’daki Türk milletinin özerkliğinin ana öğelerine anayasada yer verilsin.

Gerekçe: Cungo Dang (Devlet Teşkilat Yasası) 4. Maddesi, devlet egemenliğindeki  “küçük ve güçsüz” milletlere kalkınmada destek olunmasına, kendilerini yönetme yeteneği edinmelerine yardımcı olunmasını öngörmektedir.

Gao Min Dang (Çin Halk Partisi) yönetimi, “küçük” milletlerin kendi işlerinde kendilerinin söz sahibi olmaları ilkesini kesin olarak benimsemiştir.  Ayrıca Çin Halk Partisi 8. Genel Kurul Toplantısında “devlet egemenliğinde olan milletler ve dinler arasında eşitlik ve birlik beraberlik yaratılması, bu yolla Savaşın kazanılması, ve devletin teşkilatlanma programının gerçekleştirilmesi” başlıca politika öğesi olarak karara bağlanmış idi. Bu milletlerden her birinin özyönetim yeteneğinin geliştirilmesi ve yaşam düzeyinin iyileştirilmesi  yoluyla özerklik statüsü altyapısının tamamlanması, parti politikası olarak benimsenmişti.

Yukarda sıralanan bağlayıcı hükümlerden anlaşıldığı üzere; Çin devleti sınırları içersinde yaşayan “küçük ve güçsüz” milletleri özerlik aşamasına ulaştırılması, yalnız Zungli (Dr Sun Yast-sin)’in vasiyeti değil, ayni zamanda iktidarda olan Çin Halk Partisinin resmen yükümlendiği politikadır.

Doğu Türkistan’daki Türk milleti, Çin devleti içindeki “küçük ve güçsüz” milletlerden birisidir; özerkliği esaslarının anayasada belirlenmesi pek doğal bir işlem olacaktır. 

 

3. Öneri: Anayasanın 4. Maddesinde geçen “Şingcang”[27] adı, “Türkistan” olarak değiştirilsin.

Gerekçe: “Şingcang” deyimi, Mançu istibdat yönetimince silah zoruyla dayatılan bir adlandırmadır. Türkistan’a bir eyalet statüsü verilmiş olması, gerek nüfus yapısı ve coğrafi durumu, gerekse  kültürü ve ekonomisi bakımından gerçekçi tanımlama değildir. Bu topraklar, çok eski çağlardan beri Türkistan (Türk + stan) olarak adlandırıla gelmiştir. Burada stan, Türkçe’de ve  Farsça’da ortak kullanılan yer > yeri anlamı taşıyan bir sözcüktür.

Şingcang kelimesinin Türkistan kelimesi ile değiştirilmesi, Çince yazı ve telaffuzda kullanışlı bulunmuyor ise; Çince kullanımda Tuçiyu- sitan   şekli de düşünülebilir.

 

4. Öneri: Anayasa Taslağı 5. Maddesi, Çin Cumhuriyeti sınırları içersinde yaşayan milletlerin her biri, Çin Cumhuriyeti Terkibinde yer alan birer üyesidir, şeklinde değiştirilsin.

Gerekçe: Dünya devletleri arasında tek milletten oluşan devletler bulunuyor ise de; birden çok milletlerden oluşan devleler çoğunluktadır. Cumhuriyet ilanı  sırasında “Çin Cumhuriyeti beş milletten oluşmuştur” sloganı ilan edilmişti. Bu slogan, Çin Cumhuriyetinin tek bir milletten oluşmadığını açık olarak belirtmektedir. Ne var ki; Anayasa Taslağı 5. Maddesinde “Çin Devlet Milleti” deyimi yer almaktadır. Bu deyim üzerinde çok düşündük, ne denmek istendiği bizce anlaşılmadı. Çok kayğu ve kuşkuya düştük.

Devlet, sınırları içinde yaşayan küçük milletlerin sürekli varlığını güvence altına aldığı takdirde “Çin Devlet Milleti” deyimine anayasada yer verilmesine gerek yoktur.  Türkistanda yaşayan Türk milletini örnek alacak olur isek; bu millet, kendi siyasi konumu bakımından Çin Cumhuriyeti Devletini oluşturan beş milletten birdir. Ancak Çin Devlet Milletinin bir parçası değildir. Çünkü; Çin Devlet Milleti deyiminin ne anlama geldi anlaşılmıyor. Zungli (Dr. Sun Yatsin), San Min Cuyi’de “Bir topluluğun millet olarak  tanımlanabilmesi için ırk (kan bağı veya etnik köken), yaşam biçimi, dil, din ve gelenek görenek (örf-âdet ) birliği şarttır” diyerek konuya açıklık getirmiştir.  Türkistan’da yaşayan Türk milleti ise bu tanımlamada yer alan öğelerin tümüne sahiptir. Devletin oluşumunda, Çin Cumhuriyeti Devletini oluşturan diğer milletler ile birlikte yan yana  bulunmada, hak eşitliğine sahip olmada her hangi bir eksik yanı yoktur. 

 

5. Öneri:  Anayasa Taslağı 5. Maddesinden sonra şöyle bir madde eklensin:

Çin devleti sınırları içersindeki milletlerden her biri siyaset, ekonomi, eğitim, medeniyet, din, içtimaiyat, dil ve yazı  gibi her alanda eşit hakka sahiptir.

Gerekçe:  Milletler arasında hak eşitliği, San Min Cuyi öğretisinde en önemli öğelerden biridir.  Anayasa Taslağının 5. Maddesinde “... hepsi eşittir” anlamında bir kayıt buluyor ise de;  çok kısa ve muğlak bir ifadedir. Konu, açık ve anlaşılır biçimde belirtilmeğe değer önemdedir.[28]

 

Çungking’de Uygur Türkçesi ve Çin’ce olarak ayda bir yayınlanan ALTAY dergisi, Üç Efendi Hareketinin sözcüsüydü, diğer bir ifadeyle “Naşir-i Efkarı” idi. Derginin sorumlu müdürü İsa Alptekin, Başyazarı Mehmet Emin Buğra idi. Derginin,  kısa zamanda halkımız üzerinde ve Çin devlet çevrelerinde beklenmedik olumlu izlenim yarattığı görüldü. Altay’da yayınlanan yazılar, Türkistan Yurtdaşlar Birliği imzasıyla sunulan memorandumlar, Üç Efendiler öncülüğünde yapılan temaslar ve  konferanslar, bunların bir sonucu olarak başlayan meşhur  M.E. Buğra - Li Dung-fang polemiği, M.Emin Buğra’nın ifadesiyle “Kalem Küreşi” o devirde Çin’in merkezinde ve Doğu Türkistan’da müspet gelişmeler netice vermiştir.

 

1944’te “Üç vilayet İnkılabı” nın başlaması ve yine bir takım siyasal şartların ortaya çıkması üzerine Üç Efendiler, 1945 yılında merkezi Çin’den Doğu Türkistan’a dönerler.[29] Böylece Üç Efendiler Hareketinin İkinci evresi diyebileceğimiz mücadeleler başlamış olur. Bu evrede siyasi mücadelenin yanı sıra kültürel ve sosyal ağırlıklı projelere hız verilmiştir.[30]

 

Temmuz 1946’da Ürümçi’de Altay Neşriyat Hanesi adıyla bir basın yayın merkezi kurulmuştur. Öncelikli olarak bu yayın evi vasıtasıyla Altay dergisi,  Erk gazetesi süreli ve günlük yayınlar yapılmaya başlandı. Erk gazetesinin sahibi ve müdürü İsa Yusuf Bey, başyazarı ise M.Emin Buğra’dır. Gazetenin baş sayfasında her zaman logosunun hemen altında Gaspıralı İsmail Bey’in “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” sözü, “Hak kuvvetten üstündür”, ibaresi, “Milliyetçiyiz, Biz Halkız, Biz İnsaniyetçiyiz” ve “Irkımız Türk, Dinimiz İslam, Yurdumuz Türkistan’dır [31] ifadeleri yer almaktadır. Her biri birer temel ilke niteliğindeki bu ifadeler, Üç Efendiler Hareketinin temel görüş ve ülkülerini açıkça ortaya koymaktadır.

 

O yıllarda sözkonusu yayınevinden M.Emin Buğra’nın meşhur eseri “Doğu Türkistan Tarihi”, “Kalem Küreşi”; Polat Kadiri’nin “Ülke Tarihi”yayınlanmış ve İsa Yusuf Alptekin’in “Ben ve Benim Gayem” başlıklı bir makalesi Erk gazetesinin ilk sayısında yayınlanmıştır.[32] Bu önemli makale İsa Yusuf Altekin’in daha sonra Türkiye’de kaleme alacağı “Esir Doğu Türkistan İçin” isimli mücadele hatıralarının da temelini oluşturmaktadır.

 

Yine aynı yıllarda Üç Efendiler Ürimçi’de “Yusuf Has Hacip Kütüphanesi” adı altında bir kütüphane kumuşlardır.[33] Kütüphanede diğer eserlerin yanı sıra bol miktarda Türkiye’den ve diğer Türk memleketlerinden getirilen eserlere yer verilmiş, ayrıca oluşturulan ilmi bir heyet ile tercüme faaliyetleri de yürütülmüştür.

 

Bunun yanısıra halka açık toplantı ve konferansların tertip edilmesi için  “Medeniyet Kulübü” adı altında bir kültür merkezi teşkil etmişlerdir. Bu merkezde yürütülen sosyal ve kültürel faaliyetler, temelde Üç Efendilerin toplumu bilinçlendirme ve milli duyguları canlandırma projelerinin hayata geçirlemeye başlanmasıdır. Nihayetinde bu çalışmalar “Doğu Türkistanlı Gençler Kültür Uyuşması” adı altında bir derneğin kurulmasının alt yapısını oluşturmuş ve bu dernek de ileri kurulacak olan “Doğu Türkistan Milliyeçti Partisi”nin temelini oluşturmuştur.

 

Üç Efendiler Ürümçi’ye döndükleri 1945 yılında Doğu Türkistan’da sıcak siyasi gelişmeler başgöstermişti. İli hükümetinden Ahmet Can Kasimî başkanlığında bir heyet de Merkezi Çin Hükümeti ile bir anlaşma yapmak üzere Ürümçi’de bulunuyordu.[34] Üç Efendilerin de aralarında bulunduğu Çin heyeti ve İli hükümetinin arasında varılan mutabakat sonucu 1 Haziran 1946 tarihinde 25 üyeden oluşan bir birleşik eyalet hükümeti kurulur.[35] Bu üyelerin 10’u Çili, 15’i ise yerli Türklerden oluşuyordu. Bu ilk birleşik eyalet hükümetinde M.Emin Buğra Bayındırlık bakanı, İsa Yusuf Alptekin hükümet üyesi, Mesut Sabri Baykozi ise Eyalet Genel Müfettişliğine getirilir.[36] Ardından 1 yıl sonra 28 Mayıs 1947 tarihinde hükümette bir değişim yaşanır. Mesut Sabri Bey, eyalet hükümet başkanlığına, İsa Yusuf Bey ise hükümet genel sekreterliğine getirilir. Böylece Doğu Türkistanı’ın, Çin işgali altındaki son iki yüz yıllık geçmişinde ilk defa bir Uygur Türk’ü yönetimin başına geçmiş olur.[37]

 

Dolayısıyla bu olağanüstü gelişmeler Üç Efendiler için bulunmaz bir fırsat niteliğindeydi. Zira bu sayede ellerinde bulunan siyasi ve ekonomik gücü kullanarak Doğu Türkistan halkına hizmet etme, daha önceleri 1943’te Cunking’de deklare ettikleri milli mücadele projelerini hayata geçirebilme fırsatı doğmuştu. İlk etapta halkın sırtındaki ağır vergi yükünü hafifletme, iç ve dış ticareti geliştirmek amacıyla girişimlerde bulunarak, Doğu Türkistan’ın yerel ekonomik imkanlarını güçlendirmeye yoluna gittiler. Diğer taraftan da yukarıda ismi zikredilen sosyal ve kültürel faaliyetlere de devam ettiler. Bu faaliyetler toplumun büyük bir kesimde memnuniyetle karşılanmaktaydı.

 

Üç Efendiler, her ne kadar merkezi Çin’in denetimi altındaki bir eyalet hükümetinde görev alsalar dahi, esasında takip ettikleri yol Milliyetçi bir karakterde olması, merkezi Çin ve bölgeyi yeniden kendi hakimiyetleri altına almak isteyen Rusya’yı rahatsız etmeye başladı. Nihayetinde daha bir yıl geçmeden 1948 yılı sonlarına doğru Mesut Sabri ve İsa Yusuf Alptekin görevlerinden alınır. Halkın tepkisini fazla çekmemek amacıyla da M.Emin Buğra eski görevinde bırakılır.[38] Ancak aradan kısa bir zaman geçmesiyle 1949 yılında Komünist Çin askerleri Doğu Türkistan’a da ulaşır.  

 

Doğu Türkistan’ın Komünist Çin yönetimi tarafından işgal edilmesi, Üç Efendiler  Hareketi’nin yeni bir evresini oluşturmaktadır. İşgal sonrasında M.Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin, şartlar elverince tekrar yurda dönmek amacıyla, mücadele yurt dışında sürdürme kararı alarak 1949 yılında Doğu Türkistan’dan hicret ettiler. Dr. Mesut Sabri Baykozi ise yurtta kalmayı tercih etmiş ise de Komünist Çinliler tarafından yakalanıp hapse atılmış ve 1952 yılında hakkın rahmetine kavuşmuştur.

 

1949 sonrası, Üç Efendiler Hareketi için üçüncü bir devir diyebileceğimiz, hareketin uluslar arası bir boyut kazanması evresidir ki, bu çok yoğun ve kapsamlı dönemdeki faaliyetler bu bildirimizin sınırlarını oldukça aşacağından konuşmama burada son vermek istiyorum.

 

Bildiriyi sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim.

 


 


[1] Yunus Buğra,“Mehmet Emin Buğra’nın 1943-1945 Yılları Arası Çalışmaları Üzerinde Kısa Bir Değerlendirme,” M.Emin Buğra Külliyatı CD Seti, Belge No: 1.5.

[2] M.Emin Buğra, Doğu Türkistan, Tarihi, Coğrafi ve Şimdiki Durumu, İstanbul 1954, s.25-26.; İklil Kurban, Doğu Türkistan İçin Savaş, T.T.K., Ankara 1995, s. 84-85; Abdullah Bakır, Doğu Türkistan Milli İstiklal Hareketi ve M.Emin Buğra, Y.Lisan Tezi, İstanbul, 2004, s. 14.

[3] M.Emin Buğra, a.g.e., s. 26; Yunus Buğra, “Doğu Türkistan’da ‘Üç Efendim Hareketi’”, D.T.S.Dergisi, 56-57. sayı, s. 20; Ayrıca bkz. Andrew, D.W. Forbes, Doğu Türkistan Harb Beyleri, Ter. Enver Can, İstanbul 1991.

[4] Yunus Buğra, a.g.m., s. 20.

[5] M.Emin Buğra, a.g.e., s. 33; Yunus Buğra, a.g.m., s.20.

[6] Yunus Buğra, a.g.m., s. 21; Abdullah Bakır, a.g.e., s. 73.

[7] M.Emin Buğra, a.g.e, s.54, Yunus Buğra, a.g.m, s. 21. ; Forbes, a.g.e., s. 294

[8] M.Emin Buğra, a.g.e, s. 56; Forbes, a.g.e, s. 309

[9] Alptekin, a.g.e, s. 450.

[10] Forbes, a.g.e., s. 298.

[11] Yunus Buğra, a.g.m., s. 21.

[12] Yunus Buğra, M.Emin Buğra Külliyatı CD seti, Belge No: 1.5.

[13] Dr. Gültekin Pehlivan (Baykozi), Dr. Mesut Sabri Baykozi ve Mücadele Hayatı, D.T.S.Dergisi, Sayı: 56-57, s. 25.

[14] Dr. M. Yakup Buğra, M.Emin Buğra’nın Doğu Türkistan’daki Mücadelesi, D.T.S.Dergisi, sayı: 46; s. 16.

[15] İsa Yusuf Alptekin, Esir Doğu Türkistan İçin, İstanbul, 1985, s. 34, 39-40

[16] M.Emin Buğra, a.g.e., s. 55.

[17] Yunus Buğra, a.g.m.s. 21.

[18] M.Emin Buğra, a.g.e., s. 55.

[19] Yunus Buğra, M.Emin Buğra Külliyatı CD seti, Belge No: 5.1.; Yunus Buğra, a.g.m.s. 22.

[20] Yunus Buğra, M.Emin Külliyatı CD seti, Belge No: 1.3.

[21] Aynı belge.

[22] Yunus Buğra, a.g.m., s. 23

[23] Yunus Buğra, a.g.m., s. 23.

[24] Yunus Buğra, M.Emin Buğra Külliyatı Cd Seti, Belge no: 3.3.1.3.

[25] 1911

[26] San Min Cuyi

[27] Çince bir terim olan Şing-ji-yang > Şingcang > Sinkiang > Şincang,  yeni edinilen toprak  anlamı ifade eder.

[28] Yunus Buğra, a.g.m., s. 23;  İsa Yusuf Alptekin, a.g.e, s. 431.

[29] M.Emin Buğra, a.g.e., s. 59.

[30] Doklun İsa, a.g.m, s. 40.

[31] Abdullah Bakır, a.g.e, s.77

[32] Alptekin, a.g.e. 466.

[33] M.Emin Buğra, a.g.e,s. 60.

[34] M.Emin Buğra, a.g.e., s. 60; Forbes, a.g.e., s. 349; Abdullah Bakır, a.g.e, s. 78.

[35] M.Emin Buğra, a.g.e, s. 61

[36] M.Emin Buğra, a.g.e, s. 61; Alptekin, a.g.e., s. 450

[37] M.Emin Buğra, a.g.e, s. 62, Alptekin. a.g.e, s. 506; Forbes, a.g.e, s. 362.

[38] M. Emin Buğra, a.g.e, s. 63. Alptekin, a.g.,e s. 523

 
 

Ana Sayfa

aturan2003@yahoo.com

Taklamakan Uygur Neşriyat Tüm Hakliri Saklıdır

 All Rights Reserved Taklamakan Uyghur Publishing 2007 --- 2009 http://www.uyghurweb.net