|
“ÜÇ EFENDİLER”
HAREKETİNİ DOĞU TÜRKİSTAN SİYASİ TARİHİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ"
M. Ali Alioğlu
20. Yüzyıl insanlık
tarihinde eşi benzeri görüşmemiş sosyal ve siyasal olayların yaşadığı
bir yüzyıl olmuştur. Milyonlarca insanın hayatına mal olmuş iki büyük
savaş ve ardından büyük değişimlerin, devrimlerin meydana gelişiyle,
imparatorlukların yıkılıp yerine ulus eksenli üniter yapıda devletlerin,
siyasal birliklerin teşekkül ettiği bir zaman dilimidir 20.yüzyıl. Hiç
şüphesiz Doğu Türkistan coğrafyası da, dünyanın tamamını etkileyen bu
siyasal ve sosyal hareketlerden nasibini almıştır.
İşte burada
konumuzu teşkil eden “Üç Efendiler Hareketi” Doğu Türkistan’ın siyasi
liderleri olan hepimizin de saygı ve rahmetle andığımız merhum Dr.Mesut
Sabri Baykozu, Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin’in 1943-1949
yılları arasında devrin siyasal ve sosyal şartları göz önüne alınarak,
Doğu Türkistan’da ve Çin’in o yıllardaki siyasi başkenti olan
Çungking’de yürüttükleri Doğu Türkistan milli mücadelesinin adıdır.
Üç Efendiler
Hareketi, özünde siyasi bir hareket olmakla birlikte aynı zamanda soysal
ve kültürel yönlerinin de bulunduğu, geniş kapsamlı bir milli mücadele
hareketidir. Doğu Türkistan hürriyet mücadelesinde önemli bir
kilometre taşıdır. Tarihin bir evresinde bir kapı aralanmış; oradan
girilerek, ülkeyi aşamalı olarak özerkliğe, self-determinasyona ve
sonunda bağımsızlığa götüreceği umulan, ince ve uzun bir yolculuğa
çıkılmıştı. Bu süreçte önemli mesafeler alınmış, değerli kazanımlar
elde edilmiştir. İşte bu süreçtedir ki Doğu Türkistan’ın kurtuluş
mücadelesi kalıcı bir biçimde, Türk milliyetçiliği niteliği kazanmıştır.
[1]
Bu bakımdan geniş
kapsamlı, milli bir mücadele hareketi olan “Üç Efendiler Hareketi”nin
analiz edilmesi, doğru bir şekilde anlaşılması; gerek Doğu Türkistan’da
gerekse dünyanın çeşitli ülkelerinde yürütülmekte olan Doğu Türkistan
milli mücadele hareketleri için hayati bir önemi haizdir. Çünkü,
günümüzde dünyanın pek çok tarafına yayılmış ulusal, uluslar arası
nitelikte ve amacı Doğu Türkistan milli davasına hizmet etmek olan, pek
çok farklı isim altında toplanmış siyasal, sosyal, kültürel oluşumlarda
“Üç Efendiler Hareketi”nin tesiri yadsınamaz bir gerçektir.
Bu son derece
önemli hareketi doğru anlayabilmek için öncelikle bu hareketi meydana
getiren etken amilleri gözden geçirmemizde büyük fayda vardır. Aynı
zamanda şunu da akıldan çıkarmamamız gerekir ki, şu an bizim için bir
“Tarih” niteliğinde olan bu hareketi, her şeyden önce kendi zamanındaki
siyasi ve sosyal koşullar göz önünde bulundurularak bir değerlendirme
yapılması daha sağlıklı olacaktır. Yoksa, günümüz şartlarına bakarak o
dönemi yargılamamız hiçbir zaman bilimsel bir yaklaşım olmayacağı
aşikardır. Bu bağlamda öncelikle “Üç Efendiler Hareketi”nin
başlangıcından evvel Doğu Türkistan’da ve Çin’deki önemli gelişmeleri
genel hatlarıyla kısaca gözden geçirmemiz, hareketin doğru analiz ve
anlaşılması açısından gerekli bir durumdur.
1. Doğu
Türkistan’daki Durum
Türk medeniyetinin
beşiği, coğrafi konumu itibariyle Jeopolitik, Jeostratejik açıdan büyük
önemi haiz; yer altı ve yerüstü kaynakları bakımdan dünyanın sayılı
coğrafyalarından birisi olan Doğu Türkistan, tarihin pek çok
devirlerinde müstebit devletlerin istilasına uğramıştır. Yakup Han’ın
kurduğu Doğu Türkistan Devleti’nin 1878’de yıkılmasının ardından Çin’in
müstemlekesi haline gelmiş, adı “Xınjiang= Yeni Müstemleke Topraklar”
olarak değiştirilmiş ve bu tarihten itibaren Çin imparatorluğu
tarafından Çin’in bir eyaleti olarak ilan edilmeye başlanmıştır.[2]
Bu devirden itibaren kendi başına buyruk, şoven, müstebid Çinli
valilerce idare edilmeye başlanmış[3]
ve nihayetinde Doğu Türkistan halkı son derece yoksullaşmış, cehalet
karanlığına itilmiş; haksızlık, zulüm ve hatta soykırım diyebileceğimiz
acımasız muamelelere maruz kalmıştır. Ezilen halk pek çok ayaklanmalarla
bağımsızlıklarını elde etmek için mücadele etmiş ve bu bağımsızlık
mücadeleleri çok kanlı bir şekilde bastırılmıştır.
1931-1937 tarihleri
arasında vukubulan silahlı milli kurtuluş mücadeleleri, son tahlilde
Sovyet Rusya’nın Asya politikası amaçlarına kurban edilmiştir.
Moskova’nın açık askeri müdahalesi ve siyasi entrikaları sonucunda,
milli kuvvetler, kimi yerde düşman tarafından imha edilmiş, kimi yerde
de birbirlerine kırdırılmıştır.[4]
1933’te Kaşgar’da kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti, Sovyet Rus
entrikaları ve iç çekişmeler neticesinde yıkılmıştır.[5]
1933-1944 yılları
arasında Doğu Türkistan, tarihinin en gaddar, müstebid, zalim genel
valisi Rus yanlısı Şin Si-Sey rejimi altında yaşamaya mahkum olmuştur.[6]
O yıllarda merkezi Çin’de hakim olan Gomindang / Milliyetçi Çin
hükümeti’nin, Japon istilası ve içeride Komünist Çinlilerle yürütmekte
oldukları savaşlardan dolayı Doğu Türkistan üzerindeki etkisi oldukça
azalmıştı. Bu boşluğu ise Sovyet Rusya, kuklası olan Şin Si-Sey
aracılığıyla dolduruyordu.
1944 yıllarına
gelindiğinde merkezi Çin hükümeti Doğu Türkistan üzerinde söz sahibi
olmaya başladı, bunun neticesi olarak da Şin Si-Sey azledilerek yerine
yine merkezi hükümete son derece sadık, militarist, şoven general Wu
Cung-Şi getirildi.[7]
Bu devirden itibaren Doğu Türkistan’da, Gomindag/Miliyetçi Çin
hükümetinin etkisi giderek artmaya başladı. Wu Cung-Şi ve onun
memurlarının ortaya koydukları zulümler neticesinde yine belli
bölgelerde ayaklanmalar olmuş ve nihayetinde de İli vilayeti merkez
olmak üzere bölgesel çapta, 1944 yılında Doğu Türkistan Cumhuriyet’i
kuruldu.[8]
Ne yazik ki bu Cumhuriyet’in ömrü de uzun sürmemiştir. Burada da
yukarıda ifade ettiğimiz birinci cumhuriyetin yıkılmasında etkin olan
güçler yine sahnededir.
Gomindag/
Milliyetçi Çin hükümeti, Doğu Türkistan’daki durumunu yeniden gözden
geçirerek Wu Cung-Şi’yi görevinden azlederek, yerine icraatlarıya
nispeten daha ılımlı bir politika izlemeye niyeti[9]
olan Çang Çi-Çung’u 1946 yılında genel vali olarak atandı.[10]
2. Merkezi Çin’deki
Durum
1911’de Çin’de,
yönetim Mançu hanedanını tasfiye ederek Cumhuriyeti ilan eden Sun
Yat-Sin ve arkadaşlarının eline geçti. Bu yeni yönetim Çin için
demokratik bir cumhuriyet vaat etmişler. Çin’de bulunan Han (etnik
Çinli) soyundan olmayan topluluklara, bu bağlamda “Türk soyundan olan
Müslüman Şincanlılara(Doğu Türkistanlılara) ” hak eşitliği,
öz-yönetim, hatta dilerlerse kendi siyasi kaderlerini belirleme
(self-determinasyon) dahil, siyasi, adli, kültürel haklar tanınacağı
vaadinde bulunmuşlardı.[11]
1939 İkinci Dünya
Savaşı çıkmasıyla Çin-Japon savaşı daha da şiddetlenmiş ve Çin hükümeti,
ABD başta olmak üzere, müttefik devletler yardımıyla, Japonlarla baş
etmeyi, içerde komünistleri sindirmeyi, Doğu Türkistan üzerinde de
Sovyet Rusya oyunlarını bozarak ülkeyi denetim altına almayı umuyordu.
Savaş sonrası, kendi emellerine uygun bir demokratik düzen
gerçekleştirmeye yönelik hedefleri vardı. Bu hedefler, bugün geriye
doğru bakıldığında oldukça hayali görünse de, 1943-45 yıllarında hiç de
hayali görünmüyordu. Hatta gerçekçi de sayılabilirdi. Zira o günlerde
Savaşın sonucu aşağı yukarı belli olmuştu. Gomindang yönetimi, dünyada
üçüncü büyük muzaffer devleti temsil ediyordu. Üstelik ABD, Çin’in iç
ve dış düşmanlarına karşı, Gomindang yönetimine askeri ve ekonomik
destek sağlıyordu.[12]
Bilindiği üzere Milliyetçi Çin Tayvan’a ABD’nin bu desteği günümüzde de
devam etmektedir.
Üç Efendiler
Hareketinin Başlaması
Yukarıda kısaca
özetlemeye çalıştığımız bu iç ve dış önemli siyasal gelişmeler Üç
Efendiler Hareketi’nin oluşumunun temel etmenlerini oluşturmaktadır.
Dr. Mesut Sabri
Baykozu, M. Emin Buğra, İsa Yusuf Alptekin 1943 yılında devrin Çin
başkenti Çunking’de bir araya gelmeden önce yurt içinde ve dışında
çeşitli bölgelerde birbirinden farklı usul ve yöntemlerle Doğu Türkistan
milli bağımsızlık mücadelesini yürütmekteydiler.
Mesut Sabri,
Türkiye’de eğitimini tamamladıktan sonra 1915 yılında Doğu Türkistan’a
dönmüş; yurdun her yanını sarmış olan cehalet ve yoksunluk ile mücadele
etmeye başlamış, bu bağlamda okullar açmış, öğrenciler yetiştirmiş.
Toplumda milli şuuru yeniden canlandırma girişimlerinde bulunarak eğitim
ve kültürel faaliyetlerine ağırlık vermiştir. 1934 yılında Rus işgalinin
“Gulca”ya ulaşmasının ardından yurdu terk etmek zorunda kalmış önce
Hindistan’a oradan da Shanghai’ya geçmiş. Bu andan itibaren mücadeleyi
siyasi alanda yapmak düşüncesiyle 1935 yılında Gomindang/ Milliyetçi Çin
Devleti 5. Kurultayı’nda “Merkez Komite Üyesi” seçilmiş ve böylece Doğu
Türkistan Milli Mücadelesini, Çin’in merkezine taşımıştır.[13]
M.Emin Buğra da,
1930 yıllarının sonlarına doğru Hoten’de Milli Inkilap Teşkilatı’nı
kurmuş, silahlı mücadeleler neticesinde 1932-33 tarihlerinde Batı’da
Kaşgar’ın Yenihisar nahiyesinden Doğuda Çin’in Dunghuan eyalet sınırına
kadar olan bölgeyi Çin istilasından kurtarıp hürriyetine kavuşturmuştu.
Ancak Rusların desteğini alan Çinli militarist Şin-Si-Şey’in
saldırılarına yenik düşen M.Emin Buğra 1934’te Hindistan’a hicret etmek
zorunda kalmıştır.[14]
1943 yılına kadar hicret hayatında Doğu Türkistan Milli Mücadelesini
çeşitli platformlarda sürdürür ve bu yıllarda ölmez eseri “Doğu
Türkistan Tarihi”ni Kabil’de kaleme alır.
İsa Yusuf Alptekin
ise, aldığı eğitim ve sosyal nüfuzu sayesinde 1923 -1932 yılları
arasında gerek Doğu Türkistan’da gerekse Batı Türkistan’da dönemin Çin
hükümetinin çeşitli kademelerinde memuriyet ve bir takım bürokratik
görevlerde bulunmuş[15];
1932 yılından beri merkezi Çin’de kalemiyle ve siyasi yollardan Doğu
Türkistan milli mücadelesini sürdürmektedir[16]
ve aynı zamanda Çin Halk Konseyi üyesidir.[17]
Nihayetinde M.Emin
Buğra, 1943 yılları başında Hindistan üzerinden uçakla Çungkin’e giderek
Mesut ve Sabri beylere katılır,[18]
böylece, Doğu Türkistan Siyasi Tarihin’e “Üç Efendiler Hareketi” olarak
geçen milli mücadele hareketi başlamış olur.
Yetiştikleri
kültürel ortam, aldıkları eğitim, milli mücadelede izledikleri yollar
birbirinden farklı olsa da; bu mümtaz şahsiyetler, Doğu Türkistan Milli
Mücadele davası etrafında tek bir ses, tek bir yürek olmayı başararak;
dilde, fikirde, işte birlik ülküsünün canlı örnekleri oldular. Bu
durum o yıllarda olduğu gibi günümüzde her zaman muhtaç olduğumuz birlik
ve beraberliğin somut bir örneğini teşkil etmektedir.
Çungking’de uzun
süren durum değerlendirmesinden sonra Üç Efendiler aşağıda özetle yer
verdiğimiz temel ilkeler etrafında anlaştılar:
1. Bağımsızlık
talebinin ertelenmesi; yerine, dışişleri ile savunma hariç, bütün
işlerde Doğu Türkistan’ın tam yetki sahibi olacağı bir Muhtariyet rejimi
(Özerklik statüsü) talep edilmesi.
2. Devlet başkanı ve parlamento organları başta olmak üzere, bütün Çin
yetkili mercilerine, özerklik talebi içeren birer memorandum sunulması.
3. Türkçe ve
Çince yayınlayacakları dergi ve broşürler yoluyla Çin kamuoyunu
özerkliğe yatkın hale getirilmesi için çalışılması, ve Çin basınında da
bu ilkeler çizgisinde tanıtım yapılması.
4. Özerklik
statüsü kazanıldıktan sonraki hürriyet ortamında, halkın siyasi
bilincini, Türk milliyetçiliği ekseni üzerinde yoğunlaştırarak, yabancı
egemenliğini etkin biçimde ret edecek bir düzeye yükseltilmesi. Ondan
sonra ulusal bağımsızlık konusunun gündeme getirilmesi.[19]
Yukarıda ifade
edilen bu ilkelerin doğru bir şekilde anlaşılması için, yazının başında
belirttiğimiz dönemin siyasal ve sosyal şartları mutlakla göz önünde
bulundurulması gereklidir. 1. Maddede ifade edildiği gibi geçici bir
süre için “Bağımsızlık talebinin ertelenmesi” söz konusudur. Yoksa
hiçbir zaman, Doğu Türkistanlı milli mücadele önderleri olan bu mümtaz
şahsiyetler bir an bile ebedi ülküleri olan Bağımsız Doğu Türkistan
davasından vazgeçmiş değillerdir. Özerklik, ileride kurulacak olan
Bağımsız Doğu Türkistan için bir alt yapı hazırlamanın birinci adımını
teşkil etmektedir. Nitekim 4. madde, 1. maddenin bir nevi şerhi
konumundadır.
Öncelikli olarak,
bu ilkeler doğrultusunda çalışmaları resmen üstlenecek bir temsil
organına ihtiyaç vardı. Öteden beri Çin’de faaliyet göstere gelen
“Yurtdaşlar Uyuşması (Tung şang Huy)” adlı derneğin adını “Türkistanlı
Yurtdaşlar Uyuşması (Birliği)” olarak değiştirilerek işe koyuldular.
Mehmet Emin Buğranın el yazısıyla yazılmış “Şarki Türkistanlı
Yurtdaşlar Uyuşması İş Planı” başlık ve 2.9.1943 tarihli bir belgede[20]
derneğin resmen üstlendiği şu iki görev dikkat çekmektedir:
“1. Halkımızın milli kimlik bilincinin güçlendirilmesi:
Bugünlerde Uygur, Kazak, Kırgız, Tarançi, Özbek, Tatar, Tacik adlarıyla
anılanların tümünün “tek bir Türk milleti” olduğunu, bir milletin
varlığının idamesi için milliyet bilincinin elzem olduğunu, delillerle
kanıtlayarak, halkımıza anlatılması görevi.
2. Çin
Cumhuriyetinin temel ilkelerini tarif eden, Çin misak-i millisi Sen Min
Cu-yi’de belirtilen haklarımız konusunda halkımızı bilinçlendirme
görevi.”[21]
Bu
belgede daha sonra Türkistan halkının Çin anayasasında belirtilen
haklarının neler olduğu, bu hakları hayata geçirmek için nelerin
yapılması gerektiği, sıralanmaktadır: Özerklik, hak eşitliği, milli
kimlik, dil-din ve milli gelenekler korunarak, eğitim ve kültür
alanlarında gelişme, ve düşünce hürriyeti alanlarındaki yasal hakların
geliştirilmesi vurgulanmıştır. En sonunda, bu hakları elde etmek
için, “Şarki Türkistanlı Yurtdaşlar Uyuşması” olarak,
izleyecekleri ilkeleri, aşağıdaki altı maddede şöyle ifade etmişlerdir:
1. Çin
devletinden ayrılmayı, veya bir başka devletle birleşmeyi,
düşünmüyoruz. Bu bizim temel politikamızdır. Bugün var olan
Jeopolitik ve medeni (kültürel - sosyal - ekonomik) durumumuz,
bizi buna mecbur kılmaktadır. Var olan koşullar altında yurdumuzun ve
halkımızın esenliği için bunu en iyi çare (ehveni şer) olarak
görüyoruz.
2. Milli
muhtariyet, yani dış politikada Çin Devletine tabi kalarak, içerde kendi
kendimizi yönetme hakkımızı, elde etmek için barışçı ve diyalogdan yana
bir çizgi üzerinde çaba göstereceğiz. Çünkü; muhtariyet (özerklik), Çin
Cumhuriyeti anayasası ve San Min Cu-yi ile tescil edilmiştir. Bu hakkı
kullanabilmenin ilk şartı, bütün halkımızın, birlikte, Merkezi
Hükümetten bunu resmen istemesidir.
3.
Vatandaşlarımızın içinde bulundukları zor durumdan kurtulmaları yönünde
her fırsattan yararlanarak, Merkezi Hükümetten adalet ve destek talep
edilmelidir.
4.
Milletimizin adının “Türk”, yurdumuzun adının “Türkistan” olduğunu, Çin
devleti ve milletine, sözde ve eylemde, benimsetmeğe çalışacağız.
Bunun, bizim için yaşamsal önemi vardır.
5.
Dilimizi, medeniyetimizi, dinimizi, geleneğimizi, tarihimizi ve
ekonomimizi her türlü tecavüzden korumak üzere, güçlü delillere
dayanarak, çaba göstereceğiz.
6.
Milletimizin ve yurdumuzun varlığını ve bütünlüğünü korumak için
elimizden gelen her türlü akılcı (rasyonel),
bilimsel ve siyasi çarelere başvuracağız.[22]
Yukarda zikredilen
ilkeler uyarınca Türkistanlı Yurtdaşlar Uyuşması adına
Mesud Sabri, Mehmet Emin, Isa Yusuf, Kadir Samani ve İsmail Efendi
imzalarıyla Çin Devlet Başkanına, Merkezi Hükümete, Parti ve
Parlamento organlarına, memorandumlar sunuldu.[23]
Bu arada, Doğu Türkistan açısından Çin anayasasında yapılması gerekli
değişiklikleri içeren bir teklif (önerge), aynı örgütün temsilcileri
olarak adı geçen şahısların imzalarıyla Çin Anayasası Tadil Komisyonu’na
22 Nisan 1944 günü teslim edilmiştir.
Bu önemli belge 12
Ekim 1944 günü Çin’in en büyük günlük gazetesi olan Da Gung Ribao‘da
yayınlanmıştır.[24]
Gerekçeli 19 maddeden oluşan bu çok değerli belge Yunus Buğra tarafından
hazırlanmakta olan M.Emin Buğra Külliyatı Cd setinde 3.3.1.3. nolu
kayıtlı olarak gerekli notlandırmalar yapılarak günümüz Türkçesine
çevrilmiştir. Vaktimizi de gözönüne alarak burada sadece ilk 5 maddesini
gerekçeleriyle beraber okumak isterim. Çünkü, sözkonusu maddelerin
kendileri olduğu kadar gerekçeleri de hiçbir koşulda akl-ı selim ve
insaf sahibi insanların reddedemeyeceği nitelikte; akli, ilmi ve mantikî
gerekçelerdir.
1. Öneri:
Türkistan halkının milli kimliğinin Türk olduğu anayasada tescil
edilsin.
Gerekçe: Dr. Sun
Yat-sin, Çin Cumhuriyeti devrimi gerçekleştirdiği zaman[25]
Çin devletinin beş milletten oluştuğunu, bu beş milletin hak eşitliğine
sahip olduğunu ilan etmiştir. Söz konusu beş millet, Çin (Hen-tzu),
Manchu, Monğol, Müslüman Türk, ve Tibetli’den ibarettir. Dr. Sun
Yat-sin, Üç Halkçı Ülkü[26]
adlı eserinde “Çin’e katılan bir milyonunun üzerinde İslam dinine
mensup Türkler vardır” demiştir. Sözü edilen bu “Müslüman Türkler”,
Türkistan halkından başkası değildir. Dr. Sun Yat-sin’in bu söylemi,
gerçeğe pek uygun bir sözdür.
Son zamanlarda
Türkistan ahalisini Uyğur, Kazak, Kırğız, Tarançı, Özbek, Tatar, Tacik
gibi adlarla tanımlayanlar görülmüş ise de; bu yedi adının her biri
birer oymak / aymak adı olup kesinlikle bir millet adı değildir. Bu
yedi oymağın etnik kökeni, dili, dini, örf-adeti birdir, aynidir. Tümü
ancak bir milletin üyeleridir. Bu millet ise Türk milletidir. Çin’de
genellikle kullanıla gelen Hui (Müslüman milleti) tanımlaması,
Türkistanda yaşayan hiçbir oymağın adı değildir. İşte bu nedenlerden
dolayı Türkistan halkının Türk milleti olarak adlandırılması hem
bilimseldir, hem de tarih gerçeklerine uygundur.
2. Öneri:
Türkistan’daki Türk milletinin özerkliğinin ana öğelerine anayasada yer
verilsin.
Gerekçe: Cungo
Dang (Devlet Teşkilat Yasası) 4. Maddesi, devlet egemenliğindeki “küçük
ve güçsüz” milletlere kalkınmada destek olunmasına, kendilerini yönetme
yeteneği edinmelerine yardımcı olunmasını öngörmektedir.
Gao Min Dang
(Çin Halk Partisi) yönetimi, “küçük” milletlerin kendi işlerinde
kendilerinin söz sahibi olmaları ilkesini kesin olarak benimsemiştir.
Ayrıca Çin Halk Partisi 8. Genel Kurul Toplantısında “devlet
egemenliğinde olan milletler ve dinler arasında eşitlik ve birlik
beraberlik yaratılması, bu yolla Savaşın
kazanılması, ve devletin
teşkilatlanma programının gerçekleştirilmesi” başlıca politika
öğesi olarak karara bağlanmış idi. Bu milletlerden her birinin özyönetim
yeteneğinin geliştirilmesi ve yaşam düzeyinin iyileştirilmesi yoluyla
özerklik statüsü altyapısının tamamlanması, parti politikası olarak
benimsenmişti.
Yukarda
sıralanan bağlayıcı hükümlerden anlaşıldığı üzere; Çin devleti sınırları
içersinde yaşayan “küçük ve güçsüz” milletleri özerlik aşamasına
ulaştırılması, yalnız Zungli (Dr Sun Yast-sin)’in vasiyeti değil, ayni
zamanda iktidarda olan Çin Halk Partisinin resmen yükümlendiği
politikadır.
Doğu
Türkistan’daki Türk milleti, Çin devleti içindeki “küçük ve güçsüz”
milletlerden birisidir; özerkliği esaslarının anayasada belirlenmesi pek
doğal bir işlem olacaktır.
3. Öneri:
Anayasanın 4. Maddesinde geçen “Şingcang”[27]
adı, “Türkistan” olarak değiştirilsin.
Gerekçe: “Şingcang” deyimi, Mançu istibdat
yönetimince silah zoruyla dayatılan bir adlandırmadır. Türkistan’a bir
eyalet statüsü verilmiş olması, gerek nüfus yapısı ve coğrafi durumu,
gerekse kültürü ve ekonomisi bakımından gerçekçi tanımlama değildir. Bu
topraklar, çok eski çağlardan beri Türkistan (Türk + stan) olarak
adlandırıla gelmiştir. Burada stan, Türkçe’de ve Farsça’da ortak
kullanılan yer > yeri anlamı taşıyan bir sözcüktür.
Çungking’de Uygur
Türkçesi ve Çin’ce olarak ayda bir yayınlanan ALTAY dergisi, Üç Efendi
Hareketinin sözcüsüydü, diğer bir ifadeyle “Naşir-i Efkarı” idi.
Derginin sorumlu müdürü İsa Alptekin, Başyazarı Mehmet Emin Buğra idi.
Derginin, kısa zamanda halkımız üzerinde ve Çin devlet çevrelerinde
beklenmedik olumlu izlenim yarattığı görüldü. Altay’da yayınlanan
yazılar, Türkistan Yurtdaşlar Birliği imzasıyla sunulan
memorandumlar, Üç Efendiler öncülüğünde yapılan temaslar ve
konferanslar, bunların bir sonucu olarak başlayan meşhur M.E. Buğra -
Li Dung-fang polemiği, M.Emin Buğra’nın ifadesiyle “Kalem Küreşi” o
devirde Çin’in merkezinde ve Doğu Türkistan’da müspet gelişmeler netice
vermiştir.
1944’te “Üç vilayet
İnkılabı” nın başlaması ve yine bir takım siyasal şartların ortaya
çıkması üzerine Üç Efendiler, 1945 yılında merkezi Çin’den Doğu
Türkistan’a dönerler.[29]
Böylece Üç Efendiler Hareketinin İkinci evresi diyebileceğimiz
mücadeleler başlamış olur. Bu evrede siyasi mücadelenin yanı sıra
kültürel ve sosyal ağırlıklı projelere hız verilmiştir.[30]
Temmuz 1946’da
Ürümçi’de Altay Neşriyat Hanesi adıyla bir basın yayın merkezi
kurulmuştur. Öncelikli olarak bu yayın evi vasıtasıyla Altay dergisi,
Erk gazetesi süreli ve günlük yayınlar yapılmaya başlandı. Erk
gazetesinin sahibi ve müdürü İsa Yusuf Bey, başyazarı ise M.Emin
Buğra’dır. Gazetenin baş sayfasında her zaman logosunun hemen altında
Gaspıralı İsmail Bey’in “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” sözü, “Hak
kuvvetten üstündür”, ibaresi, “Milliyetçiyiz, Biz Halkız, Biz
İnsaniyetçiyiz” ve “Irkımız Türk, Dinimiz İslam, Yurdumuz
Türkistan’dır”
[31]
ifadeleri yer almaktadır. Her biri birer temel ilke niteliğindeki bu
ifadeler, Üç Efendiler Hareketinin temel görüş ve ülkülerini açıkça
ortaya koymaktadır.
O yıllarda
sözkonusu yayınevinden M.Emin Buğra’nın meşhur eseri “Doğu Türkistan
Tarihi”, “Kalem Küreşi”; Polat Kadiri’nin “Ülke Tarihi”yayınlanmış ve
İsa Yusuf Alptekin’in “Ben ve Benim Gayem” başlıklı bir makalesi Erk
gazetesinin ilk sayısında yayınlanmıştır.[32]
Bu önemli makale İsa Yusuf Altekin’in daha sonra Türkiye’de kaleme
alacağı “Esir Doğu Türkistan İçin” isimli mücadele hatıralarının da
temelini oluşturmaktadır.
Yine aynı yıllarda
Üç Efendiler Ürimçi’de “Yusuf Has Hacip Kütüphanesi” adı altında bir
kütüphane kumuşlardır.[33]
Kütüphanede diğer eserlerin yanı sıra bol miktarda Türkiye’den ve diğer
Türk memleketlerinden getirilen eserlere yer verilmiş, ayrıca
oluşturulan ilmi bir heyet ile tercüme faaliyetleri de yürütülmüştür.
Bunun yanısıra
halka açık toplantı ve konferansların tertip edilmesi için “Medeniyet
Kulübü” adı altında bir kültür merkezi teşkil etmişlerdir. Bu merkezde
yürütülen sosyal ve kültürel faaliyetler, temelde Üç Efendilerin toplumu
bilinçlendirme ve milli duyguları canlandırma projelerinin hayata
geçirlemeye başlanmasıdır. Nihayetinde bu çalışmalar “Doğu
Türkistanlı Gençler Kültür Uyuşması” adı altında bir derneğin
kurulmasının alt yapısını oluşturmuş ve bu dernek de ileri kurulacak
olan “Doğu Türkistan Milliyeçti Partisi”nin temelini
oluşturmuştur.
Üç Efendiler
Ürümçi’ye döndükleri 1945 yılında Doğu Türkistan’da sıcak siyasi
gelişmeler başgöstermişti. İli hükümetinden Ahmet Can Kasimî
başkanlığında bir heyet de Merkezi Çin Hükümeti ile bir anlaşma yapmak
üzere Ürümçi’de bulunuyordu.[34]
Üç Efendilerin de aralarında bulunduğu Çin heyeti ve İli hükümetinin
arasında varılan mutabakat sonucu 1 Haziran 1946 tarihinde 25 üyeden
oluşan bir birleşik eyalet hükümeti kurulur.[35]
Bu üyelerin 10’u Çili, 15’i ise yerli Türklerden oluşuyordu. Bu ilk
birleşik eyalet hükümetinde M.Emin Buğra Bayındırlık bakanı, İsa Yusuf
Alptekin hükümet üyesi, Mesut Sabri Baykozi ise Eyalet Genel
Müfettişliğine getirilir.[36]
Ardından 1 yıl sonra 28 Mayıs 1947 tarihinde hükümette bir değişim
yaşanır. Mesut Sabri Bey, eyalet hükümet başkanlığına, İsa Yusuf Bey ise
hükümet genel sekreterliğine getirilir. Böylece Doğu Türkistanı’ın, Çin
işgali altındaki son iki yüz yıllık geçmişinde ilk defa bir Uygur Türk’ü
yönetimin başına geçmiş olur.[37]
Dolayısıyla bu
olağanüstü gelişmeler Üç Efendiler için bulunmaz bir fırsat
niteliğindeydi. Zira bu sayede ellerinde bulunan siyasi ve ekonomik gücü
kullanarak Doğu Türkistan halkına hizmet etme, daha önceleri 1943’te
Cunking’de deklare ettikleri milli mücadele projelerini hayata
geçirebilme fırsatı doğmuştu. İlk etapta halkın sırtındaki ağır vergi
yükünü hafifletme, iç ve dış ticareti geliştirmek amacıyla girişimlerde
bulunarak, Doğu Türkistan’ın yerel ekonomik imkanlarını güçlendirmeye
yoluna gittiler. Diğer taraftan da yukarıda ismi zikredilen sosyal ve
kültürel faaliyetlere de devam ettiler. Bu faaliyetler toplumun büyük
bir kesimde memnuniyetle karşılanmaktaydı.
Üç Efendiler, her
ne kadar merkezi Çin’in denetimi altındaki bir eyalet hükümetinde görev
alsalar dahi, esasında takip ettikleri yol Milliyetçi bir karakterde
olması, merkezi Çin ve bölgeyi yeniden kendi hakimiyetleri altına almak
isteyen Rusya’yı rahatsız etmeye başladı. Nihayetinde daha bir yıl
geçmeden 1948 yılı sonlarına doğru Mesut Sabri ve İsa Yusuf Alptekin
görevlerinden alınır. Halkın tepkisini fazla çekmemek amacıyla da M.Emin
Buğra eski görevinde bırakılır.[38]
Ancak aradan kısa bir zaman geçmesiyle 1949 yılında Komünist Çin
askerleri Doğu Türkistan’a da ulaşır.
Doğu Türkistan’ın
Komünist Çin yönetimi tarafından işgal edilmesi, Üç Efendiler
Hareketi’nin yeni bir evresini oluşturmaktadır. İşgal sonrasında M.Emin
Buğra ve İsa Yusuf Alptekin, şartlar elverince tekrar yurda dönmek
amacıyla, mücadele yurt dışında sürdürme kararı alarak 1949 yılında Doğu
Türkistan’dan hicret ettiler. Dr. Mesut Sabri Baykozi ise yurtta kalmayı
tercih etmiş ise de Komünist Çinliler tarafından yakalanıp hapse atılmış
ve 1952 yılında hakkın rahmetine kavuşmuştur.
1949 sonrası, Üç
Efendiler Hareketi için üçüncü bir devir diyebileceğimiz, hareketin
uluslar arası bir boyut kazanması evresidir ki, bu çok yoğun ve kapsamlı
dönemdeki faaliyetler bu bildirimizin sınırlarını oldukça aşacağından
konuşmama burada son vermek istiyorum.
Bildiriyi sabırla
dinlediğiniz için teşekkür ederim.
[1]
Yunus Buğra,“Mehmet Emin Buğra’nın 1943-1945 Yılları Arası
Çalışmaları Üzerinde Kısa Bir Değerlendirme,” M.Emin Buğra
Külliyatı CD Seti, Belge No: 1.5.
[2]
M.Emin Buğra, Doğu Türkistan, Tarihi, Coğrafi ve Şimdiki Durumu,
İstanbul 1954, s.25-26.; İklil Kurban, Doğu Türkistan İçin Savaş,
T.T.K., Ankara 1995, s. 84-85; Abdullah Bakır, Doğu Türkistan Milli
İstiklal Hareketi ve M.Emin Buğra, Y.Lisan Tezi, İstanbul, 2004, s.
14.
[3]
M.Emin Buğra, a.g.e., s. 26; Yunus Buğra, “Doğu Türkistan’da ‘Üç
Efendim Hareketi’”, D.T.S.Dergisi, 56-57. sayı, s. 20; Ayrıca
bkz. Andrew, D.W. Forbes, Doğu Türkistan Harb Beyleri, Ter. Enver
Can, İstanbul 1991.
[4]
Yunus Buğra, a.g.m., s. 20.
[5]
M.Emin Buğra, a.g.e., s. 33; Yunus Buğra, a.g.m., s.20.
[6]
Yunus Buğra, a.g.m., s. 21; Abdullah Bakır, a.g.e., s. 73.
[7]
M.Emin Buğra, a.g.e, s.54, Yunus Buğra, a.g.m, s. 21. ; Forbes, a.g.e.,
s. 294
[8]
M.Emin Buğra, a.g.e, s. 56; Forbes, a.g.e, s. 309
[9]
Alptekin, a.g.e, s. 450.
[10]
Forbes, a.g.e., s. 298.
[11]
Yunus Buğra, a.g.m., s. 21.
[12]
Yunus Buğra, M.Emin Buğra Külliyatı CD seti, Belge No: 1.5.
[13]
Dr. Gültekin Pehlivan (Baykozi), Dr. Mesut Sabri Baykozi ve Mücadele
Hayatı, D.T.S.Dergisi, Sayı: 56-57, s. 25.
[14]
Dr. M. Yakup Buğra, M.Emin Buğra’nın Doğu Türkistan’daki Mücadelesi,
D.T.S.Dergisi, sayı: 46; s. 16.
[15]
İsa Yusuf Alptekin, Esir Doğu Türkistan İçin, İstanbul, 1985, s. 34,
39-40
[16]
M.Emin Buğra, a.g.e., s. 55.
[17]
Yunus Buğra, a.g.m.s. 21.
[18]
M.Emin Buğra, a.g.e., s. 55.
[19]
Yunus Buğra, M.Emin Buğra Külliyatı CD seti, Belge No: 5.1.; Yunus
Buğra, a.g.m.s. 22.
[20]
Yunus Buğra, M.Emin Külliyatı CD seti, Belge No: 1.3.
[21]
Aynı belge.
[22]
Yunus Buğra, a.g.m., s. 23
[23]
Yunus Buğra, a.g.m., s. 23.
[24]
Yunus Buğra, M.Emin Buğra Külliyatı Cd Seti, Belge no: 3.3.1.3.
[25]
1911
[26]
San Min Cuyi
[27]
Çince bir terim olan Şing-ji-yang > Şingcang > Sinkiang > Şincang,
yeni edinilen toprak anlamı ifade eder.
[28]
Yunus Buğra, a.g.m., s. 23; İsa Yusuf Alptekin, a.g.e, s. 431.
[29]
M.Emin Buğra, a.g.e., s. 59.
[30]
Doklun İsa, a.g.m, s. 40.
[31]
Abdullah Bakır, a.g.e, s.77
[32]
Alptekin, a.g.e. 466.
[33]
M.Emin Buğra, a.g.e,s. 60.
[34]
M.Emin Buğra, a.g.e., s. 60; Forbes, a.g.e., s. 349; Abdullah Bakır, a.g.e,
s. 78.
[35]
M.Emin Buğra, a.g.e, s. 61
[36]
M.Emin Buğra, a.g.e, s. 61; Alptekin, a.g.e., s. 450
[37]
M.Emin Buğra, a.g.e, s. 62, Alptekin. a.g.e, s. 506; Forbes, a.g.e, s.
362.
[38]
M. Emin Buğra, a.g.e, s. 63. Alptekin, a.g.,e s. 523
|